3. bölüm / 6
TOPRAĞA SIĞMAYANLAR2. Bölüm
Bölümler 6Şu an: 2. Bölüm
- 1 Giriş432 kelime
- 2 1. Bölüm2.545 kelime
- 3 2. Bölüm2.817 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 3. Bölüm3.204 kelime
- 5 4. Bölüm3.451 kelime
- 6 5. Bölüm3.592 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Merhabalaarr canlarımmm TS'nin ikinci bölümüne hoş geldiinizzz.
Lütfen beğeni ve yorumlarınızı eksik etmeyin.
Hazırsanız bölüme geçelimmm🍂🪽
🍂🪽
İlahi bakış açısı
Alphan Arslan, dediği gibi kıdemli üsteğmendi; işinde son derece başarılı, disiplinli ve görev bilinci yüksek bir askerdi. Gözü kara biriydi; tek işi mesleğini layığıyla, eksiksiz şekilde yapmaktı ve zaten bunu fazlasıyla yapıyordu. Onun için görev, yalnızca bir sorumluluk değil, aynı zamanda bir yaşam biçimiydi.
Gözü hiçbir zaman kimseye kaymamıştı. Hayatında önceliği hep mesleği olmuştu; zaten bakmak istese bile bakamazdı. Sebebi ise mesleğinin zorluğu ve taşıdığı ağır yüklerdi. Sevdiği bir kadını ardında bırakmaktan, yalnız kaldığında başına bir şey gelmesinden korkuyordu. Bu düşüncelerle yaşamak, onun için delirmekle eşdeğerdi.
Sevdi mi tam severdi. İyi sevmesi, hem annesiyle babasının arasındaki güçlü bağdan hem de Ankaralı oluşunun getirdiği o ağırbaşlı, köklü duruştan geliyordu. Onun sevgisi sessizdi ama derindi; gösterişten uzak, sadakatle doluydu.
Alphan sayısız bir çok operasyona çıkmış, defalarca ölümle burun buruna gelmişti. Ama hiçbir zaman korkmamıştı. Korkmak ona göre zayıflıktı; çünkü korkarsan yapamazsın, başaramazsın, hiçbir şeyi elde edemezsin. Hep derdi ki: "Korkarsan geride kalırsın, sadece izlersin." Ona göre kazanmak isteyen korkmamalı, çabalamalıydı.
Bunun sebebi basitti; kendisi hayatı boyunca hep böyle yapmıştı. Korkmamış, mücadele etmiş ve çoğu zaman kazanmıştı.
Hatta halla mücadele etmeye devam ediyordu.
Ama bir kadını sevmekten korkuyordu. Onu kırmaktan, üzmekten, yıpratmaktan korkuyordu. Çünkü çok iyi biliyordu ki sevdiği bir kadını kırarsa, en çok kendisi parçalanırdı.
Hep derdi: "Kalp kırmak, bin Kâbe yıkmaktan daha kötüdür." Ve bu sözüne yürekten inanırdı.
Bu zamana kadar hiçbir kadını kırmamak için elinden gelen her şeyi yapmıştı. Hayatında en çok değer verdikleri ise annesi ve kız kardeşiydi. Çünkü onlar Alphan'ın canından bir parçaydı; onlara bir şey olursa, yaşamının da bir anlamı kalmazdı.
Belki de bu yüzden, kalbini korumayı öğrenmişti. Çünkü bazı duygular, savaş meydanlarından bile daha tehlikeliydi.
Ama bilmediği bir şey vardı; kalbini ne kadar korursa korusun, ne kadar o duygulardan kaçarsa kaçsın o savaş meydanına girecekti hemde seve seve, hiç fark etmeden aniden karşısındaki kadına dair içinde bir sıcaklık olmuştu ama o buna bir anlam veremedi.
Karşısındaki kadının onu neden böyle dikkatle baktığını, incelediğini hiç anlamamıştı fakat oda onu incelemekten kendini alı koyamamıştı.
Aslıhan'nın siyah dalgalı saçları göğüsün altına kadar uzundu ve çok güzel duruyordu. Koyu kahve gözleri insanı insandan alıyordu. Yüz yapısı çok güzeldi ciddi duruyordu ama biliyordu o ciddi yüzün arkasında hem hüzün verdi hemde eğlenceli bir kadın ama Alphan bunu şimdilik bilemeyecekti.
Alphan'dan kısaydı. Alphan bu duruma gülmek istemişti ama gülemezdi, gülmemek içinde yanağının içini dişledi.
Güzel kadındı Aslıhan, hemde çok güzeldi. Bakmaya kıyılamayacak kadar güzeldi.
İnsanın bu kadına baktıkça bakası geliyordu.
Ne kadar bakmamaya çalışsada olmuyordu, sanki biri onu o gözlere çekiyordu.
Bilmediği bir şey vardı, ileride o çok bakmak isteyipte bakamadığı gözlere doya doya bakıcaktı. Kim bilir belki de hiç bakamayacaktı.
🍂🪽
Aslıhan Demirhan
Birden kendimi Alphan izlerken buldum, yanlış anlayabilirdi ve yanlış anlamasından gerçekten çok korktum; farklı, garip veya yanlış şeyler düşünebilirdi değil mi? Kendi kendime hızla düşündüm ve ne yapmam gerektiğini kestirmeye çalıştım.
Kendime gelir gelmez, hafifçe kafamı yana doğru uzatıp Alphan'ın arkasına baktım; bütün tim burada, sessizce bizim bakışmamızı dikkatle izliyordu ve bazıları hafifçe gülümsemişti.
Allah kahretsin, nasıl böyle bir hataya düştüm, gerçekten bilmiyordum. Bir anlığına utançtan ve heyecandan donakaldım, kalbim hızlıca çarpmaya başlamıştı.
Hafif öksürerek konuya girdim: "Timinizle tanışıp hemen dosya ile ilgilenmeye başlayalım; artı olarak planınız varsa duymak isterim, yoksa birlikte planı hızlı bir şekilde kurarız." Demiştim. Net, kararlı ve biraz da aceleci bir şekilde.
Alphan ise sakin ama kararlı bir şekilde kafasını sallayıp yanıt verdi: "Planımız var, hemen ve hızlı bir şekilde timimle tanışın ve işimize başlayalım!" demişti, kalın sesiyle hem otoriter hem de dikkat çekici bir şekilde.
Arkasına döndü ve yüksek bir sesle, emir verir gibi, "Savcı hanıma kendinizi tanıtın; kısa, öz ve net olun, asker!" Demişti. Timin üyeleri hemen hizaya geçti ve duruşlarını alarak hızlıca hazırlıklarını yapmaya başlamışlardı.
Tim üyeleri, Alphan'ın tek bir bakışıyla refleks gibi hizaya girmişti. Üniformaları kusursuz, duruşları askerî disiplinin net bir yansımasıydı. Her biri suskun ama hazırdı; bu sessizlik bile ne kadar tecrübeli olduklarını anlatıyordu.
Alphan bir adım önce çıktı yine, sert ve net "kısa öz ve net." Demişti.
İlk olarak sol baştan biri öne çıktı.
"Kıdemli üsteğmen Oğuzhan korkmaz," dedi tok bir sesle. "Boz Timi komutan yardımcısı. Kod adım Pars."
Bakışları sakindi ama tetikteydi; kriz anlarında komutanının gölgesi gibi hareket edenlerdendi. Alphan'ın suskunluğunu en iyi anlayan kişi olduğu her hâlinden belliydi.
Hemen ardından yanında duran asker bir adım attı.
"Üsteğmen Suna Karahan," dedi net bir sesle. "Kod adım Şahin. İstihbarat, drone ve saha analizi."
Gözleri çevreyi tarıyordu; en küçük ayrıntıyı bile kaçırmayacak türdendi. Masada timin aklı olanlardandı.
Üçüncü asker öne çıktığında ortam daha da ağırlaştı.
"Üsteğmen Emir Tural," dedi kısa ve kesin bir ifadeyle. "Kod adım Kartal. Keskin nişancı."
Sessizdi ama bakışları her şeyi söylüyordu. Timde herkes onun için, 'Kartal görmeden Boz hareket etmez' derdi.
Ardından iri yapılı bir asker konuştu.
"Astsubay Kıdemli Çavuş Kaan Yalçın," dedi. "Kod adım Demir. Patlayıcı ve tuzak uzmanı."
Sesi rahattı ama taşıdığı sorumluluk ağırdı; mangal başında timin babası olan türdendi.
Sonra daha rahat duran biri öne çıktı.
"Uzman Çavuş Furkan Aksoy," dedi. "Kod adım Kurt. Öncü, ilk giren."
Dışarıdan bakıldığında eğlenceliydi ama sahada ilk adımı atan oydu.
Onun hemen ardından sessizliğiyle dikkat çeken biri konuştu.
"Uzman Onbaşı Barış Ulu," dedi kısaca. "Kod adım Gölge. Keşif ve sızma."
Fazla söze gerek duymadı; zaten sessizliğiyle bile fark ediliyordu.
son bir adım öne çıkan asker konuştu.
"Uzman Çavuş Caner Deniz," dedi. "Kod adım Can. Muharebe sıhhıyecsi."
Sesi yumuşaktı ama gözlerindeki ciddiyet, ölümle hayat arasındaki çizgide kaç kez durduğunu anlatıyordu. Timde herkesin kardeşi gibiydi.
Tanışmalar tamamlandığında kısa bir sessizlik oldu.
O an fark ettim ki karşımda duranlar sadece asker değildi; her biri defalarca sınırın ötesine geçmiş, geri dönüp dönmeyeceğini bilmeden görev yapmış insanlardı.
Bakışlarım istemsizce tekrar Alphan Arslan'a kaydı.
Bu dosya artık yalnızca bir dava değildi.
Bu, savaşın başka bir yüzüydü.
Ve biz, farkında olmadan aynı cephede buluşmuştuk.
🍂🪽
Tim üyeleri kendilerini tanıttıktan sonra ortamda kısa bir sessizlik oluştu. Alphan Arslan, bakışlarını tek tek timinin üzerinden geçirip bana doğru döndü. Omuzları dik, duruşu her zamanki gibi sarsılmazdı. Bir anlık duraksamanın ardından bir adım öne çıktı.
"Ben Kıdemli Üsteğmen Alphan Arslan," dedi.
"Boz Timi Komutanıyım." Ardından ekledi. "Kod adım ARS."
Sesi ne yükselmişti ne de yumuşamıştı; net, kararlı ve tartışmaya kapalıydı. Devam etti:
"Görevim; bu timi sağ salim sahadan çıkarmak, verilen emri eksiksiz yerine getirmek ve gerekirse sorumluluğun tamamını üstlenmektir. Sahada karar alırım, timim uygular. Riskten kaçmam ama gereksiz riske de asla izin vermem."
Bakışları sabitti, gözünü kaçırmıyordu çünkü kendinden emindi.
"Bu operasyon benim için yalnızca bir görev değil," dedi kısa bir duraksamayla. "Devlet adına, çocuklar ve masumlar adına yapılması gereken bir zorunluluktur. Savcı hanımla bu dosyada aynı taraftayız."
Son cümleyi özellikle vurgulamıştı.
"Bu yüzden," diye ekledi, "sahada güven esastır. Ben timime güvenirim. Siz de bize güveneceksiniz."
Sustu.
O an anladım ki karşımda duran adam yalnızca bir asker değildi; sorumluluğu sırtında taşıyan, kararlarının bedelini ödemeye hazır bir komutandı.
Ve bu dosyada, onunla omuz omuza yürümek zorundaydık.
Hiç birimizin diyecek daha fazla bir şeyi yoktu aslında vardı benimde hepsi gibi kendimi tanıtmam gerekiyordu.
Kendimden emin bir şekilde sesim net duruşum dik sesimde kesinlikle bir taviz yada kararsızlık olmadan "bende bildiğin gibi Savcı Aslıhan Demirhan, bir dosya için burda toplanmış bulunduk biliyorsunuz. Bu dosyanın bende değeri çok. Sebebi ise yıllar önce bu operasyonda haince şehit düşürülmüş olan asker arkadaşım Mert Akın. Hemde halla yakalanmadıkları için bir çocuk onlar yüzünden ölüyor, bende bu yüzden bu dosyayı tekrar açtım." Sesimdeki emin olmuşluk ve netlik çok açık bir şekilde kendini belli ediyordu.
Timdeki beni anladığını belli eden mırıltılar çıkartıyordu ve onaylıyordu, şüphesiz ki bu konudan hoşnut olmayan bir kişi vardı.
Alphan'dı ve bakışlarından dahi belli ediyordu, kaşları sonuna kadar çatılmıştı çenesi sıklaşmıştı ardından konuşmaya başladı.
"Anladığım kadarıyla savcım bu dosyayı açmanızın sebebi ölen erkek arkadaşınızın intikamını almak için, bence çocuklar için istemiyorsunuz, erkek arkadaşınız için istiyorsunuz." Sesinde hem ima, hem sinir vardı. Erkek arkadaşınız dediği yeri bastırarak demişti ve ben o imayı çok iyi anlamıştım, sevgilin demek istiyordu it.
Kendimi tutamadım çünkü sinirlenmiştim ona sertçe bakıp sesimi hafif yükselterek konuştum. "Ne demek istiyorsun sen? Benim çocuk bahanesiyle arkadaşımın intikamını alıcağımı mı söylüyorsun? Öylemi, haddini aşıyorsun, düzgün konuş benimle senin karşında arkadaşın yok asker! Bana iftira atamazsın! Ben bu dosyayı her iki şey içinde açtım, lafını bilde bir dahakine öyle konuş!." Sesimde sinirlendiğimi belli eden bir ton vardı ve bunu Alphan çok iyi anlamıştı.
Mahçup olmadığı gözlerinden çok belli oluyordu, ama karşındaki kişiyi unutup böyle konuştuğu için mecburen özür dilemesi gerekiyordu, çünkü ben sıradan biri değilim, benimle bu şekil konuşmaya hakkı yoktu. birbirimizi tanımıyorduk bile sadece dosya için yan yana gelmiş iki insandık. Arkadaş dahi değildik. Benim hakkımda bu şekil ima yapamazdı! Ben buna asla izin vermezdim.
"Kusura bakmayın sayın savcım, siz beni yanlış anladınız bağırmanıza gerek yoktu." Bunu derken sesi çok sert çıkmıştı sinirlenmişti, sinirlenmesi zerre umrumda değildi çünkü yaptığı hataydı.
"Bir dahakine çok dikkat et!" Demiştim sakin ama net bir sesle.
Alphan kafasını hafif önüne eğip hafif sırıtmıştı ve ben bunu fark etmiştim. "Neye gülüyorsun sen asker!? hayırdır komik olan bir durum mu var burada?" Sesim sakinliğini koruyordu ancak derinlerde olan sinir kendini ap açıl belli ediyordu.
Kafasını aniden kaldırıp bana baktı ve tek kaşı havaya kalkmıştı. "Yanlış görmüşsünüzdür belki savcım, hem sırıtmak yasak mı? özgür bir dünyada yaşıyoruz değil mi?" Demişti ama sesindeki sinir etme çabası çok bariz kendini belli ediyordu. Benimle uğraşıyordu bu adam, delimiydi lan bu adam artı olarak benim hafif sinirlendiğimi görünce biraz daha sırıtmıştı.
(Yazarın iç sesi:Alphan'ın Aslıhan'ı gıcık etmesi şaka mıığğ? Hahahahha)
Sırıtışına ayar olmuştum ya ama bir gerçek vardıki gülüşü ona yakışıyordu.
Ben ne düşünüyorum ya delirdim galiba bu adam insanın ayarlarıyla oynuyordu, kaşlarım çatılmıştı ve dişlerimin arasından "sen" demiştim ama devamını getirememiştim oda iki ellerini yukarı kaldırıp omuzlarını kaldırıp indirirken, aynı anda kaşlarını da kaldırıp indirmişti yani bu 'ben bir şey yapmadım' demekti, sabır ya cidden sabır bu adam beni çıldırtıyordu cidden, büyük ihtimalle derdi de buydu zaten bakışından belliydi şerefsizin.
Takmamaya çalışarak önüme döndüm fakat, keşke dönmez olaydım. Bütün Boz timi bizi sırıtarak izliyordu ve gözlerindeki ima çok belli oluyordu utanmıştım Off ben bunları nasıl burda unuturdum ki.
Tekrar Alphan'a döndüm o ne için döndüğümü anlamış olucaki aniden timine döndü ve kaşlarını çatıp sert bir bakış attı. Boz timi bu bakışı anlmış olucak ki, anında o sırıtışı ve imayı gözlerinden silip, dik durup, eski ciddiyetlerine aniden geri dönüş yaptılar.
Askerlerin komutanlarını dinlediğini, her dediğini yaptığını biliyordum fakat sanki Alphan ve bu timin arasında faklı bir bağ vardı, yada bana öyle geliyordu bilmiyordum ama kesin hepsi arkadaştı.
Daha fazla bu duruma katlanamazdım, artık dosyaya başlamamız gerekiyordu ve planları varsa onların planını dinleyecektim, yoksada plan oluşturmamız lazımdı.
Kendimden emin bir şekilde "artık işimizin başına mı geçsek? Geç olmadan konuşalım halledelim." Demiştim.
Alphan ise "haklısınız savcım en iyi işimize odaklanalım ve halledelim." Demişti.
"Pekala, Maalesef ki burada bir toplantı masam yok, ama masam geniş, özgeden bir iki tane sandalye isterim getirir, Alphan üsteğmen ve Oğuzhan üsteğmen, benimle birlikte masamda otururuz. Suna üsteğmenim sizde önümüzdeki koltuklardan birine oturursunuz, geri kalan arkadaşlar siz istediğiniz yere oturabilirsiniz." Sesim çok sakin çıkmıştı zaten hepside beni onaylar bakışlar atmışlardı.
Ardından kapıya doğru yürüyüp kapıyı açtım. "Özgeciğim bize iki tane sandalyeye getirir misin?malum arkadaşlar biraz kalabalıkta." Dedim gülerek oda bana eşlik edip "tabiki savcı hanım hemen getiriyorum." Diyip gitti.
Aradan beş dakike geçmeden kapı açıldı ve içeri özge girdi. Elindeki sandalyeler ağır olucak ki zorlanmıştı, benden önce adını yeni öğrendiğim Caner gidip direk elinden aldı. "Teşekkür ederim." Demişti Özge, Caner ise ona bakmadan net bir şekilde "rica ederim." Demişti. Getirdiğimiz sandalyelere, Alphan ile Oğuzhan oturacaktı.
Ben pencere tarafına oturdum. Yanımda Alphan onun yanında Oğuzhan vardı. Benim önümde suna oturmuşu onun karışısına emir oturmuştu.
Geriye dört kişi kalmıştı; Kaan, Furkan, Barış ve Caner kalmıştı. Üçlü koltuğa sığmayacakları içim mecburen bir tane daha sandalye getirmiştik. Caner sandalyede oturmuştu.
Herkes yerini aldıktan sonra dosyayı açtım.
İlk konuşan Alphan'dı. "Öncelikle iyi bir araştırma yapmamız gerekiyor, nerde kalırlar? ne yaparlar gibisinden ve ellerinde çocuk varmı? Yada her hangi bir esir, bunları çok iyi bir şekilde araştırıp bilgi edinmemiz gerekiyor." Sert ve otoriter bir şekilde demişti.
"Haklısınız ilk önce dosyayı iyice bir okuyup gözümüzden bir şey kaçtıysa dikkat ederiz, ona göre harekat ederiz ki sorun çıkmasın. Operasyon başarı ile tamamlansın." Demiştim ve cidden haklıydı, belki ellerinde bir esir yada çocuk olabilirdi.
"Merak etmeyin savcım, operasyonda kimsenin başına bir şey gelmeden bitiririz. Buna emin olabilirsiniz. Hepimiz çok iyiyiz, özelliklede Emir attığını vurur." Hem alaylı hemde gurur dolu sesiyle demişti Caner.
Caner'in bu dediğine Emirde dahil hepsi gülmüşlerdi, galiba Emir iyi bir keskin nişancıydı.
Bu olaydan sonra hepimiz dosya ile ilgilendik, aynı kağıdı hepimiz sırasıyla okuyup göz gezdirdik, birimiz bir şey kaçırır diye yapmıştık.
Nerdeyse iki saattir dosya ile ilgileniyorduk telefona baktığımda ise saat 08:50 geçiyordu baya geç olmuştu.
Aniden Alphan bana döndü. "Sayın savcım saat geç oldu, isterseniz siz dosyayı bize verin biz askeriyede iyice araştıralım. Bilgi edinirsek size haber ederiz." Sesi netti ve kararlıydı, gözlerinden dahi belli oluyordu ve haklıydı.
Sesimi netleştirim konuştum." Haklısınız Alphan üsteğmenim,sizin dediğiniz gibi yapalım." Demiştim.
Hepsi birden ayaklandılar ve bütün kâğıtları düzenleyip aynı dosyaya kattılar.
Sırasıyla hepsinde el sıkıştık ve odanın kapısını açıp gittiler. Hepsi Alphan'ın takip ediyordu.
Tek kalınca ipad'ımı çantama katıp, kabanımı giydim telefonumu ve çantamı alıp odadan çıktım.
"Özgeciğim ben çıkıyorum yarın görüşürüz dikkat et kendine." Deyip el salladım ve Adliye'den çıkmıştım.
Arabama doğru yürüdüm, önüne geldiğimde ise kapısını açıp oturdum. Çantamı yan tarafıma koyup, arabayı çalıştırıp yola koyuldum.
İş çıkışı için trafik vardı nerdeyse bir saatte yakın eve gelmiştim, anahtarımla kapımı açıp eve girdim.
Kabanımı askılığa asıp odama gittim.
Üzerine rahat şeyler giydim ardından lavaboya gidip elimi yüzümü kıyadım. Lavabodan çıktıktan sonra çantamı alıp çalışma odasına doğru adımlarımı attım. Çalışma odama geldiğimde ise her şeyimi yerine yerleştirip odadan çıktım, oturma odasına geçip koltuklardan birine oturdum.
Kafamı geriye doğru yaslayıp tavana bakarak derin bir nefes aldım, çok yorulmuştum hemde her şeyden!Mert'in yokluğu çok koyuyordu çok iyi biriydi keşke ölmeseydi, keşke şu an aramızda olabilseydi.
Aniden sabah akılma Derya ile konuştuklarımız geldi. Neni ara demişti, yerimden doğrulup telefonumu elime aldım, rehberden Derya'nın numarasına tıklayıp aradım.
İki üç çalışta açmıştı fakat ne açmak, yatakta saçı başı dağılmış uyuyordu, ne ara eve gitti, ne ara uyudu bilmiyorum, yukarıdan saatte baktım. Saat 10:20 geçiyordu, beklerdim ben Derya'dan hemen uyurdu o. Ben onun bu Halina kahkaha atıyordum. O ise ters bakışları ile bana bakıyordu, tabi o sert baktığını sanıyordu. En sonunda uykulu sesiyle "ne var be, niye uykumdan uyandırıyorsun beni? Birde utanmadan gülüyorsun." diye cırlamıştı.
"Salak bacım, hani dedin ya dosya ile alakalı beni ararsın, ne oldu? ne bitti diye anlatırsın demiştin ya hani." Dedim gülerek.
Dediklerimden sonra gözlerini iyice açarak yataktan kalkıp oturdu. "Aaa doğru kız anlat noldu? ne bitti." Dedi ciddi haline bürünerek.
Bu haline kahkahayı bastırmıştım. "Tamam ya gülme, unutmuş olabilirim çok yoruldum bugün." Demişti fakat sesi biraz üzgün ve biraz suç işlemiş çocuklar gibi çıkmıştı.
Gülmemi sonunda durdurdum. "Tamam tamam gülmüyorum canım." Dedim. "Ee hadi anlat." Dedi sabırsızlıkla.
"Geldiler işte, hepsiyle tanıştım 8 kişilerdi. Aralarından bir tanesi kadında hatta çok iyi duruyordu, timin komutanı biraz şeydi..." dedim kaçamaklı bir sesle,Derya ise bana öyle bir bakıyordu ki demezsem evimi bombalıyacakmış gibi "neydi? Çabuk söyle!" Dedi ve "kesin çok beğendin dimi?" Dedi anlamış gibi. "Evet, yakışıklı hatta karizmatikte fakat çok gıcık ya, bana bulaştı pislik!" Dedim hafif sinirlenerek.
Derya ise kahkaha attı.
"Neyse boş ver şimdi olayı anlat." Dedi. "Dediler ki; öncelikle bunları iyice araştırmamız gerekiyor, elimizde bilgi olsun ona göre operasyon ayarlarız, dedi ve ellerinde bir esir yada çocuk varmı ona bakalım dedi, ve haklıydı bende onları onayladım. Dosyayı kontrol ettik geç olunca onlar biz askeriyede devam ederiz diyip gittiler." Dedim sakince.
Derya anlamışcasına kafasını salladı, ardından bir şey fark etmiş gibi gözleri irice açıldı ve "esir dedin! Fark ettin mi? Hatırlarsan bize Mert öldü dediler ama Mert'in cesedi yoktu ama ya Mert onların elinde esirse?" Dedi hem panikle, hemde bir umutla, banda mantıklı gelmişti ama olamazdı ölmüştü o biz onun cenazesine gittik gömdük.
"Ama öldü o cenazesine gittik, gömdük sende biliyorsun! Umuda kapılmayalım güzelim." Dedim ümitsizce.
Benim sözlerimden sonra onunda gözlerindeki ümit ışığı sönmüştü. "Haklısın, bir an olur diye heveslendim, yapacak bir şey yok." Dedi üzgün bir sesle.
"Neyse gülüm geç oldu, yarın erken kalkacağız uyuyalım mı?" Dedim konuyu dağıtmak amaçlı.
Oda "olur uyuyalım canım, hadi iyi geceler görüşürüz." Dedi bende "iyi geceler canım." Diyip telefonu kapattım ve yanıma koyudum.
Derya'nın dediği çok mantıklı geliyordu ama olamazdı çünkü ölmüştü o ama bir ihtimal yaşıyorsa, o zaman bu olaydan kimsenin kurtuluşu olamaz, herkese gerektiği en ağır cezayı vermek için elimden gelen her şeyi yapardım, bunu herkes biliyordu.
Daha fazla bunları düşünüp kafamı bozmak istemedim, onun için kalkıp odama doğru adımlarımı attım ve sonunda odama gelip yatağımın üzerindeki örtüyü kaldırıp, yatağın içine girdim. Örtüylede üstümü örttüm.
Gözlerimi kapattım fakat uyuyamadım, aklımdan bir türlü düşünceler çıkmıyordu, gerçek olur düşüncesi beni mutlu ediyordu ama ya olmazsa diye heveslenmeyi geride bırakmak zorunda kaldım.
Yatağın içinde biraz daha oyalandıktan sonra uyku yavaş yavaş bastırmıştı ve sonunda uykuya dalmayı başarabilmiştim. Umarım her şey yolunda giderdi de herkes çok mutlu olurdu.
🍂🪽
Bölüm sonu...
Aslıhan'dan şüphelenen Derya ahhahahahah
Eveeett arkadaşlar ikinci bölüm böyleydi beğendiniz miii?
Lütfen oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin.
TS'nin üçünü bölümünde görüşmek üzere🍂🪽
Bölüm etkileşimi
