5. bölüm · TİTREŞİM MODUNDA AŞK

Bölüm 5

Bünyamin Özek

Salondan kaçıp mutfağa geldiğimde, elim otomatik olarak telefonuma gitti. Biber aromalı bir sinir krizi geçirdiğimde aramam gereken tek kişi vardı: Açelya. O, benim ne kadar lila, ne kadar dağınık olduğumu bilen tek kişiydi.
Beş dakika içinde buluşmak üzere anlaştık; şehrin en köşedeki, en huzurlu kafesinde, yani Özgür’ün gelmeyeceği garanti olan bir yerde.
Ceketimi alıp sessizce kapıdan fırladım. Arkamdan ‘Nereye?’ diye soran kimseyi duymamayı diledim.
Kafeye vardığımda, Açelya çoktan yerleşmişti. O da en az benim kadar güzel, cana yakın ve her zaman dinlemeye hazırdı.
“Lila Kafa,” dedi, beni görür görmez. Benim saç rengimi bir sevgi sözcüğü gibi kullanırdı. "Yüzün bembeyaz. Bu acil durumun sebebi nedir?"
Önümdeki kahveden büyük bir yudum aldım. Etrafta Özgür’ün kokusu ya da sesi yoktu; güvenli limandaydım.
“Özgür,” dedim, tek kelimeyle. Bu, Açelya’nın her şeyi anlaması için yeterliydi.
Açelya dudaklarını büzdü. "Çocukluk travman mı geri döndü? Ne yaptı yine? Arabanın lastiğini mi patlattı, yoksa en sevdiğin boya kutunu mu devirdi?"
Derin bir nefes aldım ve her şeyi anlatmaya başladım. Gülfidan Anne ve Özgür’ün aceleyle eve taşınmalarından, o misafir odasındaki gergin meslek tartışmalarına kadar her şeyi... Tabii ki o iç sesi, o titreşim modundaki aşkı hariç.
“...ve en son salonda herkes çay içerken, bana ‘Hayatın tuvalden ibaret’ dedi. Sürekli beni sinirlendiriyor, Açelya! Sanki bu, onun hayatta kalma şekli.”
Açelya, bardağını bana yaklaştırdı ve usulca tokuşturdu. “Sinir krizine hoş geldin. Ama Merve,” dedi, sesini alçaltarak. “Sadece sinir ediyor mu? Yoksa... o çok yakışıklı olması seni de sinir ediyor mu?”
Kafamı iki yana salladım. “Hayır. Yani, evet yakışıklı, ama bu umrumda değil. O benim kuzenim. Çocukluğumdan beri düşmanım. Ama sorun şu ki... sanırım ben ona hâlâ aşığım, Açelya.”
Bu, kafede yüksek sesle söylediğim en büyük sırdı. Açelya’nın gözleri faltaşı gibi açıldı.
“Ne? Hâlâ mı? Oysa ondan bahsederken yüzün, sinirden morarmış domatese dönüyor.”
“Biliyorum. İşte bu yüzden bu his, titreşim modunda bir aşk gibi. Dışarıdan bakınca sessiz ve hareketsiz, ama içimde sürekli bir alarm çalıyor. Onu görmezden gelmeye çalışıyorum. Ta ki o, kapıyı çalana kadar. Şimdi aynı evin içindeyiz! Aynı odanın önünden geçeceğim her an, alarmım susmayacak.”
Açelya, elini uzatıp elimi tuttu. “Bak, seni anlıyorum. Özgür her zaman bir ‘yakışıklı bela’ oldu. Ama bu kadar yıldır sakladığın bir his, aynı evin içine hapsolduysa, o duvarı yıkmak üzeresin demektir.”
“Hayır! Yıkılmayacak,” dedim, kararlılıkla. “Ona olan mesafemi korumalıyım. Bu yüzden... benim bir plana ihtiyacım var. Onu görmezden gelmek, ondan kaçmak için bir plana.”
Açelya gülümsedi. Bu gülümseme, genelde başının belaya gireceğini gösterirdi. “Peki, kaçamak. Bir ressamın, valeye karşı görmezden gelme operasyonu mu? İşte bu ilginç bir senaryo. Nasıl bir plan?”