14. bölüm · TİTREŞİM MODUNDA AŞK

Bölüm 14

Bünyamin Özek

Açelya’nın "mesleki yakınlık, fiziksel uzaklık" stratejisiyle eve döndüm. Birkaç saat sonra, Valhalla logosunun ilk taslağını bitirmiştim. Amacım, bitmiş taslağı salonda, annemlerin yanında, tamamen halka açık bir ortamda Özgür’e göstermekti. Asla odada baş başa kalmayacaktım.
Akşam yemeğinden sonra, salonda Babam gazetesini okurken, Gülfidan Anne ile Annem mutfakta çay hazırlıyordu. Özgür, tekli koltukta oturmuş, telefonunda bir şeyler izliyordu. Mükemmel bir ortam.
Eskiz defterimle Özgür’ün yanına yaklaştım. "Valhalla logosu için ilk taslaklar hazır. Bakabilirsin."
Özgür, telefonunu yavaşça sehpaya koydu. Yüzünde muzip bir gülümseme belirdi. Sanki Açelya’nın stratejisinin farkındaydı.
"Burası çok aydınlık değil, Merve. Hem Uzay her an gelip defteri karalayabilir. İş bu kadar önemliyken riske atmayalım. Çalışma odam daha uygun."
"Hayır, burada bakabilirsin. Fikirlerini hızlıca alacağım," dedim, sesim kararlıydı ama içimde titreşim modu hızlanmaya başlamıştı.
Özgür, oturduğu yerden kalktı ve bana yaklaştı. Aramızdaki mesafe anında sıfırlandı. Boyu, beni hemen hemen tamamen gölgede bırakıyordu.
"Şimdi, bu bir iş. Ve ben, logoya hayat veren sanatçı ile baş başa, detaylıca konuşmak istiyorum. Bu işi kabul ettiğinde, bana ait oldun, Merve. En azından iş saatlerinde," dedi, sesi alçak ve hipnotize ediciydi.
Babamın duymayacağı kadar alçak bir fısıltıydı bu. O an, o kadar güçlü ve çekici görünüyordu ki, hayır deme gücünü kendimde bulamadım. Romantizm tavan yapıyordu.
"P-peki," dedim. "Ama sadece iş konuşacağız."
Özgür, gülümsedi. "Söz veremem."
Özgür’ün Çalışma Odası (Kontrolsüz Çekim)
Özgür’ün çalışma odası, benim lila odamın tam zıttıydı; sade, koyu renkli, düzenli ve ağır bir maskülen enerjiye sahipti.
Masasının yanındaki koltuklardan birine oturdum. Özgür, defterimi masanın üzerine yaydı ve hemen yanıma, çok yakına, sandalyeyi çekti. Aramızda sadece birkaç santim vardı.
"Göster bakalım," dedi, bakışları deftere odaklanmış gibiydi ama tüm varlığı benim üzerimdeydi.
Taslakları göstermeye başladım. Kalemle çizimlerin üzerinde daireler çizerken, o da deftere eğildi.
"Şu kanat figüründeki keskinlik hoşuma gitmedi. Daha akıcı olmalı. Tıpkı yüksek hız gibi," dedi.
Özgür, konuşurken elini deftere koydu ve başparmağını, bir anlığına, çizdiğim bir çizginin üzerinden benim parmağıma doğru kaydırdı.
Bu, bir iş hamlesi değildi. Bu, saf bir çekim hamlesiydi.
"Daha... akıcı mı?" diye kekeledim. Gözlerim, onun parmağının elimin üzerindeki sıcaklığına takılı kalmıştı.
Özgür, yavaşça başını kaldırdı ve bana baktı. Gözlerinde, dünden beri gizlediği o yoğun arzu vardı. Odanın ışığı, sadece o anı aydınlatıyor gibiydi.
"Bazen akıcılık için, engelleri kaldırmak gerekir," diye fısıldadı.
Bu, erime noktasıydı. Artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Yirmi yıllık bastırılmış aşk, yirmi yıllık düşmanlık, Açelya’nın stratejisi, Lila Duvar... hepsi o an, o küçücük odada eriyip yok oldu.
Yavaşça, irademi kaybetmiş bir şekilde, ona doğru eğildim. Özgür, bu hareketimi bekliyormuş gibi, koltuğunda bana doğru yaklaştı.
Tamamen kenetlenmeden sadece bir nefes uzaktaydık.
O an, tüm titreşim modu alarmı susmuştu. Tek duyduğum şey, kalplerimizin senkronize atışıydı. Dudaklarım onunkine değmek üzereyken...