10. bölüm · TİTREŞİM MODUNDA AŞK
Bölüm 10
Dün geceki karşılaşmadan sonra, Lila Duvarım sadece çatlamakla kalmamış, ciddi bir onarıma ihtiyaç duyuyordu. Özgür'ün o dokunuşu ve sorduğu soru ("Gözlerin neden sürekli bende?") beynimde bir döngüye girmişti. Bu yüzden Açelya'ya gitmek yerine, kendimi Uzay'ın peşinde buldum.
Annem, Uzay'ın okul alışverişi için beni görevlendirmişti. Tabii ki bu işe bir kişi daha dahil oldu: Özgür.
"Merve tek başına Uzay'a yetişemez. Ben de geleyim," demişti Özgür, kahvaltı masasında bana meydan okuyan bir bakış atarak. Annem hemen onayladı.
Şimdi üçümüz, hafta sonu kalabalığının zirvesinde olan devasa bir AVM'deydik.
Uzay, elimi tutmuş, her gördüğü oyuncağa, her parlayan şeye zıplayarak tepki veriyordu. Ben, Uzay'a odaklanmaya çalışarak, yanımdaki Özgür'ün varlığını yoksayma stratejimi sürdürüyordum.
Özgür, her zamanki rahatlığıyla, elinde bir kahveyle yanımızda yürüyordu. Üzerindeki basit siyah tişört ve kot pantolon bile, etraftaki diğer erkeklerden onu ayırıyordu. Birkaç genç kızın ona baktığını yakaladım ve anında midem kasıldı. Kıskançlık. İşte bu, Lila Duvarındaki en büyük çatlaklardan biriydi.
"Bana bakıyorlar," diye fısıldadım, sesim öfkeden titriyordu. Amacım Özgür'e hitap etmek değil, sadece kendi kendime konuşmaktı.
Özgür, yavaşça bana döndü. "Ne dedin, Lila Kafa?"
"Hiçbir şey," dedim. Hızımı artırdım.
Tam o sırada Uzay, bir çizgi film karakterinin standını görünce elimi bıraktı ve koşarak uzaklaştı. "Abi, bak! Şuna bak!"
"UZAY!" diye bağırdık, ikimiz de aynı anda.
Özgür, benden daha hızlı davrandı ve kalabalığın arasından Uzay'ı yakaladı. Uzay'ı kucaklayıp gülerken bana döndü. O an, o kadar babacan ve çekici görünüyordu ki, bacaklarımın bağı çözüldü.
"Daha dikkatli olmalısın, Merve," dedi, sesi yumuşaktı ama otoriterdi. "Görmezden gelme operasyonun, çocuğu kaybetme pahasına olamaz."
Bunu, aramızdaki sessiz oyuna ithafen söylemişti. Lila Duvarım sallanıyordu.
"Sen ne hakla bana akıl veriyorsun?" diye karşılık verdim, sesimi yükselterek. AVM'nin ortasında tartışıyorduk.
"Ne hakkım mı var? Sen iki gündür etrafında olup biteni görmeyecek kadar takıntılısın. Benimle kavga et, bağır çağır ama kardeşimizi tehlikeye atma. Bu kadar mı beni görmezden gelmeye odaklandın?"
Gözlerim dolmaya başladı. Sinir miydi, kırgınlık mıydı, yoksa bastırdığım aşkın baskısı mıydı, bilmiyordum. Ona olan duygularım yüzünden, Uzay'ı tehlikeye atmıştım sanki.
Tam o anda, Özgür derin bir nefes aldı ve yüzündeki öfke anında sakinleşti. Uzay'ı yere indirdi ve elini yavaşça benim omzuma koydu.
"Bak, özür dilerim. Sadece sinirimi bozdun. Ama şimdi ciddi bir şey söyleyeceğim," dedi, sesi aniden profesyonel bir tona bürünerek. "İş kurma fikrim var. Arabalarla ilgili. Ama görsel kimlik konusunda tıkandım. Bir logoya ihtiyacım var. Ve senden yardım istemek, sinirlerimi bozsa da... bu konuda en iyi sen olabilirsin."
Lila Duvarım yıkılmak üzereydi.
İşte beklediğim an gelmişti. Mesleki üstünlüğümü kullanma fırsatı. Ama o kadar duygusal ve yorgundum ki, bu fırsatı değerlendirebilecek durumda değildim.
"Benden mi yardım isteyeceksin?" diye kekeledim.
"Evet, senden. Eğer bu işi kabul edersen, bana mantıklı davranmak zorundasın. Tartışmayı bırak, Lila Kafa. İş konuşalım. Ne dersin? Yardımcı olacak mısın?"
Özgür, bana meydan okur gibi bakıyordu. Ya "Hayır" deyip o duygusal mesafeyi koruyacaktım, ya da "Evet" deyip onun hayatının merkezine, hem de iş bahanesiyle, daha da yakınlaşacaktım.
Gözlerimi ondan alamadım. Titreşim Modundaki Aşk, artık AVM'nin ortasında, yüksek sesle bir alarm veriyordu.
"Tamam," dedim, zar zor. "Konuşalım."
