21. bölüm · Teoden: Çekim Yasası
20. BÖLÜM: Yıkılan Mabet ve Kanlı Sırlar
TEODEN: ÇEKİM YASASI
20. BÖLÜM: Yıkılan Mabet ve Kanlı Sırlar
Bodrum’u döven sağanak yağmur, gecenin karanlığını adeta su geçirmez bir perde gibi kapatmıştı. Deniz, fırtınanın ortasında arkasına bile bakmadan koşarken, ayaklarının altındaki çamur her adımda onu geri çekmeye çalışıyordu.
"Deniz! Dur dedim sana!"
Teoman’ın yağmurun gürültüsünü yaran sesi hemen arkasından geliyordu. Islak sarı saçları yüzüne yapışmış, gözleri katran karası bir panikle kararmıştı. Sargısının acısına aldırış etmeden öne fırladı, Deniz’in ıslak deri ceketinin kolunu yakalayıp kızı kendine doğru çekti.
Deniz, Teoman’ın dokunuşuyla birlikte adeta çarpmışa döndü. "Bırak beni!" diye çığlık attı, çamurlu elleriyle Teoman’ın göğsünü iterek. "Dokunma bana Teoman! Dokunma!"
Teoman kızın iki kolunu birden sımsıkı kavradı. Yüzünden süzülen yağmur damlaları gözlerine giriyordu ama bakışlarını Deniz’in o dehşet dolu kahverengi gözlerinden ayırmıyordu. "Ne oldu?! O telefonda ne yazıyordu Deniz?! Benden neyi saklıyorsun?!"
Deniz’in dudakları titriyordu. Bakışlarında az önceki intikam hırsı değil, babasının o karanlık kaza gecesinden kalma devasa bir acı vardı. "Babam..." dedi Deniz, sesi rüzgarda kırılarak. "O gece... Kazanın olduğu gece direksiyonda kim vardı Teoman?"
Teoman’ın yüzündeki o sert, geçit vermez ifade bir anda buz tuttu. Islak sarı saçlarının gölgelediği gözlerinde anlık bir kırılma, derin bir suçluluk çaktı. Parmakları Deniz’in kollarında gevşedi.
O tek bir saniyelik duraksama, Deniz için her şeyin cevabıydı.
"Sensin..." dedi Deniz, sesi bir fısıltıya dönüştü. "Aman Tanrım... Sensin..."
Deniz kolunu Teoman’ın gevşeyen kavrayışından kurtardı. İki adım geriledi. Teoman tek bir kelime edemiyordu. Boğazı düğümlenmiş, fırtınanın ortasında öylece kalakalmıştı.
O sırada Aras, Uzay, Ezgi ve Sena koşarak yanlarına ulaştı.
"Ne oluyor burada?!" diye bağırdı Ezgi, Deniz’in koluna girerek. "Deniz, ne dedi o adam sana?!"
Deniz gözlerini Teoman’ın üzerinden ayırmadan, arkasını dönüp Ezgi’nin arabasına doğru koştu. "Ezgi anahtarı ver! Hemen gidiyoruz!"
Ezgi hiç sorgulamadı. Sena da peşlerinden fırladı. Üç kız siyah Porsche’ye atlayıp kapıları kilitlediler. Ezgi gaza öyle bir bastı ki arabanın lastikleri çamuru savurarak malikanenin bahçesinden fırladı.
Teoman yağmurun altında dizlerinin üzerine çökecek gibi oldu. Aras hızla gelip Teoman’ı omzundan tuttu. "Teoman! Ne dedi Deniz?! Mert neyin peşinde?!"
Teoman yavaşça başını kaldırdı. Katran karası gözlerinden yağmurla karışık tek bir damla süzüldü. "Öğrenmiş..." dedi Teoman, sesi bir cesedin fısıltısı kadar cansızdı. "Mert o kaseti ona gönderiyor..."
Uzay küfür savurdu. "Sıçayım böyle işe! O adrese yalnız gidemezler, Mert o kızları kıstırırsa yaşatmaz!"
Liman Yakınlarındaki Terk Edilmiş Depo – 22:15
Eski tersanenin paslı sacları, rüzgarın etkisiyle gürültüyle sallanıyordu. Fırtınanın uğultusu, denizin kayalara çarpan devasa dalga sesleriyle birleşmişti.
Siyah Porsche deponun kapısında durdu. Deniz, Ezgi ve Sena araçtan indiler. Ezgi’nin elinde torpido gözünden aldığı siyah bir tabanca vardı. Sena ise korkudan titremesine rağmen arkadaşlarının arkasından bir milim ayrılmıyordu.
Deponun devasa paslı kapısı aralıktı. İçeriden cılız bir sarı ışık süzülüyordu.
Deniz kapıyı iterek içeri girdi. "Mert!" diye bağırdı, sesi boş depoda yankılanarak. "Çık ortaya!"
Karanlığın içinden bir alkış sesi yükseldi.
Terk edilmiş teknelerin ve tahta kasaların arasından gölgeler sıyrıldı. En önde, elinde sarı bir zarf ve tablet tutan Mert duruyordu. Yüzünde, hapishaneden kaçmanın ve elindeki o büyük kozun verdiği şeytani bir tebessüm vardı. Arkasında ise elleri silahlı dört adam duruyordu.
"Hoş geldin Kraliçe..." dedi Mert, adımlarını yavaşça atarak. "Vay canına, arkandaki o iki koruma köpeğin —Teoman ve Aras— olmadan da buraya gelebilecek kadar cesursun demek?"
Deniz bir adım öne çıktı. "Lafı dolandırma Mert! O mesajda ne demek istedin?! Babamın kazasıyla Teoman’ın ne ilgisi var?!"
Mert alaycı bir şekilde kıkırdadı. Elindeki tableti çalıştırdı. Ekranda siyah-beyaz, eski bir güvenlik kamerası görüntüsü belirdi.
"Teoman Kara..." dedi Mert, sesi deponun duvarlarında çınlayarak. "Sana kendisini Bodrum’un koruyucusu, seni de kraliçesi gibi sundu değil mi? Senin için dünyayı yaktı... Ama sana o büyük gerçeği hiç söylemedi."
Mert tableti Deniz’e doğru çevirdi.
Görüntüde, beş yıl önceki o yağmurlu gecenin kayıtları vardı. Deniz’in babasının kullandığı siyah cip, virajda hızla ilerlerken karşı yönden gelen mat siyah bir araç şeridini ihlal ediyordu. İki araç kafa kafaya çarpışıyor, cip şarampole yuvarlanıyordu.
Siyah araçtan inen genç çocuk... Henüz 14-15 yaşlarında, ıslak sarı saçları yüzüne dökülmüş, gözlerinde katran karası bir dehşet olan Teoman Kara’ydı!
Teoman, lüks aracın sürücü koltuğundan iniyor, şarampole yuvarlanan arabaya bakıyor ve kaçarak oradan uzaklaşıyordu!
Deniz’in dizlerinin bağı çözüldü. Ezgi kızı son anda tuttu. Sena elleriyle ağzını kapattı.
"Babana çarpan, onu felç bırakıp o komaya sokan kişi Teoman’dı Deniz," dedi Mert, sesi bir zehir gibi zihne sızarak. "Ailesi o gece Teoman’ı yurt dışına kaçırdı, olayın üzerini parayla örttü. Teoman yıllar sonra Bodrum’a döndüğünde vicdan azabından sana yaklaştı. Seni koruması, sana 'kraliçem' demesi, sana olan o 'aşkı'... Bütün bunlar aşktan değil Deniz! Bütün bunlar katilin kurbanına duyduğu hastalıklı vicdan azabından ibaretti!"
"HAYIR!"
Deniz’in feryadı deponun tavanını delip geçti. Göğsüne saplanan bu acı, hayatında hissettiği hiçbir acıya benzemiyordu. Aşk sandığı şey, babasını felaketine sürükleyen adamın vicdan azabıydı.
Tam o sırada deponun kapısı gürültüyle patladı!
ÇAAAAT!
Teoman, Aras ve Uzay içeri daldı. Teoman’ın sarı saçları sırılsıklamdı. Katran karası gözleri tamamen kontrolden çıkmış bir canavarın gözleri gibiydi.
"MERT!" diye gürledi Teoman.
Teoman adımlarını doğrudan Deniz’e doğru attı. "Deniz... Yemin ederim açıklayabilirim... Çocuktum, korktum..."
Aras ve Uzay bile aldıkları bu büyük şokla sarsılmıştı. Aras gözlerini Teoman’a çevirdi, ilk kez dostuna karşı bu kadar yabancılaşmış ve hayal kırıklığıyla doluydu. "Teoman..." dedi Aras, sesi titreyerek. "Sen ne yaptın amk..."
Deniz, Ezgi’nin elindeki tabancayı tek bir hareketle çekip aldı. Ve silahı doğrudan Teoman Kara’nın kalbine doğrulttu!
Salonda zaman durdu. Mert alaycı bir tebessümle kenara çekildi.
Teoman, kalbine doğrultulan silaha baktı. Ardından Deniz’in gözlerinin içine...
"Deniz..." dedi Teoman, sesi ilk kez bu kadar kırık ve çaresiz çıkarak. "Çek tetiği... Eğer o geceki günahımın bedeli buysa vur beni. Ama ne olur yüzüme böyle bakma..."
Deniz’in parmağı tetikte titriyordu. Ama sonra gözlerindeki o yaşları sildi. Dudaklarında buz gibi, ezici bir tebessüm belirdi.
"Seni vurup da bu vicdan azabından kurtarmayacağım Teoman Kara," dedi Deniz, sesi deponun duvarlarında buz gibi çınlayarak. "Sen beni aşka inandırmadın; sen bana sahte bir cennet sattın. Beni kurtarmak için değil, kendi günahını örtmek için yaklaşmışsın bana."
Deniz silahı yavaşça indirdi. Ardından arkasını dönüp Mert’e baktı. Mert’in elindeki tableti tek bir sert hamleyle kapıp yere fırlattı ve stiletto'sunun topuğuyla ekrana basarak paramparça etti!
Mert neye uğradığını şaşırdı. "Sen ne yapıyorsun be?!"
"Siz ikiniz..." dedi Deniz, gözlerindeki o devasa intikam ateşiyle hem Teoman’a hem Mert’e bakarak. "...biriniz geçmişimin katilisiniz, diğeriniz geleceğimin sırtlanı. Bizi erkeklerin bu kirli taht oyunlarına meze mi sandınız? Bitti."
Deniz, Ezgi ve Sena’ya baktı. Kızlar kenetlendi.
"Bundan sonra ne bu okulda ne de bu Bodrum’da kural koyacaksınız," dedi Deniz, Teoman’ın tam gözlerinin içine baka baka. "Seni bu vicdan azabınla, o arkana aldığın sahte tahtınla baş başa bırakıyorum Teoman Kara. Karşıma bir daha çıkarsan, seni vurmam... Seni yaşayan bir ölüye çeviririm."
Deniz, Ezgi ve Sena arkalarını dönüp deponun kapısından çıktılar. Yağmurun altına adım attıklarında artık o malikanede yıkılan çaresiz kızlar değil, kendi krallıklarını kurmaya yemin etmiş üç güçlü kraliçe vardılar.
Depoda kalan Teoman ise dizlerinin üzerine çöktü. Sarı saçlarından süzülen ıslaklık, gözünden süzülen tek damla yaşla birleşti. Aras ve Uzay bile ona yaklaşamadı.
Teoman Kara, tahtı kazanmıştı... Ama ruhunu ve Kraliçesini sonsuza dek kaybetmişti.
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz
Diğer bölümleri reklamlarda ve en son bölümü dizi bittikten sonra atıcamm
