13. bölüm · Teoden: Çekim Yasası
12. BÖLÜM: Kralların Dönüşü ve Büyük Temizlik
TEODEN: ÇEKİM YASASI
12. BÖLÜM: Kralların Dönüşü ve Büyük Temizlik
Salı sabahı Bodrum Özel Eğitim Koleji’nin üzerine çöken sis, Ege denizinden yükselen rüzgarla birlikte ağır ağır dağılıyordu.
Ancak okulun devasa demir kapılarının ardındaki atmosfer, her zamankinden çok daha ağır, çok daha gergindi.
Pazartesi gecesi Bodrum’un altını üstüne getiren o yangın videoları, sızdırılan ses kayıtları ve kayalıklardaki çatışma iddiaları, okuldaki binlerce öğrencinin telefonunda tek bir ana gündem maddesi haline gelmişti.
Herkes fısıltıyla konuşuyor, koridorlardaki idarecilerin gergin yüz ifadelerini izliyordu.
Görkem ve adamları sabahtan beri ortalıkta yoktu. Mert ise okulun kütüphanesinin en arka sırasına büzülmüş, gözleri seğirerek telefonundaki ekranı yenileyip duruyordu.
Emin’in adamları tarafından gece boyunca nerede tutulduğunu, Görkem’in başına ne geldiğini düşündükçe soğuk soğuk terliyordu.
Saat tam 08.45’i gösterdiğinde, okul bahçesinin bahçe kapısında motor sesleri yankılandı.
VROOOOOOM!
Mat siyah bir Porsche ve arkasından gelen iki devasa Mercedes SUV, okulun o otopark çizgilerini hiçe sayarak doğrudan idare binasının önündeki protokol alanına park etti.
Araçların durmasıyla birlikte bahçedeki tüm konuşmalar bir anda kesildi. Yüzlerce göz o otoparka kilitlendi.
Porsche’nin sürücü kapısı açıldı.
İçeriden ilk çıkan kişi Teoman oldu. Siyah tişörtünün ve deri ceketinin altına giydiği bandajlar göğsünü sımsıkı sarıyordu.
Yüzü hafif solgundu ama gözlerindeki o karanlık, yırtıcı alev en ufak bir eksilme göstermemişti. Ağır adımlarla arabanın etrafından dolandı ve sağ kapıyı açtı.
Arabadan Deniz indi.
Üzerindeki tam oturan siyah kumaş pantolonu, belini ortaya çıkaran crop büstiyeri ve omuzlarına attığı oversize kolej ceketiyle adeta bir kraliçe gibi parıldıyordu.
Sarı-kahve saçları rüzgarda savrulurken, mavi gözlerinde en ufak bir acıma kırıntısı bile yoktu.
Arkadaki SUV’lardan ise sırasıyla Aras, Ezgi, Uzay ve Sena indi.
Uzay, elindeki deri ceketi omzuna atmış, ağzındaki sakızı patlatarak etrafa bakınıyordu.
Yüzündeki o deli tebessüm, gece yaşananların ardından intikam kokuyordu.
"Ulan şu tiplere bak ya!" diye bağırdı Uzay, bahçedeki öğrencilere doğru bakarak. "Sanki ilk defa adam vurulmuş gibi bakıyor oçlar! Ulan Mert pezevengi, nerede ulan o kansız piç?!"
Sena panikle Uzay’ın kolunu dürttü. "Uzay! Okulun ortasındayız, bağırma şöyle!"
Uzay hiç oralı olmadı, elini salladı. "Aman be sarışın! Gece az daha adamı tahtalı köye gönderiyordu o yosmanın evladı! Görürsem o Mert’in beynini sikeceğim, bak gör!"
Aras, Ezgi’nin yanında sessizce yürürken elini bir an olsun Ezgi’nin belinden çekmiyordu. Koridordaki herkes o ikilinin arasındaki bu ani değişimi fark etmiş, gözlerini onlardan alamıyordu. Ezgi ise başı dik, her zamanki o mağrur ve ulaşılmaz duruşuyla Aras’ın yanındaki yerini koruyordu.
Grup, okulun devasa cam kapılarından içeri adım attı.
Okulun koridorları bir anda ikiye bölündü. Öğrenciler duvar diplerine çekilerek Teoman ve Deniz’e yol veriyorlardı. Deniz, arkasından gelen o fısıltı dalgasını hiçe sayarak doğrudan koridorun ortasındaki duyuru panosuna doğru yürüdü.
Panonun üzerinde, gece idare tarafından asılmış olan "Teoman Kara Hakkındaki Soruşturma ve Disiplin Kararı" başlıklı kağıt duruyordu.
Deniz hiç tereddüt etmeden elini uzattı, o resmi belgeyi tek bir hamlede söküp aldı ve avucunun içinde buruşturarak yere fırlattı.
"Bu okulda kimin kalacağına, kimin gideceğine idare değil, biz karar veririz," dedi Deniz. Sesi koridorda yankılandı.
Tam o sırada koridorun sonundan okul müdürü ve disiplin kurulu üyeleri hızla onlara doğru adımladı. Müdürün yüzü öfkeyle kızarmıştı. "Deniz! Teoman! Bu ne rezillik?! Gece yaşanan olaylardan sonra okula bu şekilde girmeye nasıl cüret edersiniz? Hakkınızda polis tahkikatı var!"
Teoman öne doğru bir adım attı. Sargılı göğsüne rağmen müdürün tam karşısında durdu. Boy farkıyla müdüre yukarıdan bakarken cebinden çıkardığı siyah bir dosyayı müdürün göğsüne sertçe bastırdı.
"Müdür Bey..." dedi Teoman. Sesi pürüzlü, kısık ama o bütün koridoru buz kestirecek kadar baskındı. "O dosyada bu okulun yönetim kurulundaki üç üyenin ve sizin son beş yılda kaçırdığınız vergi evrakları ile Görkem’in ailesinden aldığınız rüşvet belgeleri var."
Müdürün yüzündeki o öfkeli ifade, tek bir saniyede yerini dehşete bıraktı. Dudakları titremeye başladı. "S-sen... Ne diyorsun?"
"Diyorum ki," dedi Teoman, müdürün kulağına doğru eğilerek, "Şimdi o odanıza geçeceksiniz. Mert ve Pelin için uzaklaştırma değil, doğrudan ihraç kararını imzalayacaksınız. Eğer tek bir itiraz duyarsam, bu dosyayı yarın sabah Cumhuriyet Başsavcılığı’na kendim teslim ederim."
Müdür yutkundu. Gözleri yerdeki buruşturulmuş kağıda, ardından Teoman’ın ceketinin altından belli olan bandajlara kaydı. Başını çaresizce sallayarak arkasını döndü ve tek kelime etmeden odasına doğru yürüdü.
Bahçedeki ve koridordaki öğrenciler şok içindeydi. Okul idaresi, Teoman ve Deniz’in önünde diz çökmüştü.
Uzay arkadan kahkahayı patlattı. "Siktir ya! Adam müdürü tek hamlede kağıt gibi katladı amına koyayım! Ulan sarı kafa, hastaneden çıkalı iki saat oldu, yaptığı şova bak amk evladının!"
Deniz, Teoman’a baktı. Mavi gözlerinde ilk kez tam bir kabulleniş ve ortaklık parıltısı vardı. Teoman da başını hafifçe sallayarak Deniz’in bu bakışına karşılık verdi.
"Şimdi..." dedi Deniz, sesini tüm koridorun duyacağı şekilde tırmandırarak, "...asıl hesabı kesme vakti."
Grup, kütüphaneye doğru adımladı.
Kütüphanenin çift kanatlı ahşap kapısı Uzay’ın attığı sert bir tekmeyle güm diye açıldı!
BAM!
Kütüphanedeki çalışanlar ve ders çalışan öğrenciler sıçrayarak ayağa kalktı. En arka sırada oturan Mert, kapının açılma sesiyle birlikte dehşet içinde ayağa fırladı. Kaçacak bir yer aradı ama arkasındaki pencereler kilitliydi.
Uzay, masaların arasından hızlı adımlarla Mert’e doğru yürüdü. Mert arkaya doğru gerilerken masadaki kitapları devirdi. "Uzay... Vallahi ben bir şey yapmadım! Görkem zorladı!"
"Kes lan sesini gütlek piç!" diye bağırdı Uzay. Mert’in yakasından tuttuğu gibi adamı kütüphanedeki devasa ahşap masanın üzerine fırlattı!
ŞRAK!
Masadaki bilgisayarlar ve kitaplar yere saçıldı. Mert acıyla kıvranırken Uzay, Mert’in göğsüne çöktü. "Ulan şerefsiz yavşak! Gece arkadan adam vurmak kolaydı değil mi lan?! Siktiğimin eziği! Seni bu okulda canlı bırakanın avradını sikeyim!"
"Uzay bırak!" dedi Aras öne atılarak. Uzay’ı Mert’in üzerinden çekip aldı. "Bizim tarzımız bu değil. Bırak kraliçe halletsin."
Deniz, yavaş adımlarla masanın kenarında büzülmüş, burnu kanayan Mert’e doğru yürüdü. Cebinden çıkardığı cep telefonunu Mert’in yüzüne doğru tuttu.
"Mert," dedi Deniz, sesi buz gibi soğuktu. "Gece o yaydığın montaj videoların ve idareye verdiğin sahte belgelerin hepsinin IP adresi senin evindeki bilgisayardan çıktı. Pelin ile yaptığın konuşmaların ses kayıtları da şu an elimde."
Mert gözyaşları içinde başını salladı. "Deniz özür dilerim... Pelin beni kandırdı! Vallahi o aklıma soktu!"
Tam o sırada kütüphanenin kapısında Pelin belirdi. Pelin olayı duyup gelmişti ama Mert’in kendisini sattığını duyduğu an yüzü bembeyaz oldu. "Mert?! Sen ne saçmalıyorsun be ibne?!"
Deniz arkasını dönüp Pelin’e baktı. Yavaş adımlarla Pelin’in üzerine yürüdü. Pelin gerilemek istedi ama Ezgi arkasından kapıyı kapatıp kaçış yolunu kesti.
"Pelin..." dedi Deniz, kızın tam karşısında durarak. "Yıllardır arkamdan çevirdiğin o küçük, ucuz oyunlara göz yumdum. Çünkü seni kendime rakip bile görmüyordum. Ama benim adıma, benim okuluma ve yanımdaki adama dokunmaya kalktın."
Pelin çenesini dikleştirmeye çalıştı ama gözlerindeki korku okunuyordu. "Ne yapacaksın Deniz? Beni de mi dövdüreceksin o korumalarına?"
Deniz hafifçe gülümsedi. O gülüş, bir felaketin habercisiydi.
"Hayır Pelin," dedi Deniz. "Seni dövmeyeceğim. Seni bu okuldan, bu şehirden ve ailelerinin o sosyete çevresinden öyle bir sileceğim ki, bir daha kimse senin yüzüne bakamayacak."
Deniz elindeki telefonu Pelin’in yüzüne yaklaştırdı. Ekran açıldı. Ekranda Pelin’in babasının şirketindeki usulsüzlükler ve Pelin’in okulun fonlarından kendi hesabına aktardığı paraların dekontları duruyordu.
"Babanın şirketi bu akşam batıyor Pelin," dedi Deniz fısıltıyla. "Ve sen... Yarın sabah bu okulda bir hiç olarak uyanacaksın."
Pelin’in dizlerinin bağı çözüldü. Yere doğru çökerken gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Mert ise masanın üzerinde çaresizce yatıyordu.
Teoman, kütüphanenin kapısına yaslanmış, kollarını göğsünde birleştirmiş şekilde Deniz’i izliyordu. Yarasına rağmen yüzündeki o gururlu, tehlikeli gülümseme genişledi.
Deniz, Pelin’in yanından geçip Teoman’ın yanına geldi.
"Bitti mi kraliçe?" dedi Teoman, sesi pürüzlü bir fısıltıyla.
Deniz, Teoman’ın gözlerinin içine baktı. Elini uzatıp Teoman’ın ceketinin yakasını düzeltti. Parmakları Teoman’ın göğsüne hafifçe dokundu.
"Daha yeni başlıyor Kara," dedi Deniz. "Şimdi o tahta beraber oturuyoruz."
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz
İyi akşamlarrr
