20. bölüm · Tengri'nin Gürzü: Zülkârneyn'in Mirası

KARŞI ATAK

Ömer Yıldız

“Wī@äq’ī Øçəğäýä ýøşşä Žúşhä@ñəýñ¡ Øñūñşä høñūšäčähşä@īçīž ;ä@...”
(Fırad’ı Omega’ya yolla Zülkârneyn! Onunla konuşacaklarımız var...)

“Äñşäšīşqī Əwəñqïç.”
(Anlaşıldı Efendim.)

Sizin emriniz üzerine Fırad’ı aramaya çıktım Efendim. Ancak yanmış asfalt, parazitlerin erimiş tankları -sanırım M1-M2 Abrams ve Challenger 2 diyorlar- ve PKP’ler ile kalpleri patlatılmış -Tıpkı beni SS Ourang Medan ile kaçırmaya çalışan Luke Doyle ve mürettebatı gibi- parazitlerin arasında Fırad’ı aradım. Ancak bulamadım. Yüksek ihtimalle kaçtı... Tıpkı ataları gibi.

Ayrıca Efendim. Çok önemli bir gelişme var. Parazitlerin Peru diye isimlendirdiği yerde askerî hareketlilik tespit ettik. Tam olarak benim onurlandırdığım Muhammed Beckham’ın babası Antonio Beckham’ın çiftliğinde... Birliklerimiz geri püskürtülüyor...

Ari Avcı Komutanı Zülkârneyn

***

Ben ve Antonio Beckham sahil tarafından içeri girmeye çalışan Yüce Avcı birliklerini durdurmuş, hatta geri püskürtmeyi başarmıştım. Öldürdüğümüz Yüce Avcı cesetlerinden künye benzeri zincirler vardı. Bu zincirlerden birinde şu yazılıydı:

“Ä@ï Ä;čī ẞūpäýī (ūñğä”

Bunu çözmek için cebime attım ve ölmüş Yüce Avcı cesetlerini teker teker yokladım. Bir çoğu ISU-152’nin 152,4 mm’lik mühimmatı ile parçalanmıştı. Yeşil, fosforik bir kan akıyordu vücutlarından.

Cesetlerin arasında gezerken Bay Antonio Beckham “Selahaddin! Buraya gel!” dedi heyecanlı bir şekilde. Bende koşarak yanına gittim. Ancak ayağım kopmuş bir Yüce Avcı’nın koluna takıldı ve yere kapaklandım. Üstüme o yeşil fosforik kan bulaştı. Ama umursamayarak Bay Beckham’ın yanına gittim.

Bay Beckham’ın şaşkınlıkla baktığı yere baktım ve yerde yatan ölü bir Yüce Avcı’nın sağ omuzunun üstünde helikopterimiz düşmeden önce gördüğüm geometrik şekil vardı. “Bu nedir?” diye sordum.

“Bu,” dedi ve gözleri yaşardı. “Oğlum Muhammed’in kalbini patlatan silah. Dışarıdan hiçbir yara veya darp izi gözükmez. Ancak içeride işler farklıdır.’

Bay Beckham’ı daha fazla üzmemek ve çiftliğin dışında durmak tehlikeli olduğu için oluşan kraterlerden, ölü Yüce Avcı ve insan cesetleri, yanmış çim, toprak; erimiş asfalt, metal kokusu arasında ISU-152’ye bindik.

Çiftliğe doğru yol alırken arkamızda koskocaman bir siyah duman bulutu gökyüzüne doğru yükseliyordu...

Arkeoloji öğrencisi Selahaddin EYÜP