22. bölüm · Tengri'nin Gürzü: Zülkârneyn'in Mirası

HADİ AVA ÇIKALIM!!!

Ömer Yıldız

Hamza ve Ertuğrul, birlikte Antonio Beckham ve Selahaddin’in Yüce Avcılardan arındırdığı bölgeden konuşarak ilerliyordu. “Ee artık anlatma zamanı. Ari Avcılar, Özgürlükçüler falan dedin,” dedi Hamza yerde yatan cesetleri umursamadan.

“Biz Avcılar içimizde üç yüz kadar klandan oluşuruz.”

“Yok artık!”

“Sözümü kesmeye devam edersen anlatamam ki.”

“Tamam, tamam. Sustum ben.”

“Bu klanlar bir buçuk milyar yıl önce güçlerini birleştirdi. Bu klana bizler ‘Ýúčə Ä;čīşä@’, siz insanlar ‘Camazotz’, ‘Yautja/Predator’ ve şimdi ‘Yüce Avcılar’ dediniz. Ancak dört asır önce bir iç savaş patlak verdi...”

“Neden?”

“Seviye atlamak için 17 maddelik ‘Ä;şäñäčäh Øñū@hū Ä; Ýäßäßī’na uyan canlıları avlama konusunda.”

“Sonra ne oldu?”

“Sonra dediğim gibi iç savaş patlak verdi ve Ýūčə Ä;čīşä@ -sizin dilinizde Yüce Avcılar- klanı iki ayrı klana ayrıldı. Bu iki klan Ä@ï Ä;čīşä@ ve Œžğú@şúhćúşə@ olarak ikiye ayrıldı. İnsan diline çevirecek olursak ‘Ari Avcılar’ ve ‘Özgürlükçüler’ oluyor.”

“Biz insanlara parazit demiştin... O ne için?”

“Biz Yüce Avcılar klanıyken siz insanların doğayı sömüren, gezegeninizi hasta eden bir parazit olarak görüyorduk. Bu hâlâ da aynı. Siz insanlar parazitsiniz.”

“Bu ağır oldu. Her insan öyle...”

“Hiçbirinizin bir farkı yok!” diye kükredi Ertuğrul.

Hamza, bunun üzerine sustu ve birlikte yola devam ettiler.

***

Antonio Beckham ile birlikte Yüce Avcılardan temizlediğimiz bölgeyi kontrol ediyorduk. Bu esnada çiftliğe doğru yaklaşan iki karaltı gördüm ve dürbünü kaptım. İlki iki buçuk metre boyunda bir Yüce Avcı’ydı ancak kuyruğu yoktu. Diğeri 1.80 kadar başka bir Yüce Avcı’ydı. Buradan anladım ki Yüce Avcıların başka türleri de varmış.

Çiftliğe iki yüz kala onlara uyarımı yaptım. “Kendinizi tanıtın! Ya da ölün!”

Bunu duyan 1.80 boyundaki Yüce Avcı yüzündeki maskeyi çıkardı ve gördüğüm manzara karşısında şoke oldum. Karşımda Hamza duruyordu!

Hamza’yı görünce hemen kapıyı açtım ve ikiliyi içeri aldım. Hamza’yla Victoria Hanım’ın kıskanç bakışları altında sarılıp hâl hatır sorduktan sonra içeri geçtik.

“Merkez ordu geliyor,” dedi Hamza çayını yudumlarken.

“Bizim ordumuzda gelecek,” dedi Hamza’nın bana Ertuğrul olarak tanıttığı Yüce Avcı elindeki çayı nasıl içeceğini düşünürken.

“İki tane ordu mu?” dedim şaşkınlıkla.

“Tabii Ari Avcıların ordusu daha önce gelmezse,” dedi Ertuğrul, Hamza’nın çay içmesini taklit etmeye çalışırken.

“Peki o zaman ne yapacağız?” dedi Hamza.

“Kendi ordumuz var,” dedi Antonio.

“...”

“Yo, gerçekten var,” dedim ve Ertuğrul ve Hamza’yla birlikte dışarı çıktık.

Hamza ve Ertuğrul, merakla ne olacağını beklerken yerin altına inşa etmiş olduğumuz sığınaktan bin savaşçı ile geri döndüm. Çoğu Peru ordusuna aitti, geri kalanların bir kısmını Arjantin, Şili, Kolombiya ve az sayıda Amerikalı oluşturuyordu.

Hamza bunu görünce “Öyleyse,” dedi heyecanla. “HADİ AVA ÇIKALIM!!!”