16. bölüm · Tengri'nin Gürzü: Zülkârneyn'in Mirası

CEPHANELİK

Ömer Yıldız

Ertesi sabah saat beşte Bay Beckham’ın kişisel kütüphanesine gitmiş dünkü konuştuklarımızı düşünüyordum. Bay Frederick Valentich’in o Melbourne Uçuş Servisi’ne, bilinmeyen bir uçağın 1400 metre yükseklikte kendisini takip ettiğini, takip eden cismin dört adet parlak ışıkla donatıldığını ve bu ışıkların uçaktan yansıyarak hızlı bir şekilde ilerlediğini iddia etmesi. Ayrıca, diğer pilotun kasıtlı olarak onunla oynuyor olabileceğini ve uçağın kendi üzerinde yörüngede döndüğünü bildirmesi, “Bu bir uçak değil,” demesi; sonrasında o derin metalik kazıma sesi aklımdan çıkmıyordu.

Bütün bunları ilk elden, bizzat onun üvey oğlunun verdiği ses kayıt cihazından duymuştum. İnanması çok zordu. Ya Hamza’yı şimdiye kadar anlamışlardıysa? Çünkü kazadan itibaren altı gün geçmişti. Bunları düşündüğüm esnada Bay Beckham kütüphaneye gelerek karşıma oturdu ve raftan Hamza’nın hayranı olduğu Ömer YILDIZ’ın İspanyolcaya çevrilmiş “Yautja/Predator Gerçek Olabilir Mi?” adlı makalesini aldı ve bana uzattı. “Oku!” dedi ciddi bir sesle.

Bende merakıma yenilip makaleyi açtım. Makale Predator’un gerçek olma ihtimalini taşıyordu -ki tecrübeme dayanarak bunun gerçek olduğunu biliyorum. Bu yüzden bu kısma girmeyeceğim. Yazar, Predator’un Dünya’da bu kadar güçlü olmasını Predatorların “Yautja Prime” gibi yüksek yerçekimine sahip bir gezegende yaşamakta olabileceğini öne sürüyordu ve bence gayette haklıydı.

“Yani?” diye sordum makaleyi bitirdikten sonra.

“Yanisi,” dedi Bay Beckham briar ağacından yapılmış yeni piposunu yakarken. “Bu Yüce Avcı dediğin yaratıklar yüksek yerçekimli bir gezegenden geliyor olmalılar.”

“Ayrıca Dünya’daki gibi oksijenli bir gezegen olmalı,” diye ekledim.

“Güzel şimdi bunun hangi gezegen olduğunu bulmak var sırada. Senin aklında bir şey var mı?”

“Dünyamızdan iki kat daha yaşlı bir gezegen olmalı.”

“Orasını nereden çıkardın?”

“Birincisi ışık hızını aşan gemileri üretebilmek için milyarlarca yıllık bir bilgi birikimi lâzım. İkincisi bu geliştirdikleri teknoloji ile galakside ava çıkmışlar ve insanlığı ilk ortaya çıktığımız zamandan itibaren ziyaret ediyor ve belirli üyeleri avlıyorlar.”

“Hımm güzel bir fikir. Aklıma şu İngiliz Dedektif geldi.”

“Sherlock Holmes mu?”

“Evet, bana onu hatırlatıyorsun.”

“Hamza’da böyle derdi,” dedim ve hüzünlendim.

Bunu gören Bay Beckham “Hadi gel. Sana bir şey göstereceğim,” dedi ve piposunu ağzına tıkıp ellerini arkasında birleştirdi.

İkimiz birlikte tahıl ambarına gittik. Etrafta tahıl bölmeleri ve çuvalları haricinde bir şey yoktu. Yerden seste gelmiyor, duvarlar hareket etmiyordu. Buradan gizli bir şeyin çıkmasını beklemek aptallık olurdu. Ben böyle düşünürken Bay Beckham tavandan sarkan ampulün ipini çekti ışık yandı, tekrar çekti ışık söndü, iki kere peş peşe çekti ve tavan üstümüze doğru ağır ağır gelmeye başladı.

Tavan bize üç metre kala durdu ve bir ip merdiven aşağı sarktı. Bay Beckham merdivenden yukarı tırmandı bende takip ettim. Yukarıya çıktığımızda bembeyaz bir ortamda ardı ardına dizilmiş dört tank vardı. Bunlar Iosif Stalin, ISU-152, T-34 Armata ve PT-76 amfibi tankı vardı. “Bunlar ikinci Dünya Savaşı tankları...” dedim şaşkınlıkla. “Ben bunlara hastayım!”

“Modifiye,” dedi piposundan dumanı üflerken. “Beğenmene sevindim. Keşke Muhammed’de hayatta olsaydı.”

“Muhammed mi? O kim?”

“Benim ölen oğlum. Muhammed Beckham.”

“Adı neden Muhammed? Siz Hristiyan değil misiniz?”

“O İslam’ı seçmişti. Bu yüzden onu evden kovmuştum...” Bunu duyunca kan beynime sıçradı ama sessiz kaldım. “Ama,” diye devam etti. “Sonra ne kadar yanlış yaptığımı anladım ve onu eve çağırdım. Ancak o yaratıklar oğlumu da benden aldı!”

“Başın sağ olsun. Peki tanklar ile ne ilgisi var Muhammed’in?”

“Bu çiftliği tasarlayan esasen oydu. O gördüğün otonom savunma kulelerini, elektrikli + çelik + beton karşımı altı buçuk metre kalınlığında duvarlar ile çevreleyen de oydu. Bu gördüğün tankları yapay zeka ile çalışmasını sağlayan yine oydu.”

“Bu yüzden mi Hristiyan olduğunuz hâlde domuz eti ve şarap tüketmiyorsunuz?”

“Yo hayır artık Müslümanım Elhamdülillah. Sadece babamın ben daha doğmadan bana verdiği adı değiştirmek ağır geldiği için değiştirmedim. Ama evet başta pişmanlığım yüzünden bu domuz eti ve şarabı tüketmeyi bırakmıştım.”

“Peki oğlunuz Muhammed mühendis miydi? Bana öyle geldi de...”

“Hayır on altı yaşında bir lise öğrencisiydi.”

“Vay...”

“Ancak on sekiz yaşına gelince Müslüman olduğunu öğrendim ve evden kovdum. Pişman olup geri çağırdım. Ama bu sefer onu temelli kaybettim. O yaratıklar...” dedi ve lafının geri kalanını getiremeden tekrar fenalaştı. Bunun üzerine hemen SAMU’yu* aradım ve Bay Beckham’ı kucaklayıp aşağı indim ve platformu gizleyip dışarı çıktım.

Gelen yetkililere “Ambara tahıl almak için geliyorduk. Ama birden kalbini tutarak yere serildi,” diyerek yalan ifade verdim. Yapılan incelemeler sonucu Bay Beckham’ın kalp krizi geçirdiği anlaşıldı ve hastaneye kaldırıldı. Bende çiftlikte araştırma yapmaya başladım. Bay Beckham bu kadar parayı nereden buluyordu? Yasa dışı tank beş tank satın almıştı. Dördü ambarda ki Rus-Sovyet tankı, diğeri iki gün önce gördüğüm o atölyedeki M1 Abrams’tı.

Yaptığım incelemeler sonucunda Bay Beckham’ın hiçbir şekilde para harcamadığını gördüm. Abarttığımı düşünebilirsiniz ancak size şunları söyleyeyim. O zaman daha iyi anlarsınız.

Ayakkabı, bot, çizme vb. hepsi kendi yetiştirdiği Kauçuk Ağacından elde edilen Kauçuktan imal ediliyordu.

Kıyafetler filan keçilerden elde edilen tiftik ve koyunlardan elde edilen yünden imal ediliyordu.

Isınma, ışık, su, enerji, yakıt ve benzerleri su değirmeninden, biyogaz tesislerinden, güneş panellerinden, rüzgâr türbinlerinden elde ediliyordu.

Yiyecek çiftlikte yetiştirdiği balığından atına, keçisinden sığırına, sera, bahçe ve tarlalardan elde ediliyordu.

Çiftliğe sadece para giriyor, hiçbir harcama olmuyordu. Barut, mermi, top mermisi, yedek parçalar çiftlikte bulunan demir, bakır, altın, kömür, sülfür, potasyum nitrattan elde ediliyordu. Bu çiftlik kendi başına bir devlet gibiydi.

Çiftliğin gelirine bakacak olursak aşağı yukarı 10-20 milyon Sterlin (13.5-27 milyon dolar) kadar olmalıydı. Bu da muazzam bir rakamdı. Bu servetin kaynağı başlıca şunlardı:

Hayvan satışı: %62,3
Madenler: %20,1
Kiralar: %6,9
Diğer gelirler (Kımız, atlı gezintiler, elektrik ve su faturalandırmaları vb.): %10,7

İncelemem esnasında Bay Beckham’ın yastığının altına koyulmuş bir fotoğraf fark ettim. Fotoğraftaki çocuk fizik, saç rengi, gözlük gibi faktörler ile Hamza’yı andırıyordu. Tek farkı Hamza’nın cilt rengi süt beyazı iken resimdeki çocuğun ten rengi esmerdi. Altında “Muhammed Beckham 2004” yazıyordu.

Yani on altı yaşındayken çekilmişti bu fotoğraf. Ve 2006 yılında on sekiz yaşındayken avlanmıştı. Ben bu ani keşfin ve çocuğun Hamza’ya çok benzemesi üzerine kendimi tutamayıp yere yığıldım. Gözlerimi açtığımda Victoria Hanım’ın benim kafamdaki bir yere pansuman yaptığını gördüm. Ancak o gözler, o yüz, o dalga dalga saçlar arasında hareket etmeye korkuyordum.

O narin elleri arasında olmak bana garip bir huzur veriyordu. Sanki zaman tekrar durmuş gibiydi. Bu esnada kapı açıldı, Bay ve Bayan Beckham içeri girdi. Bay Beckham karısının desteği ile odasına giderken bana minnettar bir şekilde bakıyordu.