TEHLİKELİ TOPRAKLAR | Bölüm 2 - Kısım 3

Vaveyla Yazarı: Ceren Oktay

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: TEHLİKELİ TOPRAKLAR | Bölüm 2 - Kısım 3

Merhaba canlarım. Nasılsınız? Nihayet bölüm 2 kısım 3 ile karşınızdayım.

Okumaya başladığınız saati ve tarihi buraya yazın lütfen.

Kitabımı arkadaşlarınıza önermeyi unutmayın!

✨✨✨

Niko, hızla çantasını yere koydu ve içinden ilk yardım setini çıkardı. Gözleri dikkatle yaralı ellerime odaklandı. Kanlar içinde kalmış ve yaralanmış olan ellerim titriyordu. Sarsıntılı bir nefes aldım, ancak Niko'nun sakin ve kararlı duruşu içimi biraz olsun rahatlattı.

Önce yara temizliği için antiseptik solüsyonu elime döktü. Serinliği ve yanma hissi hemen yayıldı, ancak bunun önemli bir adım olduğunu biliyordum. Sesimi çıkarmadım. Ardından steril gazlı bezleri alarak yaralarıma nazikçe bastırmaya başladı. Acı hissiyle birlikte, yaraların temizlenmesi ve enfeksiyon riskinin azaltılması için yapılan bu işlem rahatlamamı sağladı.

Daha sonra, yara üzerine antibiyotik merhemini sürdü. Merhemi ellerime uygularken, oldukça profesyonel görünüyordu. Kim bilir bunu daha önce kaç kez yapmıştı. Ellerime sürdüğü merhem, yaralarımın iyileşmesine yardımcı olacak ve enfeksiyon riskini ekstra azaltacaktı.

Son olarak, gazlı bezleri yaralarıma oldukça nazik dokunuşlarla sararken, gazlı bezlerin yerinde durabilmesi için birkaç kez etrafına bant yapıştırdı. Pansumanın sıkı ve güvenli bir şekilde yerleşmesiyle, ellerim koruma altına alındı ve iyileşme süreci başlamış oldu.

Pansuman sonrası bir süre daha soluklandık. Aldığımız karar doğrultusunda maksimum yarım saat dinlenebilirdik. İkimizin de karnı guruldadığında kendimize enerji verecek bir şeyler yemeye ihtiyaç duyduğumuzu fark ettik.

Niko, çantasından bir enerji çubuğu çıkardı ve hızlıca ambalajını açtı. Yoğun ve besleyici içeriğiyle enerji dolu olan bu çubuk, ona uzun süre gidecek bir enerji sağlayacaktı. İştahla ısırıp güçlü çenesiyle çubuğu parçaladı. Her lokmada, enerji çubuğunun lezzeti ağzında yayılıyor olmalıydı. Yüzündeki ifade bana bunu düşündürmüştü.

Ben de çantamdan çıkardığım bir konserve kutusunu açmaya karar verdim. Nitekim ellerim ağrıdığı için bu beni zorladı. Bu durumu fark eden Niko, kutuyu elimden aldı. Titiz bir şekilde konserve kutusunu açarken, yiyeceğin tazeliğini koruduğundan emin oldu. Kokusu açlık hissimizi daha da arttırmıştı.

Kutunun içindeki konserveyi dikkatlice tabağıma döktü ve yemem konusunda yardımcı oldu. Her lokmada, besleyici et parçalarının tatlı ve tuzlu lezzeti damağımda dans etti.
Bana yardımcı olduğu için ona bir kez daha minnettar olduğumu düşündüm.

Yemeklerimizi yemekle meşgulken, bir yandan da yorgun bedenlerimize dinlenme fırsatı tanıdığımız için mutlu oluyorduk. Etraftaki sessizlik, yemeklerimizin tadını daha da ön plana çıkarıyordu. Vücutlarımız yavaş yavaş toparlanırken, enerji dolu bu yiyecekler bize güç verdi. Bedenlerimize enerji ve güç veren bu kısa soluklanma süresi, bir sonraki zorlu mücadele için bizi hazırladı.

Yemeklerimizi bitirdikten sonra, tabaklarımızı titizlikle temizledik ve çöpleri toplayıp bir poşetin içine koyduk. Daha sonrasında poşeti çantama yerleştirdik. Kalan konserveyi sıkıca kapatıp onu da çantamın içine koyduktan sonra kararlı bir ifadeyle birbirimize baktık. Yolculuğumuza devam etmeye hazır olduğumuzu hissettik. Bu kısa molanın ardından yeniden yola koyulma vakti gelmişti.

Zaman geçtikçe ilerlemek her geçen adımda daha da zorlaşıyordu. İlerlerken, devasa çatlaklarla karşılaştık ve bu durum bizi çok zora soktu. Çatlaklar yüzünden yolumuzu uzatmak ve dolambaçlı bir yol tercih etmek durumunda kaldık.

Bir süre daha ilerlediğimizde duyduğumuz garip sesler, bir yaratığın yaklaştığını haber veriyordu. Hızla hareket edip bir saklanma yeri aramaya başladık. Hiçbir yeri güvenli görmeyince bir kısmı yıkılmış binalardan birinin içine sığındık. Ses çıkarmamaya çalışıyor, hatta nefes alış verişimizi olabildiğince sessiz tutmaya çalışıyorduk. Görüş açımız o kadar daralmıştı ki, yaratık bize yaklaştıysa bile onu görmemiz zordu.

Yaratığın ağır adımları yaklaşırken elimizden geldiğince sessiz bir nefes aldık. Bunun ardından Niko, el kol hareketleriyle bana moral vermeye çalıştı. Endişeli olmamamı söylüyordu. Bunu söylemesine rağmen kendisinin de benim gibi endişeli olduğunu biliyordum.

Yaratık, gürültülü bir şekilde hareket ederken kalbimdeki endişe daha da arttı. Sırtımı duvara dayayarak ellerimle ağzımı kapattım ve yaratığın geçip gitmesini bekledim. Bir yandan da o dar açıdan yaratığı görmeye çalışıyordum.

Nihayet, yaratık belirdi. Mutasyona uğramış vahşi bir canavardı. Gözleri öfkeyle parlıyor, sert pençeleri ve dişleriyle önüne çıkacak her şeye saldırmak için hazır bekliyordu.

Niko’nun yaptığı hareketlere bir anlam çıkarmaya çalıştım nitekim ne demek istediğini anlayamadım. En sonunda elini alnına vurup başını salladıktan sonra aniden harekete geçti. Silahını sıkıca kavramıştı ve yaratığa karşı savunma pozisyonuna geçmişti. Nihayet yaratığın karşısına çıktığında “Hey!” diyerek bağırdı. Lanet olsun! Ne yapmaya çalışıyordu? Amacı kendisini öldürtmek miydi?

Karşısında duran yaratık, insan zihninin en karanlık kabuslarını andırıyordu. Derisi, yarı çürümüş etin ve dikenlerin bir karışımı gibi görünüyordu. Kabarık, pullu ve sert yapısıyla her adımda tüyler ürpertici bir şekilde hareket ediyordu. Bedeni, iliklere kadar donduran bir soğukluk yayıyordu, adeta ölümün kendisiyle bütünleşmişti.

Yaratığın gözleri, karanlığın derinliklerinde kaybolmuş gibi görünüyordu. Kırmızı bir alev gibi parlayan göz bebekleri, insanı delip geçen bir hırs ve şiddetin yansımasıydı. Gözlerinden yansıyan ışık, çevresini aydınlatırken aynı zamanda ölümün soğukluğunu da yansıtıyordu.

Dişleri, ölümcül birer silah gibiydi. Keskinliği ve uzunluğuyla herhangi bir varlığı kolayca parçalayabilirdi. İnsan etine olan açlığını simgeleyen dişler, yaratığın doğasının bir parçasıydı. Tıslama sesleri eşliğinde dişlerini göstermesi, düşmanlarının korku dolu bir panik içinde geri çekilmelerine neden oluyordu.

Yaratığın pençeleri, uzun ve kıvrak yapılarıyla avını yakalamak için mükemmel bir silah gibiydi. Keskin tırnakları, eti kolayca yırtacak ve düşmanlarının üzerine hücum ederken ölüm saçacaktı. Pençeleriyle yaptığı her darbe, korkunç bir acıyla sonuçlanıyordu.

Yaratığın hareketleri, vahşi bir dansın izlerini taşıyordu. Her adımda kasları kasılarak gücünü gösteriyor, hızla ilerlerken etrafındaki yıkımı artırıyordu. Gövdesi kıvrımlı bir şekilde hareket ediyor, çevredeki objeleri yıkarak yol alıyordu. Bedeninin esnekliği ve hızı, önündeki engelleri kolayca aşmasını sağlıyordu.

Yaratığın varlığı, doğanın şu anki durumuna dair bir hatırlatmaydı. Kıyametin etkisiyle mutasyona uğramış, insanlıktan uzaklaşmış bir varlık olarak yeryüzünde dolaşıyordu. Vahşiliği ve ölüm dolu bakışlarıyla insanların içindeki korkuları tetikliyor, her bir nefes aldıklarında içlerine korku salıyordu. Tıpkı bana korku saldığı gibi.

Niko'nun ateşlediği silahın sesi yankılandı, yaratığın dikkati aniden Niko'ya kaydı. Hışırtılı bir kükremeyle birlikte yaratık, süratle hareket ederek Niko'ya saldırmak için ileri atıldı. Niko, tehlikeli düşmana karşı hazırlıklıydı, keskin reflekslerini kullanarak silahını hızla doğrulttu.

Yaratık, pençelerini öfkeyle sallayarak Niko'ya yaklaştı. Niko, süratli adımlarla saldırılarından kaçınmaya çalıştı. Pençelerden sıyrılırken bir yandan nişan alıp atışlarını gerçekleştirdi. Kurşunlar yaratığın derisine saplandı, bazıları sert derisini delerek derin yaralar açtı, ancak yaratığın dayanıklılığı o kadar güçlüydü ki mermiler onu hâlâ etkisiz hale getirmeye yetmiyordu.

Aldığı yaralardan dolayı yaratığın saldırıları daha da şiddetlendi. Niko, dengesini korumak için hızlı hareket etti, sert pençelerden kaçınmak için akrobatik manevralar sergiledi. Silahını ustalıkla kullanarak hedefini tespit etti, nişan aldı ve tetiği çekti. Kurşunlar, yaratığın vücuduna isabet etti, etrafa saçılan kan ve et parçaları havada uçuştu.

Ancak yaratık, acıya rağmen durmaksızın saldırmaya devam etti. Pençeleri ve dişlerini kullanarak Niko’nun üzerinde ölümcül darbeler oluşturmaya çalışırken, Niko'nun becerikli manevraları ve kararlılığı hayatta kalmasını sağlıyordu. Adeta ölümle dans ediyordu, nefes nefese bir mücadelenin içindeydi.

Yaratığın gözlerinden yansıyan vahşi arzu, onu daha da tehlikeli ve ölümcül kılıyordu. Niko, kendisini korumak ve hayatta kalmak için her hamlesini dikkatlice planlamıştı sanki. Hızlı refleksleriyle yaratığın saldırılarını önledi, derisinin zayıf noktalarına nişan alarak kritik darbeler yapmaya çalıştı.

Niko, adrenalinin yükseldiği bir savaşta kendi sınırlarını zorluyordu. İleri geri atlayarak ve hızlı manevralar yaparak yaratığın ölümcül saldırılarından kaçmaya çalıştı. Her an, yaratığın sert pençelerinin ve dişlerinin yakın bir darbesiyle karşı karşıya kalsa da hayatta kalma mücadelesinde son nefesine kadar direniyor ve onu yok etmeye çabalıyordu. Tabii bütün bunlar olurken benim de yüreğim ağzıma gelmişti.

Çevredeki yıkık binalardan sıçrayan toz bulutlarıyla kaplanmaya başladığında alan, yaratığın ne yapmaya çalıştığını anladım ve endişeli bir çığlık dudaklarımdan kaçmak için debelendi. Yaratık, eline bina molozlarından birini alıp Niko’ya saldırmayı planlıyordu. Yaratık Niko’ya döndüğünde elindeki molozla bir şeyler yapmam gerektiğini düşündüm. Eğer bir şeyler yapmazsam Niko ölebilir, onu kaybedebilirdim.

Endişe dolu bir nefes aldım ve hızla düşünmeye başladım. Eğer hızlı hareket edebilirsem, belki de yaratığın saldırısını engelleyebilir ve Niko'yu koruyabilirdim. Kalbim hızla çarpmasına rağmen cesaretimi topladım ve bir an için hareketsiz kaldım, fırsatı bekledim.

Yaratık, hışırtılı bir şekilde Niko'ya doğru hamle yaparken, ben de tüm gücümle harekete geçtim. Adrenalinin verdiği güçle hızla yanına doğru koştum. Yaratığın gözlerinin öfke dolu bir bakışla bana döndüğünü fark ettim. Ona yaklaşırken, bir şeyler yapmak için bir fırsat elde ettiğimi hissettim.

Elime geçen bir demir çubuğu hızla kaldırdım ve yaratığın elindeki molozu hedef aldım. Tam saldırı yapacağı sırada çubuğu salladım ve moloz parçasını havada yakaladım. Yaratığın şaşkın bir ifadeyle duraklamasına sebep oldum.

Bu fırsatı değerlendirerek hızla Niko'nun yanına doğru ilerledim ve onu yaratığın saldırısından uzaklaştırmaya çalıştım. Yaratık ise şaşkınlıktan kurtulmuş ve tekrar saldırıya geçmişti. Pençelerini sertçe sallayarak üzerimize atıldı. Ancak, ben ve Niko birlikte hareket ederek bu ölümcül saldırıdan kaçmayı başardık.

Yaratığın öfkesi daha da artarken, bu defa birlikte silahlarımızı yaratığa yönelttik. Niko'nun bana bir an için bakan minnettar bakışları, içimdeki gücü daha da arttırdı.

Beraber çalışarak yaratığa karşı saldırıya geçtik. Kurşunlar havada uçuştu, yaratığın derisi daha da delindi ve yepyenş yaralarla kaplandı. Ancak yaratığın dayanıklılığı hala devam ediyordu.

Karşılıklı çatışmamız devam ederken, yaratığın gücüyle başa çıkmak için stratejik hamleler yapmaya çalıştık. Birlikte hareket ederek yaratığın saldırılarından kaçındık ve onun zayıf noktalarını hedef aldık. Bir yandan savunma yaparken, diğer yandan da saldırıya geçiyorduk. Savaşın getirdiği zorluklara rağmen kararlılığımızı koruyor, birbirimize destek oluyorduk.

Dakikalar geçerken, yaratık yorgun düşmeye başladı. Güçlü darbelerle onu zayıflatmıştık. Son bir hamleyle, Niko ve ben birlikte güçlü bir saldırı daha gerçekleştirdik. Birkaç saniye sonra Niko'nun silahı gürültüyle patladı, kurşunlar yaratığın vücuduna saplandı. Yaratık, son bir çığlıkla yere düştü ve hareketsiz kaldı.

Ortam, yaratığın düşüşü ile sessizliğe büründü. Yaratıkla olan çatışmamız sona ermişti. Onunla çatışırken mermilerimizi değiştirmek, silahları değiştirmek her ne kadar zorlasa da bir şekilde şans yanımızdaydı ve hayatta kalmamıza sebep olmuştu.

Niko’ya baktım yeniden. İkimiz de nefes nefese kalmış ve yorgun düşmüştük, ancak hayatta kalma mücadelemizi başarmıştık. Derin bir nefes aldım. Onun da bunu yaptığını duyunca güldüm. O da bana katıldığında birlikte gülmeye başladık. Yorulmuştuk. Hem de çok. Aslında Niko, benden daha çok yorulmuştu ama edindiğimiz zafer, bu yorgunluğa değiyordu.

Birlikte bu korkunç yaratığı alt etmiştik ve hayatta kalma mücadelemizde bir adım daha ileriye gitmiştik.

Kendimizle ne kadar gurur duysak azdı.

Lütfen aşağıdaki soruları cevaplayınız.

1) Üçüncü kısmı nasıl buldunuz?

2) Niko'yu sevdiniz değil mi? Şahsen ben onu çok seviyorum.

3) Niko'nun kardeşi Ivan'ın yaşadığını düşünüyor musunuz?

4) Ivan'ı bulabilecekler mi sizce?

5) Yaratık ile olan savaş hakkında düşünceniz neler?

6) Sizce nasıl tehlikeler karşılarına çıkacak?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

121okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.