3. bölüm / 11
Taht ve Kül2.bölüm
Bölümler 11Şu an: 2.bölüm
merhaba Canlarımm ben geldim
Bölüm şarkımız Sebebi yar / Blok3
İyi okumalar ve dinlemeler dilerimm💕
👑
Gözlerimi hafif hafif araladım. Sonra aklıma gelen şeyle hemen sinirle gözlerimi tamamen açtım ve yattığım yerde oturur pozisyonu aldım.
Gözlerim karşımdaki Arel'i buldu
"İyi misin?" Dediğinde kafamı salladım.
Annem yanıma gelip hemen oturdu ve bana sarıldı.
"Çok korkuttu bizi annecim" yutkundum ve annemden ayrıldım. Annem neden çekildin dercesine dudaklarını büktü.
"Sonra anne işim var" dediğimde artık annem delirircesine ayağa kalktı ve bana çemkirmeye başladı.
"YETER ARTIK İŞ İŞ İŞ İŞTEN BAŞKA HİÇ BİR ŞEY DÜŞÜNMÜYORSUN İŞİN HARİÇ BAŞKA HAYATIN VAR SENİN KENDİNE GEL!"
"bağırma!" dediğim de annem daha da sinirlendi. "Birde bana emir vermeye başladın öyle mi tülin hanım peki o zaman sen istedin bunu"
Ciddiyetini bozmadan "Neyden bahsediyorsun anne" dediğimde tuhaf bir gülümseme belirdi.
"En değerli şeyini alıcam" dediğinde daha da meraklandım. "Açık konuşurmusun?"
Annem alaylı bir ses tonuyla babama döndü
"Tülin in sağlığı için işlerden ve tahtan uzak durmasını istiyorum yani tahta oturmayacak"
Duyduğum şeyle bembeyaz kesildim kanım çekilmişti sanki benim çocukluk hayalimdi bu.
Babam ne diyeceğeni bilememişti aynı şekilde diğerleride şaşkınlık içerisindeydi.
"NE DEMEK TAHTA OTURMAYACAK!" Öyle bir bağırmıştım ki sanırım hastanedeki herkez bizi duymuştu, en son ne zaman böyle bağırdığımı bile hatırlamıyordum.
Annem hışımla döndü. "Bağırma bana"
"BAĞRIRIM LAN BAĞRIRIM BEN HAYATIM BOYUNCA BUNUN İĆİN EĞİTİLDİM BÜYÜTÜLDÜM SIRF SENİN ÇOCUKSU BİR ŞIMARIKLIĞINDAN KAYNAKLI BEN O TAHTI BIRAKMAM!"
Annem tekrar bir şey söyleyecekti ki babam "Yeter!" Dediğinde sustu.
"Lan benim hayatımı alfınız siz ben çocukken oyucak tutmam gerekirken bana silah tutturtunuz şimdide taht için beni bir adama sattınız ve bunlara karşılık beni tahtan mı atmaya layık görüyorsunuz siz!" Anneme çemkirmem onu korkutmuş olmalı ki.
"Senin iyiliğin içi-" diyecek ti ki yumruğumu iki defa duvara geçirmemle duvar kırıldı evet gerçektende kırılmıştım.
Elimin üstünden kanlar hücum etmeye başlamıştı.
"Düşünme benim iyiliğimi, beni bir adama satarken düşünmediyseniz şimdide düşünmeyin" bu sözleri söylerken kan akan elimi anneme doğru kaldırıp işaret parmağımı sallıyordum.
Annem benden öyle bir korkmuştu ki geri adım attı ve gözleri doldu korkuyla.
"Benden korkuyor musun?" Sesim öyle kısık öyle aciz çıkmıştı ki sanki az önce bağıran ben değildim.
Annem titriyordu hiç bir şey söylememişti ama anlamıştım. "Anne" sesim öyle güçsüz çıkmıştı ki ben bile kendime acımıştım.
Omuzlarım düştü, soluk soluğa kalmıştım göğüsüm inip kalkarken annemin hayır demisine ümitle miştim.
"Kı-kızım k-k-kork-muyu-" cümlesini korkudan tamamlayamamıştı zaten kekelemesinden korktuğunu anlamıştım.
"Sadece bana zarar verirsin diye düş-" hâyel kırıklığıyla "sana zarar vericeğimi mi düşündün?" Herkes sesizce bizi izliyordu.
İçeri doktor girdi soluk soluğa "Tülin hanım iyi gözükmüyorsunuz" demişti ama ben hiç gözlerimi annemden ayırmıyordum.
Az önceki endişesi yavaş yavaş yok olmuştu. Turgut bey sonunda dahil oldu " aile meselelerine karışmak istemem ama küçük hanım yatsa daha iyi olucak" dediğinde annem kafasını salladı.
Annem kolumdan tutu ve beni yatağa oturttu. "Kızım sen sanıyorsun ki senin kötülüğünü istiyoruz ama bilki o yüzden değil görmüyor musun kendini elinin haline bak, duvara bak konturolünü kaybettin. O an bana bile saldıra bilirdin sen iyi değilsin sınırını konturol edemiyorsun" desede ben umursamamamıştım
"Tülin hanımın piskologla görüşse iyi olabilir"
Kimseyi dinlemiyordum öylece oturmuş ellerimin içine bakıyordum.
Bir kaç dakika sesiz geçmişti. Arel en sonunda "yeter bu kadar siz evlerinize gidin ben Tülini eve bırakırım" dediğinde kimse itraz etmedi. Geçmiş olsun dediler ve çıktılar ama ben onları hiç dinlemiyordum bile sadece öylece odaklanmıştım ellerime.
Arel bana ilerledi ve önümde diz çöküp bana baktı. "Ağla" dediğinde bilincin sanki yerine gelmiş gibi "olmaz ağlayamam" dediğimde.
"Ağlamazsan daha da acır hem söz veriyorum kimseye söylemem" dediğinde gözümden damla düştü. "Ama görürlerse?" Dediğimde de hafif tebessüm etti.
"O zaman ağlamak istediğinde kafanı boynuma göm ve istediğin kadar ağla o zmaan kimse görmez" dediğinde dayanamayıp boynuna sarıldım ve kafamı boynuna gömüp hıçkıra hıçkıra ağladım.
Elinin biri belime gitti diğeri saçlarıma "ağla ağla ama az ağla" dediğinde hafifçe ondan ayrıldım ve elimin tersiyle göz yaşlarımı sildim. "Bunun sebebini sonra öğreniceksin" dedi ve yutkundu.
Daha da üstlemedim, elimi tutu ve beni arabay doğru götürdü. Ön kısmının kapısını açtı oturmam için yavaşça ilerleyip oturduğumda kapıyı kapattıp kendide şoför koltuğuna oturdu ve arabayı çalıştırdığında motor sesi sokokta yankalandı.
Bu günün yorgunluğuyla uykuya daldım.
👑
Arel'in Ağzından...
Sonunda eve vardığımızda kafamı Tüline çevirdim ama o zaten uyumuştu. Ah tülin ah ne yapıcam seninle böyle.
Arabadan indim ve tülinin kapısını açtım. Çok yavaş bir şekilde onu kucağıma aldığımda kafası göğüsüme düştü. Kapıdaki adamlara döndüğümde direk beni snlayıp arabaya yöneldiler.
Evin kapısında durduğumda kapıyı açan kişi İdil oldu. Yüzü beni gördüğünde gülümsedi taki kucağımda uyuyan Tülin'i görene kadar.
"Çekil de odasına çıkarayım" bir şey demek istedi ama söylemedi. Yana çekildiğinde dikkatlice içeriye girdim. Salona girdiğimde herkez burdaydı. "Tülini yatırıp gelicem" dediğimde Mahir bey gözleriyle onayladı.
Merdivenlere yöneldim. Yukarıya çıktığımda tülin in odasına girdiğimde oldukça büyüktü. Pek önemsemedim ve yatağa doğru ilerleyip tülin i yatağa yatırdım ve üstünü örttüm.
Başında biraz oturup yüzünü seyrettim. "İyi rüyalar uyuyan güzel" dedim ve tüy kadar hafif bir öpücük bıraktım başına ve geri çekildim.
Odadan çıkacaktım ki masanın üstündeki fotoğrafını görmemle durdum. Fotoğrafı alıp inceledim. Saçları salıktı üstünde beyaz bir elbise vardı ve kulağına sıkıştırılmış lavanta vardı. Kocam bir şekilde gülümsüyordu, o kadar güzeldi ki cenneten düşmüş bir melekti sanki.
Fotoğrafı alıp ceketinin iç cebine sıkıştırdım fotoğrafı ve odadan çıktım.
Aşağıya indiğimde tekrar yüzleri beni buldu,
"İyi mi? uyudu mu?" İpek'in arka arkaya sorduğu sorulara cevap olarak sadece "Evet" dedim.
Mahir bey bana döndü. "Teşekkürler evlat onu nasıl ikna ettin gelmesine bilmiyorum ama..." Ne yani normalde sinirlendiğinde eve dönmezmiydi.
"Neden öyle dediğiniz daha önceden nereye gidiyordu ki?" Sorunla gözleri beni buldu.
"Tülin İstanbul boğazını gece izlemeyi çok sever bu yüzden üzüldüğü veya bize küstüğünde teknesine gidip açılır tam deniz köprüsün karşısında durup saatlerce izler sonrada orada uyur" dediğinde çok şaşırmıştım.
Çünkü bende aynı şeyi yapardım. Bir çoğu özelliklerimiz benziyordu örneğin benimde tarçına alerjim vardı, bende İstanbul köprüsünü izlemeyi çok severdim.
Bunu bilen Koray,sarp ve baran benim gibi şaşırmıştı bunu fark eden Mahir bey "Neden şaşırdınız" diye sorduğunda "çünkü bende çok severim izlemeyi hem benimde alerjim var tarçına" Mahir beyde şaşırsada sonradan onunla benzemez hoşuna gidecek olacak ki gülümsedi.
"Onu nasıl ikna ettiğimi sorarsınız bende bazen kontürölden çıkatım ve ağlamak isterim ama ağlayamam çünkü sevmem ama bazen diyorum ki keşke annem olsaydı küçükkende onun göğsünde ağlasaydım. Ama yoktu işte bende tülin'e ' eğer kafanı boynuma gömüp ağlarsan kimse görmez hem bende söylemem söz veriyorum' dedim"
Mahir bey şokla "peki ağladı mı?" Diye sordu imkansız gibi "neden bu kadar şaşırdınız ki?" Dediğimde şaşkınlığını koruyarak arkasına yaslandı.
"O ağlamaktan nefret eder güçsüz gözükür diye korkar ve kimsenin yanında ağlamaz bizim yanımızda bile ama ilk defa senin yanında ağlamış bu onun dilinde sana güveniyorum gibi bir şey demek" buna bende şaşırmıştım.
"Kızımı üzme olur mu biz onu çok üzdük sen üzme" kafamı olumlu anlamda sallafım üzmem anlamında.
"Yukarıdan gelen ağlama sesiyle herkezin bakışları oraya döndü. Bir hışımla ayağa kalkıp yukarıya tülinin odasına koştum.
Yatakta yatıyordu ama gözleri kapalıydı. Siktir! kâbus görüyordu hemen yanına gittim. Saçlarını okşamaya başladım içeriye herkez girmiş bize bakıyordu.
İçlerinden bir ses "açılın" demesiyle önde duran baran çekildi. Sesin sahibi ege'ydi. Yatağın yanına eğildi "ben geldim sakin ol" dediğinde ağlamayı kesti ve soluk soluğa "Arel" dediğinde ege hâyel kırığına uğradı onu Arel sanması canını sıkmıştı.
"Burdayım ben güzelim" dediğimde tamamen rahatladı ve uykuya geri daldı. Ayağa kalkıp tekrar aşağıya indik. "O zaman biz gidelim" dediğimde Mahir bey "bu gün burada kalsaydınız"
Başımla selam verip "Sağolun ama gerek yok zahmet vermeyelim" dediğimde üstelemediler "peki o zman sabah kahvaltısına bekliyorum oradan şirkete geçeriz" dediğinde onayladım.
Vedalaştıktan sonra arabama binip eve sürmeye başladım aklımda sadece tülin vardı nedeneni bilmesemde onu düşünüp duruyordum. O Arel Diyeşi boynumda ağlaması, kokusu
Sus artık Arel unut şu kızı!
İç sesimi dinleyip unutmaya çalıştım ama aklıma sürekli o geldi. Sonunda eve vardığımızda kapıyı yine İdil açmıştı. Sanırım ben yuksrı çıktığımda eve gelmişti o, gülümseyerek
"Hoş geldin" dediğinde sadece öylece yüzüne baktım ve bir şey söylemeyip yanından geçip içeriye ilerledim.
Arkamdan sarp,baran ve Koray geliyordu.
"Bu gün neydi öyle ya baya kaosluydu" dedi yine her zamanki gibi şakaya vurarak baran.
Sarp ta hiç şaşırmayacağım bir şekilde ona katılarak "Vallahi he ama en sevdiğim kaos yengemin ege yi dövdüğü yer orası çok iyidi"
Konu tülin'e gelince hiç beklemeden
"Kapayın lan çenenizi!" Diye kızdığımda.
Koray ve diğeri ikisi pişkin pişkin gülüyordu.
Niye gülüyorsunuz der gibi bakınca "Yengeyede hiç söz geçirmiyorsun be" dediğinde benim bir şey dememe kalmadan İdil
"Saçmalamayın onlar sadece anlaşmalı evlilik yapıyorlar o kadar fazla anlam yüklemeyi bırakın" çocukların direk yüzü ciddileşti çünkü onlarda idili sevmiyordu.
Bende çok sevmesemde ona biraz güveniyordum ve bana o babasının emanetiydi.
"Sana mı sorduk İdil" dedi baran her zamanki gibi lafını esirgemeyen bir şekilde.
"Sor o zaman hem şu kız hakkında da konuşmayın!" Diye çemkirince İdil onlar daha çok sinirlendi.
"Yengem hakkında düzgün konuş yoksa olacaklardan ben sorumlu olmam"
İdil meydan okurcasına "ne yaparsın?" Diye üstüne gidince
"Seni bu evden atarım Tülin hakkında konuşurken iki defa düşüneceksin" tülin ondan iki yaş küçüktü ama o ona ismiyle hitap etmiyordu. Fark ettiğim kadarıylada baran tülini çok sevmiş ve ailesinden saymıştı bile
Ama bana tuhaf gelen bu üçlü hatta ben bile asla o kadar hızlı ısınamazdık ama tüline ısınmıştık.
"Bu ev Arel'in sen kimsin de beni attırıyorsun"
Baran daha çok sinirlendi
"Niye senin dokununulmazlığın var ve bu ev benim abimin beni kovacağı yok ya" dediğinde
İdil daha çok sinirlenip "Siz sadece onun için onun köpeklerisiniz yoksa işe yaramasanız kapının önüne koyar sizi" demesiyle baran ve diğerleri öyle bir bozulmuştu.
Bu cümle benimde tepemi attırdı. "İDİL SAKIN BENİM KARDEŞLERİME BİR DAHA ÖYLE BİR CÜMLEDE BULUNMA YOKSA ASIL SEN KAPININ ÖNÜNDE BULURSUN KENDİNİ" bağırmamla yerinden sıçradı.
Dolan gözleriyle odasına gitti. Baran yine her zamanki gibi bu kurduğum cümle ićin benimle uğraşacaktı ve evet düşündüğüm gibi de oldu.
"ABİM BE!" Çoşkuyla bağırmasıyla yüzümü ekşittim. Koşup bana sarıldı hemen diğer ikiside bana sarılınca her ne kadar bu hallerini sevsemde belli etmedim.
Kendimden iterek baranın ensesine şaplak attığımda kahkaha attılar. "İyi geceler abilerin gülü" dedi sarp ve kaçtı arkasından baran ve Koray aynı anda "iyi geceler hanımcı" koşarak kaçtılar.
"Lan!" Diye kızdım ama umursamadılar. Onlarda gidince yüzümde bir tebessüm oluştu onlar bana Allahın verdiği en büyük nimet'ti.
Kendi odama çıktım, üstümü değiştirdim ve yatağa attım kendimi. Gözlerimi kapatmadan önce gözlerimin önüne tekrar tülin'in uyuyan halı geldi ve uykuya daldım...
Bölüm etkileşimi
