TAHLİYE EMRİ kitap kapağı

3. bölüm / 5

TAHLİYE EMRİ

BÖLÜM 3:KORAL

Vaveyla Yazarı: Aleyna Akbaş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: BÖLÜM 3:KORAL

Telefonun ekranına bakıyordum.

'Henüz kendisi de bilmiyor.'

Son mesaj buydu. Şebekenin çekmediği bir yerde, tanımadığım bir numaradan gelen dört mesaj. Üstelik bizi buraya getirenlerin kim olduğunu bile bilmezken birileri şimdi de aramızdan birinin sekiz yıl önceki yangınla bağlantısı olduğunu söylüyordu.

Harika. Gerçekten harika.

Üniversiteye yalnızca kahve içip derse geç kalmak için gelmiştim. Şimdi ise hayatımın en kötü grup çalışmasının ortasındaydım.

“Ceylin?” Defne'nin sesiyle başımı kaldırdım. “Ne oldu?” Telefonu ona uzattım. Mesajları okudukça kaşları çatıldı. “Bu ne demek?”

“Bilsem şu an açıklıyor olurdum.”

Ege de yanımıza geldi. Telefonu Defne'nin elinden alıp mesajlara baktı. “Numarayı aradın mı?”

“Daha yeni geldi.”

“Bir deneyeyim.” Arama tuşuna bastı. Telefonu kulağına götürdü. Birkaç saniye bekledi. Sonra ekrana baktı. “Arama başarısız.”

“Şebeke yok,” dedim.

“Mesaj gelmiş ama.”

“Ege, bunu ben de fark ettim.”

Poyraz telefonu eline alıp mesajları okudu. Diğerlerimizin aksine herhangi bir tepki vermedi. Yalnızca son cümlede biraz daha uzun durdu.

“Beşimizden birinin bağlantısı varmış,” dedi Kerem.

Başımı çevirdim. “Evet.”

“Ben olmadığımı düşünüyorum.”

Ege ona baktı. “Neye dayanarak?”

“İçime doğdu.”

“Çok güvenilir bir yöntem.”

“Teşekkür ederim.”

Kerem'in bu kadar rahat davranabilmesi artık beni şaşırtmıyordu. Adamın üzerine bina yıkılsa muhtemelen enkazdan çıkıp mimariyi eleştirirdi.

Poyraz telefonu bana geri verdi. “Buna hemen inanmayın.”

“Neden?” diye sordum.

“Kim gönderdi bilmiyoruz. Doğru olduğunu da bilmiyoruz.”

“Peki ya doğruysa?”

Bir an yüzüme baktı. “O zaman öğreniriz.”

Bunu söylemek onun için ne kadar kolaydı? Benim kafamda çoktan onlarca ihtimal dolaşmaya başlamıştı. Sekiz yıl önce on üç yaşındaydım. Defne ve Ege de öyleydi. Poyraz ve Kerem ise on dört yaşında olmalıydı. O yangınla nasıl bir bağlantımız olabilirdi? Ailelerimiz mi? Tanıdığımız biri mi? Yoksa mesajları gönderen kişi yalnızca birbirimizden şüphelenmemizi mi istiyordu?

“Bence burada durmayalım,” dedi Defne.

Haklıydı. Merdivenin altından az önce duyduğumuz metalik ses yeniden geldi. Bu kez daha yakından. Hepimiz sustuk. Poyraz feneri aşağıya çevirdi.

“Arkamda kalın.”

Kerem elini kaldırdı. “Bir önerim var.” Poyraz ona baktı. “Önce sen git.”

“Zaten öyle yapıyorum.”

“Harika. Aynı fikirde olmamıza sevindim.”

Ege başını iki yana salladı. “Bu çocuk bir gün beni öldürecek.”

“Bugün değil ama,” dedi Kerem. “Bugün başkaları sıraya girmiş.”

***

Merdivenlerden inmeye başladık. Basamaklar dardı. Bazılarının kenarları aşınmış, metal korkuluğun boyası dökülmüştü. Duvarlardan gelen nem kokusu aşağı indikçe ağırlaşıyordu.

Poyraz önde, ben hemen arkasındaydım. Defne ve Ege beni takip ediyordu. Kerem ise en arkadan geliyordu.

“Bir şey soracağım,” dedi Kerem.

“Hayır,” dedim.

“Daha sormadım.”

“Önlem alıyorum.”

“Bu üniversitenin altında bu kadar yer olduğunu bilen var mıydı?”

Poyraz cevap verdi. “Eski servis bağlantıları var. Ama hepsinin kullanılabilir olduğunu sanmıyorum.”

“Bence kullanılabilir olmayanı bulduk.”

Kerem'in sesiyle arkamı döndüm. Ayağının altındaki basamak hafifçe sallanmıştı.

“Dikkat et,” dedim.

“Ediyorum.” Tam o sırada metalden rahatsız edici bir gıcırtı yükseldi. Kerem'in bastığı basamağın ön kısmı aşağı doğru eğildi. “Lan!”

Dengesini kaybedip korkuluğa tutundu. Defne çığlık attı. Ege hemen arkasına dönüp kolundan yakaladı. Ben de refleksle korkuluğa uzandım ama Poyraz bileğimden tutarak beni geri çekti.

“Yaklaşma!”

Basamak yerinden kopup aşağı düştü. Metal parçasının zemine çarpmasıyla çıkan ses merdiven boşluğunda yankılandı. Birkaç saniye boyunca hiçbirimiz hareket etmedik. Kerem iki eliyle korkuluğa asılmıştı. Ege sweatshirtünden tutuyordu.

“Kerem!” dedim.

“Buradayım.”

“İyi misin?”

“Şu an kendimi pek iyi bir yerde görmüyorum.”

Poyraz hızla yanımızdan geçip Kerem'in diğer kolunu tuttu. “Sol ayağını arkadaki basamağa koy.”

“Sol hangisiydi?”

“Kerem!”

“Tamam, tamam!”

Ayağını geriye uzattı. Poyraz ve Ege'nin yardımıyla yeniden sağlam basamağa çıktı. Defne hemen yanına gitti.

“Bir yerin acıyor mu?”

Kerem nefes nefeseydi. “Gururum.”

“Ciddiyim.”

“Ben de. Çok kötü düştü.”

Defne gözlerini devirdi ama ardından Kerem'in elini fark etti. “Elin kanıyor.”

Sağ avucunun içi korkuluğun paslı kenarına sürtünmüş, derisi birkaç yerden sıyrılmıştı. Parmaklarının arasında ince bir kan çizgisi vardı.

Kerem eline baktı. “Ha. Bu da varmış.”

“Göster,” dedi Defne.

Çantasını açıp içinden küçük bir ilk yardım çantası çıkardı. Ege ona döndü. “Sen bunu sürekli yanında mı taşıyorsun?”

“Evet.”

“Kerem, bak. İnsanlar çantalarında işe yarar şeyler taşıyor.”

Kerem omuz silkti. “Ben de taşıyordum. Çantamı kaybettim.”

“İçinde ne vardı?”

“Şarj aleti, kulaklık, parfüm...”

Ege bir an durdu. “Parfüm mü?”

“Ne var? İnsan her şartta güzel kokmalı.”

Defne elini temizlerken Kerem'in yüzü hafifçe buruştu. “Biraz yakacak,” dedi.

“Şu an birazın tanımını değiştirdin.”

“Abartma.”

“Defne, elimle vedalaşmak istemiyorum.”

İstemeden güldüm. Birkaç saniye önce gerçekten düşebileceğini düşünmüştüm. Hala kalbim hızlı atıyordu. Kerem'in konuşabiliyor olması iyiye işaretti.

Defne avucuna küçük bir pansuman yaptıktan sonra çantasını kapattı. “Paslı bir yere sürttün. Tetanos aşını kontrol ettirmen gerekecek. Buradan çıkınca hastaneye gideceğiz.”

Kerem başını salladı. “Önce çıkalım da. Hastaneye kendi isteğimle gitmek şu an hayalim.”

Poyraz kırılan basamağı inceledi. “Buradan devam edemeyiz.”

Aşağı baktım. Basamağın kopmasıyla arada ciddi bir boşluk oluşmuştu. Alt tarafta birkaç basamak daha görünüyordu ama oraya ulaşmak için atlamamız gerekiyordu. Üstelik merdivenin geri kalanının sağlam olduğundan da emin değildik.

“Geri mi döneceğiz?” diye sordum.

“Üst katta başka bir bağlantı vardı.”

Ege başını kaldırdı. “Az önce geçtiğimiz karanlık koridor mu?”

“Evet.”

Kerem bandajlı elini kaldırdı. “Ben bu kez asansör talep ediyorum.”

“Talebin reddedildi,” dedim.

“Çok kötü yönetiliyorsunuz.”

***

Merdivenlerden geri çıktığımızda hepimizin nefesi hızlanmıştı. Üst koridora ulaşıp diğer yöne döndük. Burası ilk geçtiğimiz bölüme göre daha karanlıktı. Tavandaki lambaların hiçbiri çalışmıyordu. Telefonlarımızın ve Poyraz'ın bulduğu fenerin ışığıyla ilerliyorduk.

Duvarlarda eski su lekeleri vardı. Zeminin bazı kısımlarında küçük su birikintileri oluşmuştu.

Bir süre kimse konuşmadı. Sonra Kerem sessizliği bozdu. “Bence üniversite yönetimine dilekçe yazalım.”

“Ne için?” diye sordum.

“Bu koridorun temizlenmesi için.”

Ege ona baktı. “Sen gerçekten başka bir boyuttasın.”

“Bak, kaçırılmak ayrı konu. Bakımsızlık ayrı konu.”

Bu kez Defne de güldü. Ama gülüşü fazla uzun sürmedi. Çünkü koridorun sonundan bir ses geldi. İnsan sesi.

Poyraz hemen elini kaldırdı. Durduk. Uzakta iki kişi konuşuyordu. Sesler duvarların arasında yankılandığı için kelimeleri tam seçemiyordum.

Poyraz feneri kapattı. Karanlık bir anda üzerimize çöktü. Defne koluma tutundu. Ben de nefesimi tuttum.

“...alt bağlantıyı kontrol edin.” Bir erkek sesiydi. Ardından başka biri konuştu.

“Merkezden beş kişinin bu bölgeye geçtiği bildirildi.”

Kalbim hızlandı. Beş kişi. Biz.

Ege kulağıma doğru eğildi. “Bizi bulmuşlar.”

Başımı salladım. Poyraz karanlıkta geriye doğru birkaç adım attı. Ardından hepimize duvarın kenarına geçmemizi işaret etti.

Yaklaştım. “Ne yapacağız?” diye fısıldadım.

“Önce nereden geldiklerini anlayalım.”

Sesler yaklaşıyordu. Bir fener ışığı koridorun uzak ucunda belirdi. Ardından bir tane daha.

Güvenlik görevlileri. İki kişilerdi. Birinin elinde telsiz vardı.

“Burası da boşsa batı bağlantısına geçeceğiz,” dedi.

Diğeri cevap verdi. “Emir değişti. Beşinin de canlı teslim edilmesi gerekiyor.”

İçim buz kesti. Canlı mı? Bu nasıl bir ifadeydi?

Yanımdaki Defne'nin parmakları kolumu biraz daha sıktı. Kerem bu kez tek kelime etmiyordu. Poyraz gözleriyle sol taraftaki dar açıklığı işaret etti. Kapısı yarı açık bir depo vardı. Birer birer içeri girdik. En son Poyraz geçti ve kapıyı tamamen kapatmadan aralık bıraktı.

Depo küçüktü. Raflarda eski boya kutuları, kırık sandalyeler ve kullanılmayan temizlik malzemeleri bulunuyordu. Ortalık ağır bir rutubet kokuyordu. Beş kişi güçlükle sığmıştık.

Kerem kulağıma eğildi. “Şu an birinin hapşırması hepimizi bitirir.”

Ona baktım. “Sus.”

“Ben değil, Ege hapşıracak gibi duruyor.”

Ege'nin yüzüne çevirdim gözlerimi. Gerçekten burnunu tutuyordu.

Hayır.

Hayır, hayır, hayır.

Şimdi değil.

Ege gözlerini kapattı. Defne hemen koluna dokundu. Ege derin bir nefes aldı. Bir saniye. İki saniye. Sonra sessizce başını salladı. Geçmişti.

Hayatımda bir hapşırığın gerçekleşmemesine bu kadar sevindiğimi hatırlamıyordum.

Dışarıdaki ayak sesleri yaklaştı. Fener ışığı kapının aralığından içeri süzüldü. Bir görevli tam önümüzde durdu.

“Buraya baktın mı?”

Diğeri cevap verdi. “Hayır.”

Kapının kolu hareket etti. Nefesim kesildi. Poyraz elini kapının iç tarafına koymuştu. Gözleri görevlinin hareketini takip ediyordu. Bir an için gerçekten yakalandığımızı düşündüm. Sonra telsizden bir ses yükseldi.

“Batı servis çıkışında hareket tespit edildi. Yakındaki ekipler yönlendirilsin.”

Görevli elini kapıdan çekti. “Batıya geçelim.”

Ayak sesleri uzaklaştı. Birkaç saniye daha bekledik. Sonra Ege başını geriye yasladı.

“Ben artık bu üniversitede okumak istemiyorum.”

Kerem fısıldadı. “Ben de yatay geçiş yapacağım. Mümkünse başka ülkeye.”

Bu kez gülemedim. Çünkü görevlinin söyledikleri hala kulağımdaydı.

'Canlı teslim edilmeleri gerekiyor.'

Bizi yakalamak isteyenler kimdi? Ve neden özellikle canlı olmamız gerektiğini vurguluyorlardı?

***

Depodan çıkmadan önce Poyraz koridoru kontrol etti. “Gittiler.”

Kerem kapının aralığından baktı. “Emin misin?”

“Şimdilik.”

“Bu kelimeyi hiç sevmiyorum.”

Poyraz ona döndü. “Sen burada bekleyebilirsin.”

“Yok, ben seni seviyorum. Birlikte devam edelim.”

Depodan çıktık. Güvenlik görevlilerinin geldiği yöne ilerlemek istemiyordum ama diğer tarafta kırık merdiven vardı. Üstelik bu koridorun sonunda ne olduğunu da bilmiyorduk.

Birkaç metre sonra duvarda eski bir yangın dolabı gördüm. Camı kırılmıştı. İçindeki hortum yerinde değildi. Hemen yanında küçük bir bina planı asılıydı.

“Durun,” dedim.

Poyraz yanıma geldi. “Ne oldu?”

“Şuna bak.”

Planın üzerindeki yazıların bir kısmı silinmişti ama bulunduğumuz bölüm işaretlenmişti.

BATI SERVİS KORİDORU.

Altında iki bağlantı görünüyordu. Biri az önce geçtiğimiz merdivene açılıyordu. Diğeri ise eski bir yükleme alanına.

“Buradan dışarı çıkabilir miyiz?” diye sordum.

Poyraz planı inceledi. “Yükleme alanının dışarıya açılan bir kapısı olması gerekir.”

“Güzel. Sonunda kulağa mantıklı gelen bir şey.”

Ege de yaklaştı. “Fakat güvenlik az önce batı servis çıkışına yönlendirildi.”

Haklıydı. Oraya gitmek riskliydi. Ama başka bir çıkışımız da yoktu.

Kerem planın üzerindeki küçük işareti gösterdi. “Şu ne?”

Baktım. Yükleme alanının yanında küçük bir oda görünüyordu.

ESKİ GÜVENLİK NOKTASI.

Poyraz'ın bakışları işarette durdu. “Burada eski giriş kayıtları olabilir.”

“Ne işimize yarayacak?” diye sordum.

“Bilmiyorum. Ama bu geçişin eskiden nasıl kullanıldığını öğrenebiliriz.”

Ege başını salladı. “Bir de belki dış kapının anahtarı vardır.”

Kerem ellerini birbirine vurdu. “İşte bu. Nihayet hazine avına döndük.”

Ona baktım. “Senin için her şey eğlence mi?”

“Hayır. Açım da.”

Bir an durdum. “Ne?”

“Sabah kahvaltı yapmadım.”

Ege ona döndü. “Biz burada hayatımızı kurtarmaya çalışıyoruz.”

“Ben de aynı hayatı kurtarmaya çalışıyorum. İçinde mide de var.”

Defne başını iki yana salladı. “İnanılmazsın.”

Kerem gülümsedi. “Teşekkür ederim.”

***

Yükleme alanına ulaşmak düşündüğümüzden daha uzun sürdü. Koridorun bir kısmı eski eşyalarla kapatılmıştı. Kırık dolapların ve metal rafların arasından geçmek zorunda kaldık. Bir noktada yerdeki borulardan birine takıldım. Dengemi kaybedince refleksle duvara tutundum.

“Ah!”

Avucum sert yüzeye sürtünmüştü. Poyraz hemen döndü. “Ne oldu?”

“Bir şey yok.”

Elime baktım. Avucumun kenarında küçük bir sıyrık vardı. Poyraz feneri elime tuttu.

“Kanıyor.”

“Fark ettim.”

Defne yanımıza geldi. “Göster.”

“Defne, gerçekten küçücük bir şey.”

“Göster dedim.”

Elimi uzattım. Çantasından küçük bir temizleme mendili çıkardı. Kerem hemen yanıma geldi.

“Geçmiş olsun. Kulübe hoş geldin.” Bandajlı elini kaldırdı.

Ona baktım. “Üyelikten çıkmak istiyorum.”

“Maalesef. Giriş yaptıktan sonra çıkış yok.”

Defne yarayı temizlerken hafifçe yüzümü buruşturdum. Poyraz bunu fark etmiş olacak ki feneri biraz aşağı indirdi.

“İyi misin?”

Başımı kaldırdım. “İyiyim.”

“Emin misin?”

Bu kez sesinde alay yoktu. Yalnızca soruyordu. Nedense bu küçük değişiklik beni hazırlıksız yakaladı.

“Evet,” dedim. “Teşekkür ederim.”

Başını salladı. Sonra yeniden koridora döndü. Kerem ikimize bakıp hafifçe gülümsedi.

“Ne var?” diye sordum.

“Bir şey demedim.”

“Yüzün dedi.”

“Benim yüzüm çok konuşur. Kontrol edemiyorum.”

Defne elimi bıraktı. “Tamamdır. Devam edebiliriz.”

***

Yükleme alanına ulaştığımızda ilk fark ettiğim şey soğuk oldu. Burası diğer koridorlardan çok daha genişti. Tavanda eski havalandırma boşlukları vardı. Karşı duvarda büyük bir metal kepenk bulunuyordu. Kepengin altından ince bir gün ışığı sızıyordu.

Dışarısı.

Gerçekten dışarısı.

Kalbim hızlandı. “Şuna bakın!”

Ege hemen kepenge yöneldi. Alt kısmındaki kolu çekti. Hareket etmedi. Bir kez daha denedi.

“Kilitlemişler.”

Poyraz yanına gidip mekanizmayı inceledi. “Motorlu sistem. Elektrik olmadan açılması zor.”

“Elle açmanın bir yolu yok mu?” diye sordum.

“Olabilir. Önce kontrol etmem gerekiyor.”

Kerem kepengin önüne gelip ellerini beline koydu. “Ben açarım.”

Ege ona baktı. “Nasıl?”

“Motivasyonla.”

Kepenge iki kez vurdu. “Açıl.” Hiçbir şey olmadı. Başını salladı. “İnatçı çıktı.”

Tam karşılık verecektim ki dışarıdan bir araç sesi geldi. Kepengin altından geçen gölgeleri gördüm. Bir araç durmuştu. Ardından kapı sesi duyuldu. Birileri konuşuyordu.

Poyraz hemen bizi geri çekti. “Duvarın yanına geçin.” Hızla eski paletlerin arkasına saklandık. Dışarıdaki sesler yaklaştı.

“İçeride olabilirler.”

Bu sesi tanıyordum. Az önce koridorda duyduğumuz güvenlik görevlilerinden biriydi.

Ege dudaklarını birbirine bastırdı. Defne'nin yüzü solmuştu. Kerem ise bandajlı elini göğsüne yaslamış, kapıya bakıyordu.

Kepengin dış tarafından metal bir ses geldi. Birisi kilidi açıyordu.

Poyraz bana döndü. “Arka kapıyı bulmamız lazım.”

Başımı salladım. Yükleme alanının sağ tarafında küçük bir oda vardı. Kapısının üzerinde eski bir tabela bulunuyordu.

GÜVENLİK NOKTASI.

Oraya yöneldik. Kapı kilitli değildi. İçeri girdik. Oda küçüktü. Bir masa, iki sandalye ve duvara sabitlenmiş eski bir anahtar dolabı vardı. Masada tozlanmış evraklar bulunuyordu. Poyraz kapıyı kapatırken Ege anahtar dolabına yöneldi.

“Burada birkaç anahtar var.”

Kerem masanın arkasına geçti. “Ben de evraklara bakıyorum.”

Defne kapının yanında bekliyordu. Ben de masanın üzerindeki eski kayıt defterini açtım. Sayfalar sararmıştı. İlk birkaç sayfada araç girişleri ve personel isimleri bulunuyordu. Tarihlerin çoğu sekiz yıl öncesine aitti. Sonra bir sayfanın arasına sıkıştırılmış küçük bir kağıt fark ettim. Diğerlerinden farklıydı. Üzerinde kırmızı bir mühür vardı.

KUZEY BLOK TAHLİYE GÜNÜ PERSONEL GİRİŞ KAYDI

Kalbim hızlandı. “Arkadaşlar.”

Ege başını kaldırdı. “Ne oldu?”

“Burada yangının olduğu güne ait bir giriş kaydı var.”

Poyraz hemen yanıma geldi. Kağıdı masaya koydum. Üzerinde birkaç isim bulunuyordu. Bazılarının yanına giriş ve çıkış saatleri yazılmıştı. Fakat son satırdaki çıkış saati boştu. İsmin büyük bölümü silinmişti. Yalnızca soyadı okunuyordu.

KORAL.

Başımı kaldırdım. Poyraz'a baktım. O da kağıda bakıyordu. Bir an yüzündeki ifadenin değiştiğini düşündüm.

“Poyraz?” Cevap vermedi. “Bu senin soyadın.”

“Görüyorum.”

“Tanıdığın biri olabilir mi?”

Kağıdı eline aldı. İsme biraz daha yakından baktı. “Bilmiyorum.”

Kerem de yanımıza geldi. “Sekiz yıl önce sen kaç yaşındaydın?”

“On dört.”

“Tamam, o zaman senin mesaiye kalmış olma ihtimalini eleyebiliriz.”

Ege istemeden güldü. Ama benim gözlerim Poyraz'daydı. Çünkü kağıdı eline aldığı andan beri başka hiçbir şeye bakmamıştı.

“Bir akraban olabilir mi?” diye sordum.

Başını kaldırdı. “Olabilir.”

“Bunu öğrenebilir miyiz?”

“Buradan çıkınca.”

Tam o sırada dışarıdan metal kepengin yükselme sesi geldi. Hepimiz irkildik. Ardından bir erkek sesi duyuldu.

“Alanı kontrol edin!”

Poyraz kağıdı bana uzattı. “Bunu al.” Hızla katlayıp cebime koydum.

Ege anahtar dolabından iki anahtar aldı. “Hangisinin neyi açtığını bilmiyorum.”

Kerem ona baktı. “İkisini de al. Seçenekleri severim.”

Kapının diğer tarafından ayak sesleri yaklaşıyordu. Poyraz odanın arkasındaki dar kapıyı fark etti. Üzerinde küçük bir çıkış levhası vardı. Kolunu indirdi. Açılmadı.

Ege hemen yanına geldi. “Dur, anahtarları deneyelim.” İlk anahtar uymadı. İkincisini taktı. Döndü. Kapı açıldı.

Kerem iki elini kaldırdı. “İşte bu! İlk defa bir şey bizim lehimize gelişti.”

Tam o sırada güvenlik odasının ana kapısı sertçe açıldı. “Durun!”

Poyraz arka kapıyı itti. “Çıkın!”

Defne önce geçti. Ardından Ege. Kerem hemen peşlerinden çıktı. Ben tam kapıya yönelmiştim ki arkamdan biri çantamın askısını yakaladı. Sertçe geriye çekildim. Dengemi kaybettim. Bir güvenlik görevlisi beni kolumdan tutmaya çalışıyordu.

“Ceylin Aras! Kaçmayı bırakın!”

Kolumu kurtarmaya çalıştım. “Bırakın beni!”

Adamın eli bileğime kapandı. Canım acıdı. Poyraz bir anda geri döndü.

“Bırak onu!”

Görevlinin koluna müdahale edip beni çekişinden kurtardı. Adam sendeleyince Poyraz beni kapıya doğru itti.

“Koş!”

Hiç düşünmeden koştum. Arkamdan Poyraz da geldi. Kapıyı sertçe kapattı. Ege anahtarı çevirip kilitledi. Diğer taraftan kapıya vuruldu.

“Kapıyı açın!”

Kerem nefes nefeseydi. “Bence açmayalım.”

“Kerem, koş!” diye bağırdım.

Dar geçitten ilerlemeye başladık. Arkamızdaki kapıya vurulmaya devam ediliyordu. Birkaç metre sonra koridor ikiye ayrıldı.

Poyraz sağ tarafı işaret etti. “Buradan!”

Peşinden gittik. Bir merdiven daha. Bu kez yukarı çıkıyordu. Basamakları ikişer ikişer tırmanırken ciğerlerimin yandığını hissediyordum.

Defne önümdeydi. Ege arkamızdan geliyordu. Kerem ise nefes nefese konuşmayı hala başarıyordu.

“Bir daha... üniversiteye... geç kalırsam... beni uyandırmayın.”

“Sus da koş!” diye bağırdı Ege.

“Son isteğimi... söylüyorum!”

Merdivenin sonundaki kapıya ulaştık. Poyraz kolu indirdi. Açıldı. Ve bir anda kendimizi eski bir binanın içinde bulduk.

İlk fark ettiğim şey sessizlikti. Arkamızdaki geçitten gelen ayak sesleri ve bağırışlar, kapıyı kapattığımız anda kesilmişti.

Bulunduğumuz yer geniş bir koridordu. Pencerelerin çoğu tahtalarla kapatılmıştı. Tavandan sarkan kablolar, duvarlardaki is lekeleri ve yerdeki kırık cam parçaları buranın uzun zamandır kullanılmadığını gösteriyordu. Havada eski, yanık bir koku vardı.

Poyraz yavaşça etrafına baktı. “Burası...”

Cümlesini tamamlamadı. Duvarın üzerindeki solmuş tabelayı gördüm.

KUZEY BLOK ZEMİN KAT

Kalbim bir anlığına hızlandı. “Yangının çıktığı bina mı?” diye sordum.

Poyraz başını salladı. “Evet.”

Ege ellerini dizlerine koyup nefesini düzenlemeye çalıştı. “Biz buraya gelmek istemiyorduk, değil mi?”

“Hayır,” dedim.

Kerem duvara yaslandı. “Güzel. Çünkü ben yanlış hatırlıyorum sanıyordum.”

Defne koridorun sonuna baktı. “Buradan dışarı çıkabilir miyiz?”

Poyraz pencereleri inceledi. “Önce ana girişin durumuna bakalım.”

Tam hareket edecektik ki arkamızdaki kapının diğer tarafından bir ses geldi. Metal bir şey yere çarptı. Sonra bir erkek sesi yükseldi.

“Bu tarafa geçmişler!”

Ege başını kaldırdı. “Yine mi?”

Poyraz hemen koridorun diğer ucunu işaret etti. “İlerleyin.”

Yürümeye başladık. Ama birkaç adım sonra durdum. Çünkü duvarda eski bir duyuru panosu vardı. Camı kırılmıştı. İçindeki kağıtların çoğu sararmış, bazıları yere düşmüştü. Ortadaki büyük afiş ise hala yerindeydi. Üzerinde üniversitenin eski logosu bulunuyordu. Altında kırmızı harflerle bir başlık vardı.

23 EKİM KUZEY BLOK TAHLİYE TATBİKATI

Afişin en alt kısmında küçük bir fotoğraf bulunuyordu. Birkaç görevli yan yana durmuştu. Yüzleri net seçilmiyordu. Ama fotoğrafın hemen altında yazan isimlerden biri dikkatimi çekti. Soyadı tanıdıktı.

Koral.

Bir kez daha. Bu kez eski bir giriş defterinde değil, yangından önce hazırlanmış bir duyuru afişindeydi.

“Ceylin!” Poyraz'ın sesiyle irkildim. Başımı kaldırdım. Koridorun diğer ucunda beni bekliyordu. “Gel!”

Afişe son kez baktım. Sonra telefonumu çıkarıp hızlıca fotoğrafını çektim. Koşmaya başladım. Henüz kimseye söylememiştim ama artık bir şeyden emindim. Sekiz yıl önce yaşanan olayla aramızda bir bağlantı vardı. Ve bu bağlantı, en azından şimdilik, Poyraz'ın soyadına çıkıyordu. Ama asıl korkutucu olan bu değildi.

Asıl korkutucu olan, bizi buraya getirenlerin bunu zaten biliyor olmasıydı. Çünkü biz çıkış ararken, onlar bizi adım adım yangının başladığı binaya sürüklemişti. Ve şimdi o binanın içindeydik.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

21okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18