TAHLİYE EMRİ kitap kapağı

1. bölüm / 5

TAHLİYE EMRİ

BÖLÜM 1:TAHLİYE EMRİ

Vaveyla Yazarı: Aleyna Akbaş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: BÖLÜM 1:TAHLİYE EMRİ

Sabahları insanlarla konuşmayı sevmiyordum. Aslında insanlarla genel olarak bir sorunum yoktu. Yalnızca henüz kahvemi içmemişken birinin bana hayatın anlamını, yaklaşan sınavları veya neden bu kadar yorgun göründüğümü sormasına tahammül edemiyordum.

Özellikle sonuncusuna.

Yorgunsam yorgundum. Bunu bana hatırlatmalarına gerek yoktu.

Kahve standının önündeki sırada ilerlerken telefonuma gelen mesaja baktım.

'Ceylin, derse girecek misin?'

'Hayır, üniversiteye dekor olarak geldim.'

'Çok güzel. O zaman dekor olarak bana da kahve al.'

'Kendine al.'

'Arkadaşlık dediğin şey bitmiş.'

Gözlerimi devirdim. Ege'yle arkadaşlığımızın büyük bir kısmı birbirimize katlanmak üzerine kuruluydu. Kalan kısmında da Defne ikimizi idare etmeye çalışıyordu. Telefonu cebime koyup siparişimi verdim.

“Bir orta boy latte alabilir miyim?”

Kasadaki kız başını salladı. “Şeker?”

“Hayır, teşekkürler.”

Kartımı okuttum, kenara çekilip beklemeye başladım. Saat dokuzu on iki geçiyordu. İlk dersime çoktan geç kalmıştım ama bunun için kendimi suçlayacak değildim. Gece üçe kadar çalıştıktan sonra sabah sekizde uyanmak, insan vücudunun doğal düzenine yapılmış kişisel bir hakaretti.

Kahvem hazırlandığında uzanıp bardağı aldım. Tam kapağını kapatırken arkamdaki adamın sesini duydum.

“Bu ne?”

Önce önemsemedim. Kampüste birinin bir şeye şaşırması, üzerine düşünülmesi gereken bir olay değildi. Hele sabah saatlerinde hiç değildi. Fakat adamın yanındaki kadın da konuşmayı kesince başımı kaldırdım. İkisi de kahve standının üzerindeki büyük ekrana bakıyordu.Kadının yüzündeki gülümseme silinmişti. Adam bir adım geri çekildi. Sonra başını çevirip bana baktı. Bakışları önce yüzümde, ardından yeniden ekranda durdu.

Kaşlarımı çattım. Ne vardı? Üzerime kahve mi dökmüştüm? Saçımda bir şey mi vardı?

Adamın bana ikinci kez bakmasıyla rahatsız olup arkamı döndüm. Tam o anda tiz bir uyarı sesi yükseldi. Elimdeki kahve bardağıyla irkildim. Ses yalnızca bulunduğum yerden gelmiyordu. Kampüsün farklı noktalarından aynı anda duyuluyor, binaların arasında yankılanıyordu.

Ekrandaki görüntü değişti. Az önce öğrenci kulüplerinin duyurularının bulunduğu yerde siyah bir arka plan belirmişti. Ortada kırmızı harflerle bir yazı yanıp sönüyordu.

TAHLİYE EMRİ

Altında beş fotoğraf vardı. İlk fotoğrafa baktığımda kaşlarım biraz daha çatıldı. Çünkü o bendim. Bir an, fotoğrafın bana benzeyen başka birine ait olabileceğini düşündüm. Sonra altında yazan ismi gördüm.

CEYLİN ARAS

“Ne?”

Kelime ağzımdan kendiliğinden çıktı.
Yanımdaki adam hala bana bakıyordu. Onu umursamadım. İkinci fotoğrafta koyu saçlı, ciddi yüzlü bir erkek vardı.

POYRAZ KORAL

Üçüncü fotoğraftaki ismi tanıyordum. Kerem Sancak. Üniversitede birkaç kez karşılaştığım, iletişim fakültesinde okuyan çocuk.

Dördüncü fotoğrafı gördüğümde elimdeki kahve bardağı biraz eğildi.

DEFNE YALIN

Beşinci fotoğraf...

EGE AYDIN

“Yok artık.”

Ege'nin fotoğrafına bakıp tekrar Defne'ninkine döndüm. Ardından kendi fotoğrafıma. Beşimizin burada ne işi vardı?

Fotoğrafların hemen altında yeni bir yazı belirdi.

BU KİŞİLER GÜVENLİK BİRİMİNE TESLİM EDİLMELİDİR.

Bir süre yalnızca ekrana baktım. Sonra istemsizce güldüm. Öyle eğlendiğim için falan değil. Bazen insanın karşısına o kadar saçma bir şey çıkardı ki başka nasıl tepki vereceğini bilemezdi.

“Bu nasıl bir şaka?”

Kimse cevap vermedi. Çevremdeki öğrenciler telefonlarını çıkarıp ekranın fotoğrafını çekmeye başlamıştı. Birkaç kişi isimleri sesli okuyordu. Benim ismimi. Defne'nin ismini. Ege'nin ismini.

Gülümsemem yavaşça kayboldu. Çünkü kampüsün hoparlörlerinden bir anons yükseldi.

“Dikkat. Üniversite genelinde güvenlik protokolü başlatılmıştır. Tüm öğrencilerin bulundukları binalarda kalmaları gerekmektedir. Açık alanlarda bulunan öğrenciler en yakın binaya yönlendirilecektir.” Kalabalık hareketlendi. Anons devam etti. “Bütün kampüs giriş ve çıkışları geçici olarak kapatılmıştır. Binalar arası geçişler ikinci bir duyuruya kadar durdurulmuştur. Lütfen güvenlik personelinin talimatlarına uyunuz.”

Başımı ana girişe çevirdim. Turnikelerin üzerindeki ışıklar sırayla kırmızıya dönüyordu. Birkaç metre ilerideki cam kapılar otomatik olarak kapandı. İçeri girmeye çalışan öğrenciler duraksadı. Dışarı çıkmak isteyen bir çocuk kartını okuttu ama kapı açılmadı. Birileri gülüyordu. Birileri ne olduğunu soruyordu. Ben ise elimdeki kahveyi nereye koyacağımı bile unutmuştum.

Telefonumu çıkardım. Defne'yi aradım. Çaldı. Bir kez. İki kez. Üçüncü çalışta açtı.

“Ceylin!”

“Defne, sen de gördün mü?”

“Gördüm! Ne oluyor? Biz ne yaptık?”

“Ben aynısını sana soracaktım!”

“Ege'yi aradın mı?”

“Hayır, önce seni aradım. Neredesin?”

“Tıp fakültesi binasındayım. Az önce kapıları kapattılar. Dışarı çıkamıyoruz.”

“Ben dışarıdayım. Kahve standının önündeyim.”

“Ceylin, sakın güvenliğin yanına gitme.”

Kaşlarımı çattım. “Neden?”

“Bilmiyorum ama burada bir öğrenciyi götürdüler. Telefonunu da aldılar. Herkes bir şeyler söylüyor. Ben—”

Arka planda bir kapının sertçe kapandığını duydum. “Defne?”

“Bir dakika.” Birileri konuşuyordu. Sonra Defne'nin sesi daha alçak geldi. “Ceylin, seni sonra arayacağım. Güvenlik geldi.”

“Defne, bekle—”

Telefon kapandı. Ekrana baktım. İçimde giderek büyüyen huzursuzluğu bastırmaya çalıştım. Belki gerçekten bir yanlışlık vardı. Bir sistem hatası. Üniversitenin güvenlik ağına biri girmiş, rastgele beş öğrencinin fotoğrafını yayımlamış olabilirdi. Ama neden bizim fotoğraflarımız? Defne ve Ege'yle arkadaş olduğum için aynı listede olmamızın bir açıklaması bulunabilirdi. Peki diğer ikisi? Kerem'i yalnızca birkaç kez görmüştüm. Poyraz Koral adını ise hayatımda ilk kez duyuyordum.

Kafamda sorular birbirine karışırken önümde duran adamın yeniden bana baktığını fark ettim. Bu kez yalnızca o değildi. Yanındaki kadın da bakıyordu. Ardından birkaç öğrenci daha. Biri telefonundaki fotoğrafla yüzümü karşılaştırdı.

“Bu o değil mi?”

Sesini duydum. Duymamış gibi yaptım. Kahvemi çöp kutusuna bırakıp yürümeye başladım. Önce sakin bir şekilde. Arkamdan birinin adımı söylediğini duyana kadar sakindim.

“Ceylin Aras?” Durdum. Bana doğru gelen iki güvenlik görevlisi vardı. Biri elindeki tablete bakıyordu. Diğeri doğrudan yüzüme. “Ceylin Hanım, bizimle gelmeniz gerekiyor.”

Etrafımdaki birkaç öğrenci geri çekildi. Bütün bakışların üzerimde toplanmasından nefret ediyordum. Hele ne olduğunu bilmediğim bir olay yüzünden insanların bana suç işlemişim gibi bakmasından daha da fazla.

“Ne için?” diye sordum.

“Güvenlik biriminde gerekli açıklama yapılacak.”

“Burada yapabilirsiniz.”

Görevli bir an durdu. “Talimat bu şekilde.”

“Ne talimatı? Hakkımda bir suçlama mı var?”

“Lütfen bizimle gelin.”

“Önce nedenini söyleyin.”

Diğer görevli telsizine uzandı. “Bir numaralı kişi tespit edildi.”

Bir numaralı kişi mi? Gözlerim istemsizce elindeki tablete kaydı. Ekranda fotoğrafım vardı. Altında kırmızı bir işaret yanıp sönüyordu. İçimdeki huzursuzluk bir anda korkuya dönüştü.

“Ben bir yere gelmiyorum,” dedim.

Görevli bana doğru bir adım attı. “Ceylin Hanım, sorun çıkarmayın.”

Geri çekildim. “Bana ne olduğunu açıklamadan beni götüremezsiniz.”

Adam yeniden yaklaştı. Bu kez koluma uzandı. Ve ben koştum.

İlk köşeyi döndüğümde ne kadar hızlı koştuğumu fark ettim. Çantam omzumdan kayıyor, ayakkabılarım zemine sertçe vuruyordu. Arkamdan bağıran görevlinin sesini duyuyordum ama dönüp bakmadım. Nereye gittiğimi de tam olarak bilmiyordum. Ana çıkış kapalıydı. Binalar arası geçişler durdurulmuştu. Güvenlik görevlileri her yerdeydi. Üstelik şimdi gerçekten kaçıyordum.

“Harika Ceylin,” diye söylendim nefes nefese. “Çok mantıklı hareket ettin.”

Hukuk öğrencisiydim. Bir güvenlik görevlisinin beni zorla götürmeye çalışması karşısında haklarımı savunmak yerine üniversitenin ortasında maraton koşuyordum. Ama koluma uzandığı an yüzündeki ifadeyi görmüştüm. O adam bana bir açıklama yapmak istemiyordu. Beni götürmek istiyordu. Aradaki farkı anlayacak kadar aklım vardı.

Hukuk fakültesinin yanındaki dar geçide girdim. Normalde öğrencilerin pek kullanmadığı, iki bina arasında kalan servis yoluydu. Sonunda dış avluya açılan bir kapı bulunuyordu. En azından ben öyle hatırlıyordum.

Kapıya ulaşıp kolunu indirdim. Açılmadı. Bir daha denedim. Yine açılmadı. Yanındaki kart okuyucuda kırmızı bir ışık yanıyordu.

GEÇİŞ YETKİSİ ASKIYA ALINDI.

“Şaka gibi.”

Kartımı çıkardım. Okuttum. Kırmızı. Tekrar okuttum. Sonuç değişmedi. Arkamdan ayak sesleri geliyordu. Başımı çevirdim. Geçidin girişinde iki güvenlik görevlisi belirmişti.

“Ceylin Hanım!”

Etrafıma baktım. Sol tarafta dar bir merdiven vardı. Üzerindeki levhada PERSONEL GİRİŞİ yazıyordu. Normalde oraya girmemem gerektiğini biliyordum. Şu an normal şartlar altında olmadığımı da biliyordum.

Merdivenlerden aşağı indim. Kapıyı ittim. Açıldı. İçeri girip arkamdan kapattım. Kendimi uzun, loş bir koridorda buldum. Tavandan geçen borular, duvarlardaki elektrik panoları ve yerde duran temizlik malzemeleri buranın bir servis bölümü olduğunu gösteriyordu.

Birkaç saniye durup nefesimi düzenlemeye çalıştım. Telefonumu çıkardım. Ege'yi aradım. Açmadı. Bir daha aradım. Yine açmadı.

“Ege, aç şu telefonu.”

Tam üçüncü kez arayacaktım ki yukarıdaki kapının açıldığını duydum. Başımı kaldırdım. Ayak sesleri. Hızla yürümeye başladım. Koridorun sonunda iki ayrı yol vardı. Hangisinin nereye çıktığını bilmiyordum. Sağ taraftaki koridor daha karanlıktı ama sonunda yeşil bir çıkış levhası görünüyordu. Oraya yöneldim. Köşeyi döndüğüm anda biriyle çarpıştım.

Çantam omzumdan kaydı. Dengemi kaybedip geriye doğru sendeledim ama karşımda duran adam kolumdan tutarak düşmemi engelledi.

“Dikkat et.”

Başımı kaldırdım. Koyu saçlı, uzun boylu bir adamdı. Siyah ceketinin altında gri bir tişört vardı. Yüzü tanıdık geliyordu ama o an nereden hatırladığımı çıkaramadım.

Elimi kolundan kurtardım. “Önüme çıktın.”

“Sen de koşuyordun.”

“Evet, farkındayım.” Çantamı yerden aldım.

Adam başını hafifçe yana çevirip geldiğim koridora baktı. “Peşinde biri mi var?”

Cevap vermedim. Bunu neden sorduğunu anlamaya çalışırken yukarıdan gelen sesleri duydum.

“Alt kata inmiş olabilir. Servis bölümünü kontrol edin.”

Adam yeniden bana baktı. Bu kez gözlerinde bir şey değişti. “Sen Ceylin Aras mısın?”

Olduğum yerde kaldım. “Sen nereden biliyorsun?”

Cevap vermek yerine kendi telefonunu çıkardı. Ekranı bana çevirdi. Beş fotoğraf. Aynı duyuru. Aynı isimler. Sonra başparmağıyla ikinci fotoğrafı gösterdi.

Poyraz Koral.

Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Fotoğraftaki adam karşımdaydı.

“Sen…”

“Poyraz.”

Bir an ikimiz de konuşmadık. Sonra koridorun diğer ucundan metal bir kapının kapandığını duyduk. Poyraz başını o tarafa çevirdi.

“Buradan çıkmamız gerekiyor.”

“Bunu ben de biliyorum.”

“Öyleyse gel.”

“Bir dakika.” Önüne geçtim. “Sen buraya nasıl geldin?”

Bakışları yeniden bana döndü. “Kaçarak.”

“Çok açıklayıcı oldu.”

“Şu an uzun uzun konuşacak vaktimiz yok.”

“Ben tanımadığım bir adamın peşinden gitmeyeceğim.”

Poyraz bir an yüzüme baktı. Sonra geldiğim koridoru işaret etti. “Oradan geri dönebilirsin.”

Gözlerimi kıstım. Bunu söyleyiş biçimi sinir bozucuydu. Ne beni ikna etmeye çalışıyordu ne de onunla gelmem için ısrar ediyordu. Sanki kararımın sonuçlarını da benim kadar iyi biliyordu.

Arkamızdaki ayak sesleri yaklaştı. “İki kişi görülmüş. Bu tarafa yönelin!”

Poyraz başını çevirdi. Sonra bana baktı. “Karar verdin mi?”

Dişlerimi sıktım. “Önden git.”

Bir şey söylemeden yürümeye başladı. Peşinden gittim.

Poyraz'ın arkasından ilerlerken ona güvenmemek için elimden geleni yapıyordum. Aslında bu pek zor değildi. Adamı yaklaşık iki dakikadır tanıyordum ve bu iki dakikanın büyük bir kısmında bana hiçbir açıklama yapmamıştı. Üstelik listedeki isimlerden biriydi. Bu durum bizi aynı tarafta yapıyor muydu?

Bilmiyordum.

Aynı kişiler tarafından aranmak, insanların birbirine güvenmesi için yeterli bir sebep değildi.

Koridorun sonunda demir bir kapı vardı. Poyraz kapıyı itti. Kilitliydi.

“Harika,” dedim. “Bütün çıkışlar kapalı.”

Poyraz kapının yanındaki küçük paneli inceledi. “Bu çıkış değil. Eski bakım geçidine açılıyor.”

Ona döndüm. “Bunu nereden biliyorsun?”

“Mimarlık okuyorum.”

“Bütün mimarlık öğrencileri üniversitenin gizli geçitlerini biliyor mu?”

“Gizli değil. Eski planlarda var.”

“Sen neden eski planlara baktın?”

Poyraz cevap vermedi. Başını hafifçe eğip panelin üzerindeki yazıyı okumaya çalıştı. Ben de ona baktım. İlk karşılaşmamızdan beri fark ettiğim bir şey vardı. Gereksiz konuşmuyordu. Hatta gerekli konuşmaları bile mümkün olduğunca kısa tutuyordu. Bu tavrı, onun sakin olduğuna inanmamı sağlamıyordu. Aksine, benden daha fazla şey bildiğini düşünmeme neden oluyordu.

“Poyraz.”

“Efendim?”

“Sen de benim gibi ne olduğunu bilmiyorsun, değil mi?”

Bu kez yüzüme baktı. “Evet.”

“Peki neden seni arıyorlar?”

“Bilmiyorum.”

“Hiç mi fikrin yok?”

Bir an sustu. “Yok.”

Ona inanıp inanmadığıma karar veremeden arkamızdan bir ses geldi. “Oradalar!”

Başımı çevirdim. Koridorun girişinde iki görevli belirmişti. Poyraz kapının yanındaki acil durum kolunu indirdi. Bir alarm sesi duyuldu. Kapı açılmadı. Görevliler koşmaya başladı.

“Ne yapıyorsun?” dedim.

“Biraz geri çekil.” Kapının üzerindeki küçük ışık kırmızıdan yeşile döndü. Metal kilit sert bir sesle açıldı. Poyraz kapıyı itti. “Gir.”

Hiç düşünmeden içeri girdim. Arkamdan o da geldi. Kapıyı kapatıp içerideki sürgüyü çekti. Bir saniye sonra kapının diğer tarafından sert bir darbe duyuldu. İrkildim. Poyraz sürgüyü kontrol etti.

“Bir süre açamazlar.”

“Bir süre derken?”

“Bilmiyorum.”

“Seninle konuşmak insanı gerçekten rahatlatıyor.”

Bana baktı. “Şu an rahatlamanı gerektirecek bir durum yok.”

Haklıydı. Yine. İçimden ona birkaç şey söylemek geçti ama bulunduğumuz yere bakınca sustum. Dar bir merdivenin başındaydık. Aşağısı karanlıktı. Duvar boyunca uzanan boruların arasından soğuk bir hava geliyordu. Tavandaki eski lambaların yalnızca ikisi yanıyordu.

“Buraya mı gireceğiz?” diye sordum.

Poyraz merdivenlere baktı. “Başka bir yol göremiyorum.”

Arkamızdaki kapıya yeniden vuruldu. Bir görevlinin sesi duyuldu. “Kapıyı açın!”

Poyraz bana döndü. “Ceylin.” Adımı söylemesiyle gözlerimi ona çevirdim. “Buradan birlikte çıkmak zorundayız. En azından başka bir yol bulana kadar.”

Bir süre yüzüne baktım. Sakin görünüyordu ama çenesindeki gerginliği fark ettim. O da korkuyordu. Belki benim kadar, belki daha fazla. Yalnızca bunu belli etmiyordu.

Elimi çantamın askısına geçirdim. “Tamam,” dedim. “Ama bir şey sakladığını öğrenirsem…”

“Ne yaparsın?”

“Henüz karar vermedim.”

Poyraz başını hafifçe salladı. “Öyleyse karar verince söylersin.”

Merdivenlerden inmeye başladık. Aşağı indikçe yukarıdaki sesler uzaklaştı. Yerlerini su damlalarının sesi ve eski havalandırma sisteminin uğultusu aldı. Telefonumun ışığını açtım. Bu kez Poyraz itiraz etmedi. Duvarlarda eski yönlendirme levhaları vardı. Bazılarının yazıları silinmişti. Birkaç metre ileride yol ikiye ayrılıyordu. Poyraz durup duvardaki plana baktı. Ben de telefonumu kontrol ettim. Şebeke yoktu.

“Tabii,” diye mırıldandım. “Bir de telefon çekmesin.”

Poyraz başını bana çevirdi. “Birine ulaşmaya mı çalışıyorsun?”

“Evet. İki arkadaşıma.”

“Listedeki kişiler mi?”

Başımı kaldırdım. “Defne ve Ege.”

“Onları tanıyor musun?”

“İkisi de yakın arkadaşım.”

Poyraz'ın bakışları kısa bir an değişti. “Üçünüz aynı listede misiniz?”

“Evet.”

“İlginç.”

“Bence korkunç ama senin bakış açın da güzel.” Cevap vermedi. Bir süre sessizce ilerledik. Sonra ben dayanamadım. “Sen kimseyi tanımıyor musun?”

“Kerem'i birkaç kez gördüm.”

“Ben de.”

“Diğerlerini tanımıyorum.”

“Peki benimle daha önce karşılaştın mı?”

Bana baktı. “Sanmıyorum.”

Nedense bu cevap içimi biraz rahatlattı. En azından benim gibi o da listedeki insanlarla arasında bir bağlantı kuramıyordu.

Koridorun sonunda eski bir yönlendirme levhası gördük.

KUZEY BLOK — TEKNİK GEÇİŞ

Altındaki ok sağ tarafı gösteriyordu. Poyraz o yöne döneceği sırada uzaktan bir ses geldi.

“Ege, bekle!”

Olduğum yerde durdum. Bu sesi tanıyordum.

“Defne?”

Poyraz bana döndü. “Arkadaşın mı?”

Cevap vermeden koşmaya başladım. Koridorun sonundaki köşeyi döndüğümde iki kişi gördüm. Defne ve Ege. Defne'nin saçları dağılmış, yüzü solmuştu. Ege'nin sweatshirtünün kolu yırtılmıştı. İkisi de bir kapının önünde duruyordu. Beni gördüklerinde aynı anda hareket ettiler.

“Ceylin!”

Defne üzerime gelip bana sarıldı. Kollarını o kadar sıkı dolamıştı ki nefes almakta zorlandım ama şikayet etmedim. Onu gördüğüme bu kadar sevineceğimi düşünmemiştim.

“İyi misin?” diye sordu.

“İyiyim. Sen?”

“Ben de.”

Ege yanımıza geldi. “Ben de iyiyim, sorduğunuz için teşekkürler.”

Ona baktım. “Telefonunu neden açmadın?”

“Çünkü bir ara telefonumun ekranında kendi fotoğrafımın altında teslim edilmelidir yazıyordu, sonra da telefon çekmemeye başladı. Kusura bakma, biraz meşguldüm.” Normalde gülerdim. Bu kez gülemedim. Ege de fark etmiş olacak ki yüzündeki ifade ciddileşti. “Ceylin, gerçekten iyi misin?”

Başımı salladım. “Şimdilik."

Sonra Defne'nin bakışlarının omzumun arkasına kaydığını gördüm. “Bu kim?”

Arkamı döndüm. Poyraz birkaç adım gerimizde durmuştu. Defne'nin sorusunu duymuştu ama cevap vermek için acele etmiyordu.

“Poyraz,” dedim. “Poyraz Koral.”

Ege'nin gözleri büyüdü. “Ekrandaki çocuk mu?”

“Evet.”

Ege ona baktı. “Sen de mi kaçıyorsun?”

Poyraz başını salladı. “Evet.”

“Güzel. Ortak bir hobimiz oldu.”

Defne, Ege'nin koluna vurdu. “Şimdi sırası mı?”

“Ne yapayım Defne? Ağlayayım mı?”

“İstersen deneyebilirsin,” dedim. “Belki işe yarar.”

Ege bana döndü. “Bak, kendine gelmişsin.”

İstemeden gülümsedim. Sonra yeniden ciddileştim. “Buraya nasıl geldiniz?”

Defne önce Ege'ye baktı. “Ben tıp fakültesi binasındaydım. Kapıları kapattılar. Herkes içeride beklerken iki güvenlik görevlisi gelip ismimi söyledi. Beni götürmek istediler.”

“Sonra?”

“Bir arkadaşım arka taraftaki laboratuvar koridoruna geçebileceğimi söyledi. Oradan çıktım ama alt kattaki kapı da kilitliydi. Ege'yle orada karşılaştık.”

Ege söze girdi. “Ben de bilgisayar laboratuvarındaydım. Önce bunun bir sistem hatası olduğunu düşündüm. Sonra bütün erişimlerin merkezi olarak kapatıldığını gördüm. Güvenlik benim için gelince eski teknik bölüme indim.”

“Sen bu yolu nereden biliyordun?”

“Geçen dönem ağ altyapısıyla ilgili bir proje için buranın planlarını incelemiştik. Kullanılmayan bir bağlantı olduğunu hatırladım.”

Başımı Poyraz'a çevirdim. O da duvardaki eski planı inceliyordu. “Sen de mi planlardan buldun?”

“Evet.” Ege'nin kaşları kalktı. “Mimarlık?”

Poyraz başını salladı. “Dördüncü sınıf.”

“Ben de bilgisayar mühendisliği. Demek ki en azından burada işe yarayabilecek iki insan var.”

“Ben ne oluyorum?” diye sordum.

“Sen bizi mahkemede savunursun.”

“Önce oraya sağ salim ulaşalım.”

Defne derin bir nefes aldı. “Peki Kerem nerede?”

Hepimiz sustuk. Kerem Sancak. Listedeki beşinci kişi. Onun nerede olduğunu hiçbirimiz bilmiyorduk. Tam o sırada koridorun diğer ucundan bir ses geldi.

“Eğer Kerem Sancak'ı arıyorsanız, kendisi burada.”

Hepimiz aynı anda döndük. Duvarın yanındaki dar kapı aralanmıştı. İçinden uzun boylu, kumral bir çocuk çıktı. Üzerindeki açık renk gömleğin bir kolu kirlenmişti. Elinde telefonu vardı. Yüzünü hemen tanıdım. Ekrandaki üçüncü fotoğraf. Kerem Sancak.

Bize baktı. Sonra hafifçe gülümsedi. “Sanırım birbirimizi tanıştırmamıza gerek yok.”

Ege başını yana eğdi. “Sen nereden çıktın?”

Kerem arkasındaki kapıyı işaret etti. “Güvenlikten kaçarken depo sandığım bir yere girdim. Sonra koridor uzadı, uzadı… Buraya çıktım.”

“Bizi duydun mu?” diye sordum.

“Son birkaç dakikadır.”

“Ve ortaya çıkmadın?”

Kerem'in gülümsemesi biraz silindi. “Önce kim olduğunuzu anlamak istedim.”

Ona cevap vermedim. Aslında mantıklıydı. Ben de aynı durumda olsam büyük ihtimalle öyle yapardım. Ama şu an birilerinin bizden bir şey saklaması fikri hiç hoşuma gitmiyordu.

Beşimiz birbirimize baktık. Daha doğrusu, dördümüz birbirimize baktık. Poyraz hala koridorun girişini kontrol ediyordu. Ekrandaki beş kişi artık aynı yerdeydi. Bu durumun beni rahatlatması gerekiyordu. Fakat nedense içimdeki huzursuzluk daha da büyümüştü. Çünkü hiçbirimiz buraya gelmeyi planlamamıştık. Hepimiz farklı binalardan kaçmış, farklı kapılardan geçmiş ve aynı koridora ulaşmıştık. Üstelik dışarıdaki bütün kapılar kilitliyken.

“Bir şey soracağım,” dedim. Herkes bana döndü. “Hiçbirimiz ne olduğunu bilmiyoruz, değil mi?”

Defne başını iki yana salladı. Ege ellerini cebine soktu. “Ben de bilmiyorum.”

Kerem de aynı cevabı verdi. Son olarak Poyraz'a baktım. Bir an durdu. “Hayır.”

Ona inanıp inanmadığımdan emin değildim. Ama bunu şimdi tartışmanın bir anlamı yoktu.

“Peki,” dedim. “O zaman önce buradan çıkmanın bir yolunu bulalım. Sonra da bizi neden aradıklarını öğrenelim.”

Ege başını salladı. “Sonunda mantıklı bir öneri.”

Tam karşılık verecektim ki koridorun üzerindeki eski hoparlörden bir cızırtı yükseldi. Hepimiz irkildik. Hoparlörün çalıştığını bile fark etmemiştim.

Önce kısa bir uyarı sesi duyuldu. Ardından mekanik bir kadın sesi konuşmaya başladı.

“Katılımcılar tespit edildi.”

Defne koluma dokundu. Ege başını kaldırdı. Kerem'in yüzündeki gülümseme kayboldu. Ben ise yalnızca dinledim.

“Kimlik doğrulaması tamamlandı.” Kısa bir sessizlik oldu. Sonra ses yeniden yükseldi. “Beş kişilik ekip onaylandı.”

Poyraz başını hoparlöre çevirdi. “Bu iyi değil,” diye mırıldandı.

Ona baktım. “Neden?”

Cevap veremeden hoparlör yeniden cızırdadı. “İlk aşama tamamlandı.”

Koridorun sonundaki metal kapının üzerinde yeşil bir ışık yandı. Ardından kilidin açıldığını duyduk. Hiçbirimiz hareket etmedik. Kapı az önce kilitliydi. Şimdi ise beşimiz aynı yerde toplandığımız anda açılmıştı.

Ege yavaşça bana döndü. “Ceylin…”

“Gördüm.”

“Bu biraz garip değil mi?”

Gözlerimi kapıdan ayırmadım. “Biraz mı?”

Poyraz birkaç adım öne çıktı. “Kimse kapıya yaklaşmasın.”

“Niye?” diye sordu Kerem.

Poyraz kapının üzerindeki yeşil ışığa baktı. Sonra bize döndü. “Çünkü biz buraya kaçtığımızı sanıyoruz.”

Boğazım kurudu. “Ne demek istiyorsun?”

Poyraz cevap vermedi. Hoparlör sustuğunda koridora ağır bir sessizlik çöktü. Önümüzde açılmış bir kapı vardı. Arkamızda ise bizi arayan insanlar. Geri dönmek istiyordum. Bir an önce eve gitmek, telefonumu şarja takmak, yatağıma uzanmak ve bütün bunların kötü bir şakadan ibaret olduğunu düşünmek istiyordum. Ama bunun bir şaka olmadığını biliyordum. Ekranda yüzlerimiz yayımlanmıştı. Çıkışlar kapatılmıştı. Güvenlik görevlileri bizi yakalamaya çalışıyordu. Ve şimdi, hiç bilmediğimiz bir yerde, birileri beşimizin aynı noktaya ulaşmasını beklemişti.

Kapının ardındaki karanlığa baktım. İçimdeki ses oraya girmemem gerektiğini söylüyordu. Ne var ki başka seçeneğimiz yoktu.

Çantamın askısını omzumda düzelttim ve Poyraz'ın yanına geçtim. “Birlikte gireceğiz,” dedim. “Ama kimse tek başına hareket etmeyecek. Ne görürsek görelim, önce birbirimize haber vereceğiz.”

Ege derin bir nefes verdi. “Bunu söyleyen kişinin hukuk öğrencisi olması güzel. En azından ölmeden önce kuralları öğrenmiş oluruz.”

“Ege.”

“Tamam, sustum.”

Defne elimi sıktı. Kerem telefonunun ışığını açtı. Poyraz kapının önünde durup son kez hepimize baktı. Ardından içeri girdi. Biz de peşinden ilerledik. Kapı arkamızdan kapanırken metalin sesi koridorda yankılandı. Döndüm. Kolunu indirdim. Kapı açılmadı. Bir kez daha denedim. Sonuç değişmedi. Tam yeniden öne dönecektim ki kapının yanındaki küçük ekranda bir yazı belirdi.

TAHLİYE EMRİ: AKTİF.

Altında daha küçük harflerle başka bir cümle vardı.

GERİ DÖNÜŞ YOK.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

20okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18