TAHLİYE EMRİ kitap kapağı

2. bölüm / 5

TAHLİYE EMRİ

BÖLÜM 2:MESAJ

Vaveyla Yazarı: Aleyna Akbaş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: BÖLÜM 2:MESAJ

Kapının kolunu üçüncü kez indirdiğimde arkamdan Ege'nin sesi geldi. “Bence dördüncüde açılacak.”

Başımı çevirdim. “İstersen sen dene.”

“Yok, ben senin azmine güveniyorum.”

Elimi kapıdan çektim. Metal yüzeyin yanındaki küçük ekranda hala aynı yazı duruyordu. GERİ DÖNÜŞ YOK.

İnsanın hayatında görmek istemediği cümleler vardı. Sınav sonucunuz açıklanmıştır. Konuşmamız gerekiyor. Kartınızdan ödeme alınamadı. Bu da listeye oldukça güçlü bir giriş yapmıştı.

“Kapı içeriden açılmıyor mu gerçekten?” diye sordu Defne.

“Hayır.” Kerem yanıma gelip kolu bir kez indirdi. Kapı açılmayınca başını salladı. “Evet, kapı kapalı.”

Ona baktım. “Bu katkın için teşekkür ederiz.”

“Rica ederim. Teknik konularda çok iyiyimdir.”

Ege gözlerini devirdi. “İkimizden biri bu süreçte kesin sinir krizi geçirecek.”

“Ben geçirdim bile,” dedim. “Yalnızca dışarıdan anlaşılmıyor.”

Poyraz birkaç adım ileride durmuş, bulunduğumuz yeri inceliyordu. Kapının açılmadığını fark etmişti ama geri dönüp bizimle uğraşmak yerine telefonunun ışığını koridor boyunca gezdiriyordu.

“Buraya gelin,” dedi.

İçimden ona, emir vermeyi bırakmasını söylemek geçti. Sonra gerçekten başka bir seçeneğimiz olmadığını hatırlayıp yanına yürüdüm. Girdiğimiz yer, az önce geçtiğimiz servis koridorundan daha genişti. Tavandaki kablo kanallarının bir kısmı açıktaydı. Duvar boyunca uzanan metal dolaplar vardı. Birkaçının kapağı sökülmüş, içlerindeki kablolar dışarı sarkmıştı. İleride, koridorun sonunda büyük bir cam bölme görünüyordu. Camın arkasındaki oda karanlıktı.

“Burası ne?” diye sordum.

“Kontrol odasına benziyor,” dedi Poyraz. Ege yanımıza geldi.

“Şu duvardaki paneller eski ağ dağıtım panelleri olabilir.”

“Olabilir mi?” diye sordum.

“Ceylin, buraya gelirken üniversitenin altyapı tarihçesini yanıma almadım.”

“Çok büyük eksiklik.” Kerem, duvarın üzerindeki solmuş bir levhayı okumaya çalışıyordu. “Teknik... bir şey... Merkezi.” Telefonunun ışığını levhaya yaklaştırdı. “Teknik Kontrol Merkezi. Güzel. En azından bir merkezimiz var. Ben de bizi doğrudan otoparka kilitlediler sanmıştım.”

Defne kollarını göğsünde birleştirdi. “Kerem, sen hiç korkmuyor musun?”

“Çok korkuyorum.” Bunu öyle sakin söyledi ki hepimiz ona döndük.

“Pek öyle görünmüyorsun,” dedim.

“Benim korkum biraz içe dönük. Dışarıya yansıtmıyorum, karizmam bozuluyor.”

İstemeden güldüm. Bir saniyeliğine de olsa. Sonra koridorun tavanındaki küçük siyah noktayı fark ettim. Gülümsemem silindi.

“Poyraz.” Başını çevirdi. Yukarıyı işaret ettim. “Kamera.”

Hepimiz aynı anda tavana baktık. Küçük bir güvenlik kamerası doğrudan bulunduğumuz noktaya çevrilmişti. Altındaki kırmızı ışık yanıyordu. Ege'nin yüzü ciddileşti.

“Bu aktif.”

“Ne kadar eminsin?” diye sordu Defne.

“Işığı yanıyor. Kayıt alıp almadığını buradan söyleyemem ama güç geliyor.”

Kerem kameraya el salladı. “Merhaba. Öncelikle bu organizasyondan hiç memnun kalmadığımızı belirtmek isterim. İkram da yok.”

“Kerem!” dedim.

“Ne? İzliyorlarsa bilsinler.”

Poyraz kameranın görüş açısından çıkıp duvarın yanına geçti. “Burada daha fazla durmayalım.”

Ona baktım. “İzleniyorsak nereye gittiğimiz de görülmeyecek mi?”

“Her yerde kamera olmayabilir.”

Bu cevap beni pek rahatlatmadı. Yine de cam bölmeye doğru ilerledik. Kapısının üzerinde küçük bir tabela vardı. KONTROL ODASI — YETKİLİ PERSONEL.

Ege kapı kolunu indirdi. Açıldı. “Vay be,” dedi. “Hayatımda ilk kez bir kapı bizimle iş birliği yapıyor.”

İçeri ilk o girdi. Ardından Kerem, Defne ve ben geçtik. Poyraz sonuncuydu. Kapıyı kapatmadan önce koridora bir kez daha baktı.

Oda, dışarıdan göründüğünden büyüktü. Duvar boyunca sıralanmış eski monitörler, önlerinde döner sandalyeler ve üzerleri tozlanmış kontrol panelleri vardı. Bir köşede metal dosya dolapları duruyordu. Ortadaki masanın üzerinde ise diğer eşyalara hiç benzemeyen bir şey vardı. Yeni bir dizüstü bilgisayar. Simsiyah, tertemiz. Sanki biri birkaç dakika önce getirip masaya bırakmıştı.

“Şuna bakın,” dedim. Ege yanıma geldi.

“Bu buranın eski ekipmanlarından değil.”

“Fark ettim.”

Bilgisayarın kapağı kapalıydı. Yanında bir şarj kablosu, boş bir bardak ve küçük bir not kağıdı vardı. Kerem bardağı eline aldı.

“En azından bizden önce gelen kişi bir şeyler içebilmiş.”

Defne bardağa baktı. “Bırak şunu. Kimin kullandığını bilmiyoruz.”

“Tamam, delillere dokunmuyoruz.” Bardağı yerine bıraktı. “Ceylin, senin alanına girdik. Bundan sonra her şeye dokunmadan önce avukatımıza danışacağız.”

“Henüz avukat değilim.”

“İndirimli hizmet alırız.”

Ege bilgisayarın karşısındaki sandalyeye oturdu. “Bunu açmayı deneyeceğim.”

“Bir dakika,” dedim.

Elini durdurdu. “Ne oldu?”

“Bizi buraya getirenler bunu bilerek bırakmış olabilir.”

“Muhtemelen öyle.”

“Ve sen yine de açacaksın?”

Ege bana döndü. “Ceylin, başka ne yapmamızı istiyorsun? Sandalyeye oturup kapının kendiliğinden açılmasını mı bekleyelim?”

Haklıydı. Bunu bugün ikinci kez düşünüyordum ve hiç hoşuma gitmiyordu.

“Önce etrafa bakalım,” dedi Poyraz. “Bilgisayarı sonra açarız.”

Ege ellerini kaldırdı. “Tamam. Mimarlık konuştu.”

Kerem hemen yanındaki sandalyeye oturdu. “Ben de iletişim fakültesi olarak bu kararı destekliyorum.”

“Sen ne zamandır buranın yönetim kurulundasın?” diye sordum.

“Az önce seçildim. Oy birliğiyle.”

Defne güldü. O gülünce içimdeki gerginlik biraz olsun hafifledi. Ama yalnızca biraz. Çünkü odayı incelemeye başladığımızda, buranın uzun zamandır kullanılmadığına dair işaretler gördük. Monitörlerin üzeri tozluydu. Bazı kablolar sökülmüştü. Duvarın bir kısmında boya kabarmış, tavandan geçen borulardan birinin altında eski bir su lekesi oluşmuştu. Buna rağmen bilgisayar yeniydi. Kapı çalışıyordu. Kamera aktifti. Birileri burayı yeniden kullanmaya başlamıştı. Ve biz bunun nedenini bilmiyorduk.

Metal dolaplardan birini açmaya çalıştım. Kilitliydi. Yanındaki dolabın kapağı ise hafifçe aralıktı. Parmaklarımla çektiğimde içeride eski klasörler gördüm. Üzerlerinde yıllara göre hazırlanmış etiketler vardı. Bazılarının yazıları silinmişti. Birini çıkarıp masaya koydum.

“Burada eski kayıtlar var.”

Poyraz yanıma geldi. Klasörün kapağında üniversitenin eski logosu bulunuyordu. Altında küçük harflerle bir bölüm adı yazıyordu. YAPI İŞLERİ VE TEKNİK DAİRE.

“Bu resmi bir arşiv olabilir,” dedi.

“Olabilir.”

Kapağı açtım. İlk sayfalarda bakım formları, arıza bildirimleri ve bina kontrollerine ilişkin belgeler vardı. Çoğu eskiydi. Bazılarında imzalar, bazılarında tarih damgaları bulunuyordu. Sayfaları çevirdim. Bir süre sonra gözüme tanıdık gelen bir isim takıldı. KUZEY BLOK.

“Poyraz, buraya bak.”

Eğilip sayfayı inceledi. “Ne olmuş?”

“Bu bina hala kullanılıyor mu?”

Başını iki yana salladı. “Hayır. Yıllardır kapalı.”

“Neden?”

“Yangın çıkmıştı.”

Defne de yanımıza geldi. “Ben de duymuştum. Eski laboratuvarların olduğu bina değil mi?”

“Evet,” dedi Poyraz.

“Ne zaman olmuştu?” diye sordum.

“Sekiz yıl kadar önce.”

Sayfadaki tarihe baktım. Sekiz yıl öncesine aitti. Tesadüf müydü? Belki. Ama bugün tesadüflere karşı oldukça ciddi bir güven sorunu geliştirmiştim.

“Yangın büyük müymüş?” diye sordum. Poyraz bir an düşündü.

“Bildiğim kadarıyla bina tahliye edilmiş. Sonrasında da kullanıma kapatılmış.”

“Bildiğin kadarıyla?”

“Ben o dönem burada öğrenci değildim, Ceylin.”

“Tamam, yalnızca soruyorum.”

“Ben de cevap veriyorum.”

Kerem masanın diğer tarafından başını kaldırdı. “İkinizin iletişimi gerçekten çok güçlü. Birbirinizi hiç yanlış anlamıyorsunuz.”

Ona baktım. “Kerem.”

“Efendim?”

“Biraz sessiz kalabilir misin?” “Tabii.” İki saniye sustu. “Ne kadar?”

Ege kahkaha attı. Ben de gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Sinir bozucu insanlarla çevriliydim. Ve işin en kötü tarafı, onlara ihtiyacım vardı.

Klasörü yeniden incelemeye başladım. Kuzey Blok'a ait bakım formlarının arasında boş bir yer vardı. Daha doğrusu, bir sayfanın koparıldığı belliydi. Metal halkaların yanında küçük kağıt parçaları kalmıştı. Ardından gelen sayfanın üzerinde bir tarih yazıyordu. 23 EKİM. Altında ise yalnızca birkaç kelime bulunuyordu.

TAHLİYE TATBİKATI — ÖN KONTROL.

“Burada bir sayfa eksik,” dedim.

Defne eğilip baktı. “Yanlışlıkla kopmuş olamaz mı?”

“Olabilir.”

Ama klasörün diğer sayfaları düzenliydi. Yalnızca bu bölümdeki kağıt çıkarılmıştı. Poyraz dosyayı eline aldı. Kopan sayfanın ardından gelen belgeyi inceledi.

“Bu bir kontrol formu.” dedi. “Fakat devamı yok.”

“Onu ben de görüyorum.”

Bana baktı. “Seninle birlikte çalışmak kolay olmayacak sanırım.”

Kaşlarımı kaldırdım. “Benimle çalışmaya karar verdiğini hatırlamıyorum.”

Dudaklarının kenarı belli belirsiz hareket etti. Gülümsedi mi? Yoksa gözüm mü yanıldı? Tam bunu düşünürken Ege seslendi.

“Arkadaşlar, bir şey buldum.” Hepimiz ona döndük. Ege bilgisayarın yanında durmuş, küçük not kağıdını elinde tutuyordu. “Bilgisayara dokunmadım. Ama notu okuyabilirsiniz.”

Yanına gittim. Kağıdın üzerinde siyah kalemle yazılmış kısa bir cümle vardı. İLK KAYDI BULUN. Altında bir sayı bulunuyordu. 06.

“Bu ne demek?” diye sordu Defne.

“Belki dosya numarasıdır,” dedi Kerem.

Ege notu masaya bıraktı. “Bilgisayarı açmadan öğrenemeyiz.”

Poyraz başını salladı. “Önce bağlantılarını kontrol et.”

“Tamam.”

Ege bilgisayarın kapağını kaldırdı. Ekran anında aydınlandı. Şifre istemiyordu. Masaüstü yoktu. Yalnızca siyah bir arka planın ortasında tek bir klasör simgesi bulunuyordu. DOSYA 06. Odanın içindeki sessizlik bir anda ağırlaştı. Ege fareyi hareket ettirdi.

“Bunu açıyorum.”

Kimse itiraz etmedi. Klasöre çift tıkladı. Ekranda üç dosya belirdi. KAYIT_01 KAYIT_02 KAYIT_03 Ama ikinci ve üçüncü dosyaların üzerlerinde küçük kilit işaretleri vardı. Yalnızca ilk dosya açılabiliyordu.

“Bayağı oyun gibi yapmışlar,” dedi Kerem. Ege ona baktı.

“Keşke oyun olsa. Ben de isterdim. En azından çıkış tuşu olurdu.”

Ege ilk dosyaya tıkladı. Ekran karardı. Ardından bir video açıldı. Görüntü eskiydi. Sol üst köşesinde tarih ve saat bulunuyordu. 23.10. Saat 09.17. Bir koridor görünüyordu. Kamera sabit bir noktadan kayıt alıyordu. Görüntünün alt kısmında üniversitenin eski logosu vardı. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey olmadı. Sonra kadraja iki kişi girdi. İkisi de güvenlik görevlisine benziyordu. Biri elindeki telsize konuştu. Ses boğuktu ama birkaç kelime seçilebiliyordu.

“...tahliye hazırlığı tamamlandı.” Diğeri koridorun sonundaki kapıya baktı. Ardından görüntü kısa bir an bozuldu.

Ege sesi biraz yükseltti. “Bir dakika. Bir şey söylüyor.”

Hepimiz ekrana yaklaştık. Videodaki adamlardan biri yeniden telsizini kaldırdı.

“Kontrol merkezine bildirildi. Kuzey Blok için işlem başlatılıyor.”

Ardından görüntü dondu. Ekran birkaç saniye karanlık kaldı. Sonra beyaz harflerle bir yazı belirdi. RESMİ KAYIT: TAHLİYE BAŞARILI.

Kerem kaşlarını çattı. “Bu kadar mı?”

Ege videonun süresine baktı. “Hayır. Devamı var.”

Görüntü yeniden açıldı. Bu kez aynı koridor görünüyordu. Ama tarih değişmemiş olmasına rağmen saat ilerlemişti. 09.34. Koridor boştu. Tavandaki lambalardan biri yanıp sönüyordu. Bir süre sonra uzaklardan bir alarm sesi duyuldu. Önce hafifti. Sonra giderek yükseldi. Görüntünün sağ tarafındaki kapı açıldı. İçeriden beyaz önlüklü bir kadın çıktı. Elinde birkaç dosya vardı. Koridorun sonuna doğru yürüdü, ardından aniden durdu. Başını arkasına çevirdi. Bir şey görmüş gibiydi. Kadın hızla geri döndü ve geldiği kapının kolunu indirdi. Kapı açılmadı. Bir daha denedi. Ardından kapıya iki kez vurdu. Görüntüde ses vardı ama kadının ne söylediğini anlayamıyorduk.

Defne biraz daha yaklaştı. “İçeride biri mi var?”

Kadın kapıya vurmaya devam etti. Sonra koridorun diğer ucuna doğru koştu ve kameranın görüş alanından çıktı.

Ege videoyu durdurdu. “Bir dakika.”

“Ne oldu?” diye sordum.

“Şu saate bakın.”

09.34.

“Ne var?”

“Resmi kayıtta tahliyenin tamamlandığı yazıyor. Ama on yedi dakika sonra bu kadın hala binanın içinde.”

Poyraz ekrana yaklaştı. “Belki görevliydi. Tahliyeden sonra kontrol için kalmış olabilir.”

“Olabilir,” dedim. “Ama o zaman neden kapıyı açmaya çalışıyor?”

Kimse cevap vermedi. Ege videoyu birkaç saniye geri sardı. Kadın yeniden ekranda belirdi. Kapıya yöneldi. Kolunu indirdi. Kapıya vurdu. Bu kez görüntüye daha dikkatli baktım. Kadının yüzü seçilmiyordu. Fakat kapıya vurduğu sırada elindeki dosyaları yere bırakmıştı. Dosyalardan biri açılmış, içindeki kağıtlar zemine dağılmıştı.

“Dur,” dedim.

Ege videoyu durdurdu. “Ne oldu?”

“Şu kağıtlar.”

Görüntü bulanıktı. Yazıları okumamız mümkün değildi. Ama sayfalardan birinin üst kısmında kırmızı bir işaret bulunuyordu. Bir daire. İçinde iki rakam. 06. Masanın üzerindeki nota baktım. Aynı sayı.

“Görüyor musunuz?” diye sordum.

Poyraz başını hafifçe eğdi. “Evet.”

“Bu neyin numarası olabilir?”

“Bilmiyorum.”

Ege yeniden oynat tuşuna bastı. Kadın kadrajdan çıktıktan sonra koridor birkaç saniye boş kaldı. Ardından tavandaki ışıklar tamamen söndü. Ekran karardı. Video sona erdi. Bilgisayarın ekranında yeniden üç dosya görünüyordu. İkinci ve üçüncü kayıtlar hala kilitliydi. Kerem sandalyesinde geriye yaslandı.

“Peki, yanlış anlamadıysam sekiz yıl önceki bir yangının güvenlik kaydını izledik.”

“Evet,” dedi Ege. “Ve bu kayıt bize, üniversitenin altında kilitli kaldığımız gün özel olarak izletildi.”

“Evet.” Kerem başını salladı. “Güzel. Eğitim hayatımın en verimli günü.”

Defne ona bakıp derin bir nefes verdi. “Bence bu hiç komik değil.”

Kerem'in yüzündeki gülümseme biraz silindi. “Biliyorum.” Sesi bu kez daha sakindi. “Komik olduğunu düşündüğümden söylemiyorum zaten.”

Defne bir şey demedi. Ben ise bilgisayara bakmayı sürdürdüm. Resmi kayıtta tahliyenin başarılı olduğu yazıyordu. Buna rağmen videonun devamında binanın içinde bir kadın vardı. Üstelik alarm çalıyordu. Bu, tahliyenin başarısız olduğu anlamına mı geliyordu? Yoksa bize gösterilen kayıt eksik miydi?

“Bu videonun tamamı burada olmayabilir,” dedim.

Ege başını salladı. “Zaten iki kayıt daha var. Ama açılmıyorlar.”

“Dosyaları başka yere kopyalayabilir misin?”

“Deneyebilirim. Fakat bilgisayarın normal bir masaüstü yok. Ayrıca yanımda bellek de yok.”

Kerem elini kaldırdı. “Bende var.” Hepimiz ona döndük. “Bellek. Çantamda.”

Ege kaşlarını kaldırdı. “Sen neden yanında USB bellek taşıyorsun?”

“İletişim fakültesindeyim, Ege. Bazen insanlar bana video veriyor. Bazen ben insanlara video veriyorum. Çok karmaşık bir meslek.”

“Bir dakika,” dedim. “Çantan nerede?”

Kerem bir an durdu. Sonra omzuna baktı. Ardından arkasına. “Çok güzel soru.”

“Kerem.”

“Sanırım güvenlikten kaçarken depoda bıraktım.”

Ege gözlerini kapattı. “Ben bu adamla yapamam.”

“Ben de kendimle zorlanıyorum şu an.”

Poyraz masanın diğer ucundaki çekmeceyi açtı. İçinde birkaç eski anahtar, bir kalem ve küçük bir el feneri vardı. Feneri alıp çalıştırdı. Işık yandı.

“En azından bu işe yarıyor,” dedi.

Kerem hemen ona döndü. “Poyraz, senden böyle olumlu bir cümle beklemiyordum. Gelişme var.”

Poyraz cevap vermedi. Feneri bana uzattı. “Tutabilir misin?” Aldım.

“Ne yapacaksın?”

“Diğer kapıya bakacağım.”

Odanın arka tarafındaki metal kapıyı işaret etti. Üzerinde herhangi bir yönlendirme levhası yoktu. Yalnızca küçük bir kart okuyucu bulunuyordu.

“Oraya neden daha önce bakmadık?” diye sordum.

“Baktım. Kilitliydi.”

“Şimdi?”

“Bilmiyorum.”

Kapıya yöneldik. Poyraz kolunu indirdi. Açılmadı. Ege bilgisayarın başından seslendi.

“Bir saniye. Burada bir şey değişti.”

Hemen geri döndüm. Ekranın alt kısmında küçük bir bildirim belirmişti. KAYIT_01 İNCELENDİ.

Altında başka bir satır vardı. İLERLEME İÇİN DOĞRULAMA GEREKLİ.

Ege fareyle bildirime tıkladı. Ekranda tek bir soru açıldı. 23 EKİM TARİHLİ TAHLİYE İŞLEMİNDE TESPİT EDİLEN TUTARSIZLIK NEDİR?

Altında boş bir cevap alanı vardı. Kerem bilgisayara yaklaştı. “Şaka yapıyorsunuz.”

“Ne oldu?” diye sordum.

“Bizi gerçekten sınava sokmuşlar.”

Ege klavyeye uzandı. “Resmi tahliye kaydıyla kamera görüntüsü uyuşmuyor.”

“Bekle,” dedim. Elini durdurdu. “Bunu yazmadan önce düşünelim.”

“Ceylin, cevap bu.”

“Biliyorum. Ama sorunun nasıl yazıldığına bak.”

Ekrana yeniden baktım. Tespit edilen tutarsızlık. Bizden bir tahminde bulunmamız değil, kayıttaki somut çelişkiyi söylememiz isteniyordu.

“Resmi kayıtta tahliyenin başarılı olduğu yazıyor,” dedim. “Ama on yedi dakika sonra içeride hala biri var.”

Ege başını salladı. “Tamam.” Klavyeye yazdı.

RESMİ TAHLİYE TAMAMLANDIKTAN SONRA BİNADA BİR KİŞİNİN BULUNMASI.

Enter tuşuna bastı. Ekran bir an karardı. Nefesimi tuttum. Ardından yeşil harflerle bir yazı belirdi.

DOĞRULANDI.

Odanın arka tarafındaki metal kapıdan sert bir ses geldi. Hepimiz aynı anda döndük. Kapının üzerindeki kırmızı ışık yeşile dönmüştü. Kerem iki elini birbirine vurdu.

“Harika. Bir soru çözdük, kapı kazandık. Bir sonraki aşamada burs falan verirler mi acaba?”

Ege sandalyesinden kalktı. “Ben diplomamı alıp gitmek istiyorum.”

“Ben de,” dedim. Ama gözlerim kapıdaydı. Çünkü artık başka bir şey daha anlamıştım. Bizi buraya getirenler yalnızca kaçmamızı istemiyordu. Bir şey bulmamızı istiyorlardı. Sekiz yıl önceye ait bir şey.

Kapıyı açtığımızda karşımıza dar bir geçit çıktı. Bu kez içerideki lambalar yanıyordu. Duvar boyunca uzanan boruların arasında eski yönlendirme levhaları vardı. Birkaç metre ileride geçit sağa dönüyordu. Poyraz elindeki fenerle zemini kontrol etti.

“Dikkatli yürüyün. Burada bazı kapaklar gevşemiş.”

Ege hemen arkasından ilerledi. “Şimdi nereye gidiyoruz?”

“Bilmiyorum.”

“Senin cevapların da çok istikrarlı.”

Defne benim yanımdaydı. Bir süredir sessizdi. “İyi misin?” diye sordum.

Başını salladı. “İyiyim. Yalnızca o kadını düşünüyorum.”

“Videodakini mi?”

“Evet.” Bir an durdu. “Kapının arkasında biri varsa...”

Cümlesini tamamlamadı. Tamamlamasına gerek yoktu. Ben de aynı şeyi düşünüyordum. Videodaki kadın kapıya vururken yardım istemiş olabilir miydi? İçeride birini kurtarmaya mı çalışıyordu? Yoksa kendisi mi tehlikedeydi? Bilmiyorduk. Ama o görüntü, birkaç dakika önce izlediğimiz sıradan bir güvenlik kaydından çok daha fazlası gibi gelmeye başlamıştı.

Koridorun sonunda Poyraz durdu. “Burada iki yol var.”

Yanına gittim. Sol taraftaki geçit karanlıktı. Sağ tarafta ise eski bir merdiven bulunuyordu. Merdivenin üzerindeki levhada şu yazıyordu: KUZEY BLOK — ALT KAT BAĞLANTISI.

Kalbim biraz hızlandı. “Yine Kuzey Blok,” dedim.

Poyraz başını salladı. “Evet.”

Ege merdivenlere baktı. “Bu bağlantı hala kullanılıyor mu?”

“Sanmıyorum.”

“Peki güvenli mi?”

Poyraz bir süre merdivenleri inceledi. “Bilmiyorum.”

Kerem ellerini cebine soktu. “Poyraz'ın hayat mottosunu buldum.” dedi. “Bilmiyorum ama önden gidiyorum.”

Bu kez Poyraz bile başını çevirip ona baktı. “İstersen sen önden gidebilirsin.”

Kerem hiç düşünmeden cevap verdi. “Yok, ben liderliği desteklemeyi tercih ediyorum.”

İstemeden güldüm. Sonra merdivenlerin altından gelen metalik bir ses duyuldu. Gülümsemem kayboldu. Hepimiz sustuk. Ses bir kez daha geldi. Sanki aşağıda biri metal bir şeyi yere bırakmıştı. Poyraz feneri merdivenlere çevirdi.

“Kimse hareket etmesin.”

Birkaç saniye bekledik. Ses kesildi. Ege bana baktı. “Bunu hepimiz duyduk, değil mi?”

“Evet.” Kerem'in yüzündeki rahat ifade ilk kez tamamen kayboldu. “Aşağıda biri var.”

Poyraz cevap vermedi. Merdivenin ilk basamağına yaklaştı. Tam o sırada duvardaki eski hoparlörden bir cızırtı yükseldi. Yerimde irkildim. Mekanik kadın sesi yeniden konuşmaya başladı.

“İlk kayıt doğrulandı.” Ardından kısa bir sessizlik oldu. “Katılımcılar, Kuzey Blok bağlantısına yönlendiriliyor.” Poyraz yavaşça başını kaldırdı. Ben ise hoparlöre bakıyordum. Ses devam etti. “Lütfen güzergah dışına çıkmayınız.”

Ege kaşlarını çattı. “Çıkarsak ne olacak?”

Soruya cevap beklemiyordu. Ama hoparlör yeniden cızırdadı. “Güzergah dışına çıkan katılımcılar için güvenlik protokolü yeniden başlatılacaktır.”

Boğazım kurudu. Kerem yavaşça Ege'ye döndü. “Bir daha soru sorma.”

Bu kez hiçbirimiz gülmedik. Poyraz merdivenlerin başında durmuştu. Ben de yanına geçtim.

“Bizi aşağı indirmek istiyorlar,” dedim. “Peki neden?”

Cevap vermedi. Zaten verebileceği bir cevap olmadığını biliyordum. Merdivenin altındaki karanlığa baktım. Sekiz yıl önceki yangın. Eksik bir kayıt. Tahliye tamamlandıktan sonra hala binada bulunan bir kadın. Ve şimdi bizi o binaya götürmeye çalışan bir sistem. Birileri geçmişte yaşanan bir şeyi öğrenmemizi istiyordu. Ama bunu neden kendi başına yapmadığını anlayamıyordum. Daha da önemlisi, bizi neden seçmişti?

Tam ilk basamağa adım atacaktım ki telefonum titredi. Olduğum yerde durdum. Ekrana baktım. Şebeke hala yoktu. Ama yeni bir mesaj gelmişti. Bilinmeyen Numara. Mesajı açtım. Tek bir cümle vardı.

'Size gösterilen kayıt, resmi kayıtlarda bulunmuyor.'

Nefesim kesildi. Poyraz yüzüme baktı. “Ne oldu?”

Telefonu ona çevirdim. Mesajı okudu. Ardından ekranın alt kısmında ikinci bir mesaj belirdi.

'Ve o yangında yalnızca bina zarar görmedi.'

Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söyleyemedim. Üçüncü mesaj geldiğinde ise elimdeki telefonun ağırlığı bir anda artmış gibi hissettim.

'Beşinizden birinin bu olayla bağlantısı var.'

Başımı kaldırdım. Önce Poyraz'a baktım. Sonra arkamızda bekleyen Ege'ye, Defne'ye ve Kerem'e. Beşimizden biri. Hangimiz?

Telefon yeniden titredi. Bu kez gelen mesaj çok daha kısaydı.

'Henüz kendisi de bilmiyor.'

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

26okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18