14. bölüm · Taçsız Hükümdarlar
Son Maskeli Balo
Saat kulesinin tepesinde, o dondurucu rüzgarın altında yaptığımız o karanlık anlaşmanın üzerinden tam üç gün geçmişti. Kasaba halkı ve surlardaki muhafızlar, sınır kapısına vuran o devasa darbenin şokunu henüz atlatamamışken, ben malikanenin koridorlarında her zamankinden çok daha dik, çok daha mesafeli bir başla yürüyordum. Elindeki o kutsal hiyerarşi mührünü mermer zemine her vuruşumda çıkan o tok ses, saraydaki elitlerin fısıltılarını bıçak gibi kesiyordu. Herkes benim o sınır kapısını tek başıma koruduğumu, o lanetli ormanın canavarlarını mühürle geri püskürttüğümü sanıyordu. Valentin ve Morgana bile yüzüme karşı o sahte tebessümleriyle beni takdir ederken, arkamdan ne tür sinsi planlar çevirdiklerini zihnimdeki o Valerius sezgileriyle çok net görebiliyordum.
Ama onların bilmediği, asla tahmin edemeyeceği çok daha büyük bir tehlike tam şu an bu sarayın duvarları arasında süzülüyordu. Leo Sinclair, o siyah gölge dövmelerinin verdiği o kuralsız güçle kasabanın ve malikanenin o aşılmaz denilen güvenlik ağını tamamen delmişti.
Gece yarısı, Valentin’in odasından çıkan muhafızların ayak sesleri koridorda tamamen sönümlendiğinde kendi odama geçtim. Kapıyı arkamdan kilitledim ve derin bir nefes alarak arkamı döndüm. Odamın köşesindeki o geniş, altın varaklı boy aynasının önünde dikildiğimde, aynadaki yansımamın hemen arkasında beliren o tanıdık gölgeyi fark ettim.
Leo, sırtını odamın karanlık köşesindeki duvara yaslamış, kollarını göğsünde bağlamış bir halde beni izliyordu. Üzerindeki o vahşi canavar derisinden yapılmış pelerinini çıkarmış, sarayın içine sızabilmek için siyah, dar bir suikastçı kıyafeti giymişti. Ancak o açık yakasından sızan ve boynuna kadar tırmanan o parıldayan gölge dövmeleri, onun artık bu saraya ait bir fani olmadığını yüzüme vuruyordu. Dudaklarının kenarındaki o her zamanki ukala, o sinir bozucu yarım gülüşüyle bana bakıyordu.
"Geç kaldın Valerius," dedi, sesi o kadar kısık ve boğuktu ki odadaki mum alevini bile titretmedi. "Valentin’in muhafız sayısını artırma planlarını dinlemekten sıkıldım. Adam tam bir korkak. Sınıra yığdığı o mızraklı piyonların benim gölgelerime karşı hiçbir şansı olmadığını henüz idrak edememiş."
Ona doğru ağır adımlarla yürüdüm. Aramızdaki o mesafeyi tamamen yok etmek istercesine dik başımla tam karşısında durdum. Mavi gözlerindeki o amansız, o iddialı parlaklık, altı aydır içimde biriktirdiğim o nefrete rağmen içimde tuhaf bir sabırsızlık doğuruyordu. Onun bu sarsılmaz Sinclair kibri, beni hem sinirlendiriyor hem de bu tehlikeli oyunda ona daha çok güvenmeme neden oluyordu.
"Valentin korkak olabilir Sinclair ama Morgana hala çok tehlikeli," dedim, sesimi olabildiğine mesafeli ve buz gibi tutarak. Göğsümdeki o eskitilmiş gümüş kolyeyi çıkarıp parmaklarımın arasında sıktım. Kolye, Leo’nun varlığıyla birlikte avucumu yakacak kadar büyük bir sıcaklıkla kasılıyordu. "Bugün saray konseyinde Morgana'nın gözlerini üzerimde hissettim. Sınırdaki o gümüş enerjinin hiyerarşinin dışından geldiğini biliyor. Eğer senin burada olduğunu, benim odama kadar sızdığını öğrenirse, ikimizi de o altı kartlık destenin altında ezerler."
Leo, sözlerim karşısında duvardan ayrıldı ve bana doğru bir adım attı. O dondurucu, sis kokulu nefesini yüzümde hissedeceğim kadar yaklaştı. Elini yavaşça kaldırıp boynumdaki o Soytarı damgasına doğru uzattığında, parmak uçlarındaki o siyah dövmelerin hafifçe parıldadığını gördüm. Tenime dokunmadı ama o yakınlık bile kalbimin göğüs kafesimi deli gibi dövmesine yetti.
"Bizi ezemezler Adelina," diye fısıldadı, ismimi o buz gibi havada ağır ağır, neredeyse bir yemin gibi telaffuz ederek. Gözlerini koyu gözlerimden bir saniye bile ayırmıyordu. "Çünkü onlar o sahte destenin en üstünde kendilerinin olduğunu sanırken, biz o masanın altındaki asıl gücü uyandırıyoruz. Valentin’in odasındaki o gizli kasayı inceledim. Sarayın altındaki o eski yeraltı tünellerine çıkan haritayı buldum. Morgana’nın ve Valentin’in tüm gücünü aldığı o kadim köken, o karanlık dehlizlerde saklı."
Dik başımı biraz daha yukarı kaldırarak tam gözlerinin içine dik dik baktım. İçimdeki o bitmek bilmeyen "asla boyun eğmeme" inadı, onun bu baskın duruşu karşısında daha da keskinleşiyordu.
"O tünellerin sonu nereye çıkıyor Leo?" diye sordum, ilk kez ona soyadıyla değil, doğrudan adıyla hitap ederek.
İsmimi duymasıyla birlikte o ukala gülüşü aniden yüzünde dondu, mavi gözlerinde ilk kez o hesapçı duruşun ötesinde, tamamen beni anlamaya çalışan, o bastırılamayan derin bir ciddiyet belirdi. Aramızdaki o altı aylık hesaplaşma, o nefretle harmanlanmış tuhaf çekim odadaki havayı adeta bir fırtına öncesi sessizliğe gömüyordu.
"O tüneller, hiyerarşinin başladığı o ilk orijinal destenin saklandığı o kadim odaya çıkıyor," dedi, sesindeki o buz gibi kararlılıkla. "Valentin ve Morgana o odayı kasabadan gizlemek için yıllardır tünelleri mühürlü tutuyor. Yarın gece, sarayda o büyük bayram ziyafeti verildiğinde, herkes şaraplarıyla sarhoşken o tünellere ineceğiz. O mühürleri benim bu yeni gücüm ve senin elindeki o hiyerarşi mührü birlikte kıracak. O masayı o tünellerin karanlığında devireceğiz."
Söylediği her bir kelime, zihnimdeki o taşları yerine oturtuyordu. Valentin ve Morgana'nın o sinsi hiyerarşisini yıkmak, o hak ettiğim mutlak gücü elime almak için bu çocukla o karanlığa yürümek zorundaydım.
"Güzel," dedim, dudaklarımın kenarına onun o sinir bozucu yarım gülüşünün bir benzerini yerleştirerek. "Yarın gece o ziyafet başladığında, ben salondan ayrılacağım. Sarayın o doğu kulesinin altındaki tünel girişinde beni bekle Sinclair. Ama sakın unutma, eğer en ufak bir hata yapar ya da bana ihanet etmeye kalkışırsan, o tünellerden canlı çıkamazsın."
Leo, tehdidim karşısında o iddialı ve ukala gülüşünü yeniden yüzüne takındı. Arkasına doğru bir adım atarak odamın pencerelerinden içeri sızan o yoğun gri gölgelerin arasında yavaşça erimeye başladı.
"Senden korkmuyorum Valerius," diye fısıldadı sesi gölgelerin içinden tamamen kaybolmadan hemen önce. "Yarın gece, o sahte dünyanın yıkılışını izlemek için sabırsızlanıyorum."
Odanın içinde yeniden tek başıma kaldığımda, elimdeki mührü sımsıkı sıktım. Kalbim hala o yakınlığın ve o tehlikeli planın verdiği heyecanla deli gibi çarpıyordu. Yarın gece o karanlık tünellere inecek, o sahte düzenin sırrını çözecek ve Leo Sinclair ile birlikte o hiyerarşinin altını üstüne getirecektim. Bu savaşta artık geri dönüş yoktu.
