19. bölüm · Taçsız Hükümdarlar

Kanlı Seremoni

𝐿𝒾𝓁𝒾𝓉𝒽 𝐿𝒶𝓃𝒸𝒶𝓈𝓉𝑒𝓇

Büyük salonun yüksek tavanlarında yankılanan o son zafer alkışları, sanki bir yanılsamadan ibaretmiş gibi saniyeler içinde havada asılı kaldı. Adelina, Leo’nun sıcak ve nasırlı avcunun içindeki elinin titremesini gizlemek için derin bir nefes aldığında, sarayın en tepesindeki devasa bronz çanlar acı acı, ritimsiz ve kesik kesik çalmaya başladı. Bu ses, dışarıdan gelen bir düşmanı değil, sarayın tam kalbinde patlak veren bir ihaneti haber veren o uğursuz melodiydi.
Salondaki binlerce asinin neşeli çığlıkları bıçak gibi kesildi. Daha kimse ne olduğunu anlayamadan, taht odasının yan duvarlarındaki gizli dehliz kapıları ve aristokratların kaçtığı localar büyük bir gürültüyle patladı. İçeri dalanlar yabancı askerler değildi; her zaman bu sarayın koridorlarında yürüyen, o yozlaşmış düzenin muhafızları ve elit suikastçılarıydı.
Ve en önde, o dumanların arasından iki tanıdık, nefret edilen figür belirdi.
Sol tarafta, siyah pelerini rüzgarda savrulan, gözlerinde o sinsi ve kibirli gülümsemesiyle Morgana duruyordu. Sağ tarafında ise elindeki devasa, kanlı kılıcıyla etrafına ölüm saçan, sarayın en acımasız gücü Valentin vardı. Onlar hiçbir yere gitmemişlerdi, sürülmemişlerdi; sadece Adelina ve Leo’nun gardını düşürmesini, en mutlu anlarında arkalarından vurmayı beklemişlerdi.
Morgana, gözlerini Adelina’nın üzerine dikti. Dudakları alaycı bir tavırla kıvrıldı. "Bak sen şu işe..." dedi sesi fısıltı gibiydi ama adeta kulakları tırmalıyordu. "Sokakların pisliğinden çıkıp sarayın tahtına oturabileceğinizi mi sandınız gerçekten? Biz bu sarayın duvarlarındayken, siz sadece bizim gölgemizde oynayan birkaç zavallı çocuktunuz."
Valentin, kılıcını mermer zemine sürterek bir adım öne çıktı. Kılıcın çıkardığı o tiz ses insanın tüylerini ürpertiyordu. Gözleri direkt Leo’ya kilitlenmişti. "Sizi o sokaklarda tamamen ezmediğim için her gün kendime kızıyordum," diye gürledi Valentin. "Ama iyi ki nefes alıyormuşsunuz. Şimdi, kurduğunuz bu derme çatma zaferi senin kanınla boyamak daha keyifli olacak Leo."
Leo’nun eli anında kılıcının kabzasına giderken, gözlerindeki o hırçın, dünyaya meydan okuyan ifade yerini saf, katıksız bir öfkeye bıraktı. Kollarındaki kaslar gerim gerim gerildi. "Valentin..." dedi sesi hırıltılı ve derinden geliyordu. "Her zaman o saray duvarlarının arkasına saklanan bir yılandın. Bu şehir bizim, bu halk bizim. Seni ve o yanındaki cadıyı bu taht odasının mermerlerine gömmeden bu gece güneş doğmayacak!"
Adelina, Morgana’nın gözlerinin içine bakarak kılıcını havaya kaldırdı. İçindeki tüm o geçmişin acısı, feda ettiği dostlarının intikamı bu saniyede tek bir çelikte birleşmişti. "Söz bitti, Morgana," dedi Adelina, sesi buz gibi sarsılmazdı. "Taçsız hükümdarların kim olduğunu şimdi kendi kanınızla öğreneceksiniz!"
Eski aristokratlar çığlıklar atarak çil yavrusu gibi köşelere kaçışırken, sarayın taht odası saniyeler içinde tam bir cehenneme döndü. Camlar patlıyor, meşaleler devriliyor, asilerle saray muhafızları birbirine giriyordu. Kılıçların birbirine çarparken çıkardığı o tiz, kulak tırmalayan sesler yüksek tavanlarda yankılanıyor, devrilen mumlar halıları tutuşturdukça odayı boğucu bir duman kokusu kaplıyordu.
Valentin, devasa gövdesiyle bir ayı gibi kükreyerek öne atıldı. Ağır adımları mermer zemini sarsarken, iki eliyle kavradığı kılıcını Leo’nun kafasını gövdesinden ayırmak üzere yukarıdan aşağıya doğru korkunç bir hızla indirdi. Leo, gözünü bile kırpmadan yana doğru hafif bir hamle yaptı; Valentin’in kılıcı mermere çarparak odada kıvılcımlar saçtı ve zeminde derin bir çatlak bıraktı. Leo, bu açık kolların arasından sıyrılıp kendi çeliğini Valentin’in zırhının açıkta kalan böğrüne doğru savurdu. Ancak Valentin, göründüğünden çok daha çevikti; kılıcının kabzasıyla Leo’nun darbesini savuşturdu. İki adam göğüs göğse, nefes nefese kalana kadar birbirlerini geriye itmeye çalıştılar. Valentin’in dişlerinin arasından sızan o öfkeli hırıltı, Leo’nun yüzüne çarpıyordu. "Seni bu tahta gömeceğim sokak faresi!" diye tısladı Valentin. Leo ise sadece sertçe güldü ve tüm gücüyle başını Valentin’in kurnaz yüzüne çarparak onu birkaç adım geriletmeyi başardı.
Aynı anda, salonun diğer tarafında Adelina ve Morgana arasındaki o soğuk ve ölümcül dans başlamıştı. Morgana, Valentin gibi kaba kuvvetle değil, sinsi ve milimetrik hamlelerle saldırıyordu. Elindeki ince, esnek kılıç yanan meşalelerin ışığında adeta bir yılan gibi kıvrılıyordu. İlk hamlesinde Adelina’nın yanağını sıyırıp geçti; ince bir kan sızıntısı Adelina’nın pürüzsüz teninden aşağı süzüldü. Morgana alaycı bir kahkaha attı. "Hâlâ o varoş mahallelerdeki gibi dövüşüyorsun Adelina. Ritmin yok, asalet hissin yok. Sadece hayatta kalmaya çalışan vahşi bir hayvansın."
Adelina, yanağındaki kanı elinin tersiyle sildi ve gözlerini Morgana’nın gözlerine dikti. "Vahşi hayvanlar aç kaldıklarında ne yaparlar bilirsin Morgana," dedi buz gibi bir sesle. "Avlarını parça parça ederler." Adelina bu sefer beklemedi; tüm gücüyle ileri atılarak kılıcını ardı ardına savurmaya başladı. Sağdan, soldan, yukarıdan... Her darbesi o kadar hızlı ve öfke doluydu ki, Morgana’nın o kibirli gülümsemesi saniyeler içinde yok oldu. Morgana, Adelina’nın bu önlenemez saldırısı karşısında geri adım atmak, savunmaya çekilmek zorunda kaldı. Çeliklerin birbirine her vuruşunda taht odasının duvarları sarsılıyor, asiler liderlerinin bu amansız mücadelesini gördükçe daha da büyük bir hırsla saray muhafızlarının üzerine çullanıyordu.
Hava gitgide ağırlaşıyor, yanan perdelerden yükselen dumanlar gözleri yakıyordu. Dört büyük güç, tahtın hemen önünde, adeta bir ölüm çemberinin içinde birbirlerinin açıklarını arıyorlardı. Valentin burnundan gelen kanı silip kılıcını tekrar kaldırırken, Morgana nefes nefese Adelina’nın bir sonraki hamlesini tahmin etmeye çalışıyordu. Leo ve Adelina ise sırt sırta verdiler. İkisinin de nefesleri düzensizdi ama gözlerindeki o sarsılmaz bağ, birbirlerine olan o sonsuz güven, bu odadaki her türlü silahtan daha güçlüydü.
Morgana’nın gözleri hırsla ve nefretle parladı, Valentin son bir savaş çığlığı atarak tekrar ileri fırladı. Leo ve Adelina aynı anda, tek bir vücut gibi hareket ederek karşı hamlelerini yaptılar. Valentin’in devasa kılıcı Leo’nun çeliğine büyük bir gürültüyle vurup tüm salonda çınlarken, Morgana’nın ölümcül hamlesi Adelina’nın kılıcı tarafından havada yakalandı. Kıvılcımlar taht odasının loş karanlığını son kez aydınlattı.