9. bölüm · Sözsüz Bir Yargı

BÖLÜM 9 – EVE DÖNÜŞ

bi yazars

Sabah olduğunda ev hâlâ sessizdi.
Ama bu sessizlik, ilk kez yabancıydı.

Duru kanepede oturuyordu. Gece boyunca uyumamıştı. Gözleri açık, bedeni yorgundu. Baran mutfaktaydı. Kahve yapıyordu ama içmeyeceğini biliyordu. O da uyumamıştı. Belli oluyordu. Omuzları daha düşüktü. Bakışları daha sert.

"Gitmem gerekiyor," dedi Duru.
Sesi beklediğinden daha net çıktı.

Baran döndü. "Şimdi değil."

"Annem var," dedi.
Bu tek kelime her şeyi anlatıyordu.

Baran bir an sustu. Sonra başını salladı. "Ben bırakırım."

Yol boyunca konuşmadılar. Şehir uyanıyordu. İnsanlar işe gidiyor, hayat kaldığı yerden devam ediyordu. Sanki bir gece önce bir kız kaçırılmamış, korkuyla uyanmamış, başka bir evde sabah etmemiş gibi.

Duru camdan dışarı baktı. Aynı sokaklar. Ama artık aynı değildi.

Evin önünde durduklarında Baran arabadan inmedi. Duru kapıyı açtı ama bir an durdu.

"Teşekkür ederim," dedi.
Bu bir borç cümlesi değildi.
Bir kabullenişti.

Baran cevap vermedi. Sadece başını salladı.

Duru kapıyı açtı.

İçeri girdiği anda annesinin sesi geldi. Boğuk, titrek.

"Neredeydin?"
Sonra Duru'yu gördü.
Ve ağladı.

Annesi ona sarıldı. Sert değildi bu sarılma. Kırılgan, korkulu bir sarılmaydı. Duru kollarını kaldırdı ama karşılık vermekte zorlandı. Vücudu hâlâ geceyi yaşıyordu.

Babası salondaydı.

Ayağa kalktı.

Gözleri Duru'nun üzerinde gezdi. Baştan ayağa. Kontrol eder gibi. Hesaplar gibi.

"Neredeydin?" diye sordu.

Duru cevap vermedi. Annesinin omzundan ayrıldı. Bir adım attı.
"Kaçırıldım," dedi.
Sesi sakindi.
Ama içi paramparçaydı.

Babası güldü.
Kısa, sert bir gülüştü.

"Saçmalama," dedi.
"İnsan durduk yere kaçırılmaz."

Bu cümle, her şeyden ağırdı.

Tokat birden geldi.

Duru ne olduğunu anlamadan yere düştü. Yanağı yanıyordu. Ama acı, bedeninde değil, içindeydi.

"Günlerdir ortalıkta yoksun!" diye bağırdı babası.
"Adımızı ağzına aldırdın!"

Duru başını kaldırdı. Gözleri doluydu ama ağlamıyordu.
"Ben suçlu değilim," dedi.

Bu cümle, ikinci tokadı getirdi.

Annesi bağırdı. "Yapma!"
Ama sesi babanın öfkesine karışıp kayboldu.

Duru ayağa kalkmaya çalıştı. Babası kolundan tuttu. Sertçe itti.

"Namusumuzla oynadın," dedi.
"Şimdi bunun bedelini ödeyeceksin."

Bu kelime...
Namus.

Duru'nun içinde bir şey koptu. Sessizce. Geri dönmeyecek şekilde.

"Ben kirli değilim," dedi.
Bu kez sesi yükselmedi.
Ama sözleri ağırdı.

Babası bir an durdu. Sonra öfkeyle elini kaldırdı.

Bu kez tokat gelmedi.

Kapı çaldı.

Sert. Kararlı.

Babası dönüp kapıya baktı. Annesi olduğu yerde donmuştu. Duru yerdeydi. Saçları dağılmış, yüzü kızarmıştı.

Kapı tekrar çaldı.

Babası kapıyı açtı.

Baran içeri girdi.

Evin havası değişti.

Baran hiçbir şey söylemedi önce. Gözleri Duru'yu buldu. Yerdeydi. Ama bakıyordu. Kırılmamıştı. Bu, Baran'ı daha çok öfkelendirdi.

"Bir daha ona elini kaldırırsan," dedi Baran sakin bir sesle,
"bu evde konuşuruz."

Baba gülümsedi. Sinirli, küçümseyen bir gülümseme.
"Sen kimsin?"

"Onu bu hale getiren dünyanın içinden biri," dedi Baran.
"Ve bu dünyanın kuralları sessizdir."

Baba bir şey söylemedi. Ama korktuğu belliydi.

Baran Duru'ya döndü. Eğildi. Elini uzattı.
"Gel," dedi.

Duru tereddüt etmedi.

Ayağa kalktı. Baran'ın elini tuttu.

Bu tutuş, bir kaçış değildi.
Bir kopuştu.

Kapı kapandığında annesinin ağlama sesi geride kaldı.

Duru merdivenlerden inerken dönüp bakmadı.

Ama biliyordu.

Bu ev, artık onun evi değildi.

Ve sözsüz yargı,
en ağır hükmünü
sessizlikle vermişti.