13. bölüm · Sözsüz Bir Yargı

BÖLÜM 13 – GÜVEN

bi yazars

Güven, Duru için hiçbir zaman büyük kelimelerle ilgili olmamıştı.
Ne sözlerle ne yeminlerle.

Güven, kapının sertçe kapanmamasıydı.
Ses yükselmeden konuşulmasıydı.
Birinin arkasını dönüp gittiğinde, geri dönmeyeceğinden emin olmaktı.

Baran'ın evinde günler bu şekilde geçti. Sessiz ama düzenli. Duru sabahları erken kalkıyordu. Alışkanlıktı. Ev uyanmadan uyanmak, görünmez kalmanın bir yoluydu. Ama burada buna gerek yoktu. Yine de bedeni henüz inanmıyordu.

Bir sabah mutfakta kahve yaparken Baran'ı arkasında buldu.

"Uyandırdım mı?" diye sordu.

"Hayır," dedi Baran.
"Zaten uyanıktım."

Bu cümlede bir ima yoktu. Sadece gerçek vardı.

Duru kahveyi uzattı. Ellerinin titremediğini fark etti. Bu küçük farkındalık, onu şaşırttı.

Gün içinde Baran evden çıktı. Ama bu kez kapıyı sertçe çekmedi. Anahtarı çevirdi. Duru bu sesi dinledi. Normal bir çıkıştı. Kaçış değil. Terk ediş değil.

Telefonu masadaydı. Açık. Kilitli değildi.

Bu ayrıntı, Duru'nun içinde bir şeyleri yumuşattı.

Evde yalnız kaldığında pencereyi açtı. Perdeler hafifçe sallandı. Sokaktan gelen sesler vardı. Hayat akıyordu. Ve bu kez, Duru o hayattan tamamen kopuk hissetmiyordu.

Öğleden sonra Baran mesaj attı.

"İyi misin?"

Duru ekrana baktı. Uzun süre cevap yazmadı. Sonra sildi, yeniden yazdı.

"İyiyim."

Bu kelime, ilk kez otomatik çıkmadı.

Baran hemen cevap vermedi. Bu da güvenin bir parçasıydı. Hesap sorulmuyordu. Kontrol yoktu.

Akşam eve döndüğünde Baran'ın yüzünde yorgunluk vardı. Ama gerginlik yoktu. Duru bunu fark etti.

"Yemek yaptım," dedi.
Bu cümle kendisini bile şaşırttı.

Baran durdu.
"Teşekkür ederim," dedi.
Sesinde gerçek bir şaşkınlık vardı.

Yemek sırasında konuşmadılar. Ama bu sessizlik rahatsız edici değildi. Tabak sesleri, çatalın tabağa değmesi... Ev, yaşayan bir yere benzemeye başlamıştı.

Bir ara Duru fark etti:
Baran onu izlemiyordu.
Ne yediğine, ne kadar yediğine, nasıl oturduğuna bakmıyordu.

Bu fark ediliş, kalbinin derin bir yerinde çözülme yarattı.

Gece geç saatlerde elektrikler kesildi.

Duru irkildi. Işık bir anda yok oldu. Oda karanlığa gömüldü. Göğsü sıkıştı. Nefesi hızlandı. Kaçırıldığı yerin karanlığı gözlerinin önüne geldi.

Kapı tıklandı.

"Duru," dedi Baran'ın sesi.
"Sadece elektrik."

Bir saniye sonra mum ışığı belirdi. Baran kapının önünde duruyordu. İçeri girmedi.

"İstersen salonda bekleyebilirsin," dedi.

Duru başını salladı. Ayağa kalktı. Ama dizleri titriyordu.

Baran mesafeyi koruyarak yürüdü. Salona geçtiler. Mum masanın ortasına kondu. İki yabancı gibi karşılıklı oturdular.

"Geçecek," dedi Baran.
"Zorlamayacağım."

Duru derin bir nefes aldı.
"Biliyorum," dedi.

İşte güven buydu.
Birinin ne yapmayacağını bilmek.

Işıklar geldiğinde Duru yerinden kalkmadı. Mum sönmedi. Baran da.

Bir süre sonra Duru konuştu.
"Annemle görüşmek istiyorum," dedi.

Baran başını salladı.
"Bir yol buluruz."

"Babam izin vermez."

"Biliyorum."

Bu "biliyorum", bir kabullenişti. Ama vazgeçiş değildi.

O gece Duru yatağına uzandığında şunu fark etti:
Kalbi hâlâ temkinliydi.
Ama artık tetikte değildi.

Bu evde henüz aşk yoktu.
Ama korku da yoktu.

Ve bazen,
güven...
sevginin kendisinden önce gelirdi.