Sonsuzluk Çizgisi kitap kapağı

6. bölüm / 6

Sonsuzluk Çizgisi

6. Bölüm

Vaveyla Yazarı: elisora

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 6. Bölüm

İçeri girdikten sonra Alp kapıyı kapatıp kilitledi, ardından elindeki boş çay bardaklarını tezgâha bıraktı. Ben ise yavaşça koltuğa oturdum, omuzlarımı geriye yaslayarak gözlerimi kapattım. Günün yorgunluğu üzerime bir ağırlık gibi çöküyordu. “Yoruldun mu?” diye sordu Alp, sesinde hafif bir alay vardı.
“Ne sandın? Bardak fırlatmak göründüğünden daha yorucuymuş,” dedim, gözlerim hâlâ kapalıyken. “Tabii ki. Kimin aklına gelir ki adalet dağıtmanın bu kadar fiziksel bir iş olduğu?” dedi ve mutfağın ışığını kapatıp yanıma oturdu.
Başıma dikilip beni süzdüğünü hissediyordum. Gözlerimi açmadan konuşmaya devam ettim:
“Merak etme, bu kadar aksiyondan sonra bile başına bela olmam. Sadece biraz uyuyayım, sonra yine seni izleyip rahatsız ederim.”
Alp kısa bir kahkaha attı. “Sen uyuyana kadar mı rahatım yani?”
“Tam olarak,” diye mırıldandım.
Bir anlık sessizlik oldu, sonra Alp’in üzerime ince bir battaniye serdiğini hissettim. “Pijamalarım rahat mı bari?” diye sordu, sesinde alaycı bir tonla. “Pijamalarımı mı sordun? Çok rahat.” dedim sahiplenerek, gözlerimi hafifçe aralayarak ona baktım. Yorgunluktan kafamın kontrolü tamamen gitmişti ama Alp’in yüzündeki hafif gülümsemeyi görmek garip bir şekilde içimi rahatlattı.
“Bu kadar aksiyondan sonra çayını içmeden uykuya dalmana şaşmamalı,” dedi, başını iki yana sallayarak. “Ama bana bir iyilik yap, bir dahaki sefer bardak yerine başka bir şey fırlat. Belki daha az tehlikeli bir şey.”
“Düşünürüm,” dedim, gözlerim kapanırken. Battaniyenin altında vücudum yavaşça gevşedi. Alp’in hâlâ başımda oturduğunu ve beni izlediğini hissediyordum. Koltuk altlarımda eller hissettiğimde Alp’in beni kucağına aldığını hissettim, hızlıca bacaklarımı beline doladım. İnce battaniye sırtımda dururken bir eli sırtımda, diğer eli ise kalçamdaydı. Kollarımı boynuna sardım ve yüzümü boynuna gömdüm, on saniyede yatak odasına gitmiş olabilirdik fakat bu on saniye bana on asır kadar güzel gelmişti. Beni yavaşça yatağa bıraktı ve üstümü sıkıca örttü, gözlerimi sıkıca kapattım ve uyumaya odaklandım. Odadan çıkmadan önce “İyice uyu ve dinlen, Lekeli baş belam olmadan bu dünyayı bir dakika bile çekemem.” diye fısıldadı ve çıktı. Söylediği şeyler içime işledi ve huzurluca uyudum.

Sabah uyandığımda saçım başım kavgadan çıkmış gibiydi, yavaşça yataktan kalktım ve odayı inceledim. Dolabın yanında tablom vardı, onun altında bir sehpa ve… Bir kutu. Yavaşça yanına ilerledim. Açmak ile açmamak arasında kalmıştım, ya özeliyse? Ya kızarsa? İzni olmadan açamazdım.
Kutunun başında kalakaldım. İçimde bir şey, kapağı kaldırmam için beni dürtüyordu, ama aynı zamanda sanki bütün bedenim beni durdurmaya çalışıyordu. Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım. Merakıma yenik düşmeyerek odadan çıktığımda aldığım derin nefesi sonunda havaya karıştırdım. Odanın dışına çıktığımda evin sessizliği beni bir anda karşıladı. Alp’in evindeydim, ama bu sessizlik, sanki bir şey saklıyormuş gibi üzerime çöküyordu. Koridordan geçerken yerde duran birkaç kitaba takıldı gözüm; rastgele bırakılmış gibiydiler ama belli ki çokça elden geçmişlerdi. Mutfağa doğru ilerledim. Tezgâhın üstünde dün gece içilmeyen çayın soğumuş hali hâlâ duruyordu. Bardakların yanındaki bir not dikkatimi çekti. Alp’in el yazısıyla yazılmıştı:
“Kahve ister misin? Dolaptan alabilirsin. Geri döndüğümde konuşuruz. – A.”
Kaşlarımı çatıp notu elimde çevirdim. Nerede olduğunu ya da ne zaman döneceğini belirtmemişti. Tipik Alp işte. Ne zaman bir şey hakkında açık olsa, ardından bir o kadar da gizemli olurdu. Dolaba uzanıp kahve paketini aldım. Ocağa su koyarken aklım hâlâ o kutunun etrafında dolanıyordu. Neden oradaydı? Alp gibi biri, sırlarını bu kadar ortada bırakır mıydı? Yoksa bilerek mi beni o kutuya yönlendirmişti? Fincanı alıp mutfağın penceresinden dışarı baktım. Dışarıda insanlar günlük rutinlerine devam ediyordu. Herkesin bir amacı vardı, herkesin bir düzeni. Ama ben burada, Alp’in evinde, bir kutunun ve onun anlamının esiri olmuş durumdaydım. Derin bir nefes alıp salona geçtim. Yine o kutuyu düşünmemeye çalışarak masanın üzerine oturmuş birkaç kağıt parçasını incelemeye başladım. Alp’in eskizleri olmalıydı. Bazı şekiller, bir yüz, bir manzara… Ama bir tanesi dikkatimi çekti: Bir kadının portresi. Uzun dalgalı saçlar, derin bakışlar… Kağıdın köşesine küçük bir tarih düşülmüş: 6 yıl önce. Eli titreyerek çizilmiş gibi görünen bu portreye bakarken içimde garip bir his belirdi. Alp’in geçmişi hakkında ne kadar az şey bildiğimi fark ettim. Belki de o kutunun içindekiler, bu portredeki kadının hikayesiydi.
Kendi kendime mırıldandım: “Sana ne? Bu onun hayatı.”
Ama zihnim beni rahat bırakmıyordu. Dün geceki sözleri, hareketleri… Kafamdaki soruları susturamadım. Ayağa kalkıp tekrar odasına doğru yürümeye başladım. Kapının önünde durup derin bir nefes aldım. Kutuyu açsam mı? Yoksa ona sormalı mıydım? Ama Alp’in ne zaman döneceğini bilmiyordum. Kapıyı itip içeri girdim. Kutunun yanında diz çöküp tekrar üzerine baktım. Bu sefer kararlıydım. Yavaşça kapağı kaldırdım ve içindekileri bir bir çıkarmaya başladım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.