Sonsuzluk Çizgisi kitap kapağı

2. bölüm / 6

Sonsuzluk Çizgisi

2. Bölüm

Vaveyla Yazarı: elisora

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 2. Bölüm

Yanımdan geçip giderken arkasından onu bir süre izledim, neden beni kurtardığı ya da bu samimiyetin nereden geldiği şu an hiç umurumda değildi. Sevdim işte, daha iyisi mi var?
Gece yarısı telefonuma gelen mesajla irkildim, bulunamayan bir numaradan, tehdit dolu bir mesajdı.

-Gözlerin, bedenin ve varlığın. Yok olana kadar kardeşimin intikamını senden alacağım. İris Yade Tayvak.

Haluk? Hayır hayır, Siraç? Belki, ya da Eran…
Telefonu yatağa fırlattığımda ellerimi saçlarımdan geçirmeye başlamıştım. “Siktir… siktir… sadece siktir!” Tiz çıkan çığlığımla ben bile kendimden ürkmüştüm. “Kim benim gerçek adımı biliyor, kim?” Aklıma gelen bir kaç isim dışında hiç bir fikrim yoktu. Taner ve grubu, beni büyütmüştü. Babam hapise girdiğinde annemin hastane masraflarını ödeme karşılığı eğitmek için beni yanlarına almışlardı. Her türlü dövüş eğitiminden geçmiştim. Bu kasırgayı kendileri yaratmışlardı ve talan olmadan kurtulamayacaklardı. Sol gözüm yetmedi mi? Sağ gözümü de veririm. Kollarım mı yetmedi? Bacağımı veririm. Bedenim mahvolana kadar bu savaştan çıkmayacağıma ant içerim.

09.09.2008

“Taner, neredesin?” Ellerimi tırtıklı duvara sürterek yürüyordum, tavandan yere damlayan su sesleri kulağıma geliyordu. “Buradayım, İris. Buraya gel, sesime gel.” Adımlarımı sesin geldiği yöne yönlendirdim ve kısa bir sürede odadan içeriye girdim. Yerde sevdiğim hizmetçilerden birisi bağlı bir şekilde yatıyordu, “Bak, İris.” Gözlerimi Taner’e çevirdiğimde korku dolu gözlerle ona bakıyordum. İşte o an, onun kim olduğunu anlamıştım. O kendi çıkarları için tüm insanların canına kıyabilecek bir insandı. “O bizi sırtımızdan bıçakladı İris, biliyorum onu seviyorsun ama bu işte duygulara yer yok. Annen için İris, annen için onu vur.” Masada duran silahı uzanıp aldı. Elime uzattığında ürkek bir şekilde elimi uzattım. Taner silahı elime yerleştirdiğinde korkudan sıkıca kavrıyordum. Silahı kadına doğrulttuğumda kadının gözünden bile yalvarma haykırışlarını görüyordum. Gözlerimi kapattım, silahı kadında tutmaya çalıştım. “Aç o gözlerini İris, sen benim sol kolumsun ve ben yanımda bir ürkek barındırmam.” Gözlerimi açmaya zorlandığımda tekrar açtım, tek duyduğum şey onun cümleleriydi. Yap İris, korkak seni! Acıma ona. Kafamın içinde dolan kelimelere daha fazla dayanamayarak beceriksizce tetiği çektim…

Şimdiki zaman

Yataktan doğrularak kalktığımda terler içerisindeydim, peşimi salmayan anı bile denilemeyecek kadar vahşice yaşanmışlıklar kendini bana hatırlatıyordu. Yavaşça banyoya ilerledim ve hızlıca soyunarak kendime bakma zahmetinde bile bulunmadan soğuk duşun altına girdim. Taner alıştırmıştı bana soğuk suyu, sıcak sudan korkutmuştu beni. Elbette büyüdüm ve bir yanım ona inanmak istemiyor fakat diğer yanım hâlâ o çocuk olarak kaldı.
Benim çocukluğum yarım kaldı.
Benim çocukluğum hiç olmadı ki.
O çocuk, küçücük bedeninde ceset taşıdı.
Taner, sıcak rahatlık simgesidir derdi. Belki de bu yüzden hep diken üzerindeydim, hayatım soğukluktan oluştuğu için. Soğuk su bedenimden akarken tüm yorgunluğumu almasını ümit ediyordum. Hızlıca duştan çıktığımda bornozuma sarılıp kendimi yatağa attım. Telefonu elime aldığımda, mesajı tekrar açtım ve tekrar tekrar okudum. ‘Kardeşimin intikamı.’ Yeni gözüme çarpan detayla gözlerim yuvasından fırlayabilecek kadar açıldı. Taner, bu hayatta tek bir kişiye kardeşim derdi, Özgür.
Özgür.
Taner’in kardeşi Özgür.

Alp Burak

“Kara, kimin vurduğunu bulabildiniz mi?” Kara gözlerimin içine bakarak çaresizce kafasını iki yana salladı. Yakın bir arkadaşı polis olduğu için işin kolay olacağını sanıyordum fakat katil o kadar iz bırakmamıştı ki, o kadar profesyoneldi ki çok zorlayıcıydı. Bir yandan katili bulamadığımız için sinirden deliye dönerken, diğer yandan Lekeli Kadın’ın kurtulduğuna seviniyordum. “Alp, daldın gittin.” Gözlerimi hızlıca Kara’ya çevirdiğimde derin bir nefes aldı ve bir şeyler anlatmaya başladı. “Her kim yaptıysa profesyonel olduğu düşünülüyor. Büyük ihtimalle ya eldiven takmış, ya da suç aletini fena halde temizlemiş. Ağacın altında bulduğumuz silahın üzerinde hiçbir parmak izi yoktu.” Ellerimi masaya vurarak ayağa kalktım. “Bana bildiğim şeyleri anlatma Kara!” Dinlemeden dahi hızlıca kapıyı çarparak odadan çıktım.

Eva Nida

“Eva Hanım, çalışmalarınız hazır mı? Biliyorsunuz, sergi üç gün sonra ve yetişmesi gerekiyor.” Başımda dikilen sekretere bir kez daha baktım. Saatlerdir başımda dikiliyor, kurulu saat gibi sergiyi hatırlatıp duruyordu. Tabloya son fırça darbelerimi attıktan sonra yavaşça sandalyeden kalktım ve benden bir kaç santim kısa olan sekreterin karşısında dikildim. “Hazır.” Sekreterin yüzündeki zorunlu gülümseme gerçek bir gülümsemeye dönüştüğünde bir tabloya, bir bana bakıp duruyordu. “Bu seferki uzun sürdü gibi biraz, çalışmaları aksatmayın efendim.” Kaşlarımı kaldırdım. “Bana emir verebilecek durumda olsaydın, şimdi sen bu tabloya fırça darbelerini vuruyor olurdun. Değil mi Nuran?” Açık sözlülüğümü kullanmaktan çekinmezdim. Bakışlarını yüzümden yere çevirdiğinde alındığı belliydi, küçüklüğümden beri böyleydim. Hoşuma gitmeyen nasihatler olursa emirden sayıp karşılık verirdim. “Estağfurullah, sadece öneriydi.” Yüzüme bir gülümseme kondurduğumda yavaşça elimi omzuna koydum ve sıvazladım. “Üzülme, eğer ki içime dokunsaydı bir cümleyle bırakmazdım.” Kapıya yöneldim ve bir daha arkama bakmadan çıktım.
Ben, Eva Nida veya İris Yade. Hangisi ile hatırlanmak istersem o oluyordum. Eva, “hayat veren, canlılık.” anlamındayken, İris, “Gökkuşağı, gözün renkli kısmı.” ben o gökkuşağının siyah tarafı, o gözün en karasıydım. İris Yade, çocukluğumun benliği. Eva Nida, her şeyi yaşanmışlık olarak kılan. Bir gün benliğimi bulduğumda çok geç olur diye korkardım hep, büyüdükçe anladım o günün gelmeyeceğini…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.