1. bölüm / 6
Sonsuzluk Çizgisi1. Bölüm: Karargâhın İzleri
Bölümler 6Şu an: 1. Bölüm: Karargâhın İzleri
- 1 1. Bölüm: Karargâhın İzleri896 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2. Bölüm764 kelime
- 3 3. bölüm972 kelime
- 4 4. bölüm895 kelime
- 5 5. bölüm2.072 kelime
- 6 6. Bölüm700 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
1 hafta önce
Tek gördüğüm şey karanlıktı, arkadaki kavga sesleri bir geliyor bir gidiyordu. Odanın kapısının açıldığını duyduğumda irkildim ve olduğum sandalyede rahatsızca kıpırdandım. Odayı dolduran rutubet kokusu ciğerlerimi doldurup beni işgal ediyordu. “Eva Nida Tayvak.” İsmimi söylerken elleri gözümdeki bandajı bulmuştu. Gözlerim açıldığında yüzüme vuran ışık yüzünden ilk başta yüzümü buruştursam da, umursamamaya çalışan bir yüz ifadesine tekrar bürünmüştüm. “Neden burada olduğunu merak ediyor musun, Eva. Yoksa İris Yade mi deseydim?” Kafamı iki yana salladığımda vereceği cevabı kafama kazımaya hazırdım. “İhanetini hatırlıyor musun, yoksa o küçük balık hafızandan silinip gitti mi?” Alaycı bir şekilde kahkaha attığımda fazlasıyla umursamaz görünmeye çalışıyordum. “Sizi nasıl yola getirdiğimi unutmak mümkün mü, Taner?” Yüzü benimle aynı ifadeye büründü, beni taklit ederek yüksek sesli bir kahkaha attı ve derin bir nefes aldı. “Bedelini ödemeden buradan çıkamayacaksın.” İfadesi ciddiye büründüğünde bende kaşlarımı çattım. “Berkan, getir!” Taner, yavaşça ayağa kalkıp üstünü çıkarttığında karnında bıraktığım derin kezzap izini gördüm. Bu izi, yıllar önce kendimi korumaya çalışırken ve ilk ihanetimi gerçekleştirirken yapmıştım.
“Benim yıllarca taşımak zorunda olduğum izi, paylaşmak ister misin?” Berkan içeri girdiğinde ikisi de sahte kahkahalar atıp sayıklıyordu. Ne olacağını anladığımda oturduğum sandalyede çırpınmaya başladım. “Canına okurum, Taner!” Çığlıklarım boş binada yankılanıyordu. Dikkatlice kezzabı alıp yüzüme yaklaştırdığında kafamı olabildiğince geriye çekmeye çalıştım. “O güzel yüzüne yapmak istemezdim, ama her aynaya baktığında beni hatırla istiyorum. Biliyorsun, istediğimi yaparım. Sana her zaman sol kolum derdim.” Duraksadı ve bir kahkaha daha bastı. “Sol gözüne veda et.”
Sol gözümün üzerinde hissettiğim kezzap acısıyla sesimi dünyaya dahi duyuracak kadar bağırdım. Gözlerimin açık olduğu son saniyelerde, Berkan ve Taneri yerde görürken havaya yükseliyordum, bir adamın kollarındaydım. Yüzüne bile dikkatli bakamadan kollarına teslim olmuştum. Bilincim kapanmadan önce son işittiğim şey “Görünüşe göre düşmanım, düşmanın lekeli.” demesi olmuştu.
Şimdiki Zaman
Arkamdakilerden kurtulmak için soluksuz bir o yana bir bu yana arabayı çeviriyordum. Arkamda bıraktığımı anladığımda hızımı kesmeden bir sokağa girdim ve bulduğum ilk boş alana park ettim. “Hanımefendi.” Arkamda duyduğum sesle usulca arkamı döndüğümde karşımda takım elbiseli bir adam duruyordu. Saçlarını özenle taramış ve sabitlemişti, boyu uzun, duruşu dik ve bedeni heybetliydi. Biraz daha dikkatli bakınca bir hafta önceki adam olduğunu anladım. İstemsizce kaşlarımı çattım. “Af buyur?” Adam eliyle park ettiğim arabamı gösterdiğinde gözlerim bir arabaya bir adama bakıp ne demek istediğini çözmeye çalışıyordum.
“Demek istediğim, arabanızı çekmeniz gerekiyor.”
Kaşlarım olabildiğince çatıldığında nasıl görünüyordum bilmiyordum ama oldukça sinirliydim. “Park edilemez yazısı göremiyorum.”Adamın dudakları belli belirsiz kıvrıldığında anlamaya çalışır gibi yüzüne baktım. “Sadece arabam sıkıştı ve çıkaramıyorum.” Verdiği cevapla ellerimi havaya kaldırıp alkışladım. “Beyefendi nesini çıkaramıyorsunuz? Ne güzel de ehliyet vermişler, dingonun ahırında sürmek için sanırım.” Elimle sol tarafı işaret ettim. “Şu taraflarda olacaktı sora sora gidin bulursunuz.” Adamın dudakları daha fazla kıvrıldığında artık belirginleşmişti, bir eliyle kirli sakalını hızlıca kaşıdıktan sonra burun kemerini sıktı. Elini cebine daldırdığında adamı dikkatlice izliyordum, bir kaç dakika sonra bir kartvizit çıkarttığında yavaşça uzanıp aldım. “Yargıç Alp Burak Çevik.” dedi okumama bile izin vermeden, kartviziti elimin içinde sıkmaya başladığımda neye bulaştığımı anlamıştım. Yavaşça uzandı ve parmaklarımı sakince açıp içinden kartını tekrar alıp cebine yerleştirdi.
“Saldıracakmış gibi bakmayın.” Dedi sessizliği bozarak. “Çekiyor musunuz? Yoksa yargılanmak mı istersiniz? Sizi temin ederim ki bir yargıç olarak çok iyi yöntemlerim vardır.” Gözlerimi tekrar ona çevirdiğimde sanki onu taklit edermişçesine benim de yüzümde alaycı bir gülümseme oluştu. “Ne gibi yargılama, bay yargıç? Yoksa arabanızın önüne arabamı park ettim diye mi?” Vereceği cevabı engelleyerek tekrar konuştum. “Korkutabileceğin insanlar bul kendine,” Canıma susamış gibi konuşurken bir kez olsun düşünmeden hareket etmek istedim. Tekrardan çekici sesini duyduğumda gözlerim, gözlerini buldu. “Seni ya mahkememde yargılarım, ya da yatağımda altımda soluksuz bırakırken. Karar senin.” Kaşlarımı çatıp ona tiksinircesine bakmaya çalışırken ıkınmaya çalışan bir bebek gibi olduğumu biliyordum. “Bu sıralar yargıçlar fazla arsız sanırım.” Gözlerimi devirerek söylediğim cümle hafif bir kahkaha atmasına sebep oldu. Güldüğünde dudaklarının kenarlarında çıkan gamzelerde kaybolmak isterdim, bazen bir kara delikte yok olmak istersin ya, aynı ondandı işte. Dudaklarını araladı, ve sonra tekrar kapattı. Gözleri sol gözümde takılmıştı, “Nasıl oldu?” Sonunda kıvranmaktan açamadığı konuyu açmıştı. “Orada değil miydin zaten?” Gözleri yeri bulduğunda daha fazla yüzüme bakmak istemediğini anlayarak bende yüzümü yana çevirdim. “Aslında planımda, onları yakalamak vardı, seni kurtarmak değil.” Söylediklerini belki bir kibirle söyledi, belki de planını anlatmak için söyledi fakat takılmadım. “Neden senin düşmanların peki?” Sonunda kafamda takılıp kalan soruyu sormuştum. Artık yüzünü dikkatlice inceliyordum. “Bir çok cezadan nasıl olduğunu anlayamadığım bir şekilde kaçmayı başardılar, o gün onları takip ediyordum. Fakat inşaattan içeri girdiğimde seni bayılacak bir şekilde, onları ise kafalarından kurşunla vurulmuş halde yerde buldum.” Sözünü keserek hızlıca sözü devraldım. “Ve sende beni götürmeyi seçtin.” Yüzünde bir tebessüm oluştuğunda tekrardan yüzüme baktı. “Evet, tam olarak öyle.” Bir kaç adım yaklaştığında aramızda bir adımlık mesafe kalmıştı, yavaşça boyuma eğilip, sol gözüme dikkatlice bakmıştı. Derin bakışlarını bölen bir ses duyulmuştu. Telefonu çaldığında gözlerini sol gözümden ayırmadan elini cebine götürdü. Eline aldığı telefonu yavaşça açıp kulağına götürdü. “Evet Kara, birazdan geleceğim.” Gözlerimi kısıp ona baktım, birazdan mı gidecekti? Erken değil miydi? Bir kaç şey mırıldanıp telefonu kulağından çektiğinde tekrar cebine yerleştirdi. “Kimdi?”dedim sanki sormaya hakkım varmış gibi. “Avukat arkadaşım.” diye karşılık verdi bozuntuya vermeden. Duyduğum cümleyle başımı aşağı yukarı tamam demek istercesine salladım. Arkasını döndü ve arabasına ilerledi, bende arabamı çekmek için aynısını yaptım. Arabamı kenara çektim ve o giderken camı açtım. “Eva Nida Tayvak.” Gözleri açık camından bana döndüğünde dudaklarını oynatarak “Lekeli kadın.” dedi. Sanki sol gözüme ve lekesine bakarken bir kusurmuş gibi değil de, bir parçammış gibi bakıyordu. Sanki iç açıcı bir tabloymuş gibi bakıyordu. Sanki umutlarıymış, hayalleriymiş, rüyalarıymış gibi bakıyordu…
Bölüm etkileşimi
