3. bölüm / 6
Sonsuzluk Çizgisi3. bölüm
Bölümler 6Şu an: 3. bölüm
- 1 1. Bölüm: Karargâhın İzleri896 kelime
- 2 2. Bölüm764 kelime
- 3 3. bölüm972 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4. bölüm895 kelime
- 5 5. bölüm2.072 kelime
- 6 6. Bölüm700 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
05.11.2008
“Taner, yapma!” bedenimden bir kaynar suyu daha boşalttığında acıyla çığlık attım. Çığlığım duyana sağırlık, duymayana ürperti verirdi. “Sıcak, değil mi İris?” kafamı aşağı yukarı delicesine sallıyordum. “Sıcak Taner, çok sıcak!” pislik yuvası ağzından bir kahkaha yükseldiğinde onu bir kaşık suda boğup Azrail’i olmak istedim. “Sıcaklığa alışmayacaksın İris, sıcaklık sana rahat verir, huzur verir. Sen bu hayatta benim için varolacaksın, benim için canını vereceksin!” bağlı olduğum sandalyede çırılçıplak oturuyordum. Heryerim yanıyordu. Sanki çok bir etkisi olacakmış gibi Taner, üzerime bir de soğuk su fırlattığında sızlamalarım çoğaldı. Arkama geçti ve tüm ipleri çözerek sandalyeden kalkmamı sağladı. Haftalarca hastanede kalmış, sürekli kabuslar görmüştüm.
3 gün sonra
Adliyenin önünde durduğumda derin bir nefes aldım, girip girmemek arasında gidip geliyordum fakat başka çarem yoktu. Dün gece aynı saatte tekrar gelen tehdit mesajı, bardağı sellere dönüştüren son damlaydı. Adliyeden içeriye girdiğimde bir güvenlik görevlisinin yanına gittim.
“Pardon, bir bakabilir misiniz?” Güvenlik dostça bana dönüp gülümsediğinde “Tabii.” dedi. “Yargıç Alp Burak Çevik ile görüşmem lazım, nerede bulabilirim?” Güvenlik yavaşça içeriyi işaret etti. “Benimle gelin.” Sürgülü kapıdan içeriye girdiğimizde bir kadının yanına gitti, sekreteri olmalıydı. “Şevval, Alp Burak Bey müsait mi?” Kadın ilk önce beni süzdü. Sonrasında güvenliğe döndü ve
“Ararım şimdi, kim gelmiş diyeyim?” dedi. Lafa atladım ve “Lekeli Kadın.” dedim. “Lekeli Kadın geldi diyin.” Kadın kaşlarını havalandırdığında telefonunu eline aldı ve birkaç şey tuşladı ve telefonu kulağına götürdü. Çok geçmeden telefon açılmış olacaktı ki konuştu. “Alp Bey, Lekeli Kadın gelmiş.” Kaşlarını çattı. “Nerden mi biliyorum? Nerden bileyim efendim, kendisi söyledi geldiğimi söyleyin diye.” Duraksadı. “Tamam efendim, gönderiyorum.” Kadın telefonu kulağından uzaklaştırdı ve cebine yerleştirdi, sonrasında bana döndü ve sevecen olmaya çalışan bir gülümsemeyle “Buyurun, sağdan birinci oda.” Kafamı aşağı yukarı sallayıp hızlıca yürüdüm. Sağa döndüğümde oda hemen karşıma çıktı, derin bir nefes aldıktan sonra kapıya tıktıkladım. İçeriden anında “Gel.” diye bir ses yükseldikten sonra yavaşça içeri girdim. Oda tablolarla doluydu, eşit kollu terazi tabloları. Bir dakika, onun yanındaki tokmaklı siyah beyaz tablo benim tablomdu. Odanın başucunda asılıydı. Ağzım bir karış açık tabloya bakarken Alp’in beni sırıtarak izlediğinin farkında değildim. Onu farketmem için yalandan boğazını temizlediğinde bakışlarım hemen ona döndü ve yüzüme bir gülümseme kondurdum. “Tablom..” dedim şaşkınlığımı gizleyemeyerek, “Tablon.” dedi beni taklit edercesine. “Üç yıl önce, sanatçısıyla tanışmayı hayal ederek almıştım.” Gözlerimi kırpıştırdığımda gülümseyerek bana bakmaya devam ediyordu. “Ve şimdi karşındayım.” Dedim. Yavaşça ayağa kalkıp karşımdaki sandalyeye oturduktan sonra başını onaylarcasına gururla salladı. “Anlat bakalım, Lekeli. Neden geldin?” Rahatsızca yerimde kıpırdandığımda ciddi bir konu olduğunu anladı. Yavaşça oturduğu yerde doğruldu ve dirseklerini dizine dayadı. “Bir kaç gündür, bir numara tehdit mesajları yazıyor.” Duraksadığımda devam etmemi bekliyordu. “Taner’in yakınından şüpheleniyorum.” gözlerimi sıkıca yumdum, hatırlamak bile içimi yakmıştı. “Şş tamam, numarayı göster.” çantamın içindeki telefona uzandım ve usulca şifreyi açıp Alp’e verdim. “İlk mesajda numarasızdı, fakat ikinci attığında hiç
çekinmeden numara kullanmış. Bu beni daha çok geriyor Alp.” uzandı ve bir elini bacağıma koydu, numarayı bir kağıda not ettikten sonra benim numaramı da not etti ve telefonumu bana uzattı. Kafamı iki yana salladım, o telefon dahil Taner’leri anımsatan her şeyden uzak durmak istiyordum. Reddettiğimi görünce hızlıca çantamı kucağına aldı ve telefonu içine attı. Arkasına yaslanıp beni izlemeye başladı, her jestimi, her mimiğimi. Bense şakaklarımı ovuşturup sakinleşmeye çalışıyordum. Etrafa baktıkça her şey üstüme geliyordu sanki. Üzerime giydiğim kazağın yakasını çekiştirmeye başladığımda son raddedeydim, nefes beni zehirleyip terk ediyordu. Geçmişim gibi. Alp’in hızlıca yanımdaki sandalyeye oturduğunu farkedince elim istemsizce eline gitti ve sıkmaya başladım. Alp hiç bir şey demeden elini açtı ve sıkmama izin verdi. “Boğuluyorum Alp.” Elimi omzuna koyup, elini elimden kurtardıktan sonra iki elini de kazağımın eteklerine koydu. “Bu yaptığım için sonradan ne yapıyorsan yap, ama şu an nefes almaya bak Lekeli.” Bir çırpıda üzerimdeki kazağı çıkarttığında karşısında beyaz bir sütyenle kalmıştım. Derin nefesler almaya çalışıyordum ama ciğerlerim adeta beni engelliyordu, nefes borum tıkanmıştı resmen. Gözlerim masadaki nota kayıyordu, o numara her şeyin kilidiydi. Sakinleşmeye başladığımda Alp’in sesini işittim. “İyisin değil mi?” Kafamı aşağı yukarı salladığımda eline masanın üzerindeki telefonu aldı ve birisini aradı. “Odama su getirin.” tekrardan telefonu bırakıp koltuğuna oturduğunda hızlıca bilgisayarını açtı. Kapı çalınıp, sonrasında açıldığında sekreteri olan kadın gelmişti. Kadın şok içinde bi bana bi Alp’e bakarken suyu önüme koydu ve bana baka baka kapıya yöneldi. “Odamın içinde olanlar seni ilgilendirmiyor diye umuyorum, Lekeli’ye bakmaktan vazgeç ve çık Şevval.” kadın odadan çıktığında Alp’e döndüm ve “Halledebilecek misin?” dedim, gözleri bana döndü ve yüzüne rahatlatıcı bir gülümseme kondurdu. “Halledeceğim.” kendinden o kadar emin konuşuyordu ki inanmamak elde değildi, bu hayatta ilk defa kendimi o an çok güvende hissettim. “Alp, daha önce numara bilinmiyordu. Ama o gün açık açık gözüken bir numaradan yazdı.” anlamış olacak ki cümlemi bitirdiğim anda konuştu. “Yakınında olmasından korkuyorsun, biliyorum. Ama seni koruyacağım, ucunda herkesi ateşe atmam gerekecek olsa bile seni canım pahasına koruyacağım.” içimdeki alevi söndürüyordu sanki. İçimdeki alevde, o alevleri çıkaranları yakmak istiyordu sanki. Yine düşüncelere dalınca kafamı dağıtmak istermiş gibi tekrar konuştu. “Tablonu imzalasana.” yüzüne tekrar gözlerimi çevirdiğimde gülümsedim. “Tek sorun imzasız olan tablom mu? Ayrıca hala karşında sütyenleyken.” elinde sıkıca tuttuğu kazağımı çenemle gösterdim. Yüzüne bir sırıtma oturduğunda, “Hatırlatmanda fayda olmadığını söylemek isterim, çünkü yakında o sütyen de ellerimde olabilir. ” dedi, sırıtmasına şaşkın ifademle karşılık verdim ve masadan bir kalem aldım. Tablonun yanına gittiğimde kenarına küçük bir imza attım ve kalemi tekrar masaya koydum. Elindeki kazağımı bana uzattığında yavaşça aldım ve hızlıca üzerime geçirdim. Çantamı elime aldığımda “Telefonunu ver.” dedi. Usulca çantamın içinden telefonumu açıp uzattım. Kendi numarasını kaydetti ve telefonu tekrar bana uzattı. “Lazım olabilir.” kafamı aşağı yukarı salladım ve kapıya yöneldim. “Dikkat et, korkma.” dedi.
“Merak etme.” dedim.
Ve kapıdan çıktım. İki seçeneğim vardı, ya ona güvenecektim, ya da ölecektim. Ben birisini seçmedim, gün gelince kader benim için birisini seçecekti. Ve o gün kader ya bana son kozunu oynayacaktı, ya da arkamda durup ışığın yolunu bana gösterecekti. Hep karşımda duran kader, umarım bu sefer yanımda olup tarafını belli ederdi. Tedirgin miyim? Evet.
Ama korkuyor muyum? Hayır. Herkes ölecek, er ya da geç. Muhtemelen ölümüm er olacak.
Bölüm etkileşimi
