Sonsuzluk Çizgisi kitap kapağı

4. bölüm / 6

Sonsuzluk Çizgisi

4. bölüm

Vaveyla Yazarı: elisora

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 4. bölüm

Eve girdiğim anda kendimi yatağa bıraktım, tüm olan şeyleri unutmak istedim. Olanları düşünmeye başladığımda içimi adını koyamadığım bir duygu kaplamaya başlamıştı. Karşısında sütyenleydim, hem de beni kurtaran ve yanına yardım istemeye gittiğim yargıçın karşısında. Düşünce bataklığında boğulurken telefonuma bir arama düştü, Nuran’dan. Allah aşkına, bu kadın her anımı görüpte mi hareket ediyor? Yavaşça ve istemeyerek telefona uzandım ve açtım. “Eva Hanım, sergi bu akşam. Hatırlıyorsunuz, değil mi?”
duraksadım. Sergi tamamen aklımdan çıkmıştı…
“Evet Nuran, hatırlıyorum. Hazırlanıp geleceğim.”
bir kaç saniye sustu ve konuştu. “Tamam efendim, iyi akşamlar.” kapattığımda hızlıca ayağa kalktım ve dolabıma bakınmaya gittim, adımlarım heyecandan birbirine karışıyordu. Yumak gibi. Üzerime beyaz bir elbise giymeye karar vermiştim, beyaz bir topuklu ayakkabıyla da elbiseyi tamamlayacaktım. Yargıçı davet etmeli miydim? Sonuçta tablomu almıştı. Ama gelir miydi ki, Ya gelmezse? Tek bir şekilde öğrenebilirim, arayarak. Hızlıca telefonumun yanına koştum, şifreyi girdim ve adliyede kaydettiğim numarasına tıkladım.
Çalıyor…Çalıyor…00.00
“Efendim Lekeli?” bu kadar hızlı açmasını beklemiyordum, hep telefonun başında mıydı bu?Heyecandan bir kaç şey kekeledim ve telefonu suratına kapattım. Bir kaç saniye sonra tekrar aradığında yavaşça açtım. “Bir yargıçla dalga geçilmeyeceğini temin ederim Lekeli.” cümlesini bitirdiği anda konuştum ve “Sergime gel, bu akşam saat dokuzda.” bir kaç saniye sadece sustu, sanırım düşünüyordu. “Hadi ama, tablomu bile almışsın. Hayranımsın işte yargıç.” telefondan kahkaha sesleri yükseldiğinde istemsizce ben de kıkırdadım. “Pekala Lekeli, o güzel sergine geliyorum.” dudaklarım iyice kıvrıldığında sanki ağzım yırtılacaktı. “Görüşürüz.” diyebildim sadece.
“Görüşeceğiz.” dedi ve telefonu kapattı. Saate baktığımda sekiz çeyrek olduğunu farkettim ve hızlıca elbisemi giyip yüzüme hafif bir makyaj yaptım. Kömür karalığındaki belime gelen saçlarımı açık bırakmıştım, hızlıca ayakkabılarımı giydim ve evden çıktım. Otoparka inip arabaya bindiğimde saatin sekiz kırk olduğunu gördüm ve son sürat arabayı sürdüm. Tam dokuzda sergiye yetişmiştim. Kapıda bir çok insan içeriye giriyordu ve en son beni bekleyen yargıçı gördüm. “Kendi sergisine geç kalan bir sanatçı, hm?” ister istemez dudaklarım kıvrılmıştı. Gözleri uzunca üzerimde gezindi ve sonra koluna girmem için kolunu hazırladı. Usulca koluna girdim ve konuştum, “Yargıç, o numara..” sözümü kesmişti. “Sergindeyiz Lekeli, böyle bir şeyle aklını bulandırma ve keyfine bak. Ben burdayım.” gülümseyip başımı aşağı yukarı salladım. İçeriye girdiğimizde bir çok göz üzerimizde oldu, Nuran beni konuşma yapmak için kürsüye bekliyordu. Hızlıca Alp’in kolundan ayrılıp kürsüye çıktım ve mikrofonu elime aldım. “Öncelikle hepiniz hoş geldiniz, burada olan herkese çok teşekkür ederim.” Alp’e baktım ve gururla beni izlediğini gördüm. Devam et der gibi bakış atıyordu. “Sanat, benim için her zaman bir kaçış ve kendimi ifade etme kaynağı oldu. Her bir fırça darbesi, anlatmak istediklerimi farklı bir dilde dışavurumum oldu. Eminim ki eserlerime bakınca anlamayanlar da olacaktır, farklı tahminlerde bulunanlar da. Fakat eserler, beni, sizi, hepimizi yansıtıyor. Hepimizin içindeki karmaşıklığı. Çok uzatmak istemiyorum, keyifli bir akşam dilerim.” mikrofonu tekrardan kapattım yerine koydum, kürsüden inerken alkışlar etrafımda dönüyordu. Hepsine gülümseyerek baktım ve sonunda Alp’in yanına gittim. Tüm eserlerime göz gezdiriyordu. “Lekeli.” bir anda bana döndü, “Hm?” gözlerinin içine bakıyordum. “Neden yarımlar?” bahsettiği şey resimlerimdi, tablonun yarısına çaprazlama zikzaklı bir çizgi çekiyordum ve sadece altını ya da üstünü boyuyordum. Bir kısmı olduğu gibi kalıyordu. “Resimlerimi benliğim gibi düşünüyorum, tamamlanamamış.” kaşları havaya kalktı, anlamaya çalışıyormuş gibi duraksadı. “Yani,” diyerek açıklamaya başladım. “Ben bile tam değilken, ben bile kendimi bulamamışken eserlerimi tam yapamam. Belki de insanlar bu yüzden eserlerimi seviyor, kendileri gibi buluyor.” tekrardan gözleri gözlerime döndü, gözlerimin önüne gelen kaküllerimi iki yana çekti. Tekrardan düzelttiğimde ise o da tekrardan yanlara itti. “Kakülsüz görünmeyi sevmiyorum, yargıç.” dedim ve tekrardan kaküllerimi alnıma attım. Bu sefer ellemedi. “Gözlerini daha net görmek istiyorum, bu kadar yarım kalacak ne yaşadıysan gözlerinden dinlemek istiyorum.” gözlerimi kaçırıp yere baktım, korkuyordum. Öğrenip benden gitmesinden korkuyordum.
Ona ne kadar mı bağlanmıştım?
Benden gitmesinden korkacak kadar.
“Eva Hanım,” aramızdaki rutubeti bozduğu için ilk defa Nuran’a teşekkür edebilirdim. Yanıma geldiğinde, Alp’te yanımızdaydı. “Yanınızdaki beyefendiyle fazla vakit geçiriyorsunuz, misafirlerimize bakmanız lazım.” kaşlarım çatıldığında Nuran bakışlarını kaçırdı. “Nuran, bu iki oldu. Ne dediğimi hatırlıyor musun?” gözleri tekrar gözlerimi bulduğunda çekingen bir bakış attı. “Size emir verebilecek durumda olsaydım, sizin yerinizde olurmuşum efendim. Böyle demiştiniz.”
Alp’in sırıttığını göz ucuyla görebiliyordum, fakat bakışlarımı Nuran’dan çekmedim. “Evet, Nuran. Bu sergiye gezmek için geldiler, sanatçıyla konuşmak için değil. Şimdi işine bakabilirsin.” Nuran kafasını aşağı yukarı salladığında hızlıca yanımızdan uzaklaştı. Tekrar Alp’e döndüğümde yüzünde kocaman bir sırıtışla beni izliyordu. “Masum kadının altında yatan kötülük diyebilir miyiz buna?” dedi gülümseyerek. Gülümsemesine karşılık verdiğimde daha çok gülümsedi. “Tahammülsüzüm, bakma böyle davrandığıma. Sanatçı olmadan önce çok kötü davranırdı bana.”
elini omzuma koyduğunda hala gülümsüyordu. Gözleri arkama kaydığında yuvalarından fırlayacakmış gibi büyümüştü. Arkama dönmeye cesaret edemedim ve “Ne oldu?” diye sormakla yetindim. “Lekeli…” dayanamayarak arkamı döndüğümde gördüğüm manzarayla şoka uğradım. Sergim ve bir çok tablom… Yanıyordu.
Herkes koşarak arka kapıdan çıkıyordu, Nuran ve güvenlik görevlileri ise kalan yanmamış tabloları alarak çıkıyordu. Donakalmıştım, Alp omuzlarımdan sarsıyordu ama gözlerimi bile ona çeviremiyordum. “Lekeli, hadi gidiyoruz!” sesi kızgınlıktan değildi, paniktendi çünkü alev tam uzun beyaz elbisemin ucunu yakıyordu. Sertçe üzerine basarak söndürdü ve hızlıca beni kucağına aldı. Göğsüne sokulmuştum, gözlerimi sıkıca yummuştum.

04.06.2005
“Berkan abi!” yanıyordu, ev yanıyordu. Odamın kapısını zorluyordum ama açılmıyordu. Duman içeri sızıyordu ve birazdan tüm odayı kaplayabilirdi. Boğazım yırtılacak kadar korkuyla çığlık atıyordum, camda güvenlik kilidi vardı ve açamıyordum. “Berkan abi! Yaramazlık yok! Gerçekten yok!” diye bağırdım bir kez daha. Son çare odamdaki sandalyeyi güçlükle kaldırdım ve cama fırlattım. Olmadı. Bir kez daha, bir kez daha ve bir kez daha. En son sertçe fırlattığımda cam paramparça oldu, ya atlayacaktım, ya yanacaktım. Bacaklarımı camdan sarkıttım ve son ihtimalleri düşündüm. Alev cama kadar yöneldiğinde son bir çarem kalmıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.