Sonsuza Kadar ∞ kitap kapağı

6. bölüm / 6

6. Gizemli Aday

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 6. Gizemli Aday

Hani olur ya, adrenalin tavan yaptığı, en çok endişelendiğiniz şeylerin gerçekleştiğinde o andan kaçıp gitmek istersiniz. Kimse korkularıyla yüzleşmek istemez. Bende istemiyordum. Halka yardım etmenin mutluluğunu yaşarken ifşa olmayı hiç istemiyordum. Üstelik ona yakalanmayı, Valian'a.

Okyanus mavimsi gözleri bana sinirle bakıyordu. Hayır, gözlerinde okuduğum başka bir şey vardı. Endişe. Bana bakarken endişeyle bakıyordu. “Kendi ellerinle gidip ipi boynuna geçiriyorsun!” dediğinde yutkunmaktan başka bir şey yapamadım.

“Ne işin var burada? Sakın halka yardım etmeye geldiğini söyleme!” diye tısladığında korkak bakışlarıma son verdim.

Bu kadar adrenalin yeterdi. İşaret parmağımı alnına götürüp uzaklaştırdığımda meydan okuyan gözlerimi ona çıkardım. “Cevabımı gayet iyi biliyorsun Valian. Ama... asıl senin ne işin var burada?” dedim ve onun da pelerin giydiğini fark ettim. Benim gibi kapşonunu kafasına geçirmiş sanki o da burada gizli bulunuyormuş gibiydi.

Sorduğum soruyla duraksadı. Yutkundu ve kendini toparlayarak “Seni arıyordum,” dedi. “Beni mi?” dedim kaşlarımı çatarak. “Aynen, seni. Tahmin ettim söz dinlemeyeceğini. Kesin dedim buralardadır. Tahminim doğru çıkmış.”

“Peki benim buraya gelmemden sana ne. Olan benim başıma gelecek Valian, senin değil. Ben ateşte yanıyorum sen değil. Ve sen, benim etrafımda bulunduğun sürece seni de ateşe sokarım!” dedim kısık sesle.

Kaşlarını çatıp güldü sadece. Hatta gülmedi, kahkaha attı. “Demek tehdit ediliyorum ha?” başını iki yana sallayarak daha çok güldü. Aramızdaki mesafenin sadece birkaç santim kalacak kadar yaklaştığında gözlerimin içine bakarak “Peki, ateşe atacağın kişi ya çoktan yandıysa?” dedi ve o an titrediğimi hissettim.

Tam o sırada gelen sesle Valian hızlı bir hamleyle beni kenara çekti. Gökyüzünden gelen anlam veremediğim garip cisimler hızla düşmeye başlarken kolumdan tuttu ve koşarak beni de kendiyle beraber götürdü.

Issız dar bir sokağa geldiğimizde “Neydi onlar?” diye sordum nefes nefese. “Bilmiyorum.” dedi o da derin bir nefes vererek. “Ama sana doğru geliyorlardı. Kanatlı sinek gibi bir canlıydı. Sana zarar vermek için geldikleri kesin.”

“Nerden biliyorsun bana zarar vermek istediklerini? Belki sana geliyorlardı?” dedim kaşlarımı çatarak. “Sana geliyorlardı çünkü halka yardım etmeye çalıştın. Sana demiştim, yaptığın şey ortaya çıkar ve sana zarar vermeye çalışırlar.”

“Hmm, peki. Her şeyi anladım ancak senin neden her şeyi bildiğini anlayamadım. Sende bizim gibi başka bir dünyadan gelmedin mi? Ama benden daha fazla bilgiye sahipsin.” dedim şüpheyle.

İstifini bile bozmadan “Evet çünkü ben bu diyara karşı çıkmak yerine buranın kuralları öğrenip uyum sağlamaya çalışıyorum.” dedi bana gönderme yaparak.

“Verilecek eğitimlerde hepsi öğrenilecek zaten. Acelen ne?” diye sordum. “Yeni yaşamıma erken atılıyorum diyelim. Ayrıca...” dedi ellerini ceplerine sokarak. “Konu sendin, ben değil!”

“Açıklamam gereken bir şey yok. Ne anladıysan o! Ve... eğer ki bana engel olacak bir davranış yaparsan Valian, işte o zaman seni mahvederim!”

“Bu bir tehdit miydi Psikolog Hanım?”

“Evet, tehditti. Ve umarım anlamışsındır.” dedim ters ters bakarak.

Tam o sırada “Anastasia!” diye bağıran James'i gördüm. Koşarak yanıma geldiğinde karşımda duran Valian'ı görünce duraksadı ama bozuntuya vermeden baş selamı verdi. Ardından bana döndü ve: “Her yerde sizi aradım, Anastasia. Peşimden ayrılmamanızı söylemiştim. Kaybolabilirsiniz ki kaybolmuşsunuz,” dedi profesyonel bir şekilde yalan söyleyerek.

Ben bir şey demediğimde Valian şüpheyle ikimize baktı. “Umarım,” dedi James'e dikti bakışlarını. “Bu halka yardım etme işinde sen yoksundur.”

James yutkunduğunda “Benim de daha şimdi haberim oldu. Bir daha olmaz, söz.” dedi. Yalancı cahil, beni satmıştı! Valian “Peki öyleyse.” dedi ve yavaş adımlarla uzaklaştı.

Aynı anda birbirimize kızmak için atılınca, durduk. İkimizde birbirimize ters ters baktık. “Yalancı pislik,” dedim tükürürcesine. “Hani benimle beraberdin? Bu kadar kolay mı satacaktın beni?”

“Hayır zeki görünümlü salak. Eğer benim de bu işte olduğumu öğrenirse işin asıl o zaman biter. Ama sadece senin yaptığını zannederse kendi başına yaptığın bir hata olarak görür ve bunu umursamaz.”

“Pek umursamayacağını zannetmiyorum ama... Adam nereye gitsem oradan çıkıyor. Evlerimiz bile yan yana!”

James gözlerini kısarak “Nereye gitsen oradan mı çıkıyor?” dedi. İkimizin de düşünceleri bluetoothlanmış gibi, gözlerimi kocaman açarak “Hayır, hayır! İmkanı yok.” dedim başımı iki yana sallayarak.

“Beni takip ediyor olamaz. Tesadüfen karşılaştık,” dediğimde James daha da şüphelenmişti. Aslında böyle bir şey yoktu. Adam açıkca “Seni arıyorum.” demişti.

“O zaman burada ne işi vardı?” diye sordu James gözlerini kısarak.

“İşte onu ben de bilmiyorum. Bir şeyler geveledi. Ama bana sorarsan, bir şeyler karıştırıyor. Çok şüpheli davranışları var.” dedim.

“Tamam, ben onu araştırırım. Sen bunlara kafa yorma. Ve bir şey olduğunda bana söyle.” dedi ve konuyu kestirip attı.

“James,” dedim gri gözlerine bakarak.

“Ne var? Yine ne halt yedin?” dedi terslikle.

“Prenses ile çardakta görüştükten sonra bir daha görüştünüz mü?” diye sordum. Prenses adını duyduğunda hem gözlerinden bir parıltı geçiyor hem de geriliyordu.

“Seni ne ilgilendirir?” diye sordu.

“Sen bana yardım ediyorsun, benim de sana yardım etmem gerek.”

“Yapılan iyilikler karşılık beklenerek yapılmaz,” dedi hızlıca.

“Ve yapılan iyilikler karşılıksız bırakılmaz,” dedim.

“Bir iyiliğe ihtiyacım yok.”

“İyilik yapmak için senin iznine de ihtiyacım yok,” dedim ters bakışlarla ona bakarak.

James sinirle nefes vererek göz devirdiğinde sonunda konuştu: “Bir kere karşılaştık ancak konuşacak durumda değildik. Kral ve Kraliçe vardı. Ne yapacağımı bilmiyorum Anastasia. Büyüyü bozabilirim ama bozarsam o... ölebilir. Ve öyle olursa büyüyü bozmanın bir anlamı kalmaz. Ama tam tersi olup sadece büyü de bozulabilir.”

“James...” dedim derin nefes vererek. Kollarımı göğsümde bağladım ve “Bizim orada bir şarkı sözü vardır. Der ki: 'Aşk için ölmeli aşk o zaman aşk.' Yani, eğer aşıksan ölmeyi göze almalısın. Ki Prenses bunu çoktan göze almış, ve seni bekliyor. Büyüyü bozmazsan Prenses illaki ölecek. Bari aşkınız için bir şeyler yapın en azından mücadele etmiş olursunuz. Hem belki zannettiğin gibi olmayacak. Prenses ölmeyecek belki de.”

“Ama ölürse? Ben de yaşayamam ki.”

Sabırla nefes verdiğimde, “Bana salak deyip de kendisi çok zeki olmayan canım arkadaşım, iki saattir sana ne anlatmaya çalışıyorum? İki yol var. Biri hiçbir şey yapmayıp Prenses'in ölmesi, diğeri büyüyü bozup ya kurtulmanız ya da Prenses'in ölmesi. İkinci yolda kurtuluş bir ihtimal olsa da var mı, var! O zaman ne duruyorsun James? Bak, olumsuz düşünüp olumsuz şeyler olacak dersen, gerçekten de olumsuz olur. O YÜZDEN MAL MAL KONUŞMAYA BİR SON VER VE ŞU BÜYÜYÜ BOZ!” diye kükrediğimde hızlıca ağzımı kapattı.

“Sende mal mal bağırmayı kes, dikkat çekmek için her şeyi yapıyorsun,” dedi söylenerek. Elini ağzımdan çektiğinde, “Yürü. Diğer akçeleri muhafızlar dağıtacak. Ve veren kişi olarak senin adını verecekler. Kendin yardım etmen dikkat çeker.”

“Mal ama bir o kadar da zekisin muhafızım.” dedim tatlı tatlı gülümseyerek.

“Övdün mü gömdün mü?”

“İkisi de.”

“Neyse, bir yere gitmemiz gerek.”

“Nereye?”

“Gidince görürsün.”

“Valian'dan daha gıcık olduğunu düşünmeye başladım,” dedim göz devirerek.

James “Sus da yürü artık. Umarım bu sokakta yaşayan biri yoktur ve seni görmemişlerdir.” dedi ve kolumdan tutarak ilerletti.

Dar sokaklar boyunca yürüdüğümüzde kahvehanelerin olduğu bir alana geldik. James bana bakarak üzerimdeki pelerinini çıkarmamı işaret etti. Pelerinini çıkardığımda James'e verdim ve James nasıl olduysa bir anda pelerini yok etti. Buradaki büyülere bu kadar çabuk alışamayacaktım galiba.

“Şimdi şu gördüğün meydanın tam ortasına git. Diğer adayların da durduğu yere.” dediğinde tek kaşımı kaldırdım. Diğer adaylar?

Meydanın tam ortasında hafif bir yükselti vardı. Tüm adayların hepsi orada toplanmış bir şeyler konuşuyordu. Tahmin ettiğim şey değildi, öyle değil mi? James'e baktığımda orayı işaret ediyordu.

Oflayarak yanlarına gittim. 2 basamaklı yükseltiye çıktığımda Dicle sımsıkı bana sarıldı. Sarılışına karşılık verdiğimde hafifçe gülümsedim, Dicle “Çok garip geliyor. Neden beni hiç görmeye gelmedin?”

“Özle beni diye.” dedim gülerek.

Dicle gülümsediğinde “Alışmış gibisin.” dedi.

“Başka seçeneğim yoktu. Sanırım hayatımda aksiyon istiyorum. Belki de bu yüzden.” dedim omuz silkerek.

“Ne aksiyon ama...” Dicle'ye göre öyleydi. Ama benim için şu geçirdiğim iki günde bile bir gizem vardı.

“Neden buraya geldik?” tahmin edebiliyordum ancak kabullenmek istemiyordum. Dicle tam bir şey diyecekti ki bir muhafız konuştu.

“Ey ahali! Kral ve Kraliçe'nin yeni adayları işte karşınızda! Tam bir yıl boyunca savaşacak ve kazanan yeni Kral ve Kraliçe olacak! Duyduk duymadık demeyin!”

Meydanda bize doğru yaklaşanlar; fısıltılar, konuşmalar, uğultular yankılandı. Kimisi bizi net görebilmek için daha çok yaklaşıyor, kimisi ise uzaktan bakmak yetiyordu. Tüm halk bir ağızdan “Hoşgeldiniz!” diye bağırdı.

Önümüzde duran muhafız “Sırayla kendinizi tanıtın” dedi ve kenara çekildi. “Ben Larissa,” dedi siyah saçlı, mavi gözlü kadın. “Kraliçe olursam söz veriyorum herkes mutlu bir şekilde yaşayacak.”

“Ben Felix,” dedi kore güzelliğine sahip erkek. “Kral olmak için pek bir çaba sarf etmeyeceğim ama ölmeyeceğim de.”

Sırayla, hepsi bir şeyler söylediğinde en sonda ben bulunduğum için sıra bana geldi. Henüz hedeflerimi söyleyemezdim. “Ben...” dedim dik durarak. “Ben Anastasia Amara. Amara ismim sonsuzluktan yani bileğimdeki bu sembolden geliyor,” dedim bileğimi göstererek.

Herkesten bir “Aaa” ve “Ooo” sesleri yükseldiğinde bir kargaşa oluştu. Umursamadan konuşmaya devam ettim. “Sembolün anlamını biliyorum. Ama ikisini de yapmayacağım. Kraliçe olmasam bile bu diyara adaleti getireceğimden emin olabilirsiniz.”

Herkesten alkış ve kutlama sesi geldiğinde meydandan indim ve James'in yanına gittim. “İyi halt ettin sembolünü söyleyerek,” dedi ters ters bakarak.

“Evime gitmek istiyorum. At arabası nerede?” dediğimde at arabası uzaktan göründü. “Diyecek bir şey bulamıyorum. Başına belayı aldığında bana yalvarma.”

“Sana hiçbir zaman yalvarmadım.”

“Bu yalvarmacağın anlamına gelmiyor.”

“Geliyor. Ve lütfen sus, bir şey deme.” dedim triple. Sözümü dinleyip ses etmedi. At arabasına bindim ve yine engebeli yolu pencereden izlemekle geçirdim...

∞★∞

Genç kadın kardeşinin elinden tutmuş cebindeki birkaç kuruş parayla kardeşine yiyecek bir şeyler bakıyordu. Kendisi açtı ama önce kardeşinin karnını doyurmalıydı. “Abla,” dedi kardeşi, ceylan gözlerini ablasına dikerek. “Efendim kardeşim?”

“Sen de aç değil misin?” dedi kardeşi.

“Değilim. Ama sen açsın öyle değil mi? O zaman senin yemen gerekiyor. Ne yemek istersin?”

“Bilmem. İkimiz de yiyelim ama olur mu?”

“Olur. Kasabaya geldik. Yine her zamanki gibi dikkat çekecek bir davranış yapmayacaksın tamam mı?”

“Abla...” dedi çocuk, mavi gözlerindeki çaresizlik okunurken.

“Söyle.”

“Ne zamana kadar böyle yaşayacağız? Herkes öldü mü abla? Abim, annem, babam... Gelmeyecekler mi geri?”

“Maalesef David. Geri gelmeyecekler.”

Pazarın arasında sessizce yürüdüler. 20 yıldır bu böyle devam ediyordu. Kimsenin yardımı olmadan kendileri büyüdüler bir mağarada. Ablası sabahları bir terzide çalışır kazandığı parayla karınlarını doyururlardı. Kardeşi için yaşıyordu. Kardeşi olmasa o da ailesiyle birlikte ölürdü. Her şey kardeşi içindi. Her şey.

Pazarda dolaşırken arkalarındaki iki kadının konuşmalarına şahit oldu. İki kadın, adaylar hakkında konuşuyorlardı. “Söylentilere göre iki gün önce diğer dünyadan adaylar gelmiş. Bugün de kasabada oldukları söyleniyor. Belki tanışmaya gelmiştir. Sence yeni olacak Kral ve Kraliçeler daha mı iyi olur?”

“Bilmem. En iyisi seçilmeyecek mi zaten? En iyi savaşan.” dedi yanındaki kadın.

Duyduklarına kulak kabarttı genç kız. Demek adaylar gelecekti. Kardeşinin önünde çöktü ve “David,” dedi mavi gözlerine bakarak. “Yiyecek bir şeyler aldıktan sonra adaylara bakalım mı? Belki bugün halkla tanışırlar.”

“Olur,” diyerek onayladı David.

Pazardan sadece mandalina aldıklarında fırından poğaça ve simit almaya gittiler. David onları yerken genç kız elinden tuttu ve meydana doğru ilerledi. Yeni gelen adayları merak ediyordu. 1 yıl sonra yeni kral ve kraliçeler belki onlara yardım edebilirdi.

Meydana geldiklerinde tahmin ettiği gibi adaylar tam ortada yükseltide oradaydı. Ama arkalarını görüyordu sadece. 10 beden yan yana dizilmiş sırayla kendilerini tanıtıyordu. “Ben Rowan,” dedi sesi kalın erkek. “Diğer dünyadan 20 yıl önce geldim ve önceden başmuhafızdım. Şimdi ise kral adayı!” O sırada alkış ve uğultular yükseldi.

Ancak genç kızın odağında tek bir kişi vardı. Sarı, kıvırcık saçlı, beyaz gömlekli bir erkek. Tanıdıktı. Olduğundan fazla tanıdıktı. Sadece arkadan bedenini gördüğünden yüzünü göremiyordu. Kardeşinin elini daha sıkı tuttu ve yüzünü görebilmek için kalabalığın ortasında ilerledi.

Biliyordu, imkanı yoktu o kişinin o olduğundan. Ama yine de merak ediyordu. Belki bir ihtimal...

Yoğun kalabalığın arasından hızlıca geçmeye çalıştı. En sonunda yüzünü görecek konuma geldiğinde, bu sefer boyu diğer insanlardan kısa olduğundan göremiyordu. Parmak uçlarına yükseldi ve gözleri ona ilişti. Gördüğü kişinin tıpatıp aynısı olduğuna görünce şaşkınlıktan bağırmamak için eliyle ağzını kapattı.

​Kocaman açılmış gözleriyle, şaşkınlıkla kardeşine baktığında kardeşi ne olduğunu anlayamadı. Genç kız kardeşini kucağına aldı ve görebilmesi için biraz daha yukarı kaldırdı. Ve kardeşi de gördü.

​Evet, bu oydu.

​Kardeşi mutlulukla “A-” diyecekken ablası hızlıca ağzını kapattı. Kardeşini yere indirdi ve eğilerek “Dinle David. Adaylardan biri olduysa bu onun gizli bir şekilde olduğunu gösteriyor. Eğer ona bağırsan bu dikkat çeker ve gerçek kimliği ortaya çıkar. O yüzden, şimdilik sessiz kalacağız. Tamam mı?”

​Basını salladı David. Pek bir şey anlamamıştı ama ablası öyle diyorsa öyle olmalıydı. Son kez o adaya baktı. İkisi de gülümsedi. David'in elinden tuttu ve o alandan yavaşça uzaklaştı. Tam bu sırada adayın gözleri kalabalığın arasından onlara ilişti.

​Genç kıza ve elini tuttuğu kardeşine baktı. Arkadan baktığından yüzlerini göremiyordu. Ancak eski mazi gözlerinin önüne geldiğinde burukça gülümsedi.

​Genç kız ve kardeş, adayla tesadüfen bir gün tekrar karşılaşacaklarını bilmeden uzaklaştı, gözden kayboldu. Aday ise içinde kalan mazinin ukdesiyle düşüncelerine son verdi.

∞★∞

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

34okunma 10beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…