Gerçeğin Gölgesinde

Vaveyla Yazarı: Mina Minaminli

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Gerçeğin Gölgesinde

Odanın içinde bir an için zaman durmuş gibiydi. Adrian’ın son sözleri, ahşap rafların ve taze demlenmiş kahvenin kokusuna karışıp asılı kaldı.

Gözlerini yüzümden çekip masanın üzerindeki kahve fincanına indirdi. Fincanı yavaşça eline alıp bir yudum aldıktan sonra arkasına yaslandı. Bakışlarındaki o hüzünlü gölge, yerini yeniden o sakin, profesyonel ama bir o kadar da meraklı ifadeye bıraktı.

— Evet, Nora Hanım… İsterseniz önce birbirimizi biraz tanıyalım. Bana biraz kendinizden bahseder misiniz?

Sesi öyle dingin bir ritimle gelmişti ki içimdeki o kaskatı kesilmiş savunma mekanizmasının bir tık gevşediğini hissettim. Derin bir nefes aldım. Çantamın sapını sıkan parmaklarımı serbest bırakıp koltuğa iyice yerleştim.

— Ben Nora… Nora Hale, dedim, sesimin titrememesine özen göstererek. Yirmi sekiz yaşındayım.

Adrian hafifçe başını salladı. Dinlediğini belli eden dikkatli bir bakışla gözlerimin içine bakmaya devam etti.

— Annem ve kardeşimle birlikte yaşıyorum, diye devam ettim. Hayatım çoğunlukla ev, annemin bakımı ve çalıştığım restorant ve kitapçı arasında geçiyor. Sıkıcı sayılabilecek kadar düzenli ve sessiz bir hayatım vardı… En azından son birkaç haftaya kadar.

Sözlerimin sonuna doğru sesim istemsizce kısıldı. Zihnimin köşesinde yine o karanlık sahneler belirmeye başlamıştı: evimde duyduğum garip sesler, eski apartmanın o soğuk duvarları ve tetiğin çekilme anı…

Bakışlarımı ofisin duvarlarına çevirdim. Adrian’ın odasındaki bu garip aura, kitaplıktaki antika felsefe ve mitoloji ciltleri, duvardaki zamansız tablolar… İçimde anlam veremediğim bir sezgi uyandı.

Buraya sadece uykusuzluğuma bir çare bulmak ya da zihnimin bana oynadığı oyunları çözmek için gelmemiştim sanki. Kaderim, beni tam da kaçmaya çalıştığım o gizemin kalbine, bu yeşil gözlü adamın karşısına sürüklemişti.

— Bazen… dedim, gözlerimi yeniden Adrian’a kaldırarak. Bazen zihnimin bana oyunlar oynadığını düşünüyorum, Dr. Vale. Ama bir yandan da gördüğüm her şeyin gerçek olmasından korkuyorum.

Adrian, masanın üzerindeki defterine hiçbir şey yazmadı. Fincanını kenara koyup ellerini birleştirdi. Yeşil gözlerinde, sıradan bir psikoloğun bakışlarından çok daha fazlası; geçmişin, sırların ve belki de aradığım yanıtların izi vardı.

Adrian öne doğru hafifçe eğildi. Bakışlarındaki dikkat bir an bile dağılmamıştı. Fincanını masaya bıraktı, kollarını göğsünde birleştirdi.

— Peki, Nora hanım… dedi, sesi odayı saran ahşap kokusu kadar dinlendirici bir tonla. Zihnin sana tam olarak neler fısıldıyor?

Soru, zihnimin derinliklerindeki o karanlık kapıyı araladı. Derin bir nefes aldım. Göğsümdeki sıkışmayı bastırmaya çalışarak geriye yaslandım.

— Son birkaç haftadır… durduk yere bayılıyorum, dedim. Bu ilk olduğunda hastane koridorunun ortasındaydım. Kendime geldiğimde bana bir baygınlık geçirdiğimi söylediler ama benim için sadece bir anlık bilinç kaybı değildi.

Adrian sözümü kesmeden, pürüzsüz yeşil gözleriyle beni dinlemeye devam etti.

— Gecenin karanlığında, bir ormandaydım, diye anlatmayı sürdürdüm. Her şey çok gerçekçiydi. Ormanın o soğuk havasını, tenimi çizen ağaç dallarını gerçekten hissediyordum. İlk başta, “Olabilir,” dedim belki zihnim bana bi oyunuydu bu . O gün çok yorgundum. Annemi acil olarak hastaneye kaldırmıştık… Belki o anın stresi ve gafleti içinde zihnim bana oyun oynuyordu.

Yutkundum. Ellerim istemsizce titremeye başlayınca dizlerimin üzerinde birleştirdim.

— Ama… Küçüklüğümden beri garip, tuhaf rüyalar görürüm zaten. Ama hiçbiri, hiçbiri bu kadar gerçekçi hissettirmemişti.

Kısa bir duraksamanın ardından devam ettim.

— İkincisi ise evde oldu. Banyodan çıktıktan sonra, daha odama bile geçemeden evin ortasında bayılmışım. Bu sefer bir evdeydim. Eski bir ev… Sanki bu zamana, bu çağa ait olmayan bir yer gibiydi.

Sanki o anı yeniden yaşıyormuş gibi göğsüm daraldı. Derin bir nefes alıp zihnimi toparlamaya çalıştım.

— Ormana nazaran orada daha uzun süre kaldım. Ve… Ve birilerini gördüm. Genç bir çiftti. Ama gördüğüm şey… Beni düşündükçe hâlâ çok rahatsız ve tedirgin ediyor.

Adrian’ın kaşları hafifçe çatıldı. Sesi daha da yumuşadı.

— Neydi sizi bu kadar tedirgin eden, Nora?

— Evdeki adamın sesini duyduğumda… İçgüdüsel olarak bir dolabın arkasına saklandım. Sesi öyle çaresiz, öyle tedirgindi ki… Saklandığım yerden gizlice onları izledim. Adam… kollarında sevgilisinin cansız bedeniyle duruyordu. Ona sarılmıştı. Hissizlik ve yıkım içinde, sessizce ağlıyordu…

Sözlerimi bitirdiğimde gözlerimden süzülen birkaç damla yaş yanağımı yaktı. Parmağımın ucuyla hızlıca sildim ama göğsümdeki o ağır yük hafiflemedi.

— Neden bilmiyorum… dedim, sesim titreyerek. Onları her hatırladığımda içim sıkılıyor, nefesim kesiliyor. Sanki… sanki orada canı yanan benmişim gibi hissediyorum.

Odanın içine ağır bir sessizlik çöktü. Adrian bir süre hiçbir şey söylemeden bana baktı. Yüzündeki gizemli ve derin ifade, yerini yavaşça uzman bir hekimin sakinliğine bıraktı. Oturduğu koltukta doğrulup ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi.

— Anlıyorum, Nora, dedi güven veren bir kararlılıkla. Yaşadığınız bu deneyimlerin sizde yarattığı korku ve kafa karışıklığı çok doğal. Ama insan zihni, düşündüğümüzden çok daha karmaşık bir savunma mekanizmasına sahiptir.

Sözlerinin beni rahatlatmasını istercesine tane tane konuşmaya devam etti:

— Ağır stres, uykusuzluk ve sevdiğiniz birinin —özellikle de annenizin— hayati tehlikesi gibi travmatik eşikler, beynin “dissosiyasyon” dediğimiz bir tepki vermesine yol açabilir. Zihin, katlanılması zor olan o anki gerçeklikten ve acıdan kaçmak için bilinç seviyesini geçici olarak kapatır. Bayılma anında ise nörolojik olarak beyin, geçmişte biriktirdiği bilinçaltı imgelemeleri, okuduğunuz kitapları, dinlediğiniz hikâyeleri veya çocukluk rüyalarınızı son derece canlı birer görsel senaryoya dönüştürebilir.

Hafifçe gülümsedi. Bakışları o kadar netti ki bir an için kendimi gerçekten bilimsel bir açıklamanın güvenli limanında hissettim.

— Yani yaşadığınız o dondurucu orman hissi de, o eski evdeki yabancı adamın acısı da… Beyninizin aşırı yüklenmeden korunmak için ürettiği çok güçlü, somatik halüsinasyonlardan ibaret olabilir . Zihniniz, kendi acısını doğrudan yaşamak yerine bunu başka karakterler üzerinden simüle ederek deşarj olmaya çalışıyor. Korkmanız gereken mistik bir durum yok; sadece çok yorgun bir zihnin size yardım çığlığı bu.

Sözleri mantıklıydı. Mantığım buna tutunmak istiyordu.

Ama çantamın dibinde duran o kararmış gümüş kolyenin varlığını ve içimdeki o tuhaf sezgiyi zihnimin bilimsel çekmecelerine bastırmak hiç de kolay olmayacaktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.