12. bölüm · Son Sayıya Kadar

Yan Saha

lavinya ultan

Laura'nın Ağzından

Ertesi sabah uyandığımda aklımdaki ilk şey antrenman değildi.

Dünkü maç da değildi.

Nick'ti.

Gözlerimi tavana dikip birkaç saniye öylece kaldım.

Harika, Laura. Daha güne başlarken başladın yine.

Dün koridorda söyledikleri hâlâ aklımdaydı.

"Bugün çok güzeldin."

Sonra antrenmanımın bitmesini beklemişti.

Bütün bunların benim için neden bu kadar önemli olduğunu anlamıyordum. Belki de Nick'in son zamanlarda bana karşı davranışlarının değiştiğini düşünüyordum. Belki de sadece ben fazla anlam yüklüyordum.

Her ihtimalde de sonuç aynıydı.

Onu düşünüyordum.

Kulübe vardığımda soyunma odasına geçip üzerimi değiştirdim. Saçlarımı topladıktan sonra sahaya çıktığımda gözlerim istemsizce yan taraftaki basketbol sahasına kaydı.

Nick oradaydı.

Topu elinde sektirirken başını kaldırdı.

Göz göze geldik.

İkimiz de aynı anda bakışlarımızı başka tarafa çevirdik.

İçimden derin bir nefes verdim.

Normal davran.

Bugünkü antrenmanımız oldukça yoğundu. Bir süre manşet ve servis çalıştıktan sonra hücum antrenmanına geçtik. Ben de her zamanki gibi smaç çalışmasına girdim.

İlk birkaç denemem sorunsuz geçti.

Sonraki hücumda ise top biraz fazla kısa kaldı.

Yetişmek için normalden daha hızlı hareket ettim. Topa yetişip smaç vurdum ama yere indiğimde sağ dizimde hafif bir sızı hissettim.

Duraksadım.

"Laura?"

Takım arkadaşımın sesini duyunca hemen başımı kaldırdım.

"Bir şey yok."

Dizimi hafifçe hareket ettirdim.

Ağrı çok büyük değildi. Zaten birkaç saniye sonra azalmıştı.

Antrenörümüz yanıma geldi.

"İyi misin?"

"Evet. Sadece biraz zorladım galiba."

Bir süre dizimi kontrol ettikten sonra başını salladı.

"Bugün fazla yüklenme. İstersen kinezyo bant taktır Lexi'ye."

"Olur."

Birkaç dakika sonra dizimin etrafına bant uygulandı. Ciddi bir şey değildi; sadece birkaç gündür zaman zaman hissettiğim hafif ağrı için destek amaçlıydı.

Antrenmana geri döndüğümde Nick'in bakışlarını üzerimde hissettim.

Basketbol sahasından bizi izliyordu.

Bir süre sonra göz göze geldik.

Bu kez bakışlarını kaçırmadı.

Ben de kaşlarımı kaldırarak dizimi işaret ettim.

Bir şey yok.

Bunu uzaktan anlatmaya çalışıyordum.

Nick başını salladı ama yüzündeki endişeli ifade kaybolmadı.

Antrenmanımız sona erdiğinde çantamı alıp sahadan çıktım. Koridora geldiğimde Nick'in beni beklediğini gördüm.

"İyi misin?"

Dizime baktım.

"İyiyim."

"Az önceki hareketten sonra bir süre dizini tutuyordun."

"Sen bunu nasıl gördün?"

"Laura, yan sahadaydım."

"Basketbol oynuyordun."

"Evet."

"Öyleyse beni izlemiyordun."

Nick birkaç saniye sustu.

İşte tam da beklediğim cevap buydu.

Kaşlarımı kaldırdım.

"Nick?"

"Ne?"

"Beni izliyordun."

"Hayır."

"İzliyordun."

"Hayır."

Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

Nick gözlerini devirdi.

"İyi, belki arada bakmışımdır."

"Arada mı?"

"Laura."

Gülmeye başladım.

Sonra dizimdeki banda baktı.

"Gerçekten önemli bir şey değil. Birkaç gündür hafif ağrıyordu zaten. Kinezyo bant taktılar, geçer."

Nick'in yüzündeki endişe biraz olsun azaldı.

"Tamam."

"Bu kadar mı?"

"Ne kadar olmasını bekliyorsun?"

"Bilmem. Biraz daha endişelenebilirdin."

Nick bana baktı.

"Sen endişelenmemi mi istiyorsun?"

Sorusu karşısında sustum.

İşte şimdi işler karışmıştı.

"Ben öyle demedim."

"Ama öyle söyledin."

"Hayır."

"Laura."

"Nick."

Birkaç saniye birbirimize baktık.

Sonra ikimiz de aynı anda gülmeye başladık.

Ama içimde bir şey vardı.

Nick'in benim için gerçekten endişelendiğini bilmek...
Değerli hissettirmişti.

...
Aramızdaki sessizlik bu kez garip değildi. Aksine, uzun zamandır ilk defa bu kadar rahat hissediyordum.
Nick ellerini cebine sokmuş, benimle aynı hızda yürüyordu. Ben de çantamın askısını omzumda düzeltirken ara sıra ona bakıyordum.
"Bugün maçınız nasıldı?" diye sordum.
"Fena değildi."
"Fena değildi ne? Kazandınız mı?"
"Antrenmandı, Laura. Maç değil."
"Ben nereden bileyim?"
Nick bana dönüp baktı.
"Sen gerçekten basketboldan hiçbir şey anlamıyorsun."
"Gayet iyi anlıyorum."
"Öyle mi?"
"Evet."
"O zaman bana pick and roll'u anlat."
Duraksadım.
Nick'in yüzündeki sırıtışı görünce gözlerimi devirdim.
"Ben voleybolcuyum."
"Az önce gayet iyi anlıyorum demiştin."
"Basketbolu genel olarak anlıyorum dedim."
"Tabii."
"Ne var?"
"Hiçbir şey."
"Yine şu 'hiçbir şey' cevabı."
Nick gülerek başını iki yana salladı.
"Seninle tartışmak imkânsız."
"Çünkü haklıyım."
"Çünkü son sözü söylemeden duramıyorsun."
"Bu da doğru."
Birkaç adım daha attık.
Sonra Nick aniden durdu.
Ben de durup ona baktım.
"Ne oldu?"
"Bir şey soracağım."
"Bu sefer ne?"
"Yarın maçın var mı?"
"Hayır. Antrenman var."
Nick başını salladı.
"İyi."
"Niye?"
"Çünkü yarın benim maçım var."
"Ee?"
"Gel."
Bir an ona baktım.
"Maçına mı?"
"Evet."
"Benim gelmemi mi istiyorsun?"
Nick omuz silkti.
"İstersen."
Gülümsememi saklamaya çalıştım.
"Sen benim maçlarıma geliyorsun."
Kafasıyla onayladı.
"İşte."
"Ne işte?"
"Sen de benimkine geliyorsun."
Nick bana baktı.
"Yani geleceksin?"
"Belki."
"Laura."
"Ne var? Sen de 'belki' diyorsun."
"Ben sana doğrudan gel dedim."
"Ben de doğrudan geleceğim demedim."
Nick bir an düşündü.
Sonra yürümeye devam etti.
"Tamam. Gelme."
Ses tonundan bunun gerçek bir "gelme" olmadığını anlamamak mümkün değildi.
Gülümseyerek peşinden yürüdüm.
"Tamam."
"Tamam ne?"
"Gelirim."
Nick'in adımları bir anda yavaşladı.
"Gerçekten mi?"
"Evet."
Yüzündeki heyecanı görünce benim de içim ısındı.
"Yalnız bir şartım var."
"Ne?"
"Maçtan sonra benimle dalga geçmek yok."
"Niye?"
"Çünkü basketbol hakkında hiçbir şey anlamadığımı söyleyeceksin."
"Çünkü anlamıyorsun."
"Nick!"
Gülerek hızlandım.
"Tamam, tamam."
Ben önden yürürken Nick birkaç adım sonra bana yetişti.
Bir süre sonra omuzlarımız hafifçe birbirine değdi.
Bu kez ikimizden biri de uzaklaşmadı.
Ve ben, bunun nedenini artık çok iyi biliyordum.
Aramızda hâlâ adı konmamış bir şey vardı.
Tam kampüsün çıkışına yaklaşmıştık ki Nick birden durdu.
"Bir dakika."
Çantasını omzundan indirip fermuarını açtı.
"Ne yapıyorsun?"
"Sana bir şey vereceğim."
Merakla ona baktım.
Nick çantasının içinden özenle katlanmış bir basketbol forması çıkardı ve bana uzattı.
"Al."
Formayı elime aldığımda önce ne olduğunu anlamadım. Sonra üzerindeki numarayı görünce gözlerim büyüdü.
"Bu..."
Nick başını salladı.
"Eski formam."
Formayı iki elimle tuttum. Üzerindeki numaraya bir kez daha baktım.
"Sen bunu hâlâ saklıyor muydun?"
"Çantamda değildi, dolabımdaydı."
"Öyleyse neden şimdi yanında?"
Nick omuzlarını silkti.
"Bugün getirdim."
"Niye?"
"Bilmiyorum."
Gözlerimi kıstım.
"Nick."
"Ne?"
"Sen bir şey planlıyorsun."
"Hayır."
"Kesinlikle planlıyorsun."
"Laura, sadece sana forma verdim."
"Durduk yere mi?"
"Yarın maçıma geleceğini söyledin."
"Evet."
"Ben de bunu giymeni istedim."
Formaya baktım.
Sonra tekrar ona.
"Yani yarın bunu mu giyeceğim?"
"İstersen."
"Az önce giymemi istiyordun."
"İstiyorum."
"İyi."
Formayı göğsüme tuttum.
"Tamam. Giyerim."
Nick'in yüzündeki gülümsemeyi görünce istemsizce ben de gülümsedim.
"Ama bir sorun var."
"Ne?"
"Bu bana çok büyük."
Gözleri bana döndüğünde gülümsedi. Bu çocuk ne zamandır bu kadar güzel gülüyor? Sus içses.
"Bir tık büyük."
Formayı üzerime geçirdim.
Gerçekten de bayağı büyüktü. Omuzlarımdan biraz aşağıda duran dikişleri, geniş ve bol kısa kolları vardı. Gövde kısmı ise üzerimde uzun bir tişört gibi duruyordu. Siyah şortumun büyük bir kısmı formanın altında kalmıştı.
Nick bana bakıp başını yana eğdi.
"Fena değil."
"Fena değil mi?"
"Gayet güzel."
"Senin formanın içinde kayboldum."
"Abartıyorsun."
"Bak."
Kollarımı iki yana açtım.
"Bu resmen çadır."
Nick gülmeye başladı.
"Tamam, tamam. Ama yarın bunu giyeceksin."
"Emredersiniz, basketbolcu bey."
Nick'in gülümsemesi biraz daha belirginleşti.
"Yarın seni tribünde görürsem..."
"Ne olacak?"
"Bilmem."
"Yine bilmem."
Bir süre birbirimize baktık.
Sonra Nick'in bakışları üzerimdeki formasına kaydı.
"İyi."
"Niye iyi?"
Nick birkaç saniye düşündü.
"Çünkü yarın tribünde seni kendi formamla görmek hoşuma gidecek."
Kalbim hızlandı.
Hemen başka tarafa baktım.
"Maçına odaklanırsın artık."
"Sen oradaysan biraz zor."
"Nick."
"Ne?"
"Gerçekten çok konuşuyorsun."
"Sen de çok kızarıyorsun."
"Ben kızarmıyorum."
"Laura."
"Yürü."
Gülerek önüne döndü.
Ben de onun yanında yürümeye devam ettim.
Üzerimde hâlâ Nick'in eski forması vardı.
Ve nedense onu çıkarmak aklımın ucundan bile geçmiyordu.
Yarın tribünde onun formasını giyerek oturacaktım.
Nick sahada olacaktı.
Ben onu izleyecektim.

Üzerimde hâlâ Nick'in eski forması vardı.Ve nedense onu çıkarmak aklımın ucundan bile geçmiyordu. Yürümeye devam ederken saçlarımın bir kısmının formanın yakasının içinde kaldığını fark etmedim.

Nick birden durdu.

"Bir saniye."

Ona döndüm.

"Ne oldu?"

Cevap vermeden bana yaklaştı.

Bir an ne yaptığını anlamadım.

Nick, formanın yakasının içinde kalan saçlarımı dikkatlice dışarı çıkardı. Sonra omuzlarımın üzerine düşen saçlarımı hafifçe düzeltti.

"Saçların içeride kalmış."

Elim istemsizce saçlarıma gitti. Yanaklarımın kızardığını hissetmemle tebessüm ettim.

Nick gülümsedi.

"Yakıştı."

"Forma mı?"

"Bana ait olan birşeyi senin üstünde görmek."

Bir an sustum.

Nick'in gözlerine baktığımda yüzündeki o kendinden emin ifade kaybolmuştu. Sanki söylediği şeyin ne kadar anlamlı olduğunun farkına yeni varmıştı.

Ben de ne diyeceğimi bilemedim.

Sonunda gözlerimi kaçırdım.

"Yarın maçında bunu giyeceğim."

"Evet."

"Ve sen de bana bakıp durmayacaksın."

Nick hiç düşünmeden cevap verdi.

"Buna söz veremem."

Başımı iki yana salladım.

"İnanılmazsın."

"Sen de benim formamı giyiyorsun."

"Çünkü sen verdin."

"Ben de geri istemiyorum."

"İyi."

Yürümeye devam ettik.

Bu kez aramızdaki mesafe eskisinden biraz daha azdı.

Saçlarım omuzlarımın üzerinde, Nick'in eski forması ise üzerimdeydi.

Ve nedense o an, yarınki maçın bir an önce gelmesini istiyordum.

Nick'in sahada olmasını...

Benim tribünde oturup onu izlememi...

Ve onun, her sayıdan sonra tribünlere baktığında beni görmesini.

Belki de Nick haklıydı.

Yarın gerçekten sadece bir basketbol maçı olmayacaktı.
...
Gece olmuştu.
Odanın sarı, loş ışığını açmış, kokulu mumlarımızı yakıp yatağın üzerine yayılmıştık. Melinda pijamalarıyla yanımda oturuyor, ikimiz de ortadaki büyük kâseden çekirdek çitliyorduk.
Aslında bu geceyi tamamen kız kıza geçirecektik.
Ta ki ben Nick'i anlatmaya başlayana kadar.
"Yani..." dedim, bir çekirdek daha kırarken. "Dün bana eski formasını verdi."
Melinda'nın eli havada kaldı.
"Ne?"
"Eski basketbol formasını."
"Nick'in formasını mı?"
"Evet."
Melinda çekirdeği ağzına attı.
"Devam et."
Ben de olanları anlatmaya devam ettim.
Nick'in formayı çantasından çıkarıp bana vermesini, formanın üzerimde ne kadar büyük durduğunu, saçlarımı yakasının dışına çıkarmasını...
Sonra da bana söylediği şeyi.
"Bana ait olan birşeyi senin üstünde görmek."
Melinda birkaç saniye boyunca yüzüme baktı.
Ben çekirdek çitlemeye devam ederken onun sessizliğinden rahatsız oldum.
"Ne?"
Melinda kâseyi yatağın üzerine bıraktı.
"Laura."
"Efendim?"
"Bu çocuk sana körkütük aşık."
Çekirdeği elimde tutup ona baktım.
"Saçmalama."
"Saçmalamıyorum."
"Melinda..."
"Laura, çocuk sana kendi formasını vermiş."
"Eski forması."
"ÖNEMLİ DEĞİL!"
Melinda yatağın üzerinde biraz daha bana yaklaştı.
"Üzerinde kendi numarası olan formasını sana veriyor. Sonra saçlarını düzeltiyor. Sonra da 'Bana ait olan bir şeyi senin üzerinde görmek' diyor."
"Belki sadece..."
"Ne?"
Sustum.
Melinda kaşlarını kaldırdı.
"Devam etsene. Belki sadece ne?"
"Belki sadece... bilmiyorum."
"İşte."
"Ne işte?"
"Sen de bilmiyorsun."
"Çünkü kesin değil!"
Melinda gözlerini devirdi.
"Laura, bu çocuk sana resmen gözlerinin içine baka baka sinyal veriyor."
"Resmen mi?"
"Evet."
"Belki ben yanlış anlıyorumdur."
Melinda bir an sustu.
Sonra yüzüme dikkatlice baktı.
"Sen de ondan hoşlanıyorsun."
Elimdeki çekirdeği kâseye bıraktım.
"Hayır."
"Laura. Onu görünce kalbin hızlanıyor yanakların kızarıyor için kıpır kıpır oluyor değil mi? Bana yalan söyleme."
Kız iki dakikada durumunu özetledi Laura. Ama kabul etmek istemedim. Belirsizlikteydim tam olarak.
"Hayır ya ne diyorsun?"
"Yalan söyleme."
"Yalan söylemiyorum."
"Nick'in formasını şu an odanda, yatağının üstünde katlayıp saklıyorsun."
İstemeden formaya baktım.
Gerçekten de Nick'in verdiği forma yatağın kenarında düzgünce katlanmış duruyordu.
"Çünkü yarın giyeceğim."
"Tabii."
"Gerçekten yarın giyeceğim."
"Ben de bir şey demedim."
"Öyle bir bakıyorsun ama."
Melinda gülmeye başladı.
"Sen bittin."
"Kes şunu."
"Laura ve Nick."
"Melinda!"
"Çifte kumrular." Dedi sırıtarak.
"Sus!"
Gülerek yastığı ona fırlattım.
Melinda yastığı yakalayıp bana geri attı.
İkimiz de kahkahalarla yatağın üzerine düştük.
Bir süre sonra yeniden çekirdeklerimize döndük.
Ama içimdeki düşünce hâlâ oradaydı.
Nick'in bana bakışları.
Forması.
Saçlarımı düzeltmesi.
Ve o cümlesi.
Melinda bir süre sonra bana yan gözle baktı.
"Laura."
"Ne?"
"Bir gün sevgili olursanız..."
"Olmayacağız."
"Tamam, tamam. Diyelim ki oldunuz."
"Melinda."
"Ne?"
"Saçmalama."
Melinda sırıttı.
"Tamam. Ama o zaman bu geceyi hatırlatacağım sana."
"Neyi?"
"Ben sana Nick'in senden hoşlandığını söylemiştim diyeceğim."
Gözlerimi devirdim.
"Hiçbir zaman böyle bir şey olmayacak."
Melinda çekirdeğini kırıp ağzına attı.
"Göreceğiz."
Ben de formaya baktım.
Sonra hemen bakışlarımı kaçırdım.
"Gerçekten saçmalıyorsun."
Ama bu kez...
Bunu söylerken kendim bile kendime tam olarak inanmıyordum.
...
Ertesi sabah gözlerimi açtığımda aklıma gelen ilk şey Melinda'nın dün gece söyledikleri oldu.
"Bu çocuk sana kör kütük aşık."
Yüzümü yastığa gömdüm.
"Saçmalık."
Ama hemen ardından yatağın kenarında duran Nick'in formasını gördüm.
Dün gece onu oraya bırakmıştım.
Bir süre formaya baktım.
Sonra Melinda'nın söyledikleri yine aklıma geldi.
Belki de...
"Hayır."
Kendi kendime cevap verip yataktan kalktım.
Bugün Nick'in maçı vardı.
Ve ben ona söz verdiğim gibi tribünde olacaktım.
Üstelik onun eski formasını giyerek.
Hazırlanırken formayı elime aldım. Üzerime geçirdiğimde yine aynı şekilde büyük durdu. Omuzlarımdan hafifçe aşağı düşüyor, bol kısa kolları kollarımın etrafında gevşekçe duruyordu. Gövdesi ise kalçamın üst kısmına kadar iniyordu.
Aynada kendime baktım.
Nick'in formasını giyiyordum.
Bir an duraksadım.
"Laura sen bu çocuğa baya aşıksın."
"Kesinlikle değilim."
Aynadaki yansımama bakarak bunu söylerken bile kendime pek inanamadım.
Tam o sırada kapım çaldı.
Melinda kafasını içeri uzattı.
"Hazır mısın?"
"Evet."
Beni gördüğü anda gözleri doğrudan üzerimdeki formaya kaydı.
Sonra yüzünde kocaman bir sırıtış oluştu.
"Tek kelime etmeyeceksin."
"Ama—"
"Melinda."
"Tamam."
Birkaç saniye sustu.
Sonra dayanamadı.
"Çok yakışmış."
"Teşekkür ederim."
"Nick'in formasıyla."
"Melinda."
"Tamam, sustum."
Çantamı alıp kapıya yöneldim.
Salona vardığımızda basketbol takımının maçı için salon oldukça kalabalıktı.
Tribünlere çıktığımda ilk işim sahaya bakmak oldu.
Nick takım arkadaşlarıyla birlikte ısınıyordu.
Bir süre sonra başını kaldırdı.
Beni gördü.
Üzerindeki eski formasını tanıması yalnızca bir saniye sürdü.
Yüzündeki ifade değişti.
Gülümsedi.

Maçın son düdüğü çaldığında salon alkışlarla doldu.Nick'in takımı kazanmıştı.Ben de tribünde ayağa kalkıp alkışlarken gözlerim istemsizce sahada onu aradı. Nick takım arkadaşlarıyla kutlama yapıyordu. Birkaç saniye sonra başını kaldırdı ve beni gördü.

Üzerimde hâlâ onun eski forması vardı.

Nick'in yüzünde hemen bir gülümseme oluştu.

Ben de ona gülümsedim.

Takım arkadaşlarından ayrılıp tribünlere doğru geldi.

"Bekledin."

"Tabii ki bekledim."

"Formamı da çıkarmamışsın."

Aşağıya baktım.

"Sen verdin."

"İyi ki vermişim."

"Niye?"

Nick cevap vermek yerine bana baktı.

"Yakışmış."

Gözlerimi devirdim.

"Çok büyük ama."

"Ben beğendim."

"Senin beğenmen önemli değil."

"Benim formam."

"Yine de."

Nick güldü.

Tam o sırada arkamızdan bir ses geldi.

"Laura!"

Döndüm.

Tanımadığım bir kız telefonunu elinde tutarak bize doğru geliyordu.

"Ne oldu?"

"Şey... Fotoğrafını gördün mü?"

"Ne fotoğrafı?"

Kız telefonunu bana uzattı.

Ekrana baktığım anda gözlerim büyüdü.

Fotoğrafta tribünde oturuyordum. Yandan çekilmiş bir fotoğraftı.

Üzerimde Nick'in eski forması vardı. Saçlarım omuzlarıma dökülmüş, yüzümde hafif bir gülümsemeyle sahaya bakıyordum.

Fotoğrafın çekildiğini hiç fark etmemiştim.

Ama asıl mesele fotoğraf değildi.

Fotoğraf okulun öğrenci sistemindeki popüler paylaşımlar bölümüne yüklenmişti.

Altında yüzlerce yorum vardı.

" Laura ve Nick mi???"

"Bunlar ne ara sevgili oldular?"

"Bu Nick'in eski forması!"

"Ay iki rol modelim beraber çok duygulandım."

"Laura Nick'in formasını giymiş."

"Bu ne zaman oldu?"
Kız omuzlarını silkti.

"Az önce gördüm. Herkes konuşuyor."

Telefonu bana geri verdi.

Ben hâlâ ekrana bakıyordum.

Nick yanıma geldi.

"Ne olmuş?"

Telefonu ona uzattım.

Nick fotoğrafa baktı.

Sonra birkaç saniye boyunca ekrana öylece baktı. Sonra gülümsedi.

Ben kaşlarımı çattım.

"Fotoğrafa bakmıyor musun?"

"Baktım."

"Ee?"

Nick tekrar fotoğrafa baktı.

Sonra bana döndü.

"Gayet güzel çıkmışsın."

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

"Nick, ciddi misin?"

"Evet."

"Fotoğrafta ne olduğuna bakmıyorsun bile."

"Baktım ya."

"Yani herkes bizim hakkımızda konuşuyor."

Nick omuz silkti.

"Konuşsunlar."

"Sen rahatsız değil misin?"

"Niye rahatsız olayım?"

Bana öyle bir bakıyordu ki, sanki ortada rahatsız olunacak hiçbir şey yoktu.

Sonra telefonuma tekrar baktı.

"Yalnız fotoğrafta formam bayağı büyük durmuş."

"Ben sana söylemiştim."

"Yine de güzel olmuş."

Bu kez gözlerimi kaçırdım.

İçten içe benim de hoşuma gidiyordu.

Fotoğrafın altındaki yorumları okudukça yüzüm kızarıyordu ama Nick'in bundan rahatsız olmadığını görmek nedense beni rahatlatıyordu.

Hatta...

Biraz hoşuma bile gidiyordu.

"Şimdi herkes sevgili olduğumuzu sanacak."

Nick'in bakışları bir anda bana döndü.

"Sanabilirler."

Kalbim hızlandı.

"Ne demek o?"

"Hiç."

"Nick."

"Ne var?"

"Az önceki cümleni açıkla."

Nick gülümsedi.

"Ben sadece insanların ne düşündüğünü umursamadığımı söylüyorum."

"Tabii."

"Gerçekten."

"Ben sana inanmıyorum."

Nick hafifçe güldü.

Sonra telefonu bana geri uzattı.

"Yine de fotoğraf güzel."

"Fotoğrafı mı beğendin?"

"Seni."

Bir an sustum.

Nick bunu söylerken o kadar doğal davranmıştı ki, ne diyeceğimi bilemedim.

Sonra telefonuma baktım.

Yorumlar hâlâ artıyordu.

Nick'in eski forması üzerimdeydi.

Ve okulun yarısı bunu konuşuyordu.

Ama garip olan şuydu...

Dün gece Melinda'nın söylediklerini düşününce, bu durumun beni rahatsız etmesi gerektiğini sanmıştım.

Oysa şimdi Nick yanımda dururken, yüzünde o rahat gülümsemeyle fotoğrafa bakıyordu.

Ben de içten içe gülümsüyordum.

Belki de insanların ne düşündüğü...

İkimizin de sandığı kadar kötü bir şey değildi.

☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆
YA AŞIRI TATLILAR YİCEM BUNLARI😭😭🫶 Nick tam bir greenflag değil mi yaa yazmaya başlamadan önce kendi kitabımın karakterinden etkileneceğimi hiç düşünmemiştim ama yazmak gerçekten bambaşka bir his. Aslında finale baya var 30. bölümlerde final vermeyi düşünüyorum sizce final verince kitabį basılı olarak çıkarmalı mıyım? Açıkçası istiyorum ama cesaret edemiyorum ya okunmazsa, tutmazsa diye. Bana lütfen tavsiye veya kendi önerilerinizi söyleyin yorumlar kısmından🥹🫶
Kendinize çoook iyi bakın🪽
Tt hesabım: lavinnwq2