24. bölüm · Son Sayıya Kadar

İnançlar ve Duygular

lavinya ultan

Laura'nın Ağzından
Ertesi sabah okula giderken telefonumu çantamın içinde sessize almıştım.

Dün geceden beri doğru düzgün kimseyle konuşmak istemiyordum.

Özellikle de Nick'le.

Aslında ona kızgın mıydım?

Evet.

Ama kızgınlığımın asıl sebebi fotoğrafın kendisi miydi, yoksa Nick'in bana hiçbir şey anlatmaması mıydı, onu ben de bilmiyordum.

Belki de ikincisiydi.

Okulun kapısından içeri girdiğimde koridor her zamanki gibi kalabalıktı.

İnsanların arasından ilerlerken birkaç kişinin bana baktığını fark ettim.

Sonra birinin fısıldadığını duydum.

"Bu o değil mi?"

"Laura."

"Şşş."

Adımlarım yavaşladı.

İçim sıkıştı.

Demek fotoğraf hâlâ konuşuluyordu.

Hiçbir şey olmamış gibi davranıp sınıfa girdim.

Nick çoktan gelmişti.

Yerinde oturuyordu.

Beni görür görmez ayağa kalktı.

"Laura."

Çantamı sıranın yanına bıraktım.

"Ne?"

Nick birkaç saniye bana baktı.

Sanki söyleyeceği şeyi kafasında defalarca prova etmiş gibiydi.

"Konuşmamız lazım."

"Şimdi değil."

"Laura."

"Nick, gerçekten istemiyorum."

Yanındaki sandalyeye oturdum.

O da yerine geçti.

Aramızda sadece birkaç santimetre vardı.

Ama sanki aramızda kilometreler vardı.

Nick bir şey söyleyecek gibi oldu.

Ben defterimi açtım.

"Bugün benimle konuşmayacak mısın?"

Kalemimi elime aldım.

"Hayır."

"Laura."

"Ne?"

"Bana bak."

Bakmadım.

"Laura."

Bu kez başımı çevirdim.

Nick'in yüzündeki ifadeyi görünce bir an duraksadım.

Gerçekten üzgün görünüyordu.

Ama ben de üzgündüm.

Ve şu an onun üzgün olması, benim kendimi daha iyi hissetmemi sağlamıyordu.

"Ne söyleyeceksen söyle."

Nick derin bir nefes aldı.

"Emma'yla ilgili—"

Tam o anda sınıfın kapısı açıldı.

İkimiz de kapıya baktık.

Emma.

Olduğum yerde kaldım.

Nick'in de yüzü değişti.

Emma doğrudan sınıfa girdi.

Birkaç kişi ona bakarken o hiç aldırmadan yürüdü.

Ve...

Bizim sıranın önünde durdu.

Gözleri önce bana, sonra Nick'e kaydı.

"Nick."

Nick ayağa kalktı.

"Emma, burada ne işin var?"

Emma cevap vermeden önce bana baktı.

Sonra hafifçe gülümsedi.

"Sanırım artık Laura'nın da bilmesi gereken şeyler var."

Kalbim hızlandı.

Nick'in yüzündeki ifade bir anda sertleşti.

"Emma."

"Ne?"

"Burada değil."

"Tam da burada."

Emma çantasından telefonunu çıkardı.

Ekranı açtı.

Ben istemeden ekrana baktım.

Bir fotoğraf.

Ama bu kez...

Benim bilmediğim başka bir fotoğraf vardı.

Nick'in yüzüne baktım.

"Bu ne?"

Nick cevap vermedi.

Emma'nın gülümsemesi kayboldu.

"Sanırım artık konuşmanın zamanı geldi."

Benimse tek düşündüğüm şey şuydu:

Nick benden ne saklıyordu?

Emma'nın telefonundaki fotoğrafa bakıyordum.

Nick'in yüzüne baktım.

O ise tek kelime etmiyordu.

"Bu ne?"

Nick gözlerini benden kaçırdı.

İşte o an içimdeki bütün o kötü his yeniden ortaya çıktı.

"Nick."

"Laura, ben—"

Emma araya girdi.

"Sanırım artık bilmen gerekiyor."

Nick bir anda ona döndü.

"Emma."

"Ne?"

"Laura'nın yanında konuşma."

İçimde bir şey koptu.

Yavaşça Nick'e döndüm.

"Niye?"

Nick sustu.

"Niye benim yanımda konuşamıyorsun?"

"Öyle demek istemedim."

"Tam olarak öyle dedin."

"Laura, lütfen."

"Hayır."

Ayağa kalktım.

Sandalyem geriye doğru sürtündü.

Sınıftaki birkaç kişi bize bakmaya başladı ama umurumda değildi.

"Bir şey soruyorum sana."

Nick de ayağa kalktı.

"Dinle beni."

"Ne zamandır bunu söylüyorsun?"

"Laura—"

"Ne zaman bir şey sorsam 'şimdi değil' diyorsun. Ne zaman konuşmaya çalışsam başka bir şey çıkıyor."

Sesim titremeye başlamıştı.

"Şimdi de karşımda eski sevgilin duruyor ve bana bilmem gereken bir şey olduğunu söylüyor."

Emma'nın yüzündeki ifade değişti.

"Laura, ben—"

"Sen de sus."

Emma sustu.

Nick bana doğru bir adım attı.

"Emma'nın söylediklerini yanlış anlıyorsun."

"Öyle mi?"

"Evet."

"Öyleyse anlat."

Nick sustu.

İşte bu.

Yine susmuştu.

Gözlerimin içine bakıyordu ama tek kelime söylemiyordu.

Geri çekildim.

"Tamam."

"Laura."

"Yok."

Başımı iki yana salladım.

"Artık gerçekten hiçbir şey duymak istemiyorum."

"Ben sana anlatacaktım."

"Ne zaman?"

Cevap veremedi.

"Ne zaman anlatacaktın, Nick?"

Tam o sırada zil çaldı.

Sınıfın kapısının önünde öğrenciler birikmeye başladı.

Öğretmenin sesi koridordan geliyordu.

Nick hâlâ bana bakıyordu.

"Laura, lütfen. Sadece benimle gel."

"Hayır."

"Beş dakika."

"Hayır."

"Laura."

Bu kez sesindeki çaresizlik beni bir an durdurdu.

Ama sonra Emma'nın elindeki telefona baktım.

Fotoğrafa.

Ve tekrar Nick'e.

"Ben artık neye inanacağımı bilmiyorum."

Bunu söyledikten sonra çantamı aldım.

Sınıftan çıktım.

"Laura!"

Nick arkamdan geldi.

Koridorda hızlı hızlı yürüdüm.

"Laura, bekle!"

Bu kez durdum.

Arkamı döndüm.

Nick birkaç adım önümdeydi.

"Ne?"

Nefes nefese kalmıştı.

"Ben seni aldatmadım."

Kalbim sıkıştı.

"Ben sana bunu sordum mu?"

Nick sustu.

"Ben sana 'Beni aldattın mı?' diye sordum mu?"

"Hayır ama—"

"Çünkü artık ne olduğunu bile bilmiyorum."

Bir adım geri attım.

"Ben sadece gerçeği bilmek istiyorum."

Nick bana baktı.

"Tamam."

"Gerçekten mi?"

"Evet."

"Ne zaman?"

"Şimdi."

Tam o anda sınıfın kapısından öğretmenin sesi geldi.

"Nick! Laura! Derse girin."

İkimiz de istemeden sınıfa baktık.

Nick tekrar bana döndü.

"Dersten sonra."

"Ne?"

"Her şeyi anlatacağım."

Birkaç saniye ona baktım.

Sonunda başımı salladım.

"Tamam."

Nick ilk kez rahatlayacak gibi oldu.

Ama ben hemen ekledim:

"Bu sefer gerçekten anlat."

"Anlatacağım."

Arkamı dönüp sınıfa girdim.

Nick de peşimden geldi.

Yerime oturdum.

Yanıma oturdu.

Ama ikimiz de konuşmadık.

Ben tahtaya bakıyordum.

Nick ise önündeki deftere.

İçimde garip bir his vardı.

Sanki bütün gün boyunca bir şey olacakmış gibi.

Ve nedense...

Nick'in anlatacağı şeyin, gördüğüm fotoğraftan çok daha büyük olduğunu hissediyordum.

Nick'in Ağzından

Zil çaldığında Laura hemen ayağa kalktı.

Ben de yerimden kalktım.

Bütün ders boyunca tek düşündüğüm şey buydu.

Ona her şeyi anlatacaktım.

Bu kez gerçekten.

Laura çantasını aldı ve sınıftan çıktı.

Ben de hemen arkasından gittim.

Koridorun sonuna geldiğinde ona yetiştim.

"Laura."

Durdu.

Ama bana dönmedi.

"Ne?"

"Konuşabilir miyiz?"

Birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra yavaşça bana döndü.

"Anlat."

Tek kelime.

Ama o kelimenin altında ne kadar kırgınlık olduğunu anlayabiliyordum.

Derin bir nefes aldım.

"Emma'yla aramızdaki şey biteli uzun zaman oldu."

Laura'nın yüzünde hiçbir ifade yoktu.

Devam ettim.

"O fotoğraflar eski."

Laura'nın gözleri bir anlığına bana çevrildi.

"Eski mi?"

"Evet."

"Ne kadar eski?"

"Yıllar önce."

Laura hiçbir şey söylemedi.

Ben de devam ettim.

"Fotoğraftaki formayı hatırlıyorum. O zamanlar hâlâ o formayı giyiyordum. Fotoğrafın çekildiği salon bile artık kullanılmıyor."

Laura'nın bakışları yere indi.

"Ben bunu bilmiyordum."

"Biliyorum."

"Çünkü bana anlatmadın."

Bu kez cevap veremedim.

Haklıydı.

"Anlatmalıydım."

"Evet."

Laura'nın sesi sakindi.

Ama bu sakinlik, öfkelenmesinden daha kötü hissettiriyordu.

"Emma'yla ayrıldığınızda ne oldu?"

Bir an sustum.

"İyi bitmedi."

Laura başını kaldırdı.

"Ne demek bu?"

"Bir süre arkadaş kalmaya çalıştık."

"Ve?"

"Olmadı."

"Niye?"

"Çünkü Emma tekrar birlikte olmamızı istedi."

Laura'nın yüzündeki ifade değişti.

"Ne?"

"Ben istemedim."

"Bunu ona söyledin mi?"

"Evet."

"Sonra?"

"Sonra bir süre hayatımdan çıktı."

Laura birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.

"Sonra geri geldi."

"Evet."

"Ne zaman?"

"Geçen hafta."

Laura gözlerini kapattı.

Sanki duyduklarını kafasında bir yere oturtmaya çalışıyordu.

"Ve sen bana bunların hiçbirini söylemedin."

"Çünkü—"

"Nick."

Sözümü kesti.

"Bahane istemiyorum."

Başımı salladım.

"Bahane değil."

"Öyleyse ne?"

Laura'ya baktım.

"Senin geçmişimdeki biri yüzünden kendini kötü hissetmeni istemedim."

Laura acı bir şekilde gülümsedi.

"Harika bir yöntem seçmişsin."

"Laura..."

"Gerçekten. Bana söylemeyerek beni koruduğunu mu düşündün?"

"Hayır."

"Öyle davrandın ama."

Sustum.

Çünkü söyleyecek hiçbir şeyim yoktu.

Laura gözlerini benden kaçırdı.

"Ben senden Emma'yı hayatından çıkarmanı istemiyorum."

"Çıkarmam."

"Ben sadece..."

Sesi biraz yumuşadı.

"Bana güvenmeni istiyorum."

Bu cümle içime oturdu.

"Laura, sana güveniyorum."

"Öyleyse neden anlatmadın?"

Bu kez hiç düşünmeden cevap verdim.

"Çünkü seni kaybetmekten korktum."

Laura'nın gözleri tekrar benimkilere geldi.

Bir an ikimiz de sustuk.

Sonra hemen ekledim:

"Emma'yla ilgili değil."

Laura bekledi.

"Seni kaybetmekten."

Laura'nın yüzündeki sertlik biraz olsun azaldı.

Ama tamamen geçmedi.

"Nick."

"Evet?"

"Bana bir daha bir şey saklama."

Sesinde öyle ciddi bir ton vardı ki başımı salladım.

"Saklamayacağım."

"Gerçekten."

"Gerçekten."

Laura bir süre bana baktı.

Sonra telefonunu çıkardı.

Okul sitesindeki fotoğrafı açtı.

"Öyleyse bunu kim paylaştı?"

Fotoğrafa baktım.

Sonra Laura'ya.

"Onu bulacağım."

"Nick..."

"Hayır."

Başımı iki yana salladım.

"Bu kez senin bunu tek başına çözmeye çalışmana izin vermeyeceğim."

Laura'nın kaşları hafifçe çatıldı.

"Ben çocuk değilim."

"Biliyorum."

"Öyle davranıyorsun."

"Hayır."

Bir adım yaklaştım.

"Sadece artık yan yana durduğumuzda, senin benim yüzümden tek başına üzülmeni istemiyorum."

Laura bana baktı.

Bu kez gözlerinde ilk defa dünden beri gördüğüm o soğukluk yoktu.

Ama yine de tamamen düzelmiş değildi.

"Tamam."

"Tamam mı?"

"Tamam."

"Yani..."

Laura kaşını kaldırdı.

"Ne?"

"Benimle konuşuyorsun."

Laura gözlerini devirdi.

"Abartma."

İlk kez gülümsemeye çalıştığını gördüm.

Ben de istemeden gülümsedim.

Ama tam o sırada telefonum titredi.

Ekrana baktım.

Emma.

Mesajı açtım.

> "Nick, sana gerçeği anlatmam gerekiyor. Ama Laura'nın yanında değil."

Gülümsemem yüzümden silindi.

Laura bunu fark etti.

"Ne oldu?"

Telefonu kapattım.

"Hiç."

Laura'nın bakışları sertleşti.

Bir an durdum.

Sonra içimden geçenleri hatırladım.

Bir daha hiçbir şey saklamayacaktım.

Telefonu tekrar açıp mesajı ona gösterdim.

Laura ekrana baktı.

Sonra bana.

"Emma mı?"

"Evet."

"Ne istiyor?"

"Gerçeği anlatmak istediğini söylüyor."

Laura birkaç saniye düşündü.

Sonra:

"Git."

Şaşırdım.

"Ne?"

"Git, konuş."

"Laura..."

"Bu kez kaçma."

Gözlerimin içine baktı.

"Ne söyleyecekse öğrensen daha iyi."

Başımı salladım.

"Tamam."

Laura çantasını omzuna taktı.

Ben ona baktım.

"Sen?"

"Ben eve gideceğim."

"Yalnız mı?"

Laura kaşlarını kaldırdı.

"Nick."

"Tamam."

İstemeden gülümsedim.

Laura da bana kısa bir bakış attı.

Sonra yürümeye başladı.

...
Laura'nın Ağzından
Okuldan çıktıktan sonra eve doğru yürümeye başladım.
Hava kararmaya başlamıştı ama eve gitmem uzun sürmeyecekti. Çantamı omzuma takmış, telefonumdan bir şeylere bakarak ilerliyordum.
Bir süre sonra arkamda ayak sesleri duydum.
Önce önemsemedim.
Adımlarımı hızlandırdım.
Arkamdaki ayak sesleri de hızlandı.
İçimde garip bir huzursuzluk oluştu.
Başımı çevirmeden yürümeye devam ettim.
Bir sokak daha geçtim.
Ayak sesleri hâlâ arkamdaydı.
Bu kez telefonumu çantama koyup daha hızlı yürümeye başladım.
Bir sokağa saptım.
Ardımda hâlâ ayak seslerini duyabiliyordum.
Daha hızlı koşmaya çalıştım. Nefesim kesilmeye başlamıştı ama duramazdım.
Tam köşeyi dönerken ayağım kaldırımın çıkıntısına takıldı.
"Ah!"
Dengemi kaybedip sertçe yere düştüm. Dizim kaldırıma çarptı ve canım yandı. Birkaç saniye olduğum yerde kaldım.
Sonra arkamdan gelen ayak seslerini duydum.
Yaklaşıyordu.
Panikle başımı kaldırdım.
Dizimdeki acıyı umursamadan hemen ayağa kalktım.
"Hayır..."
Koşmaya devam ettim.
Her adımda dizim sızlıyordu ama durmadım. Çantam omzumdan kayıyor, nefes almakta zorlanıyordum. Yine de arkamı dönüp bakmadan koşmaya devam ettim.
Tek istediğim ondan uzaklaşmaktı.
Birkaç sokak sonra ayak seslerini artık duyamadım.
Yine de durmaya cesaret edemedim.
Ta ki sonunda bacaklarım daha fazla koşamayacak hâle gelene kadar...

Sonunda ayaklarım durdu.

Bir binanın köşesine yaslanıp nefes almaya çalıştım.

Göğsüm hızla inip kalkıyordu.

Arkamı dönüp baktım.

Kimse yoktu.

Bir süre daha bekledim.

Hâlâ kimse görünmüyordu.

Belki de gitmişti.

Belki de beni takip etmeyi bırakmıştı.

Bunu düşünmek bile dizlerimin titremesine yetti.

Aşağı baktığımda dizimin kanadığını fark ettim.

"Harika..."

Dizimi hafifçe yokladım.

Canım yanıyordu ama yürüyebiliyordum.

Eve gitmeliydim.

Çantamı düzelttim ve yavaşça yürümeye başladım.

Bu kez arkamdan gelen her seste irkiliyordum.

Bir araba geçti.

Başımı hızla çevirdim.

Bir kapı kapandı.

Yine durdum.

Sonunda apartmanımı gördüğümde içimden büyük bir nefes çıktı.

Anahtarlarımı çıkarıp kapıyı açtım.

İçeri girdiğim anda kapıyı arkamdan kilitledim.

Sırtımı kapıya yasladım.

Gözlerimi kapattım.

"Tamam..."

Artık evdeydim.

Güvendeydim.

En azından öyle düşünmek istiyordum.

Çantamı çıkarıp masanın üzerine bıraktım.

Tam odama gidecekken telefonumu kontrol etmek için elimi cebime attım.

Boştu.

Kaşlarımı çattım.

Diğer cebime baktım.

Yoktu.

Çantamı açtım.

Defterlerim...

Kalemliğim...

Anahtarlarım...

Ama telefonum yoktu.

Bir anda aklıma geldi.

Koşarken...

Çantam omzumdan kaydığında...

Telefonum.

Yere düşmüş olmalıydı.

"Hayır, hayır, hayır..."

Çantamı tamamen boşalttım.

Yine yoktu.

Telefonumu aramak için başka bir telefon bulmam gerekiyordu.

Tam o sırada aklıma Nick geldi.

Nick.

Muhtemelen beni arıyordu.

Ve ben ona ulaşamıyordum.

Bir an önce ona haber vermek istedim.

Ama evde kimse yoktu.

Annem hâlâ dönmemişti.

Ev bir anda olduğundan çok daha sessiz geldi.

Dizimdeki sızıyı yeni yeni hissediyordum.

Banyoya gidip dizimi temizledim.

Sonra yatağımın kenarına oturdum.

Telefonumu kaybettiğim için mi...

Yoksa az önce yaşadığım şey yüzünden mi bilmiyordum.

Ama ellerim hâlâ titriyordu.

Başımı ellerimin arasına aldım.

Bir süre öylece kaldım.

---
Nick'in Ağzından

Laura'ya ilk mesajı attığımda fazla düşünmemiştim.

"Eve vardın mı?"

Telefonumu cebime koydum.

Birkaç dakika geçti.

Cevap yoktu.

Tekrar çıkardım.

Mesaja baktım.

Okunmamıştı.

"Muhtemelen telefonu sessizdedir."

Kendi kendime söyledim.

Bir süre daha bekledim.

Sonra aradım.

Telefon çaldı.

Bir kez.

İki kez.

Üç kez.

Sonra kapandı.

Kaşlarımı çattım.

Tekrar aradım.

Bu kez telefon hiç çalmadı.

Ulaşılamıyordu.

İçime garip bir huzursuzluk çöktü.

Laura eve gidince genellikle haber verirdi.

Hem de özellikle bugün...

Bir şeylerin ters olduğunu hissediyordum.

Alex'e mesaj attım.

"Laura'yı gördün mü?"

Cevap beklerken tekrar Laura'yı aradım.

Yine ulaşamadım.

Telefonu cebime koydum.

Beş dakika sonra tekrar çıkardım.

Aradım.

Yine yok.

Bu kez yerimde duramadım.

Laura'nın evine giden yola baktım.

Normalde şimdiye kadar çoktan eve ulaşmış olması gerekiyordu.

Montumu aldım.

Tam kapıdan çıkacakken telefonum titredi.

Alex'ten mesaj gelmişti.

"Hayır. Okuldan sonra tek başına gitti."

Ekrana baktım.

İçimdeki huzursuzluk daha da büyüdü.

Laura'nın telefonuna tekrar baktım.

Hâlâ kapalıydı.

Bir süre öylece durdum.

Sonra anahtarlarımı aldım.

Laura'nın evine gidecektim.

Belki telefonu bozulmuştu.

Belki şarjı bitmişti.

Belki de...

Kafamda daha kötü ihtimaller kurmaya başladığımı fark edince kendimi durdurdum.

"Tamam."

Derin bir nefes aldım.

"Önce evine gideceğim."

Motora bindim.

Yola çıkarken telefonumu tekrar aradım.

Ulaşılamıyordu.

Bu kez telefonumu elimde biraz daha sıkı tuttum.

Laura'nın bana kızması umurumda değildi.

Bana trip atması da.

Sadece iyi olduğunu bilmek istiyordum.

Ve onu bulduğumda...

Bana kızsa bile umurumda olmayacaktı.

Önce iyi olduğundan emin olacaktım.

Motoru Laura'nın evine doğru sürerken telefonumu tekrar çıkardım.

Aradım.

Ulaşılamıyordu.

Telefonu tekrar cebime bıraktım.

Bir dakika sonra yeniden aldım.

Yine aradım.

Aynı şey.

"Laura, aç şu telefonu..."

Kendi kendime söylendim.

Bunun normal olmadığını biliyordum.

Laura'nın telefonu kapanmış olabilirdi.

Şarjı bitmiş olabilirdi.

Hatta telefonu kaybolmuş bile olabilirdi.

Ama içimdeki o kötü his bir türlü geçmiyordu.

Motoru biraz daha hızlandırdım.

Sonunda Laura'nın apartmanının önüne geldim.

Motordan indim.

Apartmana doğru yürürken gözlerim sürekli etraftaydı.

Laura'yı görmeyi umuyordum.

Belki kapının önünde olurdu.

Belki markete gitmişti.

Belki de...

Kendimi durdurdum.

Daha kötü şeyler düşünmeyecektim.

Apartmanın kapısını açıp içeri girdim.

Asansörü beklemek yerine merdivenlerden çıktım.

Laura'nın kapısının önüne geldiğimde birkaç saniye durdum.

Kapıyı çaldım.

Tık.

Tık.

Tık.

Ses yoktu.

"Laura?"

Bir kez daha çaldım.

"Laura, benim."

Yine cevap yoktu.

Tam telefonumu çıkarıp tekrar arayacaktım ki...

İçeriden çok hafif bir ses geldi.

Bir şey yere düşmüş gibi.

Hemen kapıya yaklaştım.

"Laura?"

Bu kez içeriden bir ses duydum.

Çok kısık.

"Nick?"

İçimden büyük bir nefes çıktı.

"Laura!"

Kapıyı açtığında ilk baktığım yer yüzü oldu.

İyi görünüyordu.

Ama sonra aşağı baktım.

Dizindeki sıyrığı fark ettim.

Kaşlarım hemen çatıldı.

"Bu ne?"

Laura refleksle bacağını geriye çekti.

"Hiç birşey."

"Laura."

"Bir şey yok."

"Bu nasıl bir şey yok?"

"Yere düştüm."

"Nasıl?"

Laura cevap vermedi.

O an gözlerim onun yüzüne kaydı.

Bir şey saklıyordu.

"Telefonun nerede?"

Laura bir an durdu.

"Telefonum..."

Cümlesini tamamlamadı.

"Nick, ben..."

"Laura."

Sesimi yumuşattım.

"Telefonun nerede?"

"Bilmiyorum."

Ne?

"Nasıl bilmiyorsun?"

"Kaybettim."

Bir an hiçbir şey söyleyemedim.

Sonra istemsizce içeri girdim.

"Nasıl kaybettin?"

"Koşarken."

"Koşarken mi?"

Laura sustu.

O an içimdeki huzursuzluk yeniden yükseldi.

"Laura."

Bu kez yüzüme bakmadı.

"Ne oldu?"

"Hiçbir şey."

"Laura."

"Gerçekten."

"Koşarken neden telefonunu kaybettin?"

Sessizlik.

Sonunda Laura başını kaldırdı.

Gözlerinde korku vardı.

"Çünkü biri beni takip etti."

Bir an nefes almayı unuttum.

"Ne?"

Laura'nın gözleri dolmaya başlamıştı ama ağlamıyordu.

"Okuldan eve gelirken."

İçimde bir şey buz kesti.

"Kim?"

"Bilmiyorum."

"Laura, kimdi?"

"Bilmiyorum dedim."

Sesim yükselmek üzereydi ama kendimi tuttum.

Onu korkutmak istemiyordum.

Yanına bir adım yaklaştım.

"Tamam."

Derin bir nefes aldım.

"Tamam. Önce otur."

"Nick—"

"Laura, lütfen."

Bu kez itiraz etmedi.

Koltuğa oturdu.

Ben de karşısına çömeldim.

Dizindeki sıyrığa baktım.

"Başka bir yerin acıyor mu?"

"Hayır."

"Emin misin?"

"Evet."

"Kolun?"

Laura bir an durdu.

Sonra koluna baktı.

"Kolum da biraz acıyor."

"Niye?"

Cevap vermedi.

İşte o an anladım.

"Laura."

Başını kaldırdı.

"Ne oldu?"

Laura gözlerini kaçırdı.

"Beni yakaladı."

İçimdeki öfke bir anda yükseldi.

Ama yüzüme yansıtmamaya çalıştım.

"Kim?"

"Bilmiyorum."

"Laura."

"Gerçekten bilmiyorum."

Bir süre ikimiz de sustuk.

Sonra Laura'nın ellerinin titrediğini fark ettim.

Bütün öfkem bir anda dağıldı.

Şu an önemli olan o adam değildi.

Laura'ydı.

"Tamam."

Elimi yavaşça onun ellerinin üzerine koydum.

"Şu an güvendesin."

Laura bana baktı.

"Nick..."

"Buradayım."

Bir süre hiçbir şey söylemedi.

Sonra çok sessiz bir sesle:

"Ben çok korktum."

dedi.

İşte o an...

Ne diyeceğimi bilemedim.

Sadece elini biraz daha sıkı tuttum.

"Bir daha seni bulamadığımda böyle korkutma beni."

Laura'nın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

Başını eğdi.

"Özür dilerim."

"Senin suçun değil."

"Telefonumu da kaybettim."

"Telefonun umurumda değil."

Bana baktı.

"Gerçekten."

Bir süre gözlerinin içine baktım.

"Sen iyi olduğun sürece hiçbir şey umurumda değil."

Laura dudaklarını birbirine bastırdı.

Sonra yavaşça başını omzuma yasladı.

Ben de onu sessizce kendime doğru çektim.

İçim hâlâ öfke ve korkuyla doluydu.

Ama en azından artık biliyordum.

Laura karşımdaydı.

Güvendeydi.

Ve ben...

Onu bulmuştum.
...

Gece olmuştu.

Laura sonunda uyuyakalmıştı.

Koltuğun köşesinde, başını yastığa yaslamıştı. Üzerine ince bir battaniye örtmüştüm.

Bütün akşam neredeyse hiç konuşmamıştık.

Bazen gözlerini kapatıyor, sonra aniden açıyordu. Sanki biraz önce yaşadıklarını unutamıyordu.

Ben de gitmemiştim.

Annesi hâlâ evde değildi ve Laura'nın bu gece yalnız kalmasını istemiyordum.

Bir süre sonra nefes alışverişi düzenli hâle geldi.

Uyuduğunu anladım.

Sessizce ayağa kalktım.

Tam odadan çıkacaktım ki Laura hafifçe kıpırdandı.

"Nick?"

Hemen ona döndüm.

"Buradayım."

Gözlerini yarım açtı.

"Gitmedin mi?"

"Hayır."

Birkaç saniye bana baktı.

Sonra gözlerini tekrar kapattı.

"İyi."

Sesi o kadar uykuluydu ki istemeden gülümsedim.

"Uyu."

Laura battaniyeyi biraz daha üzerine çekti.

"Sen de gitme."

Bir an durdum.

"Gitmeyeceğim."

Bunu duyunca tekrar uykuya daldı.

Ben de koltuğun yanındaki sandalyeye oturdum.

Telefonumu çıkardım.

Laura'nın telefonunu bulmak için ne yapabileceğimi düşünüyordum.

Yarın ilk iş o yola geri dönüp arayacaktım.

Ama şu an...

Bütün bunları düşünmek istemiyordum.

Gözlerim tekrar Laura'ya kaydı.

Uyurken yüzündeki gerginlik biraz olsun kaybolmuştu.

Bugün onu bulamadığım o birkaç saat aklıma geldi.

Telefonunun kapalı olması.

Mesajlarımın cevapsız kalması.

Alex'in onun okuldan tek başına çıktığını söylemesi.

İçimdeki o korku yeniden yükseldi.

Ya onu bulamasaydım?

Bu düşünceyi hemen kafamdan uzaklaştırdım.

Laura'nın iyi olduğunu kendime tekrar hatırlattım.

Sonra dizindeki sıyrığa baktım.

Sabah daha iyi olacağını umuyordum.

Bir süre sonra Laura uykusunda hafifçe kıpırdandı.

"Nick..."

Başımı kaldırdım.

"Efendim?"

Cevap vermedi.

Uyuyordu.

Yine de elimi uzatıp battaniyesini düzelttim.

"Buradayım."

Bu kez bunu sadece onun için değil, kendim için de söylemiştim.

Sonra sandalyeme geri oturdum.

Gece boyunca birkaç kez gözlerim kapandı.

Ama her seferinde Laura'nın en ufak hareketinde tekrar uyanıyordum.

Çünkü bu gece...

Onu yalnız bırakmaya hiç niyetim yoktu.
☆★☆★☆★☆★☆★☆★☆★☆★☆★☆
Açıkçası şuanda biraz tıkandım. Bölümlerde bu yüzden az geliyor normale göre. Bölümü beğenmeyi ve hesabı takip etmeyi unutmayın.
Kendinize çoook iyi bakın🪽
Tt hesabım: lavinnwq2