4. bölüm · Son Sayıya Kadar
Beklenmedik Ortaklık
Telefonumun alarmı saat tam 06.30'da çaldı.
Elimi uzatıp susturdum.
Perdeyi araladığımda güneş daha yeni doğuyordu.
Bugün nedense içimde garip bir enerji vardı.
Dün yaşananlar aklıma geldikçe istemsizce bileğime baktım.
Kızarıklık büyük ölçüde geçmişti.
"Laura!" diye annemin sesi aşağıdan yükseldi.
"Kahvaltı hazır."
"Geliyorum!"
Yatağımdan kalkıp banyoya gittim. Yüzümü yıkayıp makyaj masama oturdum. Her zamanki makyajımı yaptım. Dolabımı açıp elime ilk geçenleri giydim. Üst vücudumu saran bir askılı siyah crop ve kısa bir kot şort giydim.
Sarı saçlarımı ise dağınık topuz yaptım.
Okula vardığımda daha bahçeden panolar görünüyordu.
Öğrenciler kalabalık hâlde bir şeylere bakıyordu.
"Laura!"
Melinda beni görünce el salladı.
"Çabuk gel!"
Yanına yürüdüm.
Panoya baktığım an birkaç saniye konuşamadım.
En büyük afişte...
Ben ve Nick vardık.
İkimiz yan yana duruyorduk.
Altında büyük harflerle yazıyordu:
"İki Kaptan, Tek Hedef."
Etraftaki öğrenciler afiş hakkında konuşuyordu.
"Fotoğraf çok iyi olmuş."
"Laura mükemmel çıkmış."
"Nick de fena değil."
Tam o sırada kalabalık ikiye ayrıldı.
Nick, arkadaşlarıyla birlikte panoya doğru yürüyordu.
O da ilk kez afişi gördü.
Birkaç saniye sessizce baktı.
Sonra bakışlarını bana çevirdi.
"Sanırım artık bütün okul bizi bu fotoğrafla hatırlayacak."
Ben de afişe son bir kez baktım.
"Öyle görünüyor."
Tam o anda okul hoparlöründen müdürün sesi duyuldu.
"Dikkat, spor festivali kaptanları lütfen ilk teneffüste toplantı salonuna gelsin."
Nick bana baktı.
"Sanırım yine aynı yerde olacağız."
İçimden hafifçe gülümsedim.
"Görünüşe göre..."
İlk teneffüs zili çalar çalmaz çantamı sıranın altına bıraktım.
Melinda merakla bana döndü.
"Toplantıya mı gidiyorsun?"
"Evet."
"Sonra her şeyi anlat."
Gülümseyerek başımı salladım.
"Anlatırım."
Koridora çıktım.
Toplantı salonu, spor salonunun hemen yanındaydı.
Kapıyı çalıp içeri girdim.
Uzun bir masa hazırlanmıştı.
Müdür, beden eğitimi öğretmenleri ve organizasyon ekibi içerideydi.
Ben girince müdür gülümsedi.
"Hoş geldin Laura."
"Hoş bulduk hocam."
Tam boş sandalyeye oturacakken kapı tekrar açıldı.
Nick içeri girdi.
Siyah okul ceketini omzuna atmıştı.
"Affedersiniz, basketbol antrenmanı uzadı."
"Geç değil." dedi müdür.
"Gel, otur."
Salondaki tek boş sandalye...
Benim yanımdakiydi.
Nick bana kısa bir bakış attı.
"İzin var mı?"
Omuz silktim.
"Sandalye benim değil."
Hafifçe gülümseyip yanıma oturdu.
Müdür elindeki dosyayı açtı.
"Festivale iki hafta kaldı."
"Bu yüzden sizden küçük bir ricamız var."
Salonda sessizlik oluştu.
"Okulun sosyal medya hesaplarında paylaşılacak kısa videolar çekeceğiz."
"Her gün farklı bir spor dalını tanıtacağız."
"Ve bunu kaptanlar sunacak."
Nick kaşını kaldırdı.
"Yani..."
"Her gün birlikte video mu çekeceğiz?"
"Toplam beş video."
Laura istemsizce iç çekti.
Müdür bunu fark edip gülümsedi.
"Merak etmeyin."
"Uzun sürmeyecek."
Organizasyon sorumlusu söze girdi.
"İlk videoyu bugün ders çıkışında çekeceğiz."
"Yaklaşık yarım saat."
"Hazırlıklı olun."
Toplantı bittikten sonra herkes ayağa kalktı.
Ben de dosyamı alıp çıkmak üzereydim.
Tam kapıya yaklaşmıştım ki arkamdan Nick'in sesi geldi.
"Laura."
Döndüm.
"Ne oldu?"
"Eğer bugün çekimde yine bana bu kadar mesafeli davranacaksan..."
Kollarımı bağladım.
"Ne olacak?"
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
"Video biraz komik olabilir."
İstemsizce güldüm.
"Sorun değil."
"Ben kameralar karşısında gayet profesyonelim."
Nick başını salladı.
"Buna şüphem yok."
İlk kez konuşmamızın sonunda ikimiz de gülümsemiştik.
Toplantıdan çıktıktan sonra koridor boyunca sessizce yürüdük.
Ne ben konuşuyordum...
Ne de Nick.
Koridorun sonunda yollarımız ayrılacaktı.
Tam o sırada Nick sessizliği bozdu.
"Bir şey sorabilir miyim?"
"Eğer saçma bir soru değilse."
Hafifçe güldü.
"Voleybola kaç yaşında başladın?"
Bir an düşündüm.
"Yedi."
"Oldukça erken."
"Babam küçükken beni ilk kez salona götürmüştü."
"Peki hiç bırakmayı düşündün mü?"
Sorusu beklemediğim kadar ciddiydi.
Gözlerimi birkaç saniye yere indirdim.
"Hayır."
"Hiç."
"Ne olursa olsun?"
"Ne olursa olsun."
Sesimdeki kararlılığı o da fark etmiş olacak ki başka bir şey söylemedi.
Koridorun sonunda basketbol salonundan sesler geliyordu.
Takım arkadaşları Nick'e seslendi.
"Kaptan!"
"Ders başlıyor!"
Nick başını çevirip,
"Geliyorum!"
diye karşılık verdi.
Sonra tekrar bana baktı.
"Ders çıkışı görüşürüz."
"Geç kalma."
Kaşımı kaldırdım.
"Ben mi?"
"Evet."
"Çünkü geçen çekimde herkesten önce sen gelmiştin."
İstemsizce gülümsedim.
"Merak etme."
"Bugün de ilk ben olurum."
Nick başını iki yana salladı.
"Buna hiç şaşırmadım."
Dersler her zamanki gibi geçti.
Son zil çaldığında öğrenciler koridorlara doluştu.
Ben doğruca kızlar soyunma odasına gittim.
Bugünkü video için spor kıyafetlerimi giymem gerekiyordu.
Dolabı açıp beyaz kolsuz antrenman formamı çıkardım.
Siyah voleybol şortumu giydim.
Beyaz dizliklerimi dikkatlice düzelttim.
Kolluklarımı taktım.
Ayakkabılarımın bağcıklarını sıkıca bağladım.
Aynanın karşısına geçip saçlarımı yeniden topladım.
Tek bir tel bile dışarıda kalmayacak şekilde kusursuz bir sleek bun yaptım.
Yüzümdeki hafif makyajı tazeledim.
Kendime son kez baktım.
Hazırdım.
Spor salonunun kapısını açtığımda çekim ekibi yine çoktan kurulumu tamamlamıştı.
Kameralar hazırdı.
Işıklar yanıyordu.
Yönetmen beni görünce gülümsedi.
"Tam zamanında."
"Ekipten ilk gelen sensin."
Tam bunu söylediği sırada salonun kapısı yeniden açıldı.
Nick içeri girdi.
Üzerinde siyah basketbol forması vardı.
Elindeki topu çevirerek yürüdü.
Beni görünce kısa bir baş selamı verdi.
"Demek yine ilk gelen sensin."
Dudaklarımın kenarı hafifçe kıvrıldı.
"Sana söylemiştim."
Nick tam cevap verecekken yönetmen alkışladı.
"Harika!"
"İkiniz de buradaysanız başlayabiliriz."
Bugünkü çekim...
Dünkünden biraz daha farklı olacaktı.
☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆Çekim sonunda ekip yavaş yavaş toparlanmaya başlamıştı.
Çantamı omzuma geçirip spor salonundan çıktım.
Koridor neredeyse boştu.
Tam okulun çıkış kapısına yaklaşmıştım ki önüm kesildi.
Mattheo.
"Laura."
Derin bir nefes verdim.
"Yine mi?"
"Sadece iki dakika."
"Hayır."
Yanından geçmeye çalıştım.
Bu kez kolumdan tuttu.
"Laura, beni dinle."
Kolumu sertçe çektim.
"Bırak.
"Benimle konuşacaksın."
"Mattheo, bırak!"
Kolumu çekmeye çalıştım ama başarılı olamadım.
Tam o anda arkamdan sert bir ses duyuldu.
"Elini çek."
Nick.
Yüzündeki ifade buz gibiydi.
Mattheo alaycı bir şekilde güldü.
"Yine mi sen?"
"Sana bir daha yapmamanı söylemiştim."
"Ne yapacaksın?"
Mattheo elini çekmek yerine Laura'nın bileğini biraz daha sıktı.
Bir sonraki saniye...
Pat!
Nick'in yumruğu Mattheo'nun yüzüne isabet etti.
Mattheo geriye sendeleyip yere düştü.
Ayağa kalkmaya çalışırken Nick yakasına yapışıp onu tekrar geri itti.
"Seni uyarmıştım."
Mattheo karşılık vermeye çalışınca Nick ikinci kez yumruk attı.
"Bir kız sana 'istemiyorum' dediyse..."
Bir yumruk daha.
"...ısrar etmeyeceksin."
Mattheo tamamen sersemlemişti.
Tam Nick yeniden üzerine yürürken araya girdim.
"Nick!"
Nick beni duymadı.
Öfkeden nefes alışı bile değişmişti.
Bu kez kolundan tuttum.
"Yeter!"
Nick'in bakışları bana döndü.
Birkaç saniye olduğu yerde dondu.
Sonra Mattheo'yu bıraktı.
Tam o sırada koridorun diğer ucundan öğretmenlerin sesi yükseldi.
"Orada ne oluyor?"
Nick derin bir nefes aldı, yumruklarını yavaşça açtı ve bileğime baktı.
Kızaran izi görünce çenesini sıktı.
Sadece tek cümle söyledi:
"Bir daha ona dokunursan, sonuçları daha ağır olur."
Sonra bana döndü.
"İyi misin?"
Mattheo yerde yüzünü tutuyordu.
"İyiyim."
Dudağının kenarından ince bir kan çizgisi akmıştı.
Koridordaki öğrenciler donup kalmıştı.
Kimse konuşmuyordu.
Tam o sırada beden eğitimi öğretmeni koşarak geldi.
"Ne oluyor burada?"
Öğretmen Mattheo'ya, sonra Nick'e baktı.
"İkiniz de benimle geliyorsunuz!"
Nick'in bakışları hâlâ Mattheo'nun üzerindeydi.
Öğretmen bir kez daha sertçe seslendi.
"Nick!"
Nick derin bir nefes aldı.
Öfkesini bastırmaya çalışıyordu.
Tam yürümeye başlayacakken bana döndü.
"Bileğin..."
Refleksle bileğime baktım.
Mattheo'nun sıktığı yerde kızarıklık oluşmuştu.
"İyi misin?"
Başımı hafifçe salladım.
"İyiyim."
Nick birkaç saniye daha bana baktı.
Sanki gerçekten emin olmak istiyordu.
Sonra hiçbir şey söylemeden öğretmenin peşinden yürüdü.
Mattheo da homurdanarak ayağa kalktı.
Bana son kez öfkeyle baktı.
Ardından o da müdürün odasına doğru gitti.
Koridor yeniden hareketlenmeye başladı.
Melinda koşarak yanıma geldi.
"Laura!"
İki eliyle omuzlarımı tuttu.
"İyi misin?"
"Evet."
"Nick resmen çıldırdı."
Cevap vermedim.
Az önce olanlar gözümün önünden gitmiyordu.
Onu daha önce hiç böyle görmemiştim.
Öfkeliydi...
Ama öfkesinin sebebi kendisi değildi.
Benim "istemiyorum" dememe rağmen bana zorla dokunulmasıydı.
İçimde tuhaf bir his oluştu.
Ne olduğunu ben de bilmiyordum.
Tam o sırada okulun hoparlöründen bir anons yapıldı.
"Nick Kamron ve Mattheo Yılmaz'ın velileri okul yönetimine davet edilmiştir."
Koridordaki fısıltılar daha da arttı.
Herkes aynı şeyi konuşuyordu.
"Nick ilk kez kavga etmiş."
Ben ise müdür odasının kapısına istemsizce baktım.
Acaba içeride neler oluyordu?
Müdür odasının kapısı açıldı.
Önce Mattheo çıktı.
Başını bile kaldırmadan hızla koridorun sonuna doğru yürüdü.
Ardından Nick çıktı.
Kapıyı sessizce kapattı.
Yüzünde her zamanki sakin ifade vardı.
Sanki az önce kavga eden kişi o değilmiş gibi.
Tam yürümeye başlayacaktı ki...
Gözüm sağ eline takıldı.
Parmak eklemleri sıyrılmıştı.İnce ince kanıyordu.
Hiç düşünmeden seslendim.
"Nick."
Durdu.
Arkasını dönüp bana baktı.
"Ne oldu?"
Birkaç adım yanına yaklaştım"Elin..."
İlk kez o da eline baktı.
"Sadece ufak bir sıyrık."
"Sadece mı?"
Omuz silkti.
"Geçer."
Başımı iki yana salladım.
"Bekle."
Çantamın ön gözünü açtım.
İçinden küçük ilk yardım çantasını çıkardım.
Nick şaşkınlıkla bana baktı.
"Bunu gerçekten çantanda mı taşıyorsun?"
"Dizliklerim kadar gerekli."
İstemeden gülümsedi.
Pamuk ve antiseptiği çıkardım.
"Elini uzat."
"Buna gerek yok."
"Nick."
Sesim bu kez daha kararlıydı."Elini uzat."
Birkaç saniye bana baktı.
Sonra hiçbir şey söylemeden elini uzattı.
Parmaklarını avucumun içine aldım.
Eli sıcacıktı.
Kanayan yere pamuğu hafifçe bastırdım.
Nick'in kaşları istemsizce çatıldı.
"Acıdı mı?"
"Biraz."
"İyi."
Kaşını kaldırdı.
"İyi mi?"
"Gereksiz yere kahramanlık yaparsan biraz acıyacak tabii."Nick hafifçe güldü.
"Demek teşekkür yerine azar işiteceğim."
Yarayı dikkatlice temizledim.
Sonra küçük bir yara bandı çıkarıp elinin üzerine yapıştırdım.
Bir kez daha kontrol ettim.
"Tamam."
"Artık enfeksiyon kapmaz."
Nick eline baktı.
Üzerindeki küçük yara bandını görünce gülümsedi.
"Basketbol takımındaki çocuklar bunu görürse benimle aylarca dalga geçer."
"Etsinler."
"Niye?"
"Çünkü bu yara bandı..."
Çantamı kapatırken ona baktım.
"...yumruk atmaktan değil, birini korumaktan kaldı."
Nick birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra gözlerini benden ayırmadan hafifçe gülümsedi.
"Sanırım ilk kez bana gönüllü olarak yardım ettin."
Dudaklarımın kenarı istemsizce kıvrıldı.
"Bunu alışkanlık hâline getirme."
Nick başını salladı.
"Merak etme."
"Her gün kavga etmeyi planlamıyorum."
İkisi de istemeden güldü.
☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆
Bölüm sonumuzz. Evett yakınlaşıyorlar yavaş yavaş. Ay çok tatlılar gururlandım🥲.
Görüşmek üzere🪽
Tiktok hesabım: lavinnwq2
