23. bölüm · Son Sayıya Kadar

Aşkın En Koyu Tonu

lavinya ultan

Nick'in Ağzından
Hastaneden çıktığımızda hava iyice kararmıştı.

Laura'nın elinde küçük bir bandaj vardı.

Doktor ciddi bir şey olmadığını söylemişti. Dikiş gerekmemişti ama eli bir süre dikkatli kullanması gerekiyordu.

Yine de ben hâlâ gereğinden fazla endişeliydim.

"Elin nasıl?"

Laura bana baktı.

"Nick."

"Ne?"

"Beş dakikada bir soruyorsun."

"Çünkü beş dakikada bir kontrol ediyorum."

"Elim yerinde."

"Şimdilik."

Laura durdu.

"Şimdilik mi?"

Gülmemek için kendimi tuttum.

"Şaka yaptım."

"Hiç komik değildi."

"Ben komik olduğunu düşündüm."

Laura gözlerini devirdi ve yürümeye devam etti.

Ben de yanında yürüdüm.

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra Laura aniden:

"Bu arada."

"Hm?"

"Bugün beni hastaneye götürdüğün için teşekkür ederim."

"Rica ederim."

"Ve..."

Bana baktı.

"Az önce gerçekten çok korktun, değil mi?"

Adımlarım yavaşladı.

"Hayır."

Laura kaşlarını kaldırdı.

"Nick."

"Tamam."

Bir an sustum.

"Biraz."

"Biraz mı?"

"Laura, mutfakta yerde camların arasında oturuyordun."

"Çünkü bardak düştü."

"Evet, fark ettim."

"Elimi kestim sadece."

"İşte."

"İşte ne?"

"Senin 'sadece' dediğin şeyler benim için biraz fazla."

Laura'nın yüzündeki ifade değişti.

Bir an bana baktı.

Sonra hafifçe gülümsedi.

"Ben iyiyim."

"Biliyorum."

"Gerçekten."

"Biliyorum."

Bu kez elini tutmak için uzandım ama bandajlı elini görünce durdum.

Laura bunu fark etti.

Bir saniye sonra sağlam elini kendisi uzattı.

Elimi tuttu.

Birlikte yürümeye devam ettik.

"Bak," dedi.

"Hm?"

"Bu elim sağlam."

Elimize baktım.

"Fark ettim."

"İstersen bunu da hastaneye götür."

Gülmeye başladım.

"Çok komiksin."

"Biliyorum."

Başımı iki yana salladım.

Ama elini bırakmadım.

Hastaneden dönerken aklımdan tek bir şey geçiyordu.

Laura'nın elinin iyileşmesi için birkaç gün voleybola ara vermesi gerekecekti.

Ve bunu ona söylemek zorunda kalacaktım.

Çünkü Laura'nın spora ne kadar bağlı olduğunu biliyordum.

O yüzden...

Asıl zor kısmın hastaneden çıkmak değil, Laura'ya bir süre voleybol oynayamayacağını söylemek olduğunu fark ettim.

Laura'nın elini tutarak eve doğru yürümeye devam ettik.

Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.

Sonunda dayanamadım.

"Bu arada..."

Laura bana baktı.

"Hm?"

"Doktorun söylediklerini hatırlıyorsun, değil mi?"

Laura'nın yüzündeki ifade anında değişti.

"Nick."

"Ne?"

"Hayır."

"Daha bir şey söylemedim."

"Söyleyeceğini biliyorum."

"Laura."

"Hayır."

"Bir süre voleybol yok."

Laura bir anda durdu.

"Niye?"

"Doktor öyle söyledi."

"Ben oynayabilirim."

"Elin iyileşene kadar oynayamazsın."

"Nick, ben voleybol oynuyorum."

"Biliyorum."

"Antrenmanım var."

"Biliyorum."

"Önemli bir antrenman."

"Laura."

"Nick."

Birbirimize baktık.

İkimiz de susunca, Laura'nın yüzündeki o inatçı ifade daha da belirginleşti.

"Ben oynayacağım."

"Hayır."

"Sen bana karışamazsın."

"Karışmıyorum."

"Karışıyorsun."

"Laura, elini daha bugün kestin."

"Ve hastaneden çıktık."

"Evet."

"Demek ki sorun yok."

"Bu mantıkla mı gidiyorsun?"

"Evet."

Başımı iki yana salladım.

"İnanılmazsın."

"Teşekkür ederim."

"İltifat değildi."

"Ben öyle kabul ettim."

Gülmemek için kendimi zor tuttum.

Ama sonra bandajlı eline baktım.

"Bak, sana voleybol oynama demiyorum."

Laura hemen:

"Az önce dedin."

"Bir süre."

"Ne kadar?"

"Elin tamamen iyileşene kadar."

"Ne kadar sürer?"

"Bilmiyorum."

Laura iç çekti.

"Harika."

"Laura."

"Ne?"

"Bir antrenmanı kaçırmak dünyanın sonu değil."

"Sen basketbol antrenmanını kaçırmak zorunda kalsan ne yapardın?"

Cevap vermeden önce durdum.

"Tamam."

Laura kaşlarını kaldırdı.

"Tamam ne?"

"Haklısın."

Laura'nın yüzünde küçük bir zafer gülümsemesi belirdi.

"İşte."

"Ama yine de oynayamazsın."

Gülümsemesi anında kayboldu.

"Nick!"

Kahkaha attım.

"Ne yapayım? Doktorun sözünü dinleyeceksin."

"Sen de çok sinir bozucusun."

"Bugün bunu ikinci kez söyledin."

"Çünkü ikinci kez hak ettin."

Eve yaklaşmıştık.

Laura birden durdu.

"Nick."

"Hm?"

"Yarın antrenmana gelmeyecek miyim?"

"Hayır."

"Sen kendininkine gideceksin."

"Evet."

"Ben de geleceğim."

"Laura."

"İzlemeye."

Bir an düşündüm.

"İzlemek serbest."

Laura gülümsedi.

"Tamam."

"Topa dokunmak yok."

"Tamam."

"Koşmak yok."

"Tamam."

"Ve—"

"Nick."

"Ne?"

"Sus."

Gülerek başımı salladım.

Sonra elimi tekrar tuttu.

Bu kez ben bir şey söylemedim.

Çünkü Laura'nın antrenmana katılamayacak olması canını sıkmış olsa da, yarın benim antrenmanımı izlemeye gelecek olması...

Nedense benim canımı hiç sıkmıyordu.
Ertesi Gün-Laura'nın Ağzından

Antrenmandan çıktıktan sonra Nick'le birlikte okulun önünden yürüyorduk.

Nick bir şeyler anlatıyordu ama ben tam olarak ne söylediğini dinlemiyordum.

Çünkü karşımızdan gelen kızı fark etmiştim.

Kızın gözleri doğrudan Nick'in üzerindeydi.

Nick de onu görür görmez sustu.

Adımları yavaşladı.

Ben kaşlarımı çattım.

"Ne oldu?"

Nick cevap vermedi.

Kız yanımıza geldi.

Birkaç saniye boyunca Nick'e baktı.

"Nick?"

Nick'in yüzündeki şaşkınlık dikkatimi çekti.

"Emma?"

Kız gülümsedi.

"Gerçekten sensin."

"Sen burada ne yapıyorsun?"

"Şehre geri döndüm."

Sonra bakışları bana kaydı.

Beni baştan aşağı süzdü.

İçimde hoş olmayan bir his oluştu.

Nick bunu fark etmiş olacak ki hemen:

"Emma, bu Laura."

dedi.

Emma'nın kaşları hafifçe kalktı.

"Laura?"

"Evet."

Nick'in sesinde belli belirsiz bir uyarı vardı.

Ama Emma'nın yüzündeki küçümseyici ifadeyi görmemek mümkün değildi.

Bana birkaç saniye daha baktı.

Sonra Nick'e döndü.

"Benden sonra bu kız mı gerçekten?"

Olduğum yerde kaldım.

Ne?

Nick'in yüzü bir anda değişti.

"Emma."

Bu kez sesi çok daha sertti.

Emma ise sanki hiçbir şey söylememiş gibi omuz silkti.

"Ne var?"

Ben Nick'e baktım.

Sonra Emma'ya.

Artık burada bir saniye bile daha fazla durmak istemiyordum.

"Ben gidiyorum."

"Laura, bekle."

Nick'in sesini duydum ama durmadım.

Arkamdan geldiğini hissediyordum.

"Laura."

Tam o sırada Emma'nın sesi tekrar duyuldu.

"Nick."

Ayak sesleri kesildi.

Ben de istemeden dönüp baktım.

Emma, Nick'in kolunu tutmuştu.

"Konuşmamız lazım."

Nick hemen kolunu çekti.

"Şimdi değil."

"Nick, bu önemli."

"Sonra konuşuruz."

"Hayır."

Emma'nın bakışları tekrar bana kaydı.

Sonra Nick'e döndü.

"Önce beni dinle."

Nick'in bakışları hâlâ bendeydi.

Ben ise artık hiçbir şey duymak istemiyordum.

"Git."

Nick'in kaşları çatıldı.

"Laura—"

"Git dedim."

Arkamı döndüm.

Bu kez Nick'in peşimden gelmesini beklemedim.

Hızlıca uzaklaştım.

---

Ertesi sabah okula geldiğimde koridor her zamankinden daha kalabalıktı.

İnsanlar telefonlarına bakıyor, birbirlerine bir şeyler gösteriyordu.

Ben de merak edip telefonumu çıkardım.

Okulun sitesine girdiğimde karşıma çıkan ilk şey...

Bir fotoğraftı.

Ekrana baktım.

Kalbim bir an duracak gibi oldu.

Fotoğrafta Nick vardı.

Ve Emma.

Sarmaş dolaş.

Nick'in yüzündeki ifadeyi tanıyordum.

Ve Emma'nın ona ne kadar yakın olduğunu da.

Fotoğrafın altında ise tek bir cümle vardı:

> "Bazı şeyler sandığınız kadar geçmişte kalmamıştır."

Telefonu elimde sımsıkı tuttum.

Bunu kim paylaşmıştı?

Neden şimdi?

Tam o sırada yanımdan geçen iki kızın konuşmasını duydum.

"Bu fotoğrafı paylaşan kişi Nick'e daha önce yanaşan kız değil mi?"

"Galiba."

"Vay be..."

Başımı kaldırdım.

Koridorun diğer ucunda Nick'i gördüm.

O da beni görmüştü.

Bakışlarımız kesişti.

Nick'in yüzündeki ifade değişti.

Telefonumu kaldırıp ona gösterdim.

Nick'in gözleri fotoğrafa kaydı.

Sonra tekrar bana baktı.

"Laura..."

Başımı iki yana salladım.

"Hiçbir şey söyleme."

"Bu fotoğraf—"

Nick devam etti.

"Yeni değil."

"Laura, dinle."

"Nick."

Sesim bu kez daha sakindi.

Belki de bu yüzden daha kötüydü.

"Ben sadece bir şeyi merak ediyorum."

Nick bana baktı.

"Sen bana dün neden hiçbir şey söylemedin?"

Nick cevap veremedi.

Ben de onun gözlerinin içine baktım.

"Çünkü bu fotoğrafı bugün ilk kez görüyorum."

Telefonumu cebime koydum.

"Ve sanırım senin geçmişini senden önce başkalarından öğrenmek zorunda kalıyorum."

Arkamı dönüp yürümeye başladım.

Nick arkamdan seslendi.

"Laura, bekle."

Bu kez durmadım.

Çünkü şu an öfkeli olmaktan çok...

Kırılmıştım.

Nick'in Ağzından
Laura'nın arkasından bakakaldım.

Ne söyleyeceğimi bilmiyordum.

Çünkü fotoğrafı ben de yeni görmüştüm.

Ve o fotoğrafın neden şimdi, tam da Emma'nın geri döndüğü gün ortaya çıktığını anlamıyordum.

"Nick."

Başımı çevirdim.

Alex yanımda duruyordu.

"İyi misin?"

"Harikayım."

Alex kaşını kaldırdı.

"Yalan söylüyorsun."

"Cidden, Alex. Şimdi değil."

Laura çoktan uzaklaşmıştı.

Ve ben onun peşinden gitmek istiyordum.

Ama ne diyecektim?

"O fotoğraf eski."

Bunu bile söyleyemezdim.

Çünkü fotoğrafın ne zaman çekildiğini bilmiyordum.

Tek bildiğim, Laura'nın bana bakışından hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığıydı.

---

Sınıfa girdiğimde Laura çoktan yerine oturmuştu.

Bizim yan yana oturduğumuz sıraya.

Çantamı bıraktım.

Laura'ya baktım.

"Laura."

Cevap yok.

Çantasından defterini çıkardı.

"Laura."

Bu kez başını bile kaldırmadı.

"Ne?"

Ses tonu buz gibiydi.

Sandalyeme oturdum.

"Konuşabilir miyiz?"

"Hayır."

"Beş dakika."

"Hayır."

"İki dakika?"

Laura nihayet bana döndü.

"Nick, istemiyorum."

Sonra tekrar önüne döndü.

O an gerçekten ne yapacağımı bilemedim.

Normalde bir şey olduğunda Laura'yla konuşmanın bir yolunu bulurdum.

Bir şekilde onu güldürürdüm.

Ama şimdi...

Bana bakmıyordu bile.

Ders başladı.

Öğretmen tahtaya bir şeyler yazarken ben sürekli yanımdaki Laura'ya bakıyordum.

O ise sanki sınıfta ben yokmuşum gibi davranıyordu.

Defterine bir şeyler yazdı.

Kalemini değiştirdi.

Pencereden dışarı baktı.

Ama bana bir kez bile dönmedi.

Sonunda dayanamadım.

Defterimin kenarına küçük bir not yazdım.

"Benimle konuşmayacak mısın?"

Kâğıdı yavaşça onun tarafına ittirdim.

Laura kâğıda baktı.

Sonra bana.

Yüzündeki ifade o kadar soğuktu ki...

Bir an gerçekten içim acıdı.

Kâğıdı aldı.

Bir şey yazdı.

Geri itti.

Açtım.

"Hayır."

Sadece tek kelime.

Laura'nın yüzüne baktım.

"Laura..."

"Şş."

Parmağını dudaklarına götürmedi bile.

Sadece öğretmeni işaret etti.

Ders dinle.

Bakışından bunu anlamıştım.

İçimden derin bir nefes aldım.

Tamam.

Ders dinleyecektim.

Ama yanımda oturan kızın bana yabancı biriymişim gibi davranmasını izlemek...

Sandığımdan çok daha zordu.

Birkaç dakika sonra Laura'nın telefonu titredi.

Ekrana baktı.

Bir bildirim daha gelmişti.

Muhtemelen o fotoğrafla ilgiliydi.

Laura'nın yüzü tekrar düştü.

Telefonu hemen kapattı.

Ben istemsizce sordum:

"Yine mi?"

Laura bana döndü.

"Senin yüzünden."

Bu kez gerçekten sustum.

Laura'nın gözleri dolu değildi.

Ağlamıyordu.

Sadece çok kırılmış görünüyordu.

Ve o an anladım.

Laura fotoğrafın eski olduğunu bilmiyordu.

O, o fotoğrafı benim Emma'yla yakın zamanda çekilmiş bir fotoğrafım sanıyordu.

Ve ben...

Onu ikna etmek için ne söyleyeceğimi bilmiyordum.

Çünkü fotoğrafı kimin, neden paylaştığını bile bilmiyordum.

Ama bir şeyi biliyordum.

Laura'nın bana böyle bakmasını istemiyordum.

Dersin bitmesine daha yirmi dakika vardı.

Benim içinse...

Sanki yirmi saat vardı.

Zil çaldığında Laura benden önce ayağa kalktı.

Defterini çantasına koydu.

Ben de hemen arkasından kalktım.

"Laura."

Duymamış gibi yaptı.

"Laura, bekle."

Çantasını omzuna taktı.

"Biraz konuşabilir miyiz?"

"Konuşacak bir şeyimiz yok."

"Var."

"Nick."

Bu kez durdu.

Bana döndü.

"Gerçekten şu an seninle bunu konuşmak istemiyorum."

"Ben de böyle kalmasını istemiyorum."

"Nasıl kalmasını?"

Cevap vermeden önce sustum.

Laura'nın yüzüne baktım.

"Aramızın böyle olmasını."

Laura'nın bakışları bir anlığına yumuşadı.

Ama hemen sonra tekrar uzaklaştı.

"Ben de istemiyorum."

İçimde küçük bir umut oluştu.

Sonra Laura devam etti.

"Ama bunun sorumlusu ben değilim."

"Laura, ben—"

"Nick."

Başını iki yana salladı.

"Şimdi değil."

Ve sınıftan çıktı.

Ben de birkaç saniye öylece kaldım.

Sonra arkasından gittim.

Koridorda onu gördüğümde hızlandım.

"Laura!"

Bu kez durdu.

"Ne?"

"Emma'yla aramızda sandığın şey—"

"Ben sana ne olduğunu sormuyorum."

Sözümü kesti.

"Zaten belli."

"Değil."

"Nick, fotoğrafı gördüm."

"Ben de gördüm."

Laura'nın kaşları çatıldı.

"Ne?"

"Fotoğrafı ben de bugün gördüm."

"Yani?"

"Yani... Benim haberim yoktu."

Laura birkaç saniye bana baktı.

Sonra acı bir şekilde gülümsedi.

"Harika."

"Laura."

"Gerçekten harika. Demek ikimiz de bugün öğrendik."

"Ben sana yalan söylemiyorum."

"Biliyorum."

Bu cevabı beklemiyordum.

"Ne?"

Laura gözlerini kaçırdı.

"Yalan söylediğini düşünmüyorum."

"Öyleyse—"

"Ama fotoğrafta ne olduğunu da bilmiyorum, Nick."

Sesi alçaldı.

"Ben ne düşüneceğimi bile bilmiyorum."

Bunu söyledikten sonra arkasını döndü.

Tam o sırada koridorun diğer ucundan bir kız geldi.

Nick'e daha önce de yanaşmaya çalışan kızdı.

Bizi görünce yavaşladı.

Bakışları Laura'ya kaydı.

Sonra telefonuna.

Ardından hafifçe gülümsedi.

"Fotoğrafı gördün mü?"

Laura durdu.

Kız devam etti.

"Okul sitesindeki."

Benim içime bir şüphe düştü.

Laura ona baktı.

"Evet."

Kız omuz silkti.

"Ben sadece şaşırdım."

"Ne konuda?"

Kız bana baktı.

"Nick'in hâlâ bazı şeyleri saklayabildiğini düşünmemiştim."

"Ne demek istiyorsun?"

Bu kez sesimi yükseltmiştim.

Kız gülümsemesini kaybetmeden:

"Hiçbir şey."

Sonra Laura'ya baktı.

"Gerçekten hiçbir şey."

Ve yürüyüp gitti.

Arkasından baktım.

Bir şeyler ters gidiyordu.

Laura ise çoktan uzaklaşmaya başlamıştı.

"Laura!"

Bu kez dönmedi.

Yanına yetişmek üzereydim ki Oliver koridorun diğer tarafından geldi.

Laura'yı görünce ona doğru yöneldi.

"Laura."

Laura durdu.

Oliver ona baktı.

"İyi misin?"

Laura kısa bir süre sustu.

Sonra başını salladı.

"İyiyim."

Oliver'ın bakışları bana kaydı.

Bir şey söylemedi.

Sadece Laura'ya döndü.

"İstersen birlikte çıkabiliriz."

Laura birkaç saniye tereddüt etti.

Sonra:

"Olur."

dedi.

İçimde bir şey gerildi.

"Laura."

Bana baktı.

Bu kez gözlerinde öfke yoktu.

Sadece kırgınlık vardı.

"Bugün yalnız kalmak istemiyorum."

Sonra Oliver'la birlikte yürüdü.

Ben olduğum yerde kaldım.

Normalde Oliver'ı görünce içimde yükselen o kıskançlık bu kez farklıydı.

Çünkü Laura bunu beni kıskandırmak için yapmıyordu.

Gerçekten canı yanıyordu.

Ve ben...

Onun yanında olmayı başaramamıştım.

---

O akşam eve geldiğimde ilk yaptığım şey telefonumu çıkarmak oldu.

Fotoğrafı tekrar açtım.

Emma'yla yan yana duruyorduk.

Fotoğrafın ne zaman çekildiğini bilmiyordum.

Ama bu kez daha dikkatli baktım.

Üzerimdeki formayı fark ettim.

5 numara.

O formayı yıllardır giymiyordum.

Sonra arka plandaki basketbol salonuna baktım.

Duvarın üzerindeki eski tabelayı gördüm.

Bir an durdum.

Bu salon artık kullanılmıyordu.

Fotoğraf...

Yeni değildi.

Kesinlikle değildi.

Ama bunu Laura'ya söylemeden önce emin olmak istiyordum.

Fotoğrafı paylaşan hesabı açtım.

Kullanıcı adı gizliydi.

Profil fotoğrafı yoktu.

Ama paylaşımlardan birinde bir şey dikkatimi çekti.

Bir okul etkinliğinden fotoğraf.

Fotoğrafın kenarında tanıdığım bir yüz vardı.

O kız.

Laura'yla bugün koridorda konuşan kız.

Ekrana biraz daha yaklaştım.

Sonra başka bir paylaşım gördüm.

Emma'yla aynı ortamda çekilmiş bir fotoğraf.

Kalbim hızlandı.

Telefonu elimden bırakmadım.

Demek ki bu tesadüf değildi.

Biri o fotoğrafı özellikle bulmuştu.

Ve özellikle bugün paylaşmıştı.

Tam o sırada telefonum titredi.

Bir mesaj.

Gönderen:

Emma.

Mesajı açtım.

Tek cümle vardı:

> "Nick, Laura'ya her şeyi anlatmanın zamanı geldi."

Ekrana bakakaldım.

Her şeyi mi?

Ben daha ne olduğunu anlamaya çalışırken ikinci mesaj geldi.

> "Ama önce benimle konuşmalısın."

Telefonu yavaşça indirdim.

Artık bunun sadece eski bir fotoğraf meselesi olmadığını anlamıştım.

Ve Emma'nın bahsettiği "her şeyin" ne olduğunu öğrenmeden Laura'nın karşısına çıkmamaya karar verdim.
☆★☆★☆★☆★☆★☆★☆★☆★☆★☆
Bölüm sonuu. BU ARADA FİLENİN SULTANLARI ŞAMPİYONN TEBRİKLER KIZLAR MİLLİ GURURUMUZSUNUZZ HELAL OLSUN🫶🏐.
Bölümü beğenmeyi ve hesabı takip etmeyi unutmayınn.
Kendinize çook iyi bakın🪽
Tt hesabım: lavinnwq2