SON SAYFA kitap kapağı

7. bölüm / 7

SON SAYFA

7. Bölüm: Üç Cümle

Vaveyla Yazarı: Merve ırgın

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 7. Bölüm: Üç Cümle

Hafıza çubuğu doldu. Defne çubuğu çıkarıp çantasının iç cebine koydu, bilgisayarı kapattı. İş defterini yerine bırakmadı, katlayıp müşteri formunun yanına soktu.
“Gidiyoruz,” dedi Sevgi. Sesi kısıktı. “Fazla kaldık.”
Defne ışığı kapatmadan önce odaya son kez baktı. Mikrofona, dün akşam kulağından çıkardığı kulaklığa. Her şey yerindeydi ama oda artık başka bir odaydı.
Giriş holünde posta kutuları duruyordu. Defne her gün önünden geçerdi, bakmazdı. Bu kez baktı. Kendi kutusunun kapağı aralıktı.
Postacı kapakları hiçbir zaman açık bırakmazdı.
İçinde ince bir zarf vardı. Pulsuzdu. Üzerine tek satır yazılmıştı: Defne Karaca — Ses Arşivi.
Defne yazıyı okumadan önce eğimini gördü. “g”lerin kuyruğunu, “k”lerin kancasını.
“Annemin yazısı,” dedi.
Sevgi bir şey demedi. Başıyla zarfı gösterdi.
Zarfın içinde bir fotoğraf vardı. Kenarları beyaz çerçeveli, köşeleri yıpranmış, ortadan hafifçe bükülmüştü. Altı yedi yaşında bir çocuk, kucağında kendisinden büyük bir teybi kulağına dayamış gülüyordu. Arkasında ahşap bir kapı, üstünde yarı silinmiş bir rakam: 23.
Balat’taki evlerinin numarası yirmi üçtü.
Çocuğun yanında bir kadın duruyordu. Fotoğrafta kadından yalnızca bir kol ve bir el kalmıştı. Yüzünün olduğu yer makasla kesilmişti.
Defne fotoğrafı çevirdi. Arkasında aynı el yazısıyla tek bir cümle vardı.
Bunu hatırlamana izin verme.
Merdivenin son basamağına oturdu. Dizlerinin ne zaman çözüldüğünü fark etmemişti.
“Neyi?” dedi alçak sesle. Kimseye sormuyordu.
Çocuğu tanımaya çalıştı. Kendi yüzüydü, kapı Balat’taki kapıydı, ama bir anı değildi. Fotoğraf ona bir yabancının hatırası gibi geliyordu. Kadının eline baktı. Annesinin elini hatırlamıyordu.
Bir ses geldi.
Fotoğraftan değil, kafasının içinden. Çok yakın, sakin bir kadın sesi: “Hadi, bir daha. Adın, bugünün tarihi, sonra?”
Ve bir çocuk sesi, kendi sesi, ciddi ve ağırbaşlı: “İyiyim.”
Defne dondu.
Yıllardır her mikrofon denemesinde aynı cümleleri söylerdi: Ben Defne. Bugünün tarihi. İyiyim. Hangi müşteri için çalışırsa çalışsın, kaydı başlatmadan önce. Neden böyle yaptığını hiç düşünmemişti. Hep böyle yapmıştı.
“Ben Defne,” dedi sesli olarak. “Altı Kasım iki bin yirmi altı. İyiyim.”
Sevgi duvara yaslandı.
“Bunu sana kim öğretti?”
“Kimse. Hep böyle yaptım.”
“Hep,” dedi Sevgi. Sesi yavaştı. “Kaç yaşından beri?”
Defne cevap veremedi. Aklına bir tarih gelmiyordu. Bu alışkanlığın hangi akşam, hangi odada başladığına dair hiçbir şey çıkmıyordu.
Sevgi eğilip fotoğrafı Defne’nin elinden aldı, kısa bir bakış attı, geri verdi. Elleri soğuktu.
“Bu gece Moda’ya dönemezsin,” dedi. “Otele de. Telefonun kapalı, otelde değilsin. Kemal Arda seni aramaya başlamıştır.”
“O zaman nereye?”
“Defterde bir kapı daha var,” dedi Sevgi. “Hâlâ açık.”
********************************************************************************************
Yeldeğirmeni’ne yürüyerek gittiler. Sokaklar dardı, duvarlarda iri yüzler boyanmıştı, kimse kimseye bakmıyordu. Defne bunun için şükretti.
Mühürdar Sokak 14, dört katlı eski bir apartmandı. Sevgi cebinden bir anahtar çıkarıp kapıyı açtı. Defne arkasından yürürken adımlarını saydı: üç kat, tahta basamaklar, soldaki kapı.
Kapının zil düğmesinin üstünde bir bant vardı. Bandın üstünde kurşun kalemle yazılmış iki harf: S.A.
Defne durdu. “Selim Aksoy.”
Sevgi cevap vermedi. Kapıyı açtı.
İçerisi derli toplu bir dairedi. Tek yatak, tek masa, tek sandalye. Tozsuzdu. Pencere kapalıydı ama hava bayat değildi.
“Biri bakıyor buraya,” dedi Defne.
“Ben,” dedi Sevgi. “Ayda bir gelip havalandırırım. Feriha Hanım öyle istemişti. Bir gün birinin bu kapıyı açacağını söylerdi.”
“Kaç ev var?”
“Defterdeki kadar.”
Defne masanın üstündeki küçük kaset çalara baktı. Eski bir modeldi. İçinde kaset yoktu.
“Bu gece burada kal,” dedi Sevgi. “Kapının önünde olacağım.”
“Sevgi.”
Sevgi eşikte durdu.
“Annemin yüzü neden kesilmiş?”
“Bilmiyorum.”
Kapı kapandı.
***************************************************************************************
Defne yatağın kenarına oturdu, ayakkabılarını çıkarmadan uzandı. Tavana baktı. Fotoğrafı göğsüne koydu, arka yüzü yukarıda.
İki gün.
Pazar. Defterde yazan tarih. Üç cümle. Bir kadının eli. Yüzü kesilmiş bir fotoğraf.
Yarım saat mi geçti, bir saat mi, bilmiyordu. Gözleri kapanmak üzereydi ki duvarın öbür yanından bir ses duydu.
Alçak, düzenli bir kadın sesi. Yatak odasının duvarı kadar ince bir duvarın ardından. Kendi kendine konuşuyordu.
Defne nefesini tuttu.
“Ben Zeynep. Altı Kasım iki bin yirmi altı. İyiyim.”
Sonra sessizlik. Tıkırtı yoktu, yalnızca ses kesildi. Kayıt bitmişti.
Defne kimin olduğunu bilmiyordu. Ama bir şeyi biliyordu.
Defterdeki isimler geçmişte kalmamıştı. Bazıları duvarın öbür yanındaydı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.