SON SAYFA kitap kapağı

3. bölüm / 7

SON SAYFA

3. Bölüm: Sağlık Sokak

Vaveyla Yazarı: Merve ırgın

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 3. Bölüm: Sağlık Sokak

Defne sabaha kadar uyumadı.

Otel odasının tavanı ince bir çatlakla ikiye bölünmüştü. Telefonu göğsünün üstünde tuttu, kulaklığı takıp aynı kaydı dinledi. İlk dinleyişinde sesi duymuştu. Şimdi sesin arkasını dinliyordu.

Kaydın son üç saniyesini yarı hızda döngüye aldı.

Nefes. Tıkırtı. Sessizlik.

Tıkırtı dijital bir kesinti değildi. Defne bu sesi binlerce kasetten tanırdı: eski bir teybin durdurma tuşunun sesi, pimin yuvasına oturuşu, kısa ve sert. Kaydı sonradan kimse kesmemişti. Biri, kayıt sürerken tuşa basmıştı.

Nefes de Ayten'in değildi. Ayten'in nefesi ince ve yüksekti, cümlelerin arasında titriyordu. Tıkırtıdan hemen önceki nefes daha alçak, daha ağırdı.

Odada başka biri vardı.

Defne doğrulup komodinin üstündeki otel bloknotunu çekti.

1. Annemin el yazısını taklit eden biri.

2. Defter kötü bir şaka.

3. Ayten Güler'in mesajı sonradan kurgulanmış.

Üçü de makuldü. Üçünü de iki kez okudu. Sonra dördüncü satıra başladı ve yarıda bıraktı.

4. O nefes kimin

Soru işaretini koymadı.

Telefonu titredi. Kemal Arda'dan bir mesaj: Otelden çıkmayın. Öğlene kadar sizi arayacağım.

Defne mesajı okudu. Cevap yazmadı.

*

Taksiye binmedi.

Sabah dokuzda Kadıköy iskelesinde vapur bekleyen kalabalığın içine karıştı. Deniz kurşun rengindeydi. Martılar, çocuğun attığı simit parçalarının etrafında çığlık çığlığa dönüyordu. Defne her sarı arabayı, her kasketli adamı saydı. Kimse kimsenin yüzüne bakmıyordu. Dün geceye kadar bunu huzur sayardı.

Eminönü'nde indi, Fatih'e doğru yokuşu yürüyerek çıktı.

Sağlık Sokak dardı. İki yanında boyaları dökülmüş apartmanlar yan yana dizilmişti. 21 numara bej renkli, cephesi nem lekeleriyle haritalanmış üç katlı bir binaydı. Zemin kattaki terzi dükkânının camı kâğıtla kaplanmıştı. Zil panelindeki eski isimler silinmiş, yerlerine solmuş bantlar yapıştırılmıştı. Beş numaranın bandı boştu.

Mermer basamaklar ortalarından çukurlaşmıştı. Merdiven naftalin ve kızarmış soğan kokuyordu.

Üçüncü katta iki kapı karşı karşıyaydı. Soldaki kapının zil düğmesine kuru bir yaprak sıkışmıştı. Sağdaki kapının dürbünü bir an karardı.

"Kim o?"

"Ayten Güler'i arıyordum."

Kapının ardında hiç ses çıkmadı. Sonra zincir takıldı, kilit döndü ve kapı iki parmak aralandı. Yetmiş yaşlarında, başında ince bir tülbent olan bir kadın dışarı baktı.

"Kaç yıl oldu be," dedi.

Adı Müzeyyen'di. Defne'yi içeri aldı, çay koydu, sormadan şeker attı.

"Siz Ayten'in neyisiniz?"

"Tanıdığım biri," dedi Defne. "Ya da tanıyıp tanımadığımı öğrenmeye çalışıyorum."

Müzeyyen Hanım bunu garipsemedi. Yaşlı insanlar, garip cevapları garip bulmazdı.

"Ayten üç yıl oturdu karşımda. Kimseyle konuşmazdı. Selamı alır, başını eğer, kapıyı kapatırdı. Ama geceleri..." Tereddüt etti. "Geceleri kendi kendine konuşurdu. Duvar ince."

Defne'nin parmakları fincanın etrafında dolaştı. "Ne söylediğini duydunuz mu?"

"Kayıt alır gibiydi. Önce adını söylerdi, sonra tarihi. Sonra hep aynı şeyi: İyiyim. Kimseye değil, kendine."

Defne fincanı tabağa bıraktı. Tabağın sesi fazla yüksek çıktı.

"Yanına gelen biri oldu mu?"

"Her cuma bir hanım gelirdi. Elinde hep kese kâğıdı, içinde simit ya da börek." Müzeyyen Hanım parmağıyla masaya vurdu: iki kısa, bir uzun. "Böyle çalardı kapıyı. Ayten, bu vuruşu duymadan kapıyı açmazdı."

"Adını biliyor musunuz?"

"Ayten ona Feriha Hanım derdi."

Defne ismi içinden bir kez söyledi. Çok yaygın bir isim değildi ama nadir de sayılmazdı. Bu şehirde yüzlerce Feriha vardı. Annesi on sekiz yıl önce bir yangında ölmüştü. İki Feriha'nın aynı kadın olması için, ölmüş bir kadının yaşamış olması gerekiyordu.

Makul açıklama bu kadar kolaydı.

"Ne zamana kadar geldi?"

"Ayten kaybolana kadar. O mart cumasına kadar."

"O geceyi hatırlıyor musunuz?"

Müzeyyen Hanım uzun süre cevap vermedi. Pencereye baktı, tülbentinin ucunu düzeltti.

"İki kişi geldi. Biri o hanım. Öbürü altmışlarında, kasketli bir adam. Kapıyı araladım, bakmayayım dedim, bakmadım. Ama ayak seslerini duydum. Ayten kendi ayaklarıyla indi merdivenleri. Zorla götürülen biri öyle inmez." Durdu. "Yalnız iki kere arkasına baktı."

"Sonra?"

"Ertesi gün biri geldi. Polis olduğunu söyledi."

"Ne sordu?"

"Hiçbir şey. Kimlik de göstermedi, ben de sormadım. Geniş omuzlu bir adamdı. Daireye girdi, odaları dolaştı, dolapları açıp kapadı. Çıkarken kapıya bir kâğıt yapıştırdı. Bir hafta sonra kâğıt yoktu. O adam da bir daha gelmedi."

Defne bu cümlenin üstünde bir an durdu. Geniş omuzlu bir adam. Bu şehirde yüz binlercesi vardı.

"Daire iki yıldır satılık," dedi Müzeyyen Hanım. "Anahtar bende. Emlakçı gelecek diye bırakıyorlar."

Beş numaranın kapısı boğuk bir sesle açıldı. Müzeyyen Hanım eşikte durdu. "Ben girmem."

Daire boştu. Parkeler dalgalanmış, duvarlarda eski tabloların açık renkli gölgeleri kalmıştı. Mutfak penceresinden bir ağaç dalı içeri giriyordu.

Defne her zaman yaptığı gibi odaya girince önce dinledi. Her oda kendi sessizliğini taşırdı. Bu dairenin sessizliği, birinin bırakıp gittiği bir cümleye benziyordu.

Salonu, mutfağı, banyoyu gezdi. Yatak odasında, duvara gömme bir dolabın önünde durdu.

Kapağı açtı.

Menteşeler inledi. Dolabın içi boştu. Ama kapağın iç yüzünde, göz hizasının biraz altında, bir çivi ucuyla kazınmış harfler vardı. Dikkatle bakmasa görmezdi.

Parmağını harflerin üzerinden geçirdi.

NEHİR YALÇIN — 14.03.2014

Cebinde telefonu titredi. Ekranda Kemal Arda yazıyordu. Açarsa nerede olduğunu söylemek zorunda kalacaktı. Annesinin adını duyunca Kemal'in kalemini bir an durdurduğunu hatırladı. Telefonu sessize aldı.

Ayten'in mesajındaki isim bu olabilirdi. Feriha Hanım'ın bana verdiği isim. Ya da bir başkasının adıydı. Ya da dolabı açacak biri için bırakılmış bir yemdi. Çentiklerin içi toz ve kirle dolmuştu, harfler yıllar önce kazınmıştı. Kim kazımış olursa olsun, birinin bu kapağı bir gün açacağını biliyordu.

Salondan bir ses geldi.

Kapı çalınıyordu.

Defne dondu. Önce Müzeyyen Hanım'ın nefesini duydu: kısa, yarım kalmış bir nefes. Sonra kapıdaki vuruşu.

İki kısa. Bir uzun.

Holde Müzeyyen Hanım'ın yüzü kül rengine dönmüştü. Dudakları kıpırdadı ama ses çıkmadı. Sonunda fısıldadı:

"On iki yıldır kimse böyle çalmadı."

Kapı bir kez daha çalındı.

İki kısa. Bir uzun.

"Açmayın," dedi Defne. Bu cümleyi neden söylediğini bilmiyordu.

Kapıya yaklaşmadı. Gözlerini kapattı ve kapının ardında bekleyeni dinledi.

Ahşabın gıcırtısı. Bir ayakkabı tabanı, ağırlığını bacaktan bacağa aktarıyordu. Kimse konuşmuyordu. Kimse zile basmıyordu.

Vuruşta bir ayrıntı vardı. İki kısa vuruşun arasındaki boşluk, Müzeyyen Hanım'ın masada gösterdiği boşluktan biraz uzundu. Bu vuruşu bir alışkanlık yapmıyordu. Biri onu ezberlemişti.

Sonra kapının ardından bir nefes geldi. Alçak, ağır, ahşabı delip geçen bir nefes.

Defne bu nefesi tanıdı.

Ayten'in kaydında, tıkırtıdan hemen önce duyduğu nefesti.

Makul açıklama hazırdı: Nefesler birbirine benzerdi. On iki yıl, bir ses için çok uzun bir süreydi. Defne bu kez ona sarılmadı.

DOSYA 01: AYTEN GÜLER (GÜNCEL)

Son bilinen adres: Fatih, Sağlık Sokak 21, daire 5

Durum: Tanığa göre kayıp değil. Kendi ayaklarıyla, bir kadın ve bir adamla ayrıldı.

Bulunan isim: Nehir Yalçın

Açık soru: Tıkırtıdan önceki nefes kimin?

*************************************************************************************

DOSYA 02: RAMAZAN KAYA

Son bilinen adres: Üsküdar, Doğancılar Caddesi 88

Tarih: 02.11.2011

Durum: Resmî kayıtlarda "iş kazası"

İlk soru: Bir iş kazası, neden bu defterin ilk sayfasında yer alır?

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Her gün yeni bir bölüm eklemeye çaba gösteriyorum.
Keyifli okumalar.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

17okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.