6. bölüm / 7
SON SAYFA6. Bölüm: Arşiv
Bölümler 7Şu an: 6. Bölüm: Arşiv
Dönüş yolunda Defne neredeyse hiç konuşmadı. Halil Kaya’nın sehpadaki ayakkabı kutusunu, kendi parmaklarının teyp kafalarını titremeden silişini düşünüyordu. Bir de nefesi. Üç kayıtta, üç ayrı yerde, aynı nefes.
“Stüdyoya gitmem lazım” dedi sonunda.
Sevgi yoldan gözünü ayırmadı. “Orası ilk bakılacak yer.”
“Biliyorum.”
“O zaman neden?”
“Ayten’in kaydı bana kendi dosya adıyla geldi.” Defne sesini düz tutmaya çalıştı. “Ayten_Güler.wav. Ad ile soyad arasında alt çizgi, Türkçe harfler olduğu gibi. Başka hiçbir arşivci böyle adlandırmaz. Bu benim düzenim.”
Sevgi bir şey demedi.
“Dün gece dikkatimi çekmedi. Şimdi çekiyor.”
Kadıköy’e vardıklarında hava kararmıştı. Defne Bahariye’nin arka sokaklarında yürürken her kapıya, her camın arkasına baktı. Stüdyo sokağın sonunda, eski bir apartmanın zemin katındaydı. Kapının önünde olağandışı bir şey yoktu. Bu onu rahatlatmadı.
Sevgi köşede durdu. “Burada beklerim. Yirmi dakika. Fazlası olursa içeri girerim.”
“Tamam.”
“Defne.” Sevgi’nin sesi alçaktı. “Bir ses duyarsan bağır.”
Defne başını sallayıp anahtarı çevirdi.
Stüdyonun içi akustik köpükle kaplıydı, dışarının sesi buraya girmezdi. Işığı açmadı. Masanın üstündeki monitörün loş ışığında yürüdü. Her şey dün akşam bıraktığı gibiydi: 1987 kasetlerinin kutusu, teyp, kulaklık. Hiçbir şey yerinden oynamamıştı. Bu yüzden korktu.
Müşteri formu masanın köşesinde duruyordu. Nurhan Akbulut. Telefon numarasında bir hane eksikti. Kimlik numarası satırı boştu. Defne her müşteriden kimlik numarası isterdi. Formun altında kendi el yazısıyla tek bir kelime vardı: Peşin.
Bunu yazdığını hatırlamıyordu.
Formu katlayıp cebine koydu. Bilgisayarı açtı, posta kutusuna girdi.
Ayten’in mesajı gelen kutusundaydı. Telefonda gönderen alanı boş görünüyordu. Burada başlık bilgisine indi.
Gönderen alanında stüdyonun kendi adresi yazıyordu. Defne’nin kendi adresi. Gönderim saati 23.58.
İlk düşüncesi makul olandı: Adres taklit edilmiş olabilirdi, başlığı sahteleştirmek zor bir iş değildi. Sonra aklına gelen şeyi yapıp arşiv diskinde arama kutusuna Ayten yazdı.
Tek sonuç çıktı.
ARŞİV_2 / 2019 / Ayten_Güler.wav
Boyutu, ekteki dosyayla birebir aynıydı. Oluşturan kullanıcı: defne.
Defne dosyaya çift tıklamadı. Üst klasöre döndü ve açtı. Otuz altı dosya vardı. Hepsi aynı düzenle adlandırılmıştı. Alfabetik sıraya dizilmişti. Defne isimleri teker teker okudu. Neslihan_Doğan. Ramazan_Kaya. Selim_Aksoy.
Defterde otuz yedi sayfa vardı. Otuz altı isim, bir de kendi adı.
Dosyaların hepsi 9 ve 10 Mart 2019'da oluşturulmuştu. Cumartesi ve pazar. İki günün içinde otuz altı kaset.
Defne iki elini yüzüne kapadı, sonra indirdi.
2019'un Mart ayında neler yaptığını hatırlamaya çalıştı. Kira, bir müşteri, kışın uzayan bir grip. Başka bir şey yoktu. İki gün, bir boşluk.
Stüdyonun iş defterini çekmecede buldu, o haftanın sayfasını açtı. Cumartesi ve pazar günlerinin yanına kendi el yazısıyla Kapalı yazılmıştı. Müşteri adı yoktu. Fatura yoktu. Ücret yoktu. Defne para almadan hiçbir kasete dokunmazdı.
Bir dosyayı rastgele seçip kulaklığı taktı.
“Ben Neslihan. On dokuz Eylül iki bin on altı. İyiyim.”
Genç bir kadının sesi, titreyen ama kararlı. Halil’in kutusundaki cümlenin aynısı. Aynı üç kısa cümle.
Kulaklığı çıkardı. Kapı zilinin sesinden irkildi.
“Yirmi dakika oldu,” dedi Sevgi, kapıda.
Defne ekranı ona çevirdi. Sevgi içeri girdi, kapıyı kapadı, ekrana yaklaştı. Dosya adlarını okudu. Dudakları sessizce kıpırdadı.
“Bu isimleri sen mi yazdın?”
“Evet.”
“Ne zaman?”
“Yedi yıl önce.”
Sevgi yanındaki sandalyeye oturdu. Yavaşça, yaşlı biri gibi.
“Bunu bilmiyordum,” dedi.
Bu kez cümlesini yavaş söylemişti. Defne ona inandı. Neden inandığını bilmiyordu.
Telefonunun kapalı olduğunu hatırladı. Çantasından ince bir hafıza çubuğu çıkardı, bilgisayara taktı, otuz altı dosyayı kopyalamaya başladı. Çubuk dolarken yüzde yirmiyi, kırkı, altmışı geçti.
Otuz altı kişi, yedi yıl önce bir hafta sonu, tek bir sese teslim edilmişti. O ses Defne’ninkiydi. Ve Defne bunların hiçbirini hatırlamıyordu.
Bölüm etkileşimi
