5. bölüm · Son şans

5

e c

Barış, benden böyle bir tepki beklemiyormuş gibi bir anlığına sendeledi. Gözlerindeki o alaycı, her şeyi bilen ifade yerini derin bir şaşkınlığa bıraktı. Göğsüm hızla inip kalkarken, sırtımı arkamdaki soğuk duvara yasladım. Eğer destek almasaydım, dizlerimin bağı çözülecek ve oracığa yığılacaktım."Elif..." dedi, ses tonu az önceki o mesafeli adamdan sıyrılıp yeniden endişeli bir hâl alarak. Bana doğru bir adım attı, ellerini sakinleştirmek ister gibi havaya kaldırdı.

"Tamam, sakin ol. Özür dilerim, öyle demek istemedim."

"Yaklaşma bana!" diye tısladım. Boğazım aldığım o derin ve düzensiz nefeslerden dolayı yanıyordu.

"Sadece git, duymak istemiyorum hiçbir şey."

Ama zihnim durmuyordu. Barış’ın o sert cümlesi, içimde aylardır uyuyan bir canavarı uyandırmıştı. Eski sevgilinin yanında eskiyi düşünmen... O koku, o zehirli huzur... Hafızamın karanlık dehlizlerinden sıyrılıp gelen o yüz, şimdi Barış’ın kelimeleriyle ete kemiğe bürünmüştü. Barış benden neyi saklıyordu? Ya da daha önemlisi, o adamla yolu nasıl kesişmişti?Barış durdu. Aramızdaki mesafeyi korudu ama gözlerini bir an bile yüzümden ayırmadı. Yüzündeki o suçluluk duygusu, şüphelerimin en büyük kanıtı gibiydi.

"Git dersen giderim,"dedi alçak bir sesle.

"Ama bu odadan çıksam bile, kafanın içindeki o sorulardan kaçamayacaksın. O adamın kim olduğunu biliyorum Elif. Ve onun, benim evimde ne aradığını öğrenmek istiyorsan... sakinleşmek zorundasın."

"Ya salak salak konuşma, Barış! Gider misin? Uyuyacağım, yorgunum."

Barış ellerini "sen bilirsin" der gibi teslimiyetle kaldırıp ayağa kalktı.

"Kalbini kırdığım için tekrardan üzgünüm. İyi geceler."

Ağzından çıkan kelimeleri duymazlıktan gelip kendimi geriye yasladım ve gözlerimi kapattım.Kapının yavaşça kapanma sesini duydum. Gittiğinde oda birden daha da sessiz, daha da boş hissettirdi.Zihnim o kadar yorgundu ki, az önce neye bu kadar büyük bir tepki verdiğimi, Barış’a neden bu kadar sert çıkıştığımı bile tam olarak toparlayamıyordum. Sadece içimde anlam veremediğim bir birikmişlik vardı ve o koku, bardağı taşıran son damla olmuştu. Derin bir nefes alıp yorganı üzerime çektim.Zaman geçtikçe oda soğudu, açık pencereden giren gece rüzgarı odadaki o yoğun parfüm kokusunu yavaş yavaş dağıttı. Koku azaldıkça, kalbimin üzerindeki o ani ağırlık da hafiflemeye başladı. Belki de gerçekten Barış'ın dediği gibi altı üstü bir kokuydu; benim zihnim geçmişin gölgelerini bugüne taşımak için yer arıyordu.Tavanı izleyerek geçen bir saatin ardından, göz kapaklarım nihayet ağırlaştı. Yarın uyandığımda Barış’ı arayıp düzgünce konuşmam, kırdığım potu toparlamam gerekecekti; ama şimdilik tek istediğim hiçbir şey düşünmeden uyumaktı.