3. bölüm · Son şans
3
Artık mesaim bitmişti. Koşar adımlarla depoya gidip üzerimi değiştirdim. Çantamı alıp diğer arkadaşlara selam vererek oradan uzaklaştım. Bir an önce evime gidip kahvemi yapmayı ve televizyonun karşısında tembellik yapmayı istiyordum. Eve gelir gelmez dışarının tüm yorgunluğunu üzerimden atmak ister gibi üstümdekileri hızla çıkardım. Beni en çok rahat ettiren ev kıyafetlerimi giyip hemen mutfağa geçtim. Rahatlamak için ilk adım olarak saçlarımı arkadan sıkı bir at kuyruğu yaptım. Günün yorgunluğunu unutturacak o sıcak kahvenin suyunu kaynatmaya başlarken, mutfağa yayılan o hafif ses bile içimi rahatlatmaya yetmişti. Şu an oluşan huzur, evde olmak ve kendimi güvende hissetmek harika bir şeydi. Sıcak suyu kahveyle karıştırınca ortaya çıkan o kokuyu aldıktan sonra gözlerimi kapatıp huzuru bir kez daha derinden yaşadım. Bardağımı alıp salona geçtim. Rahat koltuğuma oturup televizyonu açtım. Televizyonun sesini hafifçe kısıp kahvemden ilk yudumu aldım. Sıcaklık boğazımdan aşağı süzülürken, günün tüm koşturmacası, o kapıdaki huysuz kadının bağırışları, reyonlar arasında mekik dokumalarım yavaş yavaş silinmeye başladı. Evin o sessiz, korunaklı duvarları arasında her şey olması gerektiği gibiydi. Dingindi. Güvendeydim.Ama ne kadar kaçmaya çalışırsam çalışayım, o koku yine hafızamın bir köşesinden sızmayı başardı.O ağır ama büyüleyici parfüm…Gözlerimi televizyonun parıldayan ekranına dikmişken, adamın elbiseyi bana uzatışı ve doğrudan gözlerimin içine bakışı tekrar canlandı gözümün önünde. "Hediye paketi istiyorum," deyişindeki o sakin ses tonu kulaklarımda çınladı. Kim bilir o iddialı elbiseyi kime almıştı? Hayatında nasıl biri vardı?Kafamı hızla sallayıp kahve bardağına daha sıkı sarıldım. "Sana ne Elif?" diye fısıldadım kendi kendime. "Gördün, bitti. Sıradan bir müşteriydi işte."Tam o sırada, kucağımda duran telefonumun ekranı ani bir titreşimle aydınlandı. Ekranda bilinmeyen bir numaradan gelen bir mesaj bildirimi duruyordu. Kalbimin ritmi, sabah yolda hissettiğim o tuhaf huzursuzlukla yeniden hızlanmaya başladı. Uzanıp telefonu elime aldım.
Mesajı açtım. Numara rehberimde kayıtlı değildi ama yazılanlar yüzümde kocaman bir tebessüm oluşturdu:
"Kapının önüne senin için küçük bir paket bıraktım. Kahvenin yanına iyi gider diye düşündüm... Afiyet olsun!"
Telefonu koltuğa bırakıp meraklı adımlarla kapıya yöneldim. Aslında gelen mesajın az çok kimden olduğunu tahmin edebiliyordum. Heyecanla kapıyı açtığımda, tam karşımda tahmin ettiğim kişiyi görmemle yüzümde kocaman bir zafer gülüşü oluştu. "Biliyordum işte!" gülüşüydü bu.Onu karşımda kanlı canlı görmek o kadar güzeldi ki... Ama görüşmeyeli gerçekten çok uzun zaman olmuştu. Bunca zamandan sonra neden birdenbire, hem de hiç haber vermeden çıkıp gelmişti?
— Selam.
Elindeki kahvelerle doğrudan gözlerimin içine bakıyor ve her zamanki gibi içimi ısıtan o sıcacık gülüşünü bana sergiliyordu. Ben de aynı şekilde ona gülümseyip, "Selam," dedim. Şaşkınlıktan ne yapacağımı, ne söyleyeceğimi bilemiyor, sadece öylece gözlerine bakıyordum. Bendeki bu donup kalmış hali fark edince, elindeki kahve bardaklarını hafifçe havaya kaldırıp o muzip ses tonuyla konuşmaya çalıştı:
— İçeri almayacak mısın? Soğuyacaklar...
— Ay, doğru! Hemen içeri geç lütfen,dedim
şaşkınlığımı üzerimden atmaya çalışarak ve kapının önünden çekildim.O tanıdık adımlarla içeri süzülürken evin havası bir anda değişti, az önceki o yalnız huzur yerini neşeli bir enerjiye bıraktı. Kapıyı kapatıp hemen peşinden salona geçtim. Kahveleri masaya bırakırken montunu koltuğun kenarına astı ve sanki kırk yıldır burada yaşıyormuş gibi rahat bir tavırla bana döndü:
— Eee, şaşırttım galiba seni? Hiç beklemiyordun değil mi?
— Şaşırmak ne kelime, şok oldum! dedim gülerek. Koltuğa geçip oturduğunda ben de yanına yerleştim. Sıcak kahve kartonunu elime alırken gözlerim hala onun üzerindeydi. "Gerçekten çok uzun zaman oldu... Anlatsana, nereden çıktı bu sürpriz? Nasıl buldun beni?"
Kahvesinden bir yudum alıp gözlerini kıstı, o her zamanki muzip ve sır saklayan gülümsemesiyle yüzüme baktı.
— Uzun zamandır seni arıyordum zaten. Telefon numaranı değiştirmişsin, hesaplarını kapatmışsın. Ben de Ayşe’ye yazdım seni nerede bulabilirim diye. O da bana evinin adresini verdi.
Uzun zamandır beni aramış olması içimi kıpır kıpır etmiş, beni fena halde heyecanlandırmıştı. Tekrardan tam karşımda olması, gözlerinin içine bakmak beni bir anda yıllar öncesine, o eski günlere götürdü.Lisedeyken derslerden kaçıp kantinde buluştuğumuz o telaşlı anlar canlandı gözümde... Ve tabii ki o yaşlardaki herkesin yaptığını yapıp, biz de kendimizce geleceğe dair pembe evlilik hayalleri kurmuştuk. Ama hayat işte, hepsi o güzel günlerin içinde, birer hayal olarak kaldı.Kahvesinden bir yudum daha alıp derin bir nefes verdi. Bakışları salonda gezinirken ses tonu biraz daha ciddileşti:
— Kolay olmadı seni bulmak ama pes etmek istemedim Elif. Bunca zaman sonra... Hala bıraktığım gibi misin, bilmek istedim.
Elindeki sıcak kahve bardağına bakarken gülümsedim. İçimden "Bıraktığın gibi mi?" diye geçirdim. Büyümüştüm, çalışıyordum, hayatın koşturmacasına kapılmıştım ama onu karşımda görünce kantindeki o liseli kızdan hiçbir farkım kalmamıştı sanki.
— Değişmemişim mi sence? dedim gözlerimi gözlerine dikerek.
Gülüşü biraz daha derinleşti, kahvesini masaya bırakıp bana doğru eğildi.
— Bakışların artık daha yoğun... Gülüşün de daha istekli bakıyor bana, dedi fısıldar gibi.Biraz daha yaklaşıp burnunun ucunu boynuma değdirdi ve o sözler döküldü ağzından:
— Kokun hala aynı Elif...
Nefesinin o yakıcı sıcaklığını boynumda hissediyordum. İçimi yine o eski, tanıdık heyecan kaplamıştı ama bu sefer farklıydı; o an bu yakınlık beni içten içe rahatsız etmeye başlamıştı. Yıllar geçmişti, hayaller yarım kalmıştı ve hiçbir şey lise kantinindeki kadar masum değildi artık. Onun bu kadar rahat davranması, sınırları bu kadar çabuk aşması kalbimi sıkıştırdı.Geriye doğru hafifçe çekilerek aramıza mesafe koydum ve gözlerinin içine baktım.
— Çok şey değişti aslında. Sen sadece görmek istediklerini görüyorsun, dedim sesimin net çıkmasına gayret ederek.
Barış bu çıkışımla neye uğradığını şaşırmış gibi kendini hemen geri çekti ve koltuğun arkasına yaslandı. Sıkıntılı bir nefes verip kafasını geriye doğru atarak yutkundu. Kendini toparlamaya çalışırken, o an belirginleşen adem elması ve boynu gözüme çarptı; hala çok güzel görünüyordu. Sessizlik ikimizin arasını bir duvar gibi örerken, o hala tavanı seyrediyordu. Sonra bakışlarını yavaşça tavandan indirip yeniden bana çevirdi. Gözlerinde az önceki o emin, muzip tavırdan eser kalmamıştı; yerini hafif bir kırgınlığa ve şaşkınlığa bırakmıştı.
— Haklısın, dedi ses tonunu biraz düşürerek.
— Belki de sadece... her şeyin bıraktığım gibi kalmasını umut edecek kadar çok özledim eski günleri. Biliyorum, hiçbir şey eskisi gibi olamaz ama seni yeniden bulmuşken yabancı gibi davranmak istemedim. Çok mu ileri gittim?
Onun bu dürüst ve savunmasız hali, içimdeki o rahatsız edici savunma mekanizmasını biraz olsun yumuşattı. Haklıydı, aradan yıllar geçmişti ve ikimiz de bambaşka hayatlar yaşamıştık. Koltukta ona doğru biraz döndüm ve masanın üzerindeki kahve bardağımla oynamaya başladım.
— Yabancı değiliz Barış, hiçbir zaman da olamayız, dedim gözlerimi gözlerinden kaçırmadan.
— Ama lisedeki o iki çocuk da değiliz artık. Hayat bizi değiştirdi. Birden böyle karşıma çıkıp... o günlerdeki gibi davranınca ne yapacağımı bilemedim sadece.
Yüzünde buruk bir tebessüm belirdi. Oturduğu yerde dikleşip bana doğru biraz daha yaklaştı, ama bu sefer sınırlarıma saygı duyarak aramıza güvenli bir mesafe bıraktı.
— Haklısın Elif. Özür dilerim, dedi içtenlikle.
— O zaman her şeye yeniden başlayalım mı? lise kantinindeki gibi değil, bugünkü halimizle... Bana şu geçen yıllarda neler yaptığını anlatmak ister misin?
Tam o sırada, aklıma sabah iş yerinde yaşadığım o tuhaf an, o adam ve arkasında bıraktığı o büyüleyici koku geldi.
