1. bölüm · Son şans
1
Onu ilk gördüğümde hayatımın değişeceğini anlamamıştım.Aslında her şey o kadar sıradandı ki…Aynı sokak, aynı insanlar, aynı ben.Ama içimde açıklayamadığım bir şey vardı.Sanki olacakları önceden hissediyordum.Ya da belki… sadece korkuyordum.Çünkü ben birini sevmekten çok,onu kaybetmekten korkmayı iyi bilirdim.”
İçimde anlam veremediğim bir huzursuzluk vardı. Benden hiç gitmeyen bu his bugün daha yoğundu; işe gitmek istemediğim içindi belki de. Çok bir anlam yüklemek istemiyordum, bu hissi içimde hep yaşatıyordum zaten. Hazırlanmak için odama geçtim. Yeni yıkanmış kıyafetlerimi giyip çantamı aldım. Saate baktığımda gitme zamanım yaklaşmıştı. Ağzıma bir ekmek parçası atıp evden çıktım.Kulaklığımı takıp yola koyuldum. Müzik dinlerken hayal kurmayı seviyorum; hele bir de uzun yola çıktıysam, değme keyfime. Tabii olumsuz şeyler de düşünüyor muyum? Evet. Kafamdaki sesler susmuyor zaten. Mesela tüm bunları düşünürken işe ne ara geldim, anlamadım. İçeri adım atar atmaz dükkanın o tanıdık kokusu ve rutin havası yüzüme çarptı. Kulaklığımı çıkarıp çantama atarken, dışarıdaki o derin düşüncelerimi de kapının eşiğinde bırakmaya zorladım kendimi. Önümdeki uzun mesaiye, etiketlere, raflara ve gün boyu bitmek bilmeyen o koşturmacaya odaklanmalıydım."Günaydın," dedim, sesimdeki o isteksizliği gizlemeye çalışarak.Herkes kendi işindeydi, her sabahki gibi sıradan bir gündü işte. Ama içimdeki o huzursuz fısıltı bir türlü susmuyordu. Sanki bu sıradanlık, birazdan patlayacak bir fırtınanın öncesindeki o sessizlikten ibaretti. Kafamı sallayıp kendime gelmeye çalıştım. "Sadece işe gelmek istemiyordun Elif, abartma," diye geçirdim içimden.Tam iş kıyafetlerimi düzeltip ilk reyonun önüne geçmiştim ki, kapının üzerindeki o küçük zilin sesi dükkanın içinde yankılandı.Gayriihtiyari başımı o tarafa çevirdim. Ve o an, zamanın benim için saniyeliğine durduğunu hissettim. Kapıdan içeri giren kişiyle göz göze geldiğimizde, sabah yol boyunca kalbimi sıkıştıran o huzursuzluğun aslında neyin habercisi olduğunu çok iyi anladım.İşte oradaydı. Hayatımı tamamen değiştirecek, beni hem en çok sevdirecek hem de kaybetme korkusuyla kavuracak o insan, şimdi tam karşımda duruyordu.
Neden böyle hissettiğimi anlamamıştım. Bütün duyguları aynı anda yaşıyordum ve bu durum beni hep korkutmuştur. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım ve işime koyuldum. Dağılmış kıyafetleri düzelterken burnuma gelen parfüm kokusu başımı döndürmüştü. Hem ağır hem de hoş... Normalde kokulara karşı çok hassasım, kolay kolay sevmem. Ama bu koku çok farklıydı. Sevmesem bile uzaklaşmak istemediğim bir kokuydu. Aldırış etmemeye çalışarak diğer reyona geçtim. Gözümün ucuyla da kıyafet bakan beyefendiyi izliyordum. Kadın bölümündeydi ve oldukça iddialı kıyafetlere bakıyordu. Yüksek ihtimalle ya evliydi ya da sevgilisi vardı. Bu durumu düşünürken kalbim birden sıkıştı. Ne alaka?
Ne saçmalıyorum ben? İlk gördüğün adama sarkacak değilsin herhalde. Bir de aşk acısı çek, hiç yaşamamışım gibi... Kıyafetleri katlamaya çalışırken birden bir gürültü duydum. Elimdeki kıyafetleri bırakıp gürültünün geldiği yöne doğru ilerledim.
— Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz hanımefendi? Ürünü kullanıp "Geri iade etmek istiyorum," demek ne demek?— Bakın, bana uygun değil. Bir kere denedim ve olmadı, değiştirmek istedim. Diğer çalışanınız da beni sinir etti, ben de iade etmek istediğimi söyledim, bu kadar!
— Olmaz, biz bu ürünü alamayız. Kaç hafta sonra getirmişsiniz bu ürünü; etiket, fiş vesaire yok, üzgünüm.
— Öyle mi? Sizi şikayet edeceğim, hepinizi! Görürsünüz siz!
Bir kere de olay yaşamadan geçse ya günüm bu iş yerinde... Ama imkansız. İnsanlar o kadar katı ve huysuz ki asla çalışanlara huzur vermiyorlar.
