4. bölüm · Son şans

4

e c

Burnuma gelen o tanıdık parfüm kokusu durup dururken gelmemişti; Barış’tan geliyordu. Başta çok gergin olduğum için bana yakınlaştığında fark etmemiştim. Ama odağım tamamen Barış’tan kaydığı an, kokuyu anlık olarak hissetmiştim. Biraz daha derinden almak için ona yaklaşıp kokusunu içime çektim. Tamamen aynı kokuyordu, sanki karşımda o vardı. Kendimi geri çekip Barış’ın gözlerine baktım. O ise benden bir cevap almak ister gibi meraklı gözlerle bana bakıyordu.

"Neden öyle bakıyorsun?"

diye sordu Barış, sesindeki merak hissettiğim gerginliği daha da tırmandırırken. Ses tonu o kadar masum, o kadar Barış’tı ki... Ama burnuma çalınan bu koku... Bu koku tamamen ona aitti. Zihnimin en ücra köşesine itmeye çalıştığım, her şeyin başladığı ve bittiği o insana."Hiç," diyebildim sadece. Sesimin titremesine engel olmaya çalışarak bir adım geri çekildim.

"Sadece... parfümün. Çok tanıdık geldi."

Barış hafifçe gülümsedi, elini ensesine götürüp bocalayan bir tavırla saçlarını karıştırdı.

"Ah, o mu? Aslında benim değil. Sabah aceleyle çıkarken ev arkadaşımın parfümünü sıkmıştım. Beğenmedin mi yoksa?"

Dünya bir anlığına durdu sanki. Kulaklarımda uğuldayan ses, kalbimin ritmini altüst etti. Ev arkadaşı mı? Barış’ın, geçmişimi böylesine paramparça eden o insanla bir bağı olması imkansızdı. Ya da ben öyle umuyordum."Yok," dedim, boğazımdaki düğümü yutkunarak eritmeye çalışırken. "Güzel koku. Sadece... çok eski bir anıyı hatırlattı."Barış’ın gözlerindeki o meraklı ifade, yerini yavaşça derin bir şüpheye bıraktı. Bakışları yüzümde gezindi, sanki sakladığım her bir düşünceyi okumak istiyormuş gibi gözlerimin içine baktı. "Elif," dedi fısıldar gibi bir sesle, bana doğru bir adım atarken.

"Sen iyi misin? Rengin sarardı bir anda."

"İyiyim, iyiyim."

Aslında değildim. İçimde anlamlandıramadığım, ağırlığı altında ezildiğim bir his vardı. Çözmek, üzerine düşünmek istemiyordum; öylece kalsın, hatta benden gitsin, uzaklaşsın istiyordum. Herkes... Barış bile uzaklaşsın istiyordum benden.

"Sadece biraz başım döndü, temiz havaya ihtiyacım var galiba,"

diye mırıldandım, gözlerimi onun sorgulayan bakışlarından kaçırarak.Barış’ın bana doğru uzanan elini görmezden gelip yanından sıyrıldım ve kendimi hızla odanın çıkışına, koridorun serinliğine attım. Attığım her adımda o tanıdık koku ciğerlerimden sökülüp çıksın istiyordum ama aksine, tenime sinmiş gibi peşimden geliyordu. Koridorun sonundaki pencereyi açıp alnımı soğuk cama yasladım.Geçmiş, tam arkamda duran ve hiçbir şeyden haberi olmayan bu çocuğun kıyafetlerine gizlenip karşıma çıkmıştı işte. Tesadüf olamayacak kadar büyük, görmezden gelemeyeceğim kadar tehlikeli bir düğümün tam ortasındaydım.Arkadan gelen hafif ayak seslerini duyduğumda gözlerimi sıkıca kapattım. Barış peşimden gelmişti. Aramıza giren o birkaç adımlık mesafeyi koruyarak durdu. Sesindeki o her zamanki şefkat, bu kez içimi ısıtmak yerine beni daha da çok korkuttu."Elif," dedi, sesi koridorun sessizliğinde yankılanırken.

"Benden kaçabilirsin, sorun değil. Ama o kokuyu aldığın an gözlerinde gördüğüm şey her neyse... Ondan kaçamıyorsun. Kimin kokusu o?"

"Ben de bilmiyorum... Çok tanıdık geliyor senin kokun yoksa onun kokusu mu, ayırt edemiyorum. Sanki daha önceden o kokuyu bir yerlerde tatmış gibiyim. Bana hem huzur veriyor hem de zehir... Kalbim ağrıyor, Barış. İlk defa böyle bir şey hissediyorum, anlayamıyorum."

Barış, dudağının kenarıyla buruk, hatta biraz da alaycı bir şekilde gülümsedi.

"Eski sevgilinin yanında eskiyi düşünmen, hatta bayağı eskiyi düşünmen çok tuhaf,"

dedi, sesi birden buz kesmiş gibiydi.

"Özellikle de sadece bir koku yüzünden."

Söylediği kelimeler zihnimde yankılanırken dona kaldım. Bir an için nefes almayı bile unuttum. Eski sevgilinin yanında...Barış, "eski sevgili" derken onu biliyor muydu? Dudakları yukarı doğru kıvrılmıştı ama gözlerinde en ufak bir neşe kırıntısı bile yoktu. Aksine, beni tamamen köşeye sıkıştırmış bir avcı gibi bakıyordu.
"Sen..."

diyebildim, sesim bir fısıltıdan farksızdı.

"Sen neyden bahsediyorsun?"

Aramızdaki o birkaç adımlık mesafeyi ağır adımlarla kapattı. Tam karşımda durduğunda, o huzur ve zehir karışımı koku yeniden etrafımızı sardı. Eğilip yüzünü yüzüme yaklaştırdı, gözlerini gözlerime dikti.

"Diyorum ki Elif,"

dedi, sesi fısıltıya dönüşürken.

"Bu koku sadece bir tesadüf mü, yoksa unuttuğunu sandığın o geçmiş mi gerçekten buraya gelen?"

Kalbim sıkışmıştı; ellerim terlemiş, bacaklarım beni taşıyamayacak kadar dermansız kalmıştı. Son bir güçle Barış’ı kendimden uzağa ittim ve avazım çıktığı kadar bağırdım:

"Defol git Barış! Siktir git!"

Sesim ilk defa bu kadar kalın ve sert çıkmıştı. Kendimden böyle bir haykırış ben de beklemiyordum aslında; ama yüzüme vurduğu o gerçekler canımı çok, canımı çok yakmıştı.