7. bölüm / 7
SON DERS:VATANKARANLIKTAKİ IŞIK
Bölümler 7Şu an: KARANLIKTAKİ IŞIK
"En karanlık gecelerde insanı ayakta tutan şey, ışık değil umuttur."
Bahar'ın ağzından
Karanlık...
Bir anda her yeri kaplayan o zifiri karanlık, sadece okulun ışıklarını değil, çocukların cesaretini de söndürmüştü.
Koridorlardan yükselen korku dolu sesler okulun sessizliğini bozuyordu.
"Öğretmenim!"
"Anneee!"
"Ben korktum..."
Kucağımdaki Elif'in titrediğini hissedebiliyordum.
Saçlarını okşayarak fısıldadım.
"Buradayım güzel kızım... Hiçbir şey olmayacak."
Tam o sırada koridordan güçlü bir ses yükseldi.
"Kimse bulunduğu yerden ayrılmasın!"
Alperen...
Onun sesi okulun içinde yankılanırken panik yavaş yavaş yerini sessizliğe bıraktı.
Volkan ve Asena ellerindeki el fenerleriyle koridoru aydınlatıyor, Tomris müdür odasında telsiz bağlantısını kurmaya çalışıyor, Poyraz ise binanın girişini kontrol ediyordu.
Her biri ne yapacağını biliyordu.
Bu ilk defa yaşadıkları bir durum değildi.
Alperen sınıfın kapısında belirdi.
"Bahar."
Başımı kaldırıp ona baktım.
"Çocuklar nasıl?"
"Biraz korktular ama iyiler."
Başını salladı.
"Güzel."
Koridordan Volkan'ın sesi duyuldu.
"Komutanım!"
Alperen hemen dışarı çıktı.
"Nedir?"
"Jeneratör çalışmıyor."
Koridorda kısa bir sessizlik oldu.
"Yakıt var."
"Var ama sistem donmuş olabilir."
Alperen hiç düşünmeden karar verdi.
"Poyraz benimle gelsin. Volkan, Asena ve Tomris içeride kalıyor. Çocuklar hiçbir şekilde yalnız bırakılmayacak."
"Emredersiniz komutanım."
Onlar hızla bodrum kata inerken ben kapının önünde onları izliyordum.
İçimde garip bir huzursuzluk vardı.
Çünkü dışarıdaki fırtına duracak gibi görünmüyordu...
Sınıfın içi yalnızca el fenerlerinin solgun ışığıyla aydınlanıyordu.
Dışarıdan gelen rüzgârın uğultusu, okulun duvarlarına çarpıp geri dönüyor, bazen camlar hafifçe titriyordu.
Küçük Elif hâlâ koluma sıkıca sarılmıştı.
"Öğretmenim..."
"Efendim güzelim?"
"Elektrikler geri gelir mi?"
Saçlarını okşadım.
"Elbette gelir."
"Peki ya gelmezse?"
Gözlerinin içine baktım.
"O zaman biz de karanlığa alışırız."
Elif anlamamış gibi yüzüme baktı.
Gülümseyerek devam ettim.
"Bak, karanlık kötü bir şey değildir. Karanlık sadece ışığın biraz dinlenmek istemesidir."
Sınıftaki çocukların bazıları hafifçe gülümsedi.
Efe hemen atıldı.
"O zaman biz de ışık olalım öğretmenim."
Kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum.
"Olur. Hem de en güzelinden."
Tam o sırada kapı hafifçe çalındı.
Tık... Tık...
"Gelebilir miyim?"
Kapıyı açtığımda Alperen'i gördüm.
Elindeki el feneri yüzünü aydınlatıyordu.
"Rahatsız etmiyorumdur umarım."
"Hayır."
İçeri girip sınıfa göz gezdirdi.
Çocukların hepsi sakince oturuyordu.
"Cesur bir sınıfınız varmış."
Efe hemen ayağa kalktı.
"Ben hiç korkmuyorum."
Sınıftan hafif bir gülüş yükseldi.
Alperen de gülümsedi.
"Öyle mi?"
"Evet."
"O zaman arkadaşlarına da cesaret ver."
Efe gururla göğsünü kabarttı.
"Tamam."
Alperen tekrar bana döndü.
"Bir ihtiyacınız var mı?"
"Şimdilik her şey yolunda."
"Çocuklar üşüyor mu?"
"Hayır. Kaloriferler henüz sıcaklığını koruyor."
Başını salladı.
"İnşallah uzun süre böyle devam eder."
Ben de aynı şeyi düşünüyordum.
Koridordan Volkan'ın sesi duyuldu.
"Komutanım!"
Alperen kapıya yöneldi.
"Geliyorum."
Tam çıkacakken durdu.
"Bahar."
"Efendim?"
"Merak etme."
Kısa ama kendinden emin bir cümleydi.
"Sabah seni ve çocukları evinize göndermeden buradan ayrılmayacağız."
İçimde oluşan gerginlik biraz olsun hafifledi.
"Teşekkür ederim."
Alperen başını hafifçe eğerek koridora çıktı.
Kapı kapanınca çocuklar yine bana döndü.
"Öğretmenim..."
"Evet?"
"Alperen abi çok iyi biri."
Gülümsedim.
"Evet."
"Onu nereden tanıyorsun?"
"Komşuyuz."
"Mahallede mi?"
"Evet."
"Çok şanslısın."
"Niye?"
"Çünkü asker abi komşun."
Sınıfta yine küçük kahkahalar yükseldi.
Tam o sırada okulun alt katından metal bir ses duyuldu.
Ardından telsizden cızırtılar gelmeye başladı.
Ben ne olduğunu anlamaya çalışırken koridorda koşuşturan askerlerin ayak sesleri yankılandı.
İçime yeniden bir endişe çöktü.
"İnşallah önemli bir şey değildir..."
Ama birkaç dakika sonra öğrenecektik ki...
Sorun yalnızca kesilen elektrik değildi. Okulun jeneratörü de çalışmıyordu.
Koridordaki ayak sesleri giderek hızlandı.
Kapının önünden geçen askerler, ellerindeki el fenerleriyle birbirlerine sessizce işaret ediyor, herkes görevini büyük bir sakinlikle yerine getiriyordu.
Çocukların bunu fark etmesini istemiyordum.
Çünkü en ufak bir panik, bütün sınıfa yayılabilirdi.
"Çocuklar..." dedim gülümseyerek.
"Ne dersiniz? Bir oyun oynayalım mı?"
Bir anda bütün gözler bana çevrildi.
"Nasıl bir oyun öğretmenim?" diye sordu Efe.
"Herkes sırayla en sevdiği mevsimi söyleyecek. Sonra neden sevdiğini anlatacak."
Elif hemen elini kaldırdı.
"Ben başlayabilir miyim?"
"Tabii ki."
"Ben baharı seviyorum. Çünkü çiçekler açıyor."
"Çok güzel."
Ardından diğer çocuklar da konuşmaya başladı.
Kimi yazı seviyordu, kimi sonbaharı...
Efe'nin sırası geldiğinde bütün sınıf ona baktı.
"Ben kışı seviyorum."
"Neden?"
Çocuk heyecanla gülümsedi.
"Çünkü kar yağıyor."
Sınıfta küçük kahkahalar yükseldi.
"Bir daha söyler misin?" dedim gülerek.
"Kışı seviyorum ama bugün biraz fazla yağdı galiba."
Hepimiz gülmeye başladık.
O an, birkaç dakikalığına da olsa dışarıdaki fırtınayı unutmuştuk.
Kapı yeniden çalındı.
Bu kez içeri Volkan girdi.
"Bahar Hocam."
"Buyurun."
"Komutan sizinle kısa bir şey konuşmak istiyor."
Çocuklara döndüm.
"Ben hemen geleceğim. Kimse yerinden kalkmıyor."
"Heep tamam öğretmenim."
Koridora çıktığımda Alperen beni bekliyordu.
El fenerini yere doğru tutmuştu.
"Bir sorun mu var?"
"Şimdilik çocuklarla ilgili değil."
İçim biraz rahatladı.
"Jeneratör çalışmıyor."
"Tamir edilemeyecek kadar kötü mü?"
"Poyraz ve ben uğraşıyoruz ama donan parçalar var. Biraz zaman alacak."
Başımı salladım.
"Yapabileceğim bir şey var mı?"
Alperen birkaç saniye düşündü.
"Çocukların morali bozulmasın yeter."
"Bunun için elimden geleni yapıyorum."
"Biliyorum."
Yüzünde yorgun ama sakin bir ifade vardı.
Sabah gördüğüm Alperen ile şu an karşımda duran Alperen arasında tek bir fark vardı.
Omuzlarındaki sorumluluk daha da ağırlaşmıştı.
"Sen de saatlerdir ayaktasın." dedim.
"Dinlenmelisin."
Hafifçe gülümsedi.
"Önce çocuklar."
"Ondan sonra mı?"
"Ondan sonra biz."
Bu cümleyi öyle doğal söylemişti ki...
İçimde ona karşı duyduğum saygı biraz daha arttı.
Tam o sırada Tomris hızla yanımıza geldi.
"Komutanım."
"Söyle."
"Telsizden yeni bilgi geldi."
Alperen dikkatle onu dinledi.
"Tipi gece boyunca devam edecekmiş."
Koridor sessizliğe büründü.
"Sabaha kadar yolların açılması beklenmiyor."
Ben istemsizce derin bir nefes aldım.
Demek ki...
Bu geceyi gerçekten burada geçirecektik.
Alperen sakinliğini koruyarak ekibine döndü.
"O zaman plan değişiyor."
Askerlerin hepsi dikkat kesildi.
"Bu gece burası bizim görev yerimiz."
Kimsenin yüzünde en ufak bir şikâyet ifadesi yoktu.
Hepsi aynı anda başını salladı.
"Emredersiniz komutanım."
O an şunu fark ettim.
Dışarıda ne kadar büyük bir fırtına olursa olsun...
İçeride, bu insanlara güvenebileceğimi hissediyordum.
Koridora çıktığımda okulun içinde derin bir sessizlik vardı.
Sessizlik...
Ama huzurlu olanlardan değil.
İnsanların konuşmadan birbirini anlamaya çalıştığı, herkesin aynı şeyi düşündüğü sessizlik...
Pencerenin önüne yürüdüm.
Camın ardından görünen tek şey bembeyaz bir fırtınaydı.
Sokak lambalarının ışıkları bile tipinin arasında kayboluyordu.
Bir an içimden öğretmen lojmanını düşündüm.
Şu an odamda olsaydım ne yapıyor olurdum?
Muhtemelen sıcak bir kahve hazırlayıp ertesi günün ders planını gözden geçiriyor olurdum.
Hayat bazen birkaç saat içinde insanın bütün düzenini değiştirebiliyordu.
"Dalıp gitmişsin."
Tanıdık sesi duyunca başımı çevirdim.
Alperen...
Elinde iki battaniye vardı.
"Bunları küçük sınıflara dağıtacağız."
"Yardım edeyim."
"Olur."
Birlikte koridorda yürümeye başladık.
Sınıfların kapıları tek tek açılıyor, askerler ve öğretmenler çocukların üzerine battaniye örtüyordu.
Volkan, iki küçük öğrenciyi güldürmeye çalışıyor, Poyraz yemekhaneden gelen sıcak süt kolilerini taşıyor, Asena korkan bir öğrencinin yanına çömelmiş onunla sessizce konuşuyordu.
Tomris ise müdür odasında telsiz başından ayrılmıyordu.
Hepsini izlerken istemsizce gülümsedim.
"Sadece görev yapmıyorsunuz."
Alperen bana baktı.
"Nasıl yani?"
"Çocuklara gerçekten abi, abla gibi davranıyorsunuz."
Alperen kısa bir an sessiz kaldı.
"Onlar korkarken bizim sert görünme lüksümüz yok."
Sözleri beni düşündürdü.
"Her zaman böyle misiniz?"
Hafifçe omuz silkti.
"Her görev farklıdır."
"Ya korkarsanız?"
Bu soruyu sorduğuma ben de şaşırmıştım.
Alperen birkaç saniye pencereden dışarı baktı.
"Korkmayan insan yoktur."
"Önemli olan..."
Sözünü tamamlamadan önce derin bir nefes aldı.
"...korkunun görevini yapmana engel olmaması."
Ne diyeceğimi bilemedim.
Bu cümle, kitaplarda okunan sözlerden değildi.
Yaşanmışlığın içinden çıkmıştı.
Tam o sırada küçük bir el montumu tuttu.
Arkamı döndüm.
Elif...
"Öğretmenim."
"Efendim?"
"Acıktım."
Gülümsedim.
"Ben de."
Küçük kız şaşkınlıkla bana baktı.
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten."
Alperen hafifçe gülümsedi.
"Demek iki aç insan var."
Elif kıkırdadı.
"Üç."
"Neden üç?"
"Sen de açsındır."
Bu kez ben de güldüm.
Alperen başını eğip gülümsedi.
"Haklısın."
Tam o sırada yemekhaneden görevli seslendi.
"Çorba hazır!"
Koridor bir anda hareketlendi.
Öğretmenler çocukları sıraya dizerken askerler de yemek taşımaya başladı.
Ben tepsileri almak için ilerlerken Alperen elimden aldı.
"Sen çocukların yanına git."
"Taşıyabilirim."
"Biliyorum."
Sesi yine sakindi.
"Ama senin yerin şu an onların yanı."
Bir an ona baktım.
Sonra başımı salladım.
"Haklısın."
Sınıfa dönerken içimden tek bir düşünce geçti.
Bazı insanlar, sadece yanlarında durarak bile insana güven veriyordu.
Yemekhaneden gelen sıcak çorbanın kokusu kısa sürede okulun koridorlarına yayıldı.
Çocuklar tek sıra hâlinde yemekhaneye inerken askerler de onlara yardım ediyordu.
"Yavaş yavaş iniyoruz çocuklar." dedim.
"Kimse koşmuyor."
"Tamam öğretmenim." diye hep bir ağızdan cevap verdiler.
Merdivenlerin başında Volkan duruyordu.
En küçük öğrencileri tek tek indiriyor, kaymamaları için korkuluklardan tutmalarını söylüyordu.
"Gel bakalım küçük hanım."
Elif'e gülümseyerek elini uzattı.
Elif önce bana baktı.
Başımı onaylar şekilde sallayınca Volkan'ın elini tuttu.
"Cesur kızları severim ben."
Elif utangaç bir şekilde gülümsedi.
"Ben de cesurum."
"Öyle olduğunu görüyorum."
Arkalarından inerken istemsizce gülümsedim.
Askerlerin çocuklarla ilgilenişi gerçekten görülmeye değerdi.
Yemekhanede herkes yerini aldı.
Görevliler sıcak çorbaları dağıtırken Poyraz ekmek sepetlerini taşıyordu.
Asena ise kaşığını düşüren küçük bir öğrencinin önüne eğilip yenisini uzattı.
"Al bakalım."
"Teşekkür ederim abla."
"Afiyet olsun."
Tomris de mutfaktaki görevlilere yardım ediyor, eksikleri tamamlıyordu.
Ben de çocukların masalarını tek tek dolaşıyordum.
"Çorbanı bitirebildin mi Efe?"
"Bitirdim öğretmenim."
"Harika."
Tam o sırada Efe'nin gözü Alperen'e takıldı.
"Alperen abi."
Alperen dönüp gülümsedi.
"Efendim?"
"Sen hiç çorba içmeyecek misin?"
Masadaki herkes dönüp Alperen'e baktı.
Alperen kısa bir kahkaha attı.
"Önce siz."
"Ama sen de acıkmışsındır."
"Biraz."
Efe kaşığını bırakıp ciddi bir ifadeyle konuştu.
"Öğretmenim hep önce çocuklar diyor."
Sonra Alperen'e döndü.
"Sen de öyle diyorsun."
Alperen bana kısa bir bakış attı.
"Demek öğretmeninle aynı fikirdeyiz."
Çocuklar yeniden gülmeye başladı.
Tam o sırada...
Gümmm!
Şiddetli bir ses bütün binayı sarstı.
Camlar titredi.
Yemekhanedeki konuşmalar bir anda kesildi.
Küçük öğrenciler korkuyla birbirlerine sarıldı.
Ben de refleksle ayağa kalktım.
"Çocuklar sakin olun."
Alperen hızla pencereye yöneldi.
Volkan ve Poyraz da hemen yanına geldi.
Dışarı baktıklarında okulun bahçesindeki yaşlı çam ağacının büyük bir dalının karın ağırlığına dayanamayarak kırıldığını gördüler.
Neyse ki bina zarar görmemişti.
Alperen rahat bir nefes aldı.
"Tehlike yok."
Sonra arkasını dönüp yüksek sesle konuştu.
"Çocuklar, korkacak bir şey yok. Ağaç dalı kırılmış."
Yavaş yavaş herkes yerine oturdu.
Yemeğin ardından çocuklar tekrar sınıflarına çıktı.
Koridorlarda yürürken Alperen yanıma yaklaştı.
"Bugün çok yoruldun."
Başımı hafifçe salladım.
"Hepimiz yorulduk."
"Doğru."
Bir an durdu.
"Ama çocuklar kendilerini güvende hissediyor."
"Sen de bunu sağlıyorsun."
Gülümsedi.
"Hayır."
Başını sınıflara doğru çevirdi.
"Onlar kendilerini sen yanlarında olduğun için güvende hissediyor."
Ne diyeceğimi bilemedim.
Sadece kısa bir teşekkür edebildim.
Tam o sırada Tomris koridorun diğer ucundan seslendi.
"Komutanım!"
Alperen hemen ona döndü.
"Telsizden yeni bilgi geldi."
Tomris'in yüzündeki ciddi ifade, iyi haber getirmediğini anlatıyordu.
"Valilikten uyarı var..."
"Hava sabaha kadar daha da kötüleşecek."
Koridor yeniden sessizliğe büründü.
Gece...
Daha yeni başlıyordu.
Alperen'in ağzından
Askerlik bana birçok şey öğretmişti.
Soğukta yürümeyi...
Aç kalmayı...
Uykusuz geceleri...
En önemlisi de, en zor anlarda bile sakin kalmayı.
Çünkü komutan panik yaparsa, tim de panik yapardı.
Tim panik yaparsa...
Görev başarısız olurdu.
Koridorun sonundaki pencereden dışarı baktım.
Tipi hâlâ dinmemişti.
Kar, okulun bahçe duvarını neredeyse görünmez hâle getirmişti.
Birkaç metre ötesini seçmek bile mümkün değildi.
İçimden kısa bir hesap yaptım.
"Bu havada çıcukları yürütmek imkansız."
Tam o sırada Volkan yanıma geldi.
"Komutanım."
"Söyle."
"Nöbet düzenini hazırladım."
Kâğıdı uzattı.
İnceledim.
"İlk nöbeti ben alıyorum."
"Komutanım, sabahtan beri ayaktasınız."
"Fark etmez."
"Asker de insandır."
İstemsizce gülümsedim.
"Doğru."
"Öyleyse biraz dinlenin."
Başımı iki yana salladım.
"Çocuklar uyumadan dinlenemem."
Volkan beni ikna etmeye çalışacak gibi oldu ama vazgeçti.
"Emredersiniz."
Koridor boyunca yürüdüm.
Sınıfların kapıları açıktı.
Öğretmenler öğrencilerle ilgileniyor, timim de ihtiyaçları karşılamak için sessizce çalışıyordu.
Asena küçük bir kızın atkısını düzeltiyordu.
Poyraz mutfaktan sıcak su bidonları taşıyordu.
Tomris ise hâlâ telsiz başındaydı.
Hepsine tek tek baktım.
İşte bu yüzden bu tim benim ailem gibiydi.
Kimse görevini başkasına bırakmıyordu.
Bahar'ın sınıfının önüne geldiğimde içeriden çocukların gülme sesleri geliyordu.
Kapıyı çalmadan önce birkaç saniye dinledim.
Masal anlatıyordu.
Çocuklar bütün korkularını unutmuş gibi onu dinliyordu.
Farkında olmadan gülümsedim.
İyi bir öğretmendi.
Belki de bu yüzden çocuklar onun yanındayken kendilerini güvende hissediyordu.
Tam geri dönecekken içeriden Efe'nin sesi geldi.
"Öğretmenim!"
"Efendim Efe?"
"Alperen abi de masal biliyor mudur?"
Sınıfın içinden kahkahalar yükseldi.
Kapıyı hafifçe tıklatıp içeri girdim.
"Birileri benim hakkımda konuşuyormuş."
Çocuklar beni görünce gülmeye başladı.
"Alperen abi!"
Efe merakla sordu.
"Masal biliyor musun?"
Kollarımı bağlayıp düşündüm.
"Masal bilmiyorum..."
Çocukların yüzü düştü.
"...ama askerlik anılarından birkaç komik hikâye anlatabilirim."
Bir anda sınıf canlandı.
"Anlat!"
"Anlat!"
Bahar bana bakıp hafifçe gülümsedi.
"Sanırım artık söz sende."
Sınıfın önüne geçtim.
"Tamam ama bir şartım var."
"Neymiş?"
"Kimse sözümü kesmeyecek."
"Heeeep tamam!"
Sınıf yine kahkahaya boğuldu.
O an, dışarıdaki fırtınaya rağmen okulun içinde sıcak bir aile ortamı vardı.
Ve bunun bozulmasına izin vermeye hiç niyetim yoktu.
Efe'nin anlattığım hikâyeye kahkahalarla gülmesi sınıftaki diğer çocuklara da bulaşmıştı.
Bir süreliğine...
Korkularını unutmuşlardı.
İşte istediğimiz de buydu.
Çocukların yüzündeki gülümseme, dışarıdaki fırtınadan çok daha önemliydi.
Saatime baktım.
Gece yarısına yaklaşmıştı.
Tipi hâlâ bütün şiddetiyle devam ediyordu.
Koridorun camından dışarı baktığımda okul bahçesindeki araçlarımızın üzeri neredeyse tamamen karla kapanmıştı.
Volkan yanıma geldi.
"Komutanım."
"Söyle."
"Nöbet değişim saati geldi."
Başımı salladım.
"Asena giriş kapısında kalsın."
"Tamam."
"Tomris, telsizi bırakmayacak."
"Emredersiniz."
"Poyraz benimle gelsin. Binanın etrafını tekrar kontrol edeceğiz."
"Başüstüne komutanım."
Montumun fermuarını çektim.
Kapıya yönelirken arkamdan Bahar'ın sesi geldi.
"Alperen."
Durup arkamı döndüm.
"Bir dakika."
Yanıma yaklaştı.
Elinde kalın bir atkı vardı.
"Dışarı çok soğuk."
Atkıyı uzattı.
"Bunu al."
Gülümsedim.
"Sen üşümez misin?"
"Ben içerideyim."
"Bahar..."
"İtiraz etme."
İkimiz de birkaç saniye sessiz kaldık.
Sonunda atkıyı alıp boynuma doladım.
"Teşekkür ederim."
"Dikkatli olun."
"Olacağız."
Kapıyı açar açmaz sert rüzgâr yüzüme çarptı.
Poyraz da yanıma çıktı.
"Komutanım, gerçekten çok sert."
"Çocuklar içeride olduğu sürece bu havanın önemi yok."
Bahçede ilerlerken dizlerimize kadar çıkan kara bata çıka yürüyorduk.
El fenerini okulun çatısına tuttum.
Kar birikmeye başlamıştı.
"Poyraz."
"Komutanım."
"Sabah olmadan çatıyı da kontrol etmemiz gerekebilir."
"Anlaşıldı."
Tam o sırada telsizden Tomris'in sesi duyuldu.
"Komutanım, duyuyor musunuz?"
"Net duyuyorum."
"Valilikten yeni mesaj geldi."
"Dinliyorum."
"Sabaha karşı hava biraz hafifleyecekmiş. Ama gece iki ile dört arası tipinin en şiddetli zamanı bekleniyor."
Gökyüzüne baktım.
Rüzgâr daha da sertleşmeye başlamıştı.
"Anlaşıldı."
Telsizi kapatırken aklımdan tek bir düşünce geçti.
"Bu gece uzun olacak..."
Okulun ışıkları hâlâ kapalıydı.
İçeride onlarca çocuk uyumaya çalışıyordu.
Benim görevim ise yalnızca nöbet tutmak değildi.
Sabah olduğunda o çocukların ailelerine sağ salim kavuşmasını sağlamaktı.
Ve bunun için gerekirse...
Bu fırtınayla sabaha kadar mücadele edecektim.
Bahar'ın ağzından
Gece ilerledikce okulun içi sessizleşmeye başlamıştı.
Çocukların çoğu sıraların üzerine serilen battaniyelere uzanmıştı. Kimisi arkadaşının omzuna yaslanmış, kimisi oyuncağına sarılarak uykuya dalmıştı.
Elif'in üzerindeki battaniyeyi biraz daha çektim.
Saçlarını usulca düzelttim.
"Ne kadar da masumlar..."
Bir gecede yaşadıkları bu korkuyu belki yıllar sonra bile hatırlayacaklardı.
Sınıfın ışıkları kapalıydı.
Koridoru yalnızca askerlerin el fenerleri ve acil çıkış lambalarının loş ışığı aydınlatıyordu.
Sessizce kapıyı kapatıp dışarı çıktım.
Derin bir nefes aldım.
Yorgundum...
Hem bedenim hem de zihnim.
Koridorun sonundaki pencereden dışarı baktım.
Kar hâlâ dinmemişti.
Rüzgâr okulun duvarlarına çarparken uğultusu içeriden bile duyuluyordu.
"Uyumadın mı?"
Arkamdan gelen sesi duyunca döndüm.
Alperen...
Elinde bir el feneri, omzunda sabah verdiğim atkı vardı.
"Çocuklar yeni uyudu."
"Sen?"
"Onlar uyumadan gözümü kapatamam."
Alperen hafifçe gülümsedi.
"Demek ikimiz de aynı düşünüyoruz."
Pencerenin önünde yan yana durduk.
Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.
Sessizlik rahatsız edici değildi.
Aksine...
Sanki ikimiz de aynı manzaraya bakıp aynı şeyi düşünüyorduk.
"Mahallede şimdi herkes evindedir."
dedim.
"Bizim apartmanın çocukları bu karı görünce kesin sabah erkenden dışarı çıkmak ister."
Alperen hafifçe güldü.
"Önce yollar açılsın da..."
"Doğru."
Bir an sustum.
"Öğretmen lojmanında elektrik de gitmiştir şimdi."
"Muhtemelen."
"İnşallah kaloriferler çalışıyordur."
Alperen gözlerini dışarıdan ayırmadan konuştu.
"Sabah seni önce lojmana bırakırız."
Başımı ona çevirdim.
"Önce çocuklar."
Bu kez o bana baktı.
"Önce çocuklar."
İkimiz de aynı anda gülümsedik.
Tam o sırada telsizden Tomris'in sesi duyuldu.
"Komutanım."
Alperen hemen telsizi eline aldı.
"Dinliyorum."
"Rüzgârın şiddeti arttı. Çatıda sesler geliyor."
"Anlaşıldı."
Telsizi kapattı.
"Bahar."
"Efendim?"
"Ben çatıyı kontrol edeceğim."
"Tek başına mı?"
"Poyraz benimle gelecek."
"Çok dikkat edin."
Merdivenlere yönelirken durdu.
"Döneceğiz."
Kısa ama kendinden emin bir cümleydi.
Ben de başımı salladım.
"Burada sizi bekliyor olacağız."
Alperen ve Poyraz üst kata doğru hızla ilerlerken ben yeniden sınıfın kapısını açtım.
İçeride çocuklar mışıl mışıl uyuyordu.
Onlara baktım.
Sonra derin bir nefes aldım.
"Allah'ım... Bu geceyi hepimiz için sağ salim bitirmeyi nasip et."
Tam o anda...
Çatıdan güçlü bir gümbürtü duyuldu.
Ses öyle şiddetliydi ki okulun duvarları hafifçe sarsıldı.
Çocuklardan bazıları irkilerek gözlerini açtı.
Ben ise refleksle kapıya doğru döndüm.
"Alperen..." diye fısıldadım.
Ve yüreğim, ilk kez bu kadar hızlı atmaya başladı.
Çatıdan gelen o büyük gürültü okulun içinde yankılandı.
Bir anda uyuyan çocukların bazıları korkuyla doğruldu.
"Öğretmenim!"
"N'oldu?"
"Deprem mi oluyor?"
Hemen sınıfın ortasına yürüdüm.
"Hayır çocuklar, sakin olun."
Sesimin titrememesi için kendimi zor tutuyordum.
"Muhtemelen dışarıdaki kardan kaynaklanan bir ses."
Elif battaniyesini sıkıca tutuyordu.
"Alperen abi dışarıdaydı..."
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
"İyidir..."
"İyi olmak zorunda..."
Tam o sırada koridordan Volkan'ın sesi duyuldu.
"Kimse sınıflardan çıkmasın!"
Asena da diğer sınıfları kontrol ediyor, öğretmenlerle birlikte çocukları sakinleştiriyordu.
Ben sınıfın kapısına kadar ilerledim.
Koridorun sonundaki merdiven boşluğuna baktığım sırada yukarıdan hızlı adımların sesi geldi.
Önce Poyraz göründü.
Arkasından Alperen...
Montlarının omuzları bembeyaz karla kaplanmıştı.
Alperen beni görünce başıyla kısa bir işaret yaptı.
"İyiyiz."
O tek kelime bile içimdeki düğümü çözdü.
Derin bir nefes aldığımı o an fark ettim.
Koridorda bütün tim kısa bir değerlendirme yapmak için toplandı.
"Komutanım?" dedi Volkan.
"Çatıda büyük miktarda kar birikmiş."
Poyraz sözünü tamamladı.
"Bir kısmı kayınca o sesi çıkarmış."
"Binada hasar var mı?"
"Hayır."
"Çatı sağlam."
Alperen düşünceli bir şekilde pencereye baktı.
"Yine de sabaha kadar kontrol etmeye devam edeceğiz."
"Emredersiniz komutanım."
Ben de yanlarına yaklaştım.
"Çocuklar çok korktu."
Alperen başını salladı.
"Biliyorum."
Sonra bana dönüp sakin bir sesle ekledi.
"Onlara binanın güvenli olduğunu söyle."
"Peki."
"Biz de burada olduğumuz sürece endişelenmelerine gerek yok."
Başımı onaylarcasına salladım.
Sınıfa geri döndüğümde bütün gözler yine bana çevrilmişti.
"Öğretmenim?"
"Evet Efe?"
"Alperen abi iyi mi?"
Gülümsedim.
"Gayet iyi."
Gerçekten rahatlamıştım.
Efe derin bir nefes verdi.
"Ben korktum."
"Ben de korktum."
Sözüm ağzımdan çıkar çıkmaz çocuklar bana baktı.
Şaşırmışlardı.
"Öğretmenler de korkar mı?"
Gülümsedim.
"Bazen korkar."
"Sonra?"
"Sonra cesur olmaya çalışır."
Elif usulca gülümsedi.
"Alperen abi gibi mi?"
Başımı salladım.
"Evet."
"Ve sizler gibi..."
Sınıfta yeniden sessizlik oluştu.
Ama bu kez korkudan değil...
Güvenden doğan bir sessizlikti.
Koridorun penceresinden dışarı baktığımda kar hâlâ yağıyordu.
Fakat rüzgârın sesi sanki biraz azalmıştı.
Belki de...
Sabah gerçekten yaklaşıyordu.
Gece, yavaş yavaş yerini sabaha bırakıyordu.
Koridorun penceresinden dışarı baktığımda gökyüzünün koyu siyahı yerini griye bırakmaya başlamıştı.
Kar hâlâ yağıyordu.
Ama artık eskisi kadar öfkeli değildi.
Rüzgârın uğultusu da azalmış, yerini derin bir sessizliğe bırakmıştı.
Sınıfa döndüğümde çocukların çoğu hâlâ uyuyordu.
Efe sırasına başını koymuştu.
Elif ise battaniyesine iyice sarılmış, huzurlu bir şekilde uyuyordu.
Yüzlerine baktıkça içimde tarifsiz bir huzur oluşuyordu.
"Bu geceyi atlattık..." diye geçirdim içimden.
Kapı hafifçe vuruldu.
"Bahar."
Alperen'in sesi...
Kapıyı sessizce açıp dışarı çıktım.
Koridorda yalnızdık.
"Çocuklar uyuyor."
"Biraz önce valilikten haber geldi."
Merakla yüzüne baktım.
"Yollar açılmaya başlanmış."
İçimde küçücük de olsa bir umut yeşerdi.
"Gerçekten mi?"
Başını salladı.
"Kar temizleme ekipleri gece boyunca çalışmış."
"Demek bugün eve dönebileceğiz."
"İnşallah."
Tam o sırada Tomris yanımıza geldi.
"Komutanım."
"Söyle."
"AFAD ekipleri de yola çıkmış. Birkaç saat içinde burada olacaklarmış."
"Güzel."
Alperen derin bir nefes aldı.
"O zamana kadar herkes hazır olsun."
"Emredersiniz."
Tomris uzaklaştıktan sonra kısa bir sessizlik oldu.
Pencereden dışarı baktık.
Bembeyaz örtü, okulun bahçesini tamamen kaplamıştı.
Dün sabah gördüğüm manzara ile şimdiki arasında dağlar kadar fark vardı.
"Zor bir geceydi."
Sessizliğimi Alperen bozdu.
"Evet."
"Ama herkes iyi."
"En önemlisi de bu."
Başımı hafifçe salladım.
"Teşekkür ederim."
"Neden?"
"Çocukları hiç yalnız bırakmadığınız için."
Alperen gözlerini bahçeye çevirdi.
"Biz görevimizi yaptık."
"Yine de..."
Sözümü tamamlayamadım.
Çünkü bazen "teşekkür ederim" bile insanın hissettiklerini anlatmaya yetmiyordu.
Koridorun diğer ucundan çocukların sesleri duyulmaya başladı.
"Öğretmenim!"
"Uyandılar."
Gülümseyerek sınıfa yöneldim.
Kapının önünde durup arkama baktım.
Alperen hâlâ pencerenin önündeydi.
Gözleri dışarıdaki beyazlığa çevriliydi.
Kim bilir...
Belki de bir sonraki görevi düşünüyordu.
Belki de bu çocukların birkaç saat sonra ailelerine kavuşacak olmasını.
Ben ise sınıfa girerken içimden tek bir cümle geçirdim.
"Bazı insanlar, hayatınıza sessizce girer... Ama bıraktıkları güven duygusu uzun süre sizinle kalır."
Dışarıda kar yavaş yavaş diniyor...
Okulun kapıları yeniden açılmaya hazırlanıyordu.
Ama ne Bahar...
Ne de Alperen...
Bu fırtınanın, onları bekleyen çok daha büyük olayların sadece başlangıcı olduğunu henüz bilmiyordu.
Bölüm etkileşimi
