5. bölüm / 6
SON DERS:VATANKADER AYNI SOKAKTA
Bölümler 6Şu an: KADER AYNI SOKAKTA
"Bazen şehir, insana sadece yeni bir adres değil;yeni insanlar, yeni umtlar ve hiç beklemediği bir kader sunar."
Erzurum'un sabahı her zamanki gibi ayazdı. Gökyüzü gri bulutlarla kapanmış, ince ince yağan kar şehrin taş sokaklarını beyaza boyamıştı. Karargâhta ise hareketlilik erkenden başlamıştı. Askerler eğitim alanına çıkıyor, araçlar tek tek kontrol ediliyor, nöbet değişimleri yapılıyordu.
Ben, Alperen Akkaya...
Üzerimdeki montun fermuarını çekerken derin bir nefes aldım. Soğuk hava ciğerlerimi yaksa da bu havaya alışmıştım. Alışmadığım tek şey, her yeni görevin omuzlarıma yüklediği sorumluluktu.
Karagâhın hoparlöründen bir anons yükseldi.
"Pençe Timi,toplantı odasına."
Yanımdan geçen Selim omzuma hafifce vurdu.
"Abi, yine toplantı."
"Pek konuşkan görünmüyorsun."
"Sabah sabah kim konusur?"
Arkamızdan Poyraz'ın sesi geldi.
"Ben konuşurum."
Selim arkasına dönüp güldü.
"Onu biliyoruz zaten."
Birlikte toplantı salonuna girdik. Asena, Tomris,Karan ve Volkan çoktan yerlerini almıştı. Herkesin yüzünde merak vardı.
Komutan içeriye girince hepimiz ayağı kalktık.
"Rahat."
Dosyayı masaya bıraktı.
"Pençe Timi..."
Salonda derin sessizlik oluştu.
"Bugünden itibaren yeni göreviniz kesinleşti."
Hepimiz dikkat kesildik.
"Erzurm Garnizon Komutanlığı emriyle timiniz kalıcı olarak Erzurum'a atanmıştır."
Selim şaşkınlıkla bana baktı.
Poyraz'ın ağzı açık kalmıştı.
Volkan'ın yüzünde ise istemsiz bir tebessüm belirdi.
Komutan sözlerine devam etti.
"Artık görev bölgeniz Erzurum ve çevresi olucak. Bundan sonra burası sizin görev yeriniz."
İçimde garip bir his oluştu.
Yıllardır şehir şehir dolaşmıştık.
Hiçbir yere ait olamamıştık.
İlk kez bir şehirde kalıcı olucaktık.
Komutan masadaki anahtarı gösterdi.
"Askerî lojmanlar hazırlandı. Bugün taşınıyorsunuz."
Volkan hemen söz istedi.
"Komutanım..."
"Söyle."
"Ailem yanıma gelebilir mi?"
Komutan gülümsedi.
"Bunun için gerekli izin çıktı. Eşin ve oğlun da Erzurum'da seninle yaşayacak."
Volkan'ın gözleri doldu.
"Sağolun komutanım."
Poyraz hemen atıldı.
"Komutanım, o zaman yengenin yaptığı sarma bize de düşüyor."
Salondan hafif kahkahalar yükseldi.
Volkan gülerek kafasını salladı.
"Sen daha taşınmadan yemek hesabı yapmaya başladın."
"Önemli olan geleceği planlamak."
Asena kollarını bağladı.
"Poyraz'ın geleceği mutfakta başlıyor."
Tomris de gülümseyerek ekledi.
"Ve buz dolabında bitiyor."
Karan ilk kez konuştu.
"Değişmez."
Hepimiz güldük.
Böyle anlarda tim olduğumuzu daha çok hissediyordum.
Birlikte gülüyor...
Birlikte yoruluyor...
Birlikte görev yapıyorduk.
Komutan son kez konuştu.
"Artık Erzurum sizin eviniz. Bu şehrin güvenliği size emanet."
Bu çümle odada yankılandı.
"Artık Erzurum sizin eviniz."
İlk defa bir şehir için bunu duyuyordum.
İçşmden sessizce geçirdim.
"Belkide yıllardır aradığımız durak burasıdır."
...
Öğleden sonra askerî kamyonlar lojmanların bulunduğu mahalleye girdi.
İki katlı apartmanlar, karla kaplı kaldırımlar ve sokakta oynayan çocuklar.
Mahalle sakin görünüyordu.
Araç durur durmaz Poyraz kamyondan atladı.
"Komutanım, sonunda normal insanlar gibi evimiz olucak."
Selim koliyi omzuna aldı.
"Sen zaten normal değilsin."
"Ben renk katıyorum."
"Baş ağrısı katıyorsun."
Asena kolileri taşırken ikisine baktı.
"Siz konuşacağınıza kolileri taşıyın."
Vokan'ın arabasıda sokağa girdi.
Kapı açılır açılmaz üç yaşındaki eymen kendini dışarı attı.
"Babaaaa!"
Volkan oğlunu kucağına alınca bütün yorgunluğunu unutmuş gibiydi.
"Nasılsın aslanım?"
"Burası bizim evimiz mi?"
"Artık hep burada mısın?"
Voljan bir an sustu.
Sonra oğlunun alnına bir öpücük kondurdu.
"Elimden geldiğince yanında olacağım."
Sıla eşine sevgiyle baktı.
Aylar sonra ilk kez aynı şehirde yaşayacaklardı.
Ben ise etrafı inceliyordum.
Karşı tarafta öğretmen lojmanları vardı.
Ve kader...
İlk düğümünü sessizce atıyordu.
...
"Bazı insanlar önce komşu olur, sonra kader onları aynı hikâyenin içine yazar."
Akşam üzeri Erzurum'un üzerine gri bulutlar çökmüştü. Hafif hafif yağan kar, sokakları beyaza boyarken ayaz insanın yüzünü kesiyordu.
Bahar, okulun demir kapısından çıkıp atkısını biraz daha boynuna doladı. Elindeki çantayı omzuna yerleştirerek her gün geçtiği sokaklardan evine doğru yürümeye başladı.
Bugün yorucuydu.Öğrencileriyle yaptığı etkinlikler, sınav kâğıtları ve ertesi günün hazırlıkları... Ama bütün yorgunluğuna rağmen yüzünde hafif bir gülümseme vardı.
"Çocukların gözlerindeki mutluluk her şeye değiyor." diye düşündü.
Mahallenin sokağına girdiğinde alışık olmadığı bir hareketlilik dikkatini çekti.
Askerî kamyonlar...
Koliler...
Üniformalı askerler...
Bahar istemsizce yavaşladı.
"Demek yeni taşınanlar bunlar..."
Tam o sırada kahkaha sesleri duyuldu.
Poyraz, kucağında büyük bir koliyle apartmanın girişinde durmuş, nefes nefese konuşuyordu.
"Komutanım, vallahi bu kolinin içinde taş var."
Selim arkasından gelip güldü.
"Yok, sen güçsüzsün."
"Ben güçsüz müyüm?"
"Bir koli taşıyamıyorsun."
Poyraz koliyi yere bıraktı.
"Al bakalım sen taşı."
Selim tek eliyle koliyi kaldırınca Poyraz şaşkınlıkla ona baktı.
"Haksız rekabet bu."
Asena başını iki yana salladı.
"İkiniz de çocuk gibisiniz."
Karan omzundaki koliyi hiç konuşmadan içeri taşıdı.
Poyraz arkasından seslendi.
"Bir gün de sen şikâyet et."
Karan durmadan cevap verdi.
"Alıştım."
Tomris gülümseyerek bilgisayar çantasını omzuna aldı.
"Karan'ın üç kelimeden uzun cümle kurduğu günü bayram ilan edeceğim."
Herkes güldü.
Bahar onları izlerken farkında olmadan gülümsedi.
"Görevde ne kadar ciddilerdi... Meğer kendi aralarında böylelermiş."
Tam o sırada küçük bir çocuk elindeki oyuncak arabayı sürerek kaldırımda ilerlemeye başladı.
"Eymen!" diye seslendi Zeynep.
Ama üç yaşındaki Eymen annesini duymamıştı.
Oyuncak arabasının peşinden koşarken ayağı kara takıldı.
Dengesi bozuldu.
Bahar hiç düşünmeden çantasını bırakıp koştu.
Tam düşeceği anda Eymen'i kucağına aldı.
"Küçük bey, dikkat et bakalım."
Eymen önce şaşkın şaşkın Bahar'a baktı, sonra utangaç bir gülümsemeyle boynuna sarıldı.
"Teşekkür ederim."
Bahar gülerek saçlarını okşadı.
"Bir şeyin var mı?"
Başını salladı.
"Yok."
O sırada Volkan koşarak yanlarına geldi.
"Çok özür dilerim öğretmen hanım."
Bahar şaşkınlıkla baktı.
"Öğretmen olduğumu nereden anladınız?"
Volkan gülümsedi.
"Çocuklara yaklaşımınızdan."
Bahar mahcup bir ifadeyle gülümsedi.
"Eymen değil mi?"
Volkan başını salladı.
"Evet. Oğlum."
"Hiçbir şeyi yok, sadece biraz korktu."
Tam o sırada Selim ile Poyraz da yanlarına geldi.
Poyraz diz çökerek Eymen'e baktı.
"Sen yine mi yaramazlık yaptın?"
Eymen hemen itiraz etti.
"Ben düşmedim."
Selim gülmeye başladı.
"Evet, yer sana çarptı galiba."
Küçük çocuk ciddi ciddi başını salladı.
"Evet."
Bu cevap herkesi güldürdü.
Bahar da kahkahasını tutamadı.
O sırada apartmanın girişinden Alperen çıktı.
Elinde son koli vardı.
Sesleri duyunca başını çevirdi.
Bakışları Bahar'ın üzerinde durdu.
"Gezi sırasında gördüğüm öğretmen..."
Bahar da onu tanımıştı.
"Demek komutan da burada oturuyor."
Alperen yanlarına yaklaştı.
"Bir sorun mu oldu?"
Volkan başını salladı.
"Yok komutanım. Eymen tökezledi ama öğretmen hanım yetişti."
Alperen gözlerini Bahar'a çevirdi.
"Sizi yeniden görmek güzel... Yardımınız için teşekkür ederim."
Bahar hafifçe gülümsedi.
"Önemli değil. Çocuklar söz konusu olunca insan düşünmeden hareket ediyor."
Alperen başını salladı.
"Haklısınız."
Kısa bir sessizlik oldu.
Poyraz sessizliği bozdu.
"Komutanım, tanıştıralım."
Bahar gülümseyerek elini uzattı.
"Ben Bahar."
Alperen de nazikçe karşılık verdi.
"Alperen."
Ardından diğerlerini gösterdi.
"Selim, Asena, Tomris, Karan, Volkan... Ve en çok konuşanımız Poyraz."
Poyraz eliyle kalbini tuttu.
"Komutanım, bunu iltifat olarak kabul ediyorum."
Selim omzuna vurdu.
"Etme."
Mahalle yeniden kahkahalarla doldu.
Bahar onların arasındaki bağı izlerken içinden geçirdi.
"Ne güzel bir dostlukları var... Aynı üniformayı taşıyorlar ama birbirlerini aileleri gibi görüyorlar."
O an henüz kimse bilmiyordu...
Bu mahallede başlayan komşuluk, zamanla unutulmayacak bir hikâyeye dönüşecekti.
...
"Bazı sofralar sadece karın doyurmaz;dostluğu kardeşliği ve özlemi de paylaşır."
Akşam, Erzurum'un üzerine yavaş yavaş çökmüştü.
Mahallenin sokak lambaları tek tek yanarken kar taneleri sessizce yere düşüyor, ince bir beyaz örtü kaldırımları kaplıyordu. Gün boyu süren taşınmanın ardından askerî lojmanlarda yavaş yavaş hayat başlamıştı.
Alperen son koliyi de yerine bıraktı.
Derin bir nefes aldı.
Salonun ortasında birkaç kapalı koli, duvara yaslanmış bir kitaplık ve henüz açılmamış kutular duruyordu.
"Yeni bir ev..." diye geçirdi içinden.
"Belki de ilk defa uzun süre kalacağımız bir yer..."
Kapının zili çaldı.
Tam o sırada dışarıdan Poyraz'ın sesi duyuldu.
"Komutanım! Aç mısınız?"
Selim kahkaha attı.
"Daha taşınalı iki saat oldu, bunun aklı yine yemekte."
Alperen kapıyı açınca karşısında Poyraz, Selim, Asena, Tomris ve Karan'ı gördü.
Poyraz iki elini yana açtı.
"Komutanım, güzel bir haberim var."
Alperen kaşını kaldırdı.
"Dinliyorum."
"Volkan abi bizi yemeğe çağırıyor."
Selim hemen ekledi.
"Daha doğrusu yenge çağırıyor."
Asena gülümseyerek,
"İlk akşamı birlikte geçirmek istemişler."
dedi.
Alperen başını salladı.
"Gidelim."
Volkan'ın ailesi için ayrılan lojman diğerlerinden biraz daha büyüktü.
Kapı açılır açılmaz sıcacık yemek kokuları herkesi karşıladı.
Zeynep gülümseyerek kapıda duruyordu.
"Hoş geldiniz."
Poyraz derin bir nefes aldı.
"Yenge..."
"Efendim?"
"Ben sizi şimdiden çok sevdim."
Zeynep şaşkınlıkla güldü.
"Neden?"
"Çünkü ev mis gibi yemek kokuyor."
Salondan kahkahalar yükseldi.
Volkan başını iki yana salladı.
"Sen gerçekten iflah olmazsın."
Tam o sırada küçük Eymen koşarak salona geldi.
"Selim amca!"
Selim eğilip onu kucağına aldı.
"Benim kahramanım."
Eymen gururla,
"Bugün düştüm ama ağlamadım."
Selim başını salladı.
"Gerçek asker gibi davranmışsın."
Poyraz hemen araya girdi.
"Ben olsam ben de ağlamazdım."
Asena kollarını bağladı.
"Sen yere otursan bile bağırıyorsun."
Herkes yine gülmeye başladı.
Yemek masası kısa sürede hazırlandı.
Sıcacık çorba, Erzurum'a özgü yemekler, pilav ve Zeynep'in hazırladığı ev yemekleri...
Aylar sonra ilk kez herkes böyle bir sofranın etrafında toplanıyordu.
Alperen masaya otururken etrafına baktı.
Silah arkadaşları...
Birbirlerine kardeş gibi bağlı insanlardı.
Görevde omuz omuza savaşıyor, şimdi ise aynı sofrada ekmeklerini paylaşıyorlardı.
"İnsan bazen ailesini kan bağıyla değil, hayatın içinde buluyor."
Volkan sessizliği bozdu.
"Arkadaşlar..."
Herkes ona döndü.
"İyi ki geldiniz."
"Bu şehirde ailemden başka kimsemiz yok sanıyordum."
"Meğer en büyük ailem zaten yanımdaymış."
Bir anlık sessizlik oldu.
Sonra Selim ayağa kalktı.
"Biz sadece tim değiliz."
"Peki neyiz?"
diye sordu Tomris.
Selim gülümsedi.
"Aileyiz."
Bu tek kelime, masadaki herkesin yüreğine dokundu.
Alperen başını hafifçe eğdi.
"Evet..."
"Biz aileyiz."
Yemekten sonra çaylar içildi.
Poyraz, Eymen'e oyuncak askerleriyle oyun oynatıyor, her seferinde komik sesler çıkararak küçük çocuğu kahkahalara boğuyordu.
Karan bile istemeden gülümsemişti.
Asena bunu fark edince,
"Bakın, Karan gülüyor."dedi.
Poyraz şaşkınlıkla ayağa kalktı.
"Durun!"
"Herkes şahit olsun!"
"Karan güldü."
Karan başını iki yana salladı.
"Bir daha olmaz."
Salondaki kahkahalar bu kez daha da yükseldi.
Alperen koltuğuna yaslanıp arkadaşlarını izledi.
Yüzünde hafif bir tebessüm vardı.
"Belki de Erzurum bize sadece görev değil... Yeniden nefes almayı da öğretecek."
Tam o sırada dışarıda kar yeniden hızlandı.
Pencerenin ardından görünen karşı apartmanın bir balkonunda genç bir kadın kısa süreliğine dışarı çıktı.
Bu, Bahar'dı.
Ancak ne Alperen onu fark etti...
Ne de Bahar içeride yaşanan sıcak aile ortamını görebildi.
Kader, onları aynı mahallede buluşturmuştu.
Ama birbirlerinin hayatına gerçekten girmeleri için hâlâ biraz zamana ihtiyaç vardı.
...
"Bazen bir pencerenin ardında başlayan merak, yıllar sonra unutulmayacak bir hikayeye dönüşür."
Erzurum geceleri bambaşka olurdu.
Şehrin gündüz yaşadığı hareketlilik yerini derin bir sessizliğe bırakır, yalnızca ara sıra geçen araçların sesi duyulurdu. Sokak lambalarının altında usul usul yağan kar, mahalleyi beyaz bir örtü gibi sarıyordu.
Bahar, sıcak bir duşun ardından üzerine kalın örgü hırkasını geçirdi.
Mutfağa gidip kendine tarçınlı bir fincan ıhlamur hazırladı.
Bardağı iki eliyle kavrayarak salona geçti.
Bugün yaşananları düşünüyordu.
Yeni taşınan komşular...
Çocuklara olan sevgileri...
Kendi aralarındaki samimiyetleri...
Özellikle de Pençe Timi...
"Görev sırasında ne kadar ciddi görünüyordu." diye geçirdi içinden.
"Ama mahallede bambaşka insanlar..."
Kanepenin yanındaki pencerenin perdesini araladı.
Kar yağışı hâlâ devam ediyordu.
Mahalle ışıl ışıldı.
Tam karşıdaki askerî lojmanın salonunda ışık yanıyordu.
Perde tam kapanmamıştı.
İçeride hareket eden birkaç siluet seçiliyordu.
Birinin kahkaha attığı duyuldu.
Ardından diğerleri...
Bahar farkında olmadan gülümsedi.
"Ne güzel..."
"İnsan bazen ailesinden uzakta da aile olabiliyormuş."
Aynı dakikalarda...
Alperen balkon kapısını açıp dışarı çıktı.
Yüzüne çarpan soğuk hava onu kendine getirmişti.
Derin bir nefes aldı.
Kar taneleri omuzlarına düşüyordu.
Mahalle sessizdi.
Gökyüzüne baktı.
Yıldızlar bulutların arasında güçlükle seçiliyordu.
"Yıllar sonra ilk kez bir şehirde kalıcığız..."
"Belki de burası gerçekten evimiz olur."
İçeriye dönmek üzereyken karşı apartmanın balkonunda bir hareket gördü.
Genç bir kadın...
Elinde sıcak bir bardak vardı.
Karı izliyordu.
Birkaç saniye sonra onu tanıdı.
"Öğretmen..."
Bahar da tam o sırada başını kaldırdı.
Göz göze geldiler.
Ne biri el salladı...
Ne diğeri konuştu...
Aralarında yalnızca kar taneleri vardı.
Bahar hafifçe başını eğerek nazik bir selam verdi.
Alperen de aynı şekilde karşılık verdi.
Kısa...
Sessiz...
Ama samimi...
Bahar içeri girerken kendi kendine gülümsedi.
"Demek gerçekten komşuyuz."
Alperen de balkondan içeri geçti.
Poyraz koltuğa uzanmış televizyon izliyordu.
Selim ise Eymen'i omzuna almış salonda dolaştırıyordu.
"Uçuyoruz!"
Eymen kahkahalar atıyordu.
"Bir daha!"
"Tamam ama son kez."
Volkan mutfaktan seslendi.
"Selim, sonra uyumaz."
"Abi, beş dakika daha."
Zeynep gülerek çay bardaklarını topluyordu.
Asena ve Tomris kolileri yerleştiriyor, Karan sessizce kitaplarını rafa diziyordu.
Alperen hepsini tek tek izledi.
Yüzünde istemsiz bir tebessüm oluştu.
"İşte burası..."
"Belki de yıllardır özlediğimiz huzur."
Telefonu çaldı.
Ekranda "Anne" yazıyordu.
Hemen açtı.
"Selamünaleyküm anne."
"Aleykümselam oğlum."
"Yerleştiniz mi?"
"Yerleştik."
"Nasıl bir yer?"
Alperen pencereye doğru baktı.
"Çok güzel bir mahalle."
"İnsanları sıcak."
"İnşallah bize uğurlu gelir."
Fatma Hanım'ın sesi yumuşadı.
"Allah sizi korusun oğlum."
"Sen de kardeşine göz kulak ol."
Alperen istemsizce Selim'e baktı.
Selim, Eymen'le oyun oynarken çocuk gibi gülüyordu.
İçinden sessizce,
"Merak etme anne..."
"Onu hep koruyacağım."diye geçirdi.
Telefonu kapattığında dışarıdaki kar biraz daha hızlanmıştı.
Mahalle derin bir sessizliğe bürünüyordu.
Karşı apartmanda Bahar odasının ışığını söndürdü.
Askerî lojmanda ise Pençe Timi de yavaş yavaş odalarına çekiliyordu.
Kimse bilmiyordu...
Aynı mahallede başlayan bu komşuluk, ileride hem büyük mutluluklara hem de çok ağır sınavlara tanıklık edecekti.
....
"Her yeni sabah, farkında olmadan yazılmaya başlayan yeni bir hikâyedir."
Sabah ezanının sesi, Erzurum'un sessiz sokaklarında yankılanıyordu.
Güneş henüz doğmamıştı. Kar, gece boyunca durmadan yağmış; kaldırımları, araçları ve çatılan bembeyaz bir örtüyle kaplamıştı.
Askerî lojmanlarda ışıklar tek tek yanmaya başladı.
Ben, Alperen...
Saat daha altı bile olmadan uyanmıştım.
Yatağımı topladıktan sonra üniformamı dikkatlice giydim. Aynada kendime kısa bir an baktım.
"Yeni şehir..."
"Yeni ev..."
"Ama aynı sorumluluk..."
Odamın kapısını açtığımda mutfaktan kahve kokusu geliyordu.
Selim, mutfakta iki kupa kahve hazırlıyordu.
Beni görünce gülümsedi.
"Günaydın abi."
"Günaydın."
Kahveyi uzattı.
"Bugün ilk devriye."
Başımı salladım.
"Evet."
Bir süre sessizce kahvelerimizi içtik.
Sonra Poyraz saçları dağınık hâlde mutfağa girdi.
"Günaydın millet."
Selim ona baktı.
"Senin saçına kuş yuva yapmış."
Poyraz eliyle saçını düzeltti.
"Sanat bu."
Tam o sırada Asena da içeri girdi.
"Poyraz."
"Efendim?"
"Beş dakika içinde hazır ol."
"Komutanım siz misiniz?"
"Hayır."
"O zaman biraz daha oturayım."
Selim kahkahasını tutamadı.
Asena gülümseyerek başını iki yana salladı.
"Hiç değişmeyeceksin."
Bir süre sonra bütün tim hazırdı.
Volkan montunu giyerken Zeynep kapıya geldi.
Elinde küçük bir beslenme çantası vardı.
"Bunu öğlen yersiniz."
Volkan şaşkınlıkla baktı.
"Ne gerek vardı?"
"Görevde aç kalmanı istemiyorum."
Volkan eşinin alnına küçük bir öpücük kondurdu.
"Teşekkür ederim."
Eymen uykulu gözlerle babasının bacağına sarıldı.
"Baba..."
"Hı?"
"Akşam erken gel."
Volkan diz çökerek oğluna sarıldı.
"Söz veremem."
"Ama gelmek için elimden geleni yapacağım."
Eymen başını salladı.
"Tamam."
Ben bu manzarayı sessizce izledim.
İçimden sadece bir dua geçirdim.
"Allah bütün aileleri sevdiklerine kavuşsun..."
Aynı saatlerde...
Bahar da uyanmıştı.
Mutfağında çayını hazırlarken pencereden dışarı baktı.
Kar yağışı durmuştu.
Mahalle bembeyazdı.
Karşı apartmanın önünde askerler araçlara binmeye hazırlanıyordu.
Bahar montunu giydi.
Çantasını aldı.
Apartmandan çıktığında soğuk hava yüzüne çarptı.
Tam kaldırımda yürümeye başlayacaktı ki karşıdan Alperen geldi.
İkisi de aynı anda durdu.
Alperen hafifçe gülümsedi.
"Günaydın."
"Günaydın."
"Okula mı gidiyorsunuz?"
"Evet."
"İlk dersim sekizde."
Alperen başını salladı.
"Kolay gelsin."
"Size de... Allah yardımcınız olsun."
Bu cümle Alperen'i bir an durdurdu.
Yıllardır birçok insan ona "Kolay gelsin." demişti.
Ama ilk kez biri "Allah yardımcınız olsun." diyordu.
Gözlerinin içine bakarak cevap verdi.
"Teşekkür ederim."
O sırada Poyraz uzaktan seslendi.
"Komutanım!"
"Hareket ediyoruz."
Alperen Bahar'a dönüp başını hafifçe eğdi.
"İyi günler."
"Size de."
Alperen araca doğru yürüdü.
Bahar ise okulun yolunu tuttu.
İkisi de birkaç adım attıktan sonra farkında olmadan arkalarına baktılar.
Ama bu kez birbirlerini göremediler.
Çünkü ikisi de aynı anda başını çevirmiş, sonra yeniden yollarına devam etmişti.
Askerî araçlar yavaşça mahalleden ayrıldı.
Bahar ise okulun demir kapısından içeri girdi.
Erzurum'da sıradan gibi görünen bir sabah daha başlamıştı.
Oysa kader...
İlk satırlarını çoktan yazmaya başlamıştı.
Henüz ne Bahar biliyordu...
Ne Alperen...
Aynı mahallede başlayan bu komşuluk, onları yalnızca birbirine değil; fedakârlığın, sevginin ve vatan aşkının sınanacağı uzun bir yolculuğa çıkaracaktı.
"Bazı hikâyeler bir 'merhaba' ile başlar. Bazılerı ise sessizce aynı sokakta yürümekle..."
Evet! yeni bölümün sonuna geldik
🤍Yorumlarda buluşalım!
Sizce Bahar ile Alperen'in komşu olması kadermi, yoksa sadece bir tesadüf mü?
Ayrıca Pençe Timi'nde en çok hangi karakter dikkatinizi çekti?
