SON DERS:VATAN kitap kapağı

3. bölüm / 6

SON DERS:VATAN

BAHARIN NEFESİ

Vaveyla Yazarı: Ayşegül Çelik

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: BAHARIN NEFESİ

Baharın anlatımı

Erzurum'un sabahları herkese benzemezdi.

Kışın soğuğu insanın yüzünü keser gibi hissettirse de bu şehrin kendine ait bir sıcaklığı vardı. Belki taş binaların arasında saklanan eski hikayelerden, belkide insanların birbirine gösterdiği samimiyetten...

Pencerenin önünde durup dışarıyı izledim.

Gece boyunca yağan kar, şehrin üzerini beyaz bir örtü gibi kaplamıştı. Sokak lambalarının altında parlayan kar taneleri, bana her defasında aynı şeyi düşündürürdü.

Bazı şeyler ne kadar zor olursa olsun, içinde yine bir güzellik barındırırdı.

Derin bir nefes aldım.

Bugün yine okul vardı.

Yine çocukların sesiyle dolacak bir sınıf, yine cevap bekleyen meraklı gözler ve yine bana emanet edikmiş küçük hayatlar...

Bazen kendime sorardım.

"Doğru yerdemiyim?"

Sonra öğrencilerimiz yüzlerini hatırlardım.

Bana uzattıkları küçük elleri...

Bir soruyu çözdüklerinde yaşadıkları mutluluğu...

"Öğretmenim, ben büyüyünce sizin gibi olmak istiyorum." Diyen küçük sesi.

İşte o zaman cevabımı bilirdim.

Evet.

Ben doğru yerdeydim.

Hazırlanıp aynanın karşısına geçtim. Saçlarımı düzelttim, çantamı omzuma aldım. Masanın üzerinde duran ders planını son kez kontrol ettim.

Bugünkü dersin konusu dikkatimi çekti.

Vatan

Bu kelimeyi görünce bir kaç saniye durdum.

Çünkü bazı kelimeler vardır...

Sadece okunmaz.

Hissedilir.

Kapıyı kilitleyip evden çıktım. Erzurum'un soğuk havası yüzüme çarptığında atkımı biraz daha sıkı sardım.

Sokakta yürürken insanların günlük telaşını izledim. Kimi işe yetişiyordu, kimi çocuklarını okula götürüyordu.

Hayat, herkes için farklı bir hikaye yazıyordu.

Benim hikayem ise her sabah okulun kapısından içeri girdiğimde yeniden başlıyordu.

Okula vardığımda bahçeden çocukların sesleri geliyordu.

"Öğretmenim!"

Birkaç öğrencim koşarak yanıma geldi.

"Günaydın öğretmenim."

Gülümsedim.

"Günaydın çocuklar. Üşümediniz mi?"

"Hayır öğretmenim."

Onların bu küçük mutluluklarıbana dünyanın en büyük hediyesi gibi geliyordu.

Sınıfa girdiğimde herkes yerine oturdu.

"Bugün nasılsınız?"

"İyiyiz öğretmenim."

Çantamı masaya bıraktım ve tahtaya doğru yürüdüm.

Kalemi elime aldım.

Bir süre düşündüm.

Sonra tahtaya tek bir kelime yazdım.

Vatan.

Sınıfta sessizlik oldu.

Çocukların meraklı bakışları üzerimdeydi.

"Bugün,"dedim. "Sadece bir kelime öğrenmeyeceğiz."

Bir öğrenci elini kaldırdı.

"Ne öğreneceğiz öğretmenim?"

Gülümsedim.

"Bir kelimenin içinde saklanan kocaman anlamı."

Tahtadaki yazıya baktım.

"Vatan sizce nedir?"

Çocuklardan biri hemen cevap verdi.

"Yaşadığımız yer."

Başımı salladım.

"Evet. Ama sadece bu değil."

Sınıfta dolaşmaya başladım.

"Vatan; evinizdir, ailenizdir, çocukluğunuzdur. Güvende hissettiğiniz yerdir."

Bir başka öğrenci sordu.

"Öğretmenim, peki insanlar vatan için neden fedakarlık yapar?"

Bu soru karşısında bir kaç saniye sustum.

Çünkü bazı cevapların ağırlığı vardı.

"Çünkü bazı insanlar, başkaları huzur içinde yaşayabilmesi diye büyük sorumluluklar alır."

Çocukların gözlerindeki merakı gördüm.

O an içimde bir dilek tuttum.

Keşke çocuklar hep barış içinde büyüse.

Ders devam ederken onların sorularını cevapladım. Her birinin farklı hayalleri vardı.

Biri doktor olmak istiyordu.

Biri öğretmen.

Biri ise asker olmak istediğini söyledi.

"Ben asker olacağım öğretmenim."

O küçük çocuğun heycanlı sesi sınıfta yankılandı.

Gülümsedim.

"Umarım hayallerine ulaşırsın."

Ama içimde tarif edemediğim bir duyfu oluştu.

Sanki hayat, bana henüz bilmediğim bir hikayenin kapısını aralıyordu.

Ve ben...

O kapının ardında kimin olduğunu henüz bilmiyordum.

....

Erzurum'un sabahları insana farklı şeyler hissettirirdi.

Belkide bundandı.

Bu şehirde insan hem gecmişini hemde geleceğini aynı anda düşünürdü.

Dağların üzerinde duran beyaz örtü, güneşin ilk ışıklarıyla yavaş yavaş erirken dışarıdaki havaya rağmen içimde garip bir huzur vardı.

Pencerenin önünde birkaç dakika durdum.

Sessizliği dinledim.

Bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey, birkaç dakika hiçbir şey söylemeden düşünmekti.

Kaç kişi şu an bizim gini gökyüzüne bakıyordu?

Kaç kişi ailesiyle kahvaltı yapıyor?

Kaç çocuk okula gitmek için hazırlanıyor?

Bu sorular aklımdan geçerken yüzümde hafif bir tebessüm oluştu.

Çünkü yaptığımız işin anlamı tam da buydu.

İnsanların normal hayatlarına devam edebilmesi...

Çocukların güven içinde okula gidebilmesi...

Annelerün, babaların sevdiklerine sarılabilmesi...

Bunun için omuzlarımızda büyük bir sorumluluk taşıyordu.

Üniformamı giyerken aynaya baktım.

İnsan zamanla değişiyordu.

Çocukken hayaller kuran o küçük çocuk artık karşımda değildi.

Onun yerine kararlarıyla birçok insanın hayatını etkileyen bir asker vardı.

Ama içimde hala aynı çocuk vardı.

Annesinin sözünü dinleyen...

Kardeşümi korumaya çalışan...

Vatan kelimesini duyduğunda kalbinde farklı bir his oluşan o çocuk...

Tam kemerimi düzeltirken kapı çaldı.

"Kardeşim, hala hazırlanıyor musun?"

Gülümsedim.

Bu sesi tanımamak mümkün değildi.

Selim.

Kapıyı açtığımda elinde iki bardak çayla karşımda duruyordu.

"Sen hiç değişmeyeceksin."

"Neden?"

"Her sabah benden önce gelip beni kontrol ediyorsun."

Selim omuz silkti.

"Birinin seni kontrol etmesi gerekiyor."

İkimizde güldük.

Selim'in böyle bir huyu vardı.

Zor anlarda bile insanın yüzünü güldürmeyi başarırdı.

Belkide bu yüzden onun yanımda olması bana güç veriyordu.

Çay bardağını aldım.

"Saol."

"Ne demek."

Birkaç saniye sessiz kaldık.

Ama bu sessizlik garip değildi.

Çünkü bazı insanlarla konuşmadanda anlaşabilirsin.

Selim dışarı baktı.

"Abi..."

"Hı?"

"Hiç düşündünmü?"

"Neyi?"

"Çocukken kurduğumuz hayalleri."

Bir an durdum.

Çocukluğumuz gözümün önüne geldi.

Mahallede koşturduğumuz günler...

Düştüğümüzde birbirimizi kaldırmamız...

Annemizin bizi eve çağırdığı akşamlar...

"Hatırlıyorum."

Selim gülümsedi.

"Ben asker olacağım derdim."

"Sen daha o zaman inatcıydın."

"Gördünmü?hayalimi gerçekleştirdim."

Başımı salladım.

"Evet. Herçekleştirdim."

Ama içimde başka bir cümle vardı.

Keşke hayat bize sadece hayallerimizi değil, kolay yolları da verseydi.

Fakat bazı yollar seçildiğinde geri dönülmezdi.

Ve biz kendi yolumuzu seçmiştik

...

Bir süre sonra timin geri kalanı yanımıza geldi.

İlk gelen Asena oldu.

Her zamanki gibi düzenli ve sakindi.

Onu tanıyan herkes bilirdi.

Asena kolay kolay paniklemezdi.

En zor anlarda bile soğukkanlı kalmayı başarırdı.

"Sabah sabah yine roplantımı yapıyorsunuz?"

Selim gülümsedi.

"Hayır. Hayatın anlamını konuşuyorduk"

Asena kaşını kaldırdı.

"Sen mi?"

Selüm elini kalbine koydu.

"Beni kırdın."

Karan uzaktan kahkaha attı.

"Selimin hayat felsefesi; önce yemek, sonra düşünmek."

Poyraz hemen araya girdi.

"Yanlış bilgi. Önce yemek, sonra yine yemek."

Bu kez hepimiz güldük.

Timin içinde böyle anlar önemliydi.

Tomris yanımıza geldiğinde elindeki notlara bakıyordu.

"Her şey hazır."

Tomris çok konuşmazdı.

Ama konuştuğunda onu her kes dinlerdi.

Çünkü her lelimesini düşünerek söylerdi.

Volkan ise biraz geride geliyor.

Yüzüündeki ifadeden yine ailesini düşündüğünü anlamıştım.

Hepimiz biliyorduk.

Bir askerin en büyük gücü sevdikleriydi.

Ama aynı zamanda en büyük özlemi de...

Volkan yanımıza geldi.

"Günaydın."

"Günaydın."

O anda hepimize baktım.

Farklı karakterlerdik.

Farklı hayatlarımız vardı.

Ama aynı yolda yürüyorduk.

Onlar bana emanet.

Bu düşünce hiç bir zaman değişmedi.

Komutan olmak, sadece önde yürümek değildi.

Bazen en arkada kalıp herkesi korumaktı.

Bazende kendi korkularını içine atıp başkalarına cesaret vermekti.

Bazende eve dönmek isteyen insanın sorumluluğunu taşımaktı.

Gökyüzüne baktım.

Bahar yaklaşıyordu.

Ama hayatın ne getireceğini kimse bilemezdi.

Bazı günler insana mutluluk getirir.

Bazı günler ise ömür boyu unutmayacağı izler bırakır.

Biz o sabah sadece yeni bir güne başladığımızı sanıyorduk.

Oysa kader, bizim için çoktan yeni bir sayfa açmıştı.