SON DERS:VATAN kitap kapağı

6. bölüm / 6

SON DERS:VATAN

KAR TANELERİNDE BİR KARŞILAŞMA

Vaveyla Yazarı: Ayşegül Çelik

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: KAR TANELERİNDE BİR KARŞILAŞMA

"Bazı karşılaşmalar bir an sürer, ama insanın hayatında uzun bir iz bırakır."

Bahar'ın ağzından

Sabahın ilk ışıkları odamın içine süzülürken gözlerimi yavaşça açtım. Birkaç saniye nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Sonra dışarıdan gelen sessizliği fark ettim.

Bu sessizlik, şehir sessizliği değildi.

Kar sessizliğiydi.

Yatağımdan kalkıp pencerenin yanına yürüdüm. Perdeyi araladığımda karşıma çıkan manzara beni birkaç saniye olduğum yerde tuttu.

Erzurum yine beyaza bürünmüştü.

Çatılar, sokaklar, arabalar... Her şey karın altında saklanıyordu. Gökyüzünden süzülen kar taneleri ağır ağır yere düşüyor, sanki şehirdeki bütün telaşı yavaşlatıyordu.

Karı izlemeyi severdim.

Belki de bu yüzden bu şehre alışmak sandığımdan daha kolay olmuştu. Yeni bir şehir, yeni bir okul, yeni insanlar...

Her şey yabancıydı ama bir yandan da kendi düzenimi kurmaya başlamıştım.

Saatin ilerlediğini fark edince düşüncelerimden sıyrıldım.

"Geç kalacaksın Bahar."

Kendi kendime gülümseyerek banyoya yöneldim.

Bugün de diğer günler gibi olacaktı.

En azından ben öyle sanıyordum.

Hazırlandıktan sonra mutfağa geçtim. Küçük bir kahvaltı hazırlarken telefonum masanın üzerinde titredi.

Ekranda annemin adı yazıyordu.

Gülümsedim ve telefonu açtım.

"Günaydın anne."

"Günaydın kızım. Uyandırmadım ya?"

"Yok, zaten kalkmıştım."

Annemin sesini duymak her zaman iyi gelirdi. Aramızda mesafeler olsa da her konuşmamızda sanki yanımdaymış gibi hissederdim.

"Oralarda hava nasıl?" diye sordu.

"Kar yağıyor. Hem de bayağı fazla."

"Dikkat et kendine. Erzurum'un soğuğu meşhurdur."

"Merak etme anne, alışıyorum."

Kısa bir sessizlik oldu.

Bazen insan ailesinden uzakta olunca güçlü görünmeye çalışıyordu. Her şey yolundaymış gibi davranıyordu.

Ama bazı sesler, insanın ne kadar büyürse büyüsün hâlâ aynı kişi olduğunu hatırlatıyordu.

"Okula gidecek misin bugün?"

"Gideceğim. Çocuklar beni bekliyor."

Annem güldü.

"Sen de öğrencilerini düşünmeden duramazsın zaten."

Haklıydı.

Çocukların hayatına dokunabilmek, bu mesleği seçmemdeki en büyük sebepti.

Telefonu kapattıktan sonra derin bir nefes aldım.

Montumu giydim, atkımı sardım ve çantamı aldım.

Kapıyı kapatırken içimden küçük bir dilek tuttum.

"Bugün güzel geçsin."

Ama kaderin benim için başka planları vardı.
***
Kapıyı kilitledikten sonra birkaç saniye apartmanın önünde durdum. Soğuk hava yüzüme çarparken atkımı biraz daha sıkı sardım.

Kar, sabahkinden daha yoğun
yağıyordu.

Ayaklarımın altında ezilen karın sesi sessiz sokakta yankılanıyordu. Her yer bembeyazdı. İnsan böyle bir manzaraya bakınca dünyanın bütün gürültüsü bir anlığına susmuş gibi hissediyordu.

Arabaya doğru yürürken ellerimi montumun ceplerine soktum.

"Bugün de zor bir gün olacak galiba..." diye fısıldadım.

Öğretmenlik sadece sınıfa girip ders anlatmak değildi. Bazen öğrencilerinin yüzündeki en küçük değişikliği fark etmek, bazen onların sorunlarını dinlemek, bazen de kendi yorgunluğunu belli etmeden güçlü durmaktı.

Ama yine de seviyordum.

Çünkü her sabah okulun kapısından içeri girdiğimde, bana gülümseyerek bakan onlarca küçük yüz görüyordum.

Bu bana yetiyordu.

Tam arabamın yanına yaklaşmıştım ki ileriden gelen araç sesleri dikkatimi çekti.

Sokağın başında birkaç araç durdu.

Önce ne olduğunu anlamadım. Sonra araçlardan inen kişileri görünce olduğum yerde kaldım.

Askerlerdi.

Üzerlerindeki üniformalar, kendinden emin duruşları ve birbirleriyle olan uyumları hemen dikkat çekiyordu.

Bir grup insanın sadece yan yana durarak bile birbirine güvendiğini hissettirebilmesi garipti.

Onları izlerken farkında olmadan birkaç saniye fazla bakmış olmalıyım ki içlerinden biri başını kaldırdı.

Göz göze geldik.

Alperen'di

Kahverengi gözleri karın altında bile dikkat çekiyordu.

Bakışlarında sertlik vardı ama soğuk değildi.

Sanki yaşadığı onca şeye rağmen içinde hâlâ koruduğu bir sakinlik vardı.

Hemen bakışlarımı kaçırdım.

Bahar, ne yapıyorsun?

Kendi kendime kızıp arabaya yöneldim.

Ama nedense o birkaç saniyelik karşılaşma aklımın bir köşesinde kalmıştı.
**
"Alperen, hazır mısın?"

Yanındaki askerin sesiyle bakışlarını karşısındaki genç kadından çekti.

Alperen kısa bir an sustu.

"Hazırım."

Yanındaki Volkan hafifçe gülümsedi.

"Ne oldu komutanım? Dalgın gördüm seni."

Alperen ona baktı.

"Bir şey olmadı."

Volkan başını salladı.

"Tabii..."

Alperen cevap vermedi. Çünkü kendisi de neden birkaç saniyeliğine Bahar öğretmene baktığını bilmiyordu.

Belki de sadece bir tesadüftü.
***
Koridora çıktığımda zilin çalmasına daha birkaç dakika vardı. Öğretmenler odasına uğrayıp çantamı bıraktım. İçeride sobanın verdiği sıcaklık, dışarıdaki ayazı birkaç dakikalığına da olsa unutturuyordu.

"Günaydın Bahar Hocam."

"Size de günaydın."

Çayını karıştıran tarih öğretmeni gülümseyerek cama baktı.

"Bugün kar iyice bastıracak gibi."

Ben de pencereye yöneldim.

Gökyüzü sabahkinden çok daha koyuydu. Rüzgâr, okulun bahçesindeki bayrağı sertçe savuruyor, iri kar taneleri camlara çarpıyordu.

"İnşallah çocuklar çıkış saatine kadar evlerine rahat gider." dedim.

"İnşallah..." diye karşılık verdi.

Tam o sırada ilk ders zili çaldı.

Derin bir nefes alıp sınıfıma doğru yürüdüm.

Kapıyı açar açmaz öğrenciler hep bir ağızdan ayağa kalktı.

"Günaydın öğretmenim!"

Yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu.

"Günaydın çocuklar. Oturun bakalım."

Sınıfın en hareketli öğrencilerinden Efe yine yerinde duramıyordu.

"Öğretmenim, teneffüste kartopu oynayabilir miyiz?"

Sınıfta kahkahalar yükseldi.

"Eğer bahçeye çıkmamıza izin verilirse neden olmasın?"

"Yaşasın!"

"Önce ders." dedim gülerek.

Çocuklar homurdanınca hepimiz gülmeye başladık.

Tahtaya konuyu yazarken sınıfın neşeli sesi bütün yorgunluğumu alıyordu.
Bazen sadece onların gülmesi bile bana yetiyordu.

Dersin ortalarına doğru dışarıdan gelen rüzgâr sesi belirginleşmeye başladı.

Pencereye doğru baktığımda görüş mesafesinin azaldığını fark ettim.

Kar artık sadece yağmıyordu.

Savruluyordu.

Bir an içime açıklayamadığım bir huzursuzluk çöktü.

Ama bunu çocuklara belli etmedim.

"Haydi, şimdi kitaplardaki etkinliği birlikte çözelim."

Teneffüs zilinin çalmasıyla öğrenciler ayağa fırladı.

Koridora çıktığımda müdür yardımcısı hızlı adımlarla öğretmenler odasına doğru gidiyordu.

Yüzündeki ifade sabahki kadar rahattı diyemezdim.

Birkaç dakika sonra anons sesi duyuldu.

"Dikkatli olunması rica olunur. Hava şartları nedeniyle öğrencilerin bahçeye çıkmasına izin verilmeyecektir."

Koridorda küçük bir hayal kırıklığı oluştu.

"Ama öğretmenim..." diye söylenmeye başladı çocuklar.

Yanlarına eğildim.

"Bazen güvenlik, eğlenceden daha önemlidir."

Küçük bir kız öğrencim başını salladı.

"Peki öğretmenim."

Aynı dakikalarda...

Alperen, askeri aracın yanında durmuş gökyüzünü inceliyordu.

Volkan yanına yaklaştı.

"Komutanım, hava beklenenden hızlı bozuyor."

Alperen gözlerini gökyüzünden ayırmadan konuştu.

"Akşama kadar yollar kapanabilir."

Poyraz elindeki telefonu cebine koydu.

"Belediye ekipleri birçok yolu temizlemeye çalışıyormuş ama yetişemiyorlar."

Tomris de telsizden gelen bilgileri dinliyordu.

"Bazı köy yolları şimdiden kapanmış."

Alperen başını hafifçe salladı.

"Herkes hazırlıklı olsun. Böyle havalarda ne zaman görev çıkacağı belli olmaz."

"Emredersiniz komutanım."

Tam o sırada Alperen'in aklına sabah mahalleden çıkarken karşılaştığı Bahar geldi.

"Umarım okulda bir sorun yaşamazlar..." diye geçirdi içinden.

Sonra düşüncelerini bir kenara bıraktı.

Görevde duygulara yer yoktu.

Ama kader, o gün onu yeniden Bahar'ın karşısına çıkaracaktı.

Ders biteli birkaç dakika olmuştu. Sınıftaki öğrenciler etkinliklerini tamamlamaya çalışırken ben de sıraların arasında dolaşıyor, eksik yapanlara yardımcı oluyordum.

"Pelin, cevabın doğru ama burayı tekrar okursan daha iyi anlayacaksın."

Küçük kız başını sallayıp kitabına yeniden eğildi.

"Teşekkür ederim öğretmenim."

Gülümsedim.

"Rica ederim."

Tam o sırada dışarıdan gelen sert bir uğultu hepimizin dikkatini dağıttı.

Rüzgâr...

Sınıfın camları hafifçe titremeye başlamıştı.

Öğrencilerden bazıları korkuyla pencereye döndü.

"Öğretmenim..." dedi Efe.

"Evet?"

"Rüzgâr çok kötü esiyor."

Camın yanına yürüyüp perdeyi hafifçe araladım.

Manzara sabahkinden tamamen farklıydı.

Kar artık sakin sakin yağmıyordu.

Rüzgârın önünde savrulan kar taneleri gökyüzüyle yeri birbirine karıştırmıştı. Karşı binanın silueti bile zor seçiliyordu.

İçimden derin bir nefes aldım.

"İnşallah fazla sürmez."

Çocukların endişelenmesini istemediğim için perdeyi kapatıp yüzüme küçük bir tebessüm yerleştirdim.

"Haydi bakalım, herkes etkinliğini bitirsin. Sonra birlikte kitap okuyacağız."

Çocuklar yeniden sıralarına döndü.
Ama sınıfın içindeki neşenin yerini yavaş yavaş merak almaya başlamıştı.
Son ders zilinin çalmasına yaklaşık kırk dakika kala okulun hoparlöründen bir anons duyuldu.

"Bütün öğretmenlerimizden ders bitiminde öğrencileri sınıflarında bekletmeleri rica olunur. Yeni bilgilendirme yapılacaktır."

Sınıfta kısa bir sessizlik oluştu.

Öğrenciler bana bakıyordu.

"Öğretmenim... Eve gitmeyecek miyiz?" diye sordu Zeynep.

Yanına gidip diz çökerek göz hizasına indim.

"Şimdilik biraz bekleyeceğiz. Belki kar biraz hafifler."

"Ama annem beni merak eder."

"Eminim annen de seni düşünüyordur. Birazdan haber alacağız."

Bunu söylerken ben de telefonuma baktım.

Şebeke hâlâ vardı ama çekim gücü zayıflamıştı.

İçimdeki huzursuzluk büyüyordu.
Son zil çaldığında koridorlar her zamanki gibi hareketlenmedi.

Kimse okuldan çıkmıyordu.

Öğretmenler öğrencileri sınıflarında tutuyor, okul idaresi sürekli telefon görüşmeleri yapıyordu.

Bir süre sonra müdür bey kapımı çaldı.

"Bahar Hocam."

"Buyurun müdürüm."

"Hava beklediğimizden kötüleşti. İlçe Milli Eğitim ve güvenlik birimleriyle görüşüyoruz. Şimdilik öğrencileri okuldan çıkarmıyoruz."

Başımı salladım.

"Anlaşıldı müdürüm."

"Çocukları sakin tutmaya çalışalım."

"Merak etmeyin."

Kapı kapandıktan sonra sınıfa döndüm.
Yirmi çift göz bana bakıyordu.

Hepsinin aklındaki soru aynıydı.

"Ne olacak?"

Gülümsemeye çalıştım.

"Çocuklar, bugün biraz misafir gibi okulda kalacağız galiba."

Efe hemen elini kaldırdı.

"Öğretmenim..."

"Efendim?"

"Korkuyor musunuz?"

Bir an duraksadım.

Sonra hafifçe başımı iki yana salladım.

"Hayır."

Aslında biraz endişeliydim.

Ama onların bunu bilmesine gerek yoktu.

Çünkü bazen bir öğretmenin görevi

sadece ders anlatmak değildi...

Bazen çocukların korkusunu kendi gülümsemesiyle saklamaktı.

Koridordaki sessizlik, okulun alışılmış seslerinden çok farklıydı.

Normalde bu saatlerde öğrencilerin koşuşturması, öğretmenlerin sohbetleri ve zil sesleri birbirine karışırdı.

Bugün ise herkes bekliyordu.

Ne olacağını bilmeden...

Sınıfın kapısını hafifçe araladım. Koridora çıktığımda diğer öğretmenlerin de sınıflarının önünde beklediğini gördüm.

Ayşe Öğretmen bana doğru yaklaştı.

"Bahar, haber var mı?"

Başımı iki yana salladım.

"Henüz yok."

Derin bir nefes verdi.

"Veliler sürekli arıyor ama hatlar çekmiyor."

Ben de telefonumu çıkardım.

Ekranda sadece tek çizgi vardı.

Annemi aramayı düşündüm.

Merak ediyordur...

Numarasına bastım.

Telefon birkaç saniye çaldı.

Sonra bağlantı kesildi.

Bir kez daha denedim.

Yine aynı...

Telefonumu yavaşça cebime koydum.

"İnşallah endişelenmaz..."

Sınıfa döndüğümde çocuklar camın önüne toplanmıştı.

"Çocuklar, camdan biraz uzaklaşalım."

Hemen sözümü dinlediler.

Efe usulca yanıma geldi.

"Öğretmenim..."

"Efendim?"

"Babam beni almaya gelemeyecek mi?"

Sesindeki korku kalbime dokundu.

Omzuna hafifçe dokundum.

"Baban gelirse de gelir, gelemezse de seni güvenli bir şekilde evine ulaştıracak insanlar vardır."

"Bize kim yardım edecek?"

Gülümsedim.

"Devletimiz var."

Bunu söylerken içimde garip bir güven hissi oluştu.

Nedense aklıma Alperen geldi.

İçimden hafifçe gülümsedim.

Aynı dakikalarda...

Pençe Timi karargâhta hava durumunu takip ediyordu.

Tomris, telsiz kulaklığını çıkarıp

Alperen'e döndü.

"Komutanım."

"Söyle."

"AFAD ve valilikten yeni bilgi geldi."

Alperen haritadan gözlerini ayırdı.

"Dinliyorum."

"Şehir merkezindeki bazı okullar ve kamu binalarında mahsur kalanlar var."

Volkan kollarını bağladı.

"Yollar tamamen kapanmış."

Poyraz haritayı işaret etti.

"Şu bölgede tipi nedeniyle hiçbir araç ilerleyemiyormuş."

Alperen birkaç saniye düşündü.

Tam o sırada telsiz yeniden cızırdadı.

"Pençe Timi, hazır olun."

Herkes aynı anda doğruldu.

"Emredin."

"Arama kurtarma çalışmalarına destek vereceksiniz. İlk görev noktanız..."

Tomris önündeki haritaya baktı.

"...Cumhuriyet İlkokulu."

Alperen'in bakışları bir anlığına durdu.

Cumhuriyet İlkokulu...

Bahar'ın görev yaptığı okuldu.

İçinden tek bir cümle geçti.

"İnşallah iyidir..."

Ama bunu belli etmedi.

"Pençe Timi!"

Herkes hazır ola geçti.

"Harekete geçiyoruz."

"Emredersiniz komutanım!"

Askerler birkaç saniye içinde araçlarına yönelirken dışarıdaki kar fırtınası daha da şiddetleniyordu.

Gökyüzü, sanki bütün gücüyle şehrin üzerine iniyordu.

Ve Bahar'ın, birkaç saat sonra kapıdan içeri girecek kişinin Alperen olacağından henüz haberi yoktu.
***
Saatime baktım.

Normalde bu saatte çoktan eve gitmiş olurdum. Sınıfımı toplar, ertesi günün planını düşünür, öğretmen lojmanına dönmüş olurdum.

Ama bugün...

Bugün hiçbir şey normal değildi.

Koridordan müdür beyin sesi duyuldu.

"Bütün öğretmen arkadaşlar toplantı odasına gelebilir mi?"

Çocuklara döndüm.

"Ben hemen geleceğim. Kimse sınıftan çıkmıyor, tamam mı?"

"Tamam öğretmenim."
Gülümsedim.

"Biliyorum, siz bana söz verdiğinizde tutarsınız."

Sınıftan çıkıp öğretmenler odasına geçtim. İçeride herkesin yüzünde aynı endişe vardı.

Müdür bey elindeki telefonu masaya bıraktı.

"Arkadaşlar, yolların büyük kısmı ulaşıma kapandı. Belediye ekipleri çalışıyor ama tipi nedeniyle ilerlemekte zorlanıyorlar."

Kimse konuşmuyordu.

"Velilerin çoğuyla görüştük. Ulaşabilenler çocuklarını almaya çalıştı ama emniyet, mecbur kalmadıkça kimsenin trafiğe çıkmamasını istedi."

Ayşe Öğretmen usulca sordu.

"Peki biz ne yapacağız?"

"Bekleyeceğiz."

Bu tek kelime odanın üzerine ağır bir sessizlik bıraktı.

"Valilik, AFAD ve güvenlik güçleriyle sürekli irtibat hâlindeyiz. Yardım ekipleri yönlendiriliyor."

İçimde tarif edemediğim bir rahatlama oldu.

Demek ki yardım gelecek...

Toplantı bittiğinde tekrar sınıfıma döndüm.

Kapıyı açar açmaz çocuklar etrafımı sardı.

"Öğretmenim!"

"Evet bakalım."

"Annem aradı mı?"

"Babam gelecek mi?"

"Eve ne zaman gideceğiz?"

Sorular peş peşe geliyordu.

Hepsine aynı anda cevap vermek imkânsızdı.

İki elimi hafifçe kaldırdım.

"Bir dakika..."

Çocuklar sustu.

"Şu an hepimiz güvendeyiz. Okul sıcacık, yemekhanemiz açık. Kimse sizi burada yalnız bırakmayacak."

Sözlerim onları biraz olsun rahatlatmıştı.

Küçük Elif usulca yanıma geldi.

"Öğretmenim..."

"Efendim güzelim?"

"Korkuyorum."

Onu yavaşça kucağıma aldım.

"Ben de senin yanındayım."

Başını omzuma yasladı.

"Gerçekten mi?"

"Gerçekten."

Aynı dakikalarda...

Pençe Timi araçların son kontrollerini yapıyordu.

Motor sesleri karargâhın avlusunda yankılanırken iri kar taneleri askerlerin omuzlarına düşüyordu.

Volkan eldivenlerini düzeltti.

"Komutanım, bu havada ilerlemek kolay olmayacak."

Alperen aracın kapısını kapattı.

"Kolay olsaydı bizi çağırmazlardı."

Poyraz hafifçe gülümsedi.

"Yine haklısın komutanım."

Tomris telsizden gelen son bilgileri dinliyordu.

"Cumhuriyet İlkokulu'nda öğretmenler ve öğrenciler içeride bekletiliyor. Elektrik şimdilik var ama hava gittikçe kötüleşiyor."

Alperen başını salladı.

"Önceliğimiz çocuklar."

"Asla panik yaşamalarına izin vermeyeceğiz."

"Asena, sen çevre güvenliğini alacaksın."

"Emredersiniz."

"Poyraz, yolları kontrol edeceksin."

"Anlaşıldı komutanım."

"Volkan, çocukların tahliyesinde sen önde ol."

"Emredersiniz."

Son olarak Tomris'e döndü.

"Telsiz bağlantısını hiç koparma."

"Merak etmeyin komutanım."

Alperen derin bir nefes aldı.

"Allah yardımcımız olsun."

Hep bir ağızdan cevap verdiler.

"Âmin."

Motorlar çalıştı.

Pençe Timi, tipi giderek şiddetlenirken okulun bulunduğu bölgeye doğru yola çıktı.

O sırada Bahar, sınıfın penceresinden dışarı bakıyordu.

Kar, gökyüzüyle yeri birbirine karıştırmıştı.

İçinden geçen tek düşünce şuydu:

"Bize yardıma gelenler.... İnşallah siz de bu havada güvendesinizdir..."

Oysa birkaç kilometre ötede, Alperen de aynı fırtınanın içinde tam Bahar'ın bulunduğu okula doğru ilerliyordu.

Saatler ilerledikçe okulun içindeki hava da değişmeye başlamıştı.

Öğrencilerin bazıları sıralarında sessizce oturuyor, bazıları pencereden dışarı bakıyordu. Kar hâlâ durmamıştı. Aksine, rüzgârın şiddetiyle daha da sert savruluyordu.

Tam o sırada koridorun sonunda koşan ayak sesleri duyuldu.

Kapı hafifçe vuruldu.

"Bahar Hocam!"

Kapıyı açtığımda müdür beyin nefes nefese kaldığını gördüm.

"Yardım ekipleri geldi."

İçimde bir umut yeşerdi.

"Çocuklara hazırlanmalarını söyleyin ama kimse panik yapmasın."

"Tamam müdürüm."

Sınıfa döndüm.

"Çocuklar, beni dinleyin."

Hepsi bir anda sustu.

"Dışarıdan bizi güvenli bir yere götürmek için ekipler geldi. Birazdan hep birlikte çıkacağız. Kimse arkadaşının elini bırakmayacak, tamam mı?"

"Heeep tamam öğretmenim."

Küçük Elif yine yanıma geldi.

"Öğretmenim..."

"Efendim?"

"Sen de bizimle geleceksin değil mi?"

Gülümsedim.

"Ben en son çıkacağım. Önce siz güvende olacaksınız."

Elif başını salladı.

"Peki."

Koridorda hareketlilik başlamıştı.
Kalın bot sesleri okulun sessizliğini bozuyordu.

Kapının önünde duran üniformalı askerleri görünce içim biraz olsun rahatladı.

Önde duran kişiyi görünce ise istemsizce gülümsedim.

"Alperen..."

O da beni fark etti.

Kalın montunun yakasını düzeltirken kısa bir tebessüm etti.

"İyi misin Bahar?"

"İyiyim. Çocuklar biraz korktu."

Alperen sınıfa göz gezdirdi.

"Hepsi burada mı?"

"Evet."

"Tamam. Hepsini güvenli şekilde çıkaracağız."

Sesinde her zamanki sakinlik vardı.
Panikten eser yoktu.

Bu bile insana güven veriyordu.
Volkan ve Asena diğer sınıflara yönelirken Alperen sınıfın kapısında kaldı.

"Çocuklar."

Hepsi ona baktı.

"Ben Alperen abi. Şimdi hep birlikte dışarı çıkacağız. Ama bunun için sizden bir şey istiyorum."

Efe elini kaldırdı.

"Neymiş?"

"Kimse arkadaşının elini bırakmayacak."

"Peki."

"Koşmak yok."

"Tamam."

"Korkan olursa bana ya da öğretmenine söyleyecek."

Çocuklar aynı anda başlarını salladı.
Alperen bana dönüp alçak sesle konuştu.

"Sen çocukların en arkasında kal."
"Neden?"

"Ben en önde olacağım. Aramızda kimseyi bırakmayacağız."

Başımı salladım.

"Tamam."

Dışarı çıktığımız anda yüzüme çarpan rüzgâr nefes almamı bile zorlaştırdı.
Kar diz boyuna yaklaşmıştı.

Askerler çocukların etrafında koridor oluşturmuş, tek tek ilerlemelerini sağlıyordu.

Alperen sürekli dönüp grubu kontrol ediyordu.

"Yavaş... Kimse acele etmiyor."

Tam o sırada sert bir rüzgâr esti.
Küçük Elif korkuyla bana sarıldı.

"Öğretmenim!"

"Evet, buradayım."

Alperen hemen yanımıza geldi.

"İyi misiniz?"

"İyiyiz."

Bir an göz göze geldik.

İkimizin de aklında aynı düşünce vardı:

Önce çocuklar.

Kar fırtınası ise henüz dinmeye niyetli değildi. Bölgeden güvenli şekilde çıkmaları için daha uzun bir yol vardı. Bu yüzden asıl mücadele şimdi başlıyordu.

Okulun ana kapısı açıldığı anda içeri dolan keskin soğuk hepimizi ürpertti.

Rüzgâr öyle kuvvetli esiyordu ki kapıyı açık tutmak bile neredeyse imkânsızdı.

Kar, sanki gökyüzünden değil de dört bir yandan üzerimize savruluyordu.

Alperen birkaç adım dışarı çıktı.

Gözlerini kısmış, yolu görmeye çalışıyordu.

Volkan da yanına geldi.

"Komutanım, görüş mesafesi neredeyse yok."

Alperen cevap vermeden birkaç saniye etrafı inceledi.

Asena telsizden gelen sesi dinliyordu.

"Tipi daha da şiddetleniyor."

Poyraz okul bahçesine baktı.

"Çocukları bu havada yürütmek çok riskli."

Alperen hiç düşünmeden kararını verdi.

"Herkes içeri."

Ben şaşkınlıkla ona baktım.

"Çıkmıyor muyuz?"

Başını iki yana salladı.

"Bu havada tek bir çocuğu bile riske atamam."

Ses tonu sakindi ama kararlıydı.

Kimse itiraz etmedi.

Askerler tekrar kapıyı kapatırken rüzgârın uğultusu okulun duvarlarında yankılandı.

Çocuklar yeniden sınıfa alındı.
Birkaç dakika önce umutla ayağa kalkan minik yüzlerde bu kez hayal kırıklığı vardı.

Efe usulca sordu.

"Alperen abi..."

Alperen diz çökerek onunla göz göze geldi.

"Efendim?"

"Eve gidemeyecek miyiz?"

Alperen gülümsedi.

"Gideceksiniz."

"Ne zaman?"

"Kar biraz izin verdiğinde."

"Ya vermezse?"

Alperen küçük çocuğun omzuna dokundu.

"O zaman biz bekleriz."

"Sen de mi?"

"Ben de."

"Öğretmenim de?"

"Öğretmenin de."

Çocuk hafifçe gülümsedi.

"Peki."

Koridorda öğretmenlerle askerler kısa bir değerlendirme yapıyordu.

Müdür bey endişeyle konuştu.

"Komutanım, çocuklar üşümeye başlar mı?"

"Hayır. Şimdilik okul güvenli."

"Elektrikler giderse?"

Alperen kısa bir an sustu.

"İhtimali var."

Tomris konuşmaya katıldı.

"Jeneratörünüz var mı?"

"Var ama uzun süre yetmez."

Herkes birkaç saniye sessiz kaldı.
Dışarıdaki rüzgârın sesi giderek artıyordu.

Ben sınıfa döndüğümde çocuklar sessizce oturuyordu.

Elif yanıma geldi.

"Öğretmenim..."

"Efendim?"

"Alperen abi çok cesur."

İstemsizce gülümsedim.

"Evet."

"Sen onu tanıyorsun değil mi?"

Başımı salladım.

"Evet, tanıyorum."

"İyi biri."

"Çok iyi biri."

Tam o sırada sınıfın kapısı çalındı.
Kapıyı açtığımda Alperen karşımdaydı.

"Bir şeye ihtiyacınız var mı?"

"Şimdilik yok."

"Çocuklar aç mı?"

"Birazdan yemekhaneye indireceğiz."

Başını salladı.

"Biz de burada kalacağız."

"Bu gece mi?"

"Eğer hava açılmazsa..."

Cümlesini tamamlamadı.

Ama gözlerindeki ifade her şeyi anlatıyordu.

Bu gece uzun olacaktı.

Hem onlar için...

Hem de bizim için.

Akşam olmuştu.

Okulun koridorlarında sabahki hareketlilikten eser kalmamıştı. Çocukların bir kısmı sınıflardaki sıralara uzanmış, bir kısmı öğretmenlerinin anlattığı hikâyeleri dinliyordu.

Yemekhaneden getirilen sıcak çorbalar içilmiş, herkes biraz olsun rahatlamıştı.

Ben ise pencerenin önünde durmuş, dışarıdaki karı izliyordum.

Rüzgâr hâlâ bütün gücüyle esiyordu.
Gökyüzü karanlığa gömülmüş, okulun bahçesindeki lambalar tipi yüzünden neredeyse görünmez olmuştu.

Derin bir nefes aldım.

"Ne zaman bitecek bu kar?"

Tam o sırada yanıma biri yaklaştı.

"Üşürsün."

Sesi duyar duymaz dönüp baktım.

Alperen...

Elinde buharı tüten bir bardak vardı.

"Çay."

Bardağı uzattı.

"Sağ ol."

"Rica ederim."

Bir süre ikimiz de konuşmadık.

Sessizlik bazen kelimelerden daha çok şey anlatıyordu.

"Çocuklar iyi." dedi Alperen.

"Evet."

"Sen nasılsın?"

Yüzüne baktım.

"İyiyim."

Kaşını hafifçe kaldırdı.

"Öğretmenlerin 'iyiyim' demesi pek inandırıcı olmuyor."

İlk kez o gün içten bir gülümseme yayıldı yüzüme.

"Bu kadar belli mi?"

"Biraz."

Elimdeki bardağı sıkıca tuttum.

"Sadece çocuklar için endişeleniyorum."

"Merak etme."

Alperen dışarı baktı.

"Onlar bu gece ailelerine kavuşana kadar biz buradayız."

Bu cümleyi öyle sakin söylemişti ki içimdeki bütün endişe biraz olsun hafifledi.

İşte asker olmak buydu...

Kendi yorgunluğunu unutup başkasına güven verebilmek.

Tam o sırada...

Pat!

Okulun bütün ışıkları aynı anda söndü.
Koridor bir anda zifiri karanlığa gömüldü.

Ardından çocukların korku dolu sesleri yükseldi.

"Öğretmenim!"

"Işıklar gitti!"

"Korkuyorum!"

Ben daha yerimden kıpırdayamadan Alperen'in sesi bütün koridorda yankılandı.

"Panik yapmak yok!"

Sesi o kadar net ve sakindi ki çocukların ağlama sesleri yavaş yavaş azaldı.

Volkan el fenerini yaktı.

Ardından Asena...

Sonra Tomris...

Koridor, el fenerlerinin solgun ışıklarıyla aydınlanmaya başladı.

Alperen bana döndü.

"Sen çocukların yanına git."

"Peki."

Hiç vakit kaybetmeden sınıfa koştum.
Çocuklar birbirlerine sarılmıştı.

"Hepsi beni dinlesin."

Küçük Elif gözyaşlarını silerek bana baktı.

"Öğretmenim..."

"Buradayım."

"Çok korktum."

Onu kucağıma aldım.

"Bak..."

Kapıyı işaret ettim.

"Alperen abi ve diğer askerler de burada."

Elif başını çevirip koridora baktı.

Askerlerin tek tek sınıfları kontrol ettiğini görünce yüzündeki korku yavaş yavaş kayboldu.

Dışarıda tipi bütün şiddetiyle devam ediyordu.

İçeride ise küçücük bir okul...

Bir avuç öğretmen...

Ve görevlerini sessizce yapan bir tim vardı.

O gece hiçbirimiz bunun sadece bir kar fırtınası olmadığını bilmiyorduk.

Çünkü bazen kader...

İnsanların hayatını değiştirmek için en sert fırtınaları seçerdi.

Evet bölüm sonu geldik!
Nasıl buldunuz bölümü .
Sizce diğer bölümde nolucak tahmınlarinizi yoruma yazmayı ve beyeni vermeyi unutmayın!
Şimdiden teşekkürler
(*^-^)/\(*^-^*)/\(^-^*)