2. bölüm / 6
SON DERS:VATANSESSİZ VEDALAR
Bölümler 6Şu an: SESSİZ VEDALAR
Sabahın ilk ışıkları, ince tül perdelerin arasından süzülerek odanın duvarlarına vuruyordu. Çalan alarmın sesi sessizliği bozunca genç öğretmen yavaşca gözlerini açtı. Bir kaç saniye tavana baktı. Yeni bir gün başlamıştı.
Komodinin üzerindeki saate uzandı.
Saat 06.30.
AlarmSESı kapattıktan sonra yatağından kalktı ve pencereye doğru yürüdü. Perdeyi araladığında serin sabah havası yüzüne dokundu. Sokak henüz tam anlamıyla uyanmamıştı. Birkaç kişi işe yetişmeye çalışıyor, uzaktan geçen servis araçlarının sesleri duyuluyordu.
Derin bir nefes aldı.
"Bugün güzel geçicek" diye fısıldadı kendi kendine.
Öğretmenliği seçtiği günü hatırladı.
Üniversite sıralarında kurduğu hayaller, mezuniyet töreninde annesinin gözlerindeki gurur, ilk kez sınıfa girdiği an...
Bütün yorgunluklarına rağmen çocukların bir tebessümü, "öğretmenim" diye seslenişi ona her defasında yeniden güç veriyordu.
Hazırlanmak için banyoya geçti. Soğuk su yüzündeki mahmurluşu aldı. Aynanın karşısında saçlarını özenle topladı, sade ama şık kıyafetlerini giydi. Çantasını hazırlarken ders planını bir kez daha kontrol etti.
Bugünkü konuyu görünce hafifce gülümsedi.
"Vatan sevgisi"
Defterini çantasına koyduktan sonra mutfağa geçti. Çayın buharı mutfağı sararken pencereden gökyüzünü izledi.
"Her yeni bir gün yeni bir umut" dedi içinden.
Kahvaltısını bitirip evden çıktı. Apartmanın kapısını kapattığında serin rüzgar saçlarını hafifçe savurdu. Okula giden yolda her sabah uğradığı küçük fırından taze simit aldı.
"Kolay gelsin öğretmenim" dedi fırıncı.
"Teşekkür ederim. Size de hayırlı işler."
Okulun önüne geldiğinde öğrenciler bahçede koşturuyor, arkadaşlarıyla sohbet ediyorlardı.
Genç öğretmeni gören çocuklar heycanla yanına koştular.
"Günaydın öğretmenim."
"Günaydın çocuklar."
"Öğretmenim bugün resim yapacak mıyız."
"Hayır ama bugün çok güzel bir konu işliyeceğiz."
Çocukların meraklı bakışları arasında sınıfa doğru yürüdüler.
Zil çaldığında herkes sırasına oturmuştu.
Öğretmen sınıfın önüne geçti.
"Günaydın çocuklar."
"Günaydın öğretmenim!"
"Bugün sizden önce bir şey istemek istiyorum."
Sınıfta sessizlik oldu.
"Bugün birbirimizi dikkatle dinliyeceğiz.
Çünkü konuşacağımız konu hepimiz için çok önemli."
Çocuklar başlarını salladı.
Öğretmen arkasını dönüp tahtaya nüyük harflerle tek bir kelime yazdı.
VATAN
Sınıfın içi sessizliğe büründü.
Minik ellerden biri havaya kalktı.
"Öğretmenim vatan... ne demek."
Öğretmen, öğrencisinin gözlerine baktı.
Gülümsedi.
"Vatan sadece üzerinde yaşadığımız toprak değildir."
Tahtanın yanındaki türk bayrağını işaret etti.
"Vatan; evimizdi, ailemizdir, arkadaşlarımızdır. Güvenmiçinde uyuduğumuz geceler, okul bahçesinde oynadığınız oyunlar, annenizin sizi beklediği evdir. Kısacası bize ait her şeydir."
Çocuklar onu dikkatle dinliyordu.
Bir başka öğrenci söz aldı.
"Peki öğretmenim... Neden askerler görev yapıyor."
Genç öğretmen bir an durdu.
Sorunun ağırlığını hissediyordu.
"Çünkü bazı insanlar,biz huzur içinde yaşayabilelim diye büyük fedakarlıklar yapıyor. Onlar görevlerini yerine getirirken biz de onların emanet ettiği bu güzel ülkeye sahip çıkmalıyız."
Sınıfta derin bir sessizlik oluştu.
O sırada okulun bahçesindeki bayrak, rüzgarın etkisiyle dalgalanmaya başladı.
Genç öğretmen pencereye baktı.
İçinde tarif edemediği bir his vardı.
Sanki hayat, ona çok yakında unutmayacağı bir ders vermeye hazırlanıyordu.
Üssün üzerinde güneş yavaş yavaş yükselirken sabahın serinliği hala hissediliyordu. Nöbet değişimi yeni tamamlanmış, avluda hareketlilik başlamıştı.
Alperen, koğuşun kapısını açıp dışarı çıktı. Üzerin deki üniformayı düzeltti ve derin bir nefes aldı. Bu sessizliği seviyordu. Çünkü biliyordu ki bir kaç saat sonra yerini telsiz sesleri ve motor gürültüsü alacaktı.
İlk gelen Asena oldu.
Uzun boylu, disiplinli ve soğukkanlıydı. Timin en dikkatli askerlerinden biriydi. Bir göreve çıkmadan önce techizatını defalarca kontrol eder, hiç bir ayrıntıyı şansa bırakmazdı.
"Asena."
"Komutanım."
"Herşey tamam mı?"
"Evet komutanım."
Ardından Tomris geldi. Harita okuma başarısı sayesinde tim ona her zaman güvenir, zorlu arazilerde ilk onun görüşünü alırdı.
Karan ise koğuş kapısından çıkarken seslendi.
"Günaydın millet."
"Buğun neşelisin," dedi asena.
"Daha görev başlamadı. Morelimiz yüksek olsun."
Tam o sırada iri yarı bir adam ellerinde çay bardaklarıyla geldi.
Volkan...32 yaşındaydı.
Evliydi ve 3 yaşında yekta adında bir oğlu vardı. Göreve çıkmadan önce ailesiyle konuşmadan asla yola çıkamazdı.
Telefonunu cebinden çıkardı.
Ekranda eşinin adı yazıyordu.
Aradı.
"Baba!" Diye küçük bir ses duyuldu.
Volkanın yüzü bir anda değişti.
"Aslan oğlum... nasılsın bakalım."
"İyiyim baba ne zaman geleceksin?"
Volkan bir an sessizlik yaşadı.
"İşim bitşnce geleceğim. Sana söz."
"Kırmızo arabamı getirecekmisin?"
"Elbette getireceğim."
Telefonu eşi aldı.
"Kendine dikkat et olurmu."
Volkan gülümsedi.
"Merak etme. Döneceğim."
"Biz seni bekliyoruz."
"Bende sizi."
Telefon kapandığında yüzündeki tebessüm bir kaç saniye sürdü.
Alperen omzuna hafifce dokundu.
"İyimisin."
"İyiyim komutanım. Onlar beklediği sürece ben ayakta kalırım."
Tam o sırada arka taraftan tanıdık bir ses duyuldu.
"Yine duygusal sahneleri kaçırmışım."
Poyraz ve selim ellerinde simit poşetiyle yürüyordu.
"Sabah sabah moral bozmak yasak. Aç asker savaşamaz."
Karan gülerek bir tane aldı.
"Sen olmasan bu tim çekilmez."
"Asıl siz olmasanız ben kimi sinirlendireceğim."
Bir anda kahkahalar yükseldi.
Asena hafifce gülümsedi.
İşte pençe timi buydu.
Birbirlerine sadece silah arkadaşlığı değil, kardeşlik bağıyla bağlıydılar.
O sırada hoporlörden onons yapıldı.
"Pençe timi, brifing salonuna."
Bir anda herkes ciddileşti.
Komutan içeri girdi ve masanın üzerindeki haritayı açtı.
"Dikkatle dinleyin. Bir istihbarat aldık. Bölgedeki hareketlilik tesbit edildi. Sizden istenen, blirlenen yere giderek keşif yapmak ve gerektiğinde sivillerin güvelliğini sağlamaktır. Önceliğimiz herkesin sağ sağlim dönmesi. Kuralları biliyorsunuz. Kimse tek başına hareket etmiyecek."
"Emredersiniz komutanım," diye cevap verdi tim hep bir ağızdan.
Brifing sona erdiğinde herkes sessizce hazırlıklarını tamamladı.
Silahlar kontrol edildi.
Çantalar omuzlara alındı.
Bot sesleri kolidorda yamkılanıyordu.
Üssün kapısına geldiklerinde herkes son kez birbirine baktı.
Alperen elini uzattı.
"Hepimiz benim kardeşimsiniz. Gidiyoruz ve birlikte döneceğiz."
Asena ilk tokalaşan oldu.
Ardından Tomris...
Karan...
Volkan...
Selim...
Ve son poyraz.
Poyraz gülümseyerek.
"Dönüşte çayı ben ısmarlıyorum. Kimsenin kaçmaya hakkı yok."
"Anlaştık," dedi Alperen.
Araçların motorları çalıştı.
Tim tek tek araçlara bindi.
Demir kapılar yavaşca açılırken herkes son kez üsse baktı.
Araç konvoyu ağır ağır hareket etti.
Hiçbiri, bu yolculuğun hayatlarını sonsuza kadar değiştirecek ilk adım olduğunu bilmiyordu...
Araç konvoyu ağır ağır üssün demir kapısından çıktı. Motorların homurtusu sabahın sessizliğini bozarken, güneş yavaş yavaş dağların ardından yükseliyordu. Yolun iki yanında uzanam tepeler, rüzgarın savurduğu otlarla birlikte adete sessizce onları izliyordu.
Araçta alışıldık bir sessizlik hakimdi.
Her görev öncesinde olduğu gibi herkes düşüncelerine dalmıştı.
Sessizliği bozan yine poyraz oldu.
"Şimdi söyleyin bakalım... dönüşte ilk ne yapıcaksınız."
Karan gülerek kafasını kaldırdı.
"Senin gevezeliğini dinlemeyeceğim."
"Olmaz öyle. Çiddi bir şey sordum."
Asena gözlerimi devirdi.
"Hiç susmayacak mısın."
"Susarsam bu tim çöker."
Volkan hafifce gülümsedi
"Ben eve gidince oğlumu kucağıma alacağım. Ve istediği kırmızı arabayı alacağım."
"O kadarmı özledin," diye sordu tomris.
Volkan pencereden dışarı bakarken.
"Her gün."
Tim sessizliğe büründü.
Alperen arkadaşlarını tek tek süzdü.
Bu insanların her biri farklı şehirlerden gelmişti.
Farklı hayatları, farklı geçmişleri vardı.
Ama şimdi hepsi aynı üniformanın, aynı bayrağın altında omuz omuza görev yapıyordu.
"Komutanım."
Poraz yine söze girdi. Artamdaki hüznü bozmak için.
"Buyur."
"Bu görev bitince izin varmı."
"Neden."
"Annem evde mantı yapacağını söyledi."
Araçta kahkahalar yükseldi.
Karan omzuna hafifçe vurdu.
"Senin aklın hep midende."
"Vatn sevgisi ayrı, mantı sevgisi ayrı."
Bu kez Asena bile kahkahasını gizleyemedi.
Alperen onları izlerken içinden gülümsedi.
İşte bu yüzden tim güçlüydü.
Çünkü en zor anlarda bile birbirlerine umut olmayı başarıyorlardı.
....
Yaklaşık iki saat sonra konvoy kısa bir mola verdi.
Askerler araçlarda inerek çevre güvenliğini aldı.
Tomris haritayı açıp yönleri kontrol ederken, Asena dürbünüyle çevreyi inceliyordu.
Volkan cebinden oğlunun fotoğrafını çıkardı.
Fotoğrafa bir kaç saniye baktı.
"Bir gün büyüyecek..." diye mırıldandı.
Alperen yanına gelidi.
"Yekta mı?"
Volkan başını salladı.
"Her görevden önce ona bakıyorum. Sanki bana güç veriyor."
Alperen omzuma dokundu.
"O seni bekliyor. O yüzden dikkatli olacağız."
"Her zaman ki gibi."
Tam o sırada telsizden bir ses duyuldu.
"Pençe timi, rapor verin."
Alperen hemen telsizi eline aldı.
"Pençe timi dinlemede."
"Rota temiz, belirlenen noktaya ilerlemeye devam edin."
"Anlaşıldı."
Mola sona ermişti.
Herkes yeniden araçlara bindi.
Motorlar tekrar çalıştı.
Dağ yolları giderek daralıyor, hava serinliyordu.
Poyraz pencereye bakarken derin bir nefes aldı.
"Garip..."
"Nedir?..."diye sordu karan.
"İçimde tarif edemediğim bir his var."
Volkan gülümsemeye çalıştı.
"Sen açsındır."
"Yok..."
"Sanki bu görev diyerlerinden farklı olucak."
Araçta yeniden sessizlik oluştu.
Kimse cevap vermedi.
Çünkü bazen insanın içine doğan hislerin bir açıklaması olamazdı.
Konvoy virajı dönüp dağların arasındaki dar yola girdi.
Gökyüzünü kaplayan bulutlar güneşi örtmeye başlamıştı.
Alperen önündeki yola dikkatle bakarken kemdi kendine tek bir cümle kurdu.
"Ne olursa olsun... Bu timi sağ sağlim geri götüreceğim."
Ama kaderin onlar için yazdığı satırları henüz kimse bilmiyordu.
İlk bölümün sonuna geldik!
En çok hangi karakter dikkatinizi çekti.
.Alperen
.Asena
.Karan
.Tomris
.poyraz
.Volkan
Siz olsaydınız timde en çok kiminle arkadaş olmak isterdiniz?
Yorumlarınızı ve tahminlerinizi okumayı çok isterim. Bölümü beyendiyseniz oy vermeyinve yorum yapmayı unutmayın.
Sonraki bölümde görüşmek üzere🤍🤍
