4. bölüm / 6
SON DERS:VATANKADERİN KESİŞTİĞİ GÜN
Bölümler 6Şu an: KADERİN KESİŞTİĞİ GÜN
"Bazı karşılaşmalar sessiz başlar. İnsan, hayatını değiştirecek anın geldiğini çoğu zaman en son fark eder"
Baharın anlatımı
İnsan bazen hayatının değişeceği günü sıradan bir sabah sanıyor.
Ben de o sabah öyle sanmıştım.
Telefonumun alarmı saat altıda çaldığında gözlerimi aralamakta zorlandım. Perdelerin arasından sızan gün ışığı henüz odama tam olarak ulaşmamıştı. Erzurum'un sabahları yaz aylarında bile serin olurdu. Yatağımdan kalkar kalkmaz üşüyüp hırkayı omuzlarıma aldım.
Pencereye doğru yürüdüm.
Camı hafifce açar açmaz yüzüme çarpan serin rüzgar, uykumun son kırıntılarını da alıp götürdü.
Derin bir nefes çektim.
Toprağın kokusu...
Çam ağaçlarının arasında gelen rüzgar...
Uzaktan duyulan ezan sesi...
İşte bu şehrinde en sevdiğim şey buydu.
Erzurum, insanın içine işleyen bir huzura sahipti.
"Yeni bir gün..."diye fısıldadım kendi kendime.
Bugün öğrencilerime haftalardır söz verdiğim geziyi yapıcaktık. Dersi sınıfta değil, tarihin içinde işliyecektik.
Masamın üzerine bıraktığım dosyayı açtım.
İzin belgeleri...
Yoklama listesi...
Velilerin imzaladığı kağıtlar...
Hepsini tek tek kontrol ettim.
İnşallah herşey yolunda gider.
Öğretmenlik bazen sadece ders anlatmak değildi.
Otuz küçük kalbi emanet almak demekti.
Her gezi öncesi aynı heyecanı yaşardım.
"Acaba hepsi eğlenecek mi?"
"Bir aksilik olurmu?"
"Bir şey eksik kaldımı?"
Bu sorular aklımdan hiç çıkmazdı.
Mutfağa geçip kendime bir bardak çay hazırladım.
Çayın buharı yavaşça yükselirken annemin yıllar önce söylediği bir söz aklıma geldi.
"Bir öğretmenin taşıdığı yük bazen bir annenin yüküne benzer kızım. Çünkü ikisi de çocuklarını düşünmeden suramaz."
O zamanlar bu sözü anlayamazdım.
Şimdi ise her sabah öğrencilerimi düşünerek uyandığımda annemin ne demek istediğini daha iyi anlıyordum.
Öayımı bitirdikten sonra aynanın karşısına geçtim.
Saçımı topladım.
Lacivert uzun eteğimi, beyaz gömleğimi ve açık mavi hırkamı giydim.
Boynuma ince bir kolye taktım.
Aynaya baktığımda yorgun ama mutlu bir öğretmen gördüm.
"Haydi bahar..."dedim kendi kendime.
"Bugün çocuklar seni bekliyor."
Evden çıktığımda sokaklar yeni yeni hareketlenmeye başlamıştı.
Dırından sıcak ekmek kokusu geliyordu.
Birkaç esnaf dükkanını açıyor, şnsanlar birbirlerine gülümseyerek selam veriyordu.
Bu şehrin insanlarını seviyordum.
Belki çok konuşmazlardı ama yürekleri sıcacıktı.
Okula yaklaştıkca çocuk sesleri duyulmaya başladı.
Daha kapıdan girer girmez bir gurup öğrenci beni farketti.
"Öğrrtmenim geldi!"
Bir anda etrafımı sardılar.
"Gerçekten geziye gidecek miyiz?"
"Otobüs geldi mi?"
"Ben fotoğraf makinemi getirdim!"
"Bende defterimi getirdim öğretmenim."
Gülerek hepsini dinledim.
"Tamam,tamam... Hepiniz sakin olun. Önce sınıfa çıkıyoruz. Sonra yoklama alacağız."
Koridorda yürürken onların heyecanını izliyordum.
Belki yıllar sonra bugün hatırlamayacaklardı.
Ama ben hatırlayacaktım.
Çünkü öğretmenler, öğrencilerinin unuttuğu nice küçük anıyı kalplerinde taşırlar.
Sınıfın kapısını açtım.
Penceredeb içeri süzülen güneş ışıkları sıraların üzerine vuruyordu.
Tahtaya baktım.
Dün yazdığım çümle hâlâ silinmemişti.
"Bilgi, insanın yolunu aydınlatan en güçlü ışıktır"
Gülümsedim.
Bugün o ışığa bir yenisini ekliyecektik.
Henüz bilmiyordum...
Bugün sadece öğrencilerim değil, benim de hayatım yeni bir sayfa açacaktı.
....
Çocukların heyecanı, okulun her köşesine yayılmıştı.
Koridorda yürürken duyduğum sesler, sıradan okul gününden farklıydı.
"Öğretmenim, fotoğraf makinem hazır!"
"Ben yanıma defter aldım, gördüğüm yerleri yazıcağım."
"Ben de aileme anlatacağım."
Onların bu heyecanını izlerken gülümsedim.
Sınıfamgirdiğimde herkes çoktan çantalarını hazırlamış, gözlerini bana çevirmişti.
"Tamam çocuklar, önce birkaç şeyi hatırlayalım."
Herkes sessizleşti.
"Bugün güzel vakit geçirmek için gidiyoruz ama bazı kurallarımız var."
Bir öğrenci hemen elini kaldırdı.
"Evet öğretmenim, biliyoruz."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Öyle mi?"
Diğer öğrenciler de gülerek başlarını salladı.
"Çok güzel. Çünkü bugün sadece bir geziye değil, yeni şeyler öğrenmeye gidiyoruz."
Çantalrımızı alıp okul bahçesine indiğimizde otobüs bizi bekliyordu.
Çocukların yüzündeki mutluluk görülmeye değerdi.
Bazıları ilk defa böyle bir geziye çıkıyordu.
Otobüse binerken hepsinin yelerine oturduğundan emin oldum.
Son olarak listeyi kontrol ettim.
İsimler...
Sayılar...
Herşey tamdı.
Şoföre teşekkür ettikten sonra otobüs yavaşca hareket etti
Cam kenarına oturdum.
Erzurum'un sokakları yavaş yavaş geride kalırken dışarıyı izledim.
Bu şehirde her şeyin bir hiâyesi vardı.
Eski taş binalar...
Dar sokaklar...
Kışın sert rüzgarına rağmen sıcak kalan insanlar...
Bazen bir şehrin ruhu, içinde yaşayan insanlardan oluşurdu.
Arkamdan çocukların konuşmaları geliyordu.
"Öğretmenim, orası çok eski mi?"
"Evet."
"Orada kimler yaşamış?"
"Yıllar önce burada yaşayan insanların hikâyeleri var."
Bir öğrenci merakla sordu:
"Öğretmenim, siz geçmişte yaşamak ister miydiniz?"
Gülümseyerek ona döndüm.
"Hayır."
"Neden?"
"Çünkü her zaman kendi zamanımızda yapmamız gereken şeyler vardır."
Çocuk düşündü.
"Yani şimdi yapmamız gereken şeyler mi var?"
"Kesinlikle."
"Peki sizin yapmanız gereken şey ne?"
Bu soru karşısında bir süre sustum.
Sonra gülümsedim.
"Benim görevim sizin iyi insanlar olmanıza yardımcı olmak."
Sınıf sessizleşti.
Bazen çocukların sorduğu basit bir soru, insanın kendi cevabını hatırlamasını sağlardı
Bir süre sonra otobüsümüz şehrin daha sakin bölgesine ulaştı.
Çocuklar camlarayaklaşıp dışarıyı izlemeye başladı.
Ben ise onları izliyordum.
Onların geleceğini...
Hayallerini...
Masumiyetlerini...
İçimden sessizce bir dilek tuttum.
Umarım hayatınız boyunca yüzünüz böyle güler.
O sırada bilmiyordum.
Bugün tanışacağım insanların da kendi yükleri, kendi hikayeleri vardı.
Ve birkaç saat sonra yollarımız...
Hiç beklemediğim bir şekilde kesişecekti.
...
"Asker olmak; korkmamak değil, korksan bile görevine yürümektir."
Sabahın ilk ışıkları Erzurum'un dağlarının ardından yükseliyordu. Soğuk hava, karargahın avlusunda bekleyen zırhlı araçların üzerine ince bir kırağı bırakmıştı. Motor sesleri, askerlerin adımları ve verilen kısa emirler... Burası güne sessiz başlamazdı.
Ben alperen...
Pençe timinin komutanı.
Her görev sabahı aynı hissi yaşardım. Dışarıdan bakıldığında sakindim. Emir veren, plan yapan, her ayrıntıyı hesaplayan bir komutan... Ama içimde hep aynı soru olurdu.
"Bugün herkes sağ sağlim geri dönebilecek mi?"
Bu sorunun cevabını hiç bir zaman bilemezdim.
Silahımı son kez kontrol edip şarjörü yerine oturttum. Taktığım çelik yeleğin ağırlığını artık hissetmiyordum. Yıllar geçmişti. İnsan bazı yükleri taşımaya alışıyordu.
Karargahın kapısı açıldı.
İçeri ilk giren Selim oldu.
Her zananki gibi yüzünde rahat bir gülğmseme vardı.
"Komutanım..."dedi gülerek." Yoklama alıcakmısın, yoksa kahvaltıyamı geçelim."
Başımı kaldırıp ona baktım.
"Kardeşim, sabah sabah susmayı denesen nesıl olur."
Selim kahkaha attı.
"Olmaz abi, ben susarsam bu timin sesi kesilir."
Tam o sırada poyraz içeri daldı.
"Yanlış bilgi! bu timin sesi benim."
Selim omzuna vurdu.
"Senin sesin değil, çenen durmuyor."
"Olsun."
Poyraz sırıtıyordu.
"Düşman beni uzaktan duyunca korkup kaçıyor."
Volkan kahvesinden bir yudum aldı.
"Yok... Biz kaçacak yer arıyoruz."
Koğuş bir anda kahkahalarala doldu.
Asena başını iki yana salladı.
"Siz ikiniz aynı timde tutan komutana gerçekten sabır madalyası verilmeli."
Tomris bilgisayar ekranından gözümü ayımadan konuştu.
"O komutan da tam karşınızda duruyor."
Herkes aynı anda bana baktı.
Ben de İstemsizce gülğmsedim.
İşte Pençe Timi buydu.
Görev başlamadan önce birbirimizi güldürürdük.
Çünkü birazdan neyle karşılaşacağımızı hiç birimiz bilmiyorduk.
...
Karan sessizce silahını temizliyordu.
Her zamanki gibi konuşmuyordu.
Poyraz dayanamadı.
"Karan."
Ses yok.
"Karaaaan..."
Yine cevap gelmedi.
Selim güldü.
"Boşuna uğraşma."
Poyraz masaya eğildi.
"Bir gün konuşunca yakalayacağım seni."
Karan sonunda başını kaldırdı.
"Konuşuyorum."
Poyraz şaşkınlıkla gözlerini açtı.
"İki kelime söyledin."
"Asker için yeter."
Bu kez hepimiz güldük.
Volkan cebinden telefonunu çıkardı.
Ekranda üç yaşındaki oğlunun fotoğrafı vardı.
Sessizce baktı.
Yüzündeki gülümseme değişmişti.
Selim fark etti.
"Özledin mi küçük adamı?"
Volkan başını salladı.
"Her gün."
Bir an sustu.
"En son görüntülü konuşurken bana "baba ne zaman döneceksin?" Dedi."
Odadaki sessizlik ağırlaştı.
Volkan derin bir nefes aldı.
"Ne cevap vereceğimi bilemedim."
Kimse konuşmadı.
Çünkü hepimiz biliyorduk.
Bu meslekte en zor sorulardan biri de buydu.
"Ne zaman söneceksin?"
Ve bazen cevabını biz bile bilmiyorduk.
Sessizliği ben bozdum.
"Döneceksin Volkan."
Bana baktı.
"Hepimiz döneceğiz."
Kimse bunun bir garanti olmadığını söylemedi.
Ama bazen de umutta emir kadar gerekliydi.
Kapı çaldı.
"Pençe Timi, brifing odasına."
Hepimiz aynı anda ayağı kalktık.
Şakalaşmalar aynı anda bitti.
Yerini ciddiyet aldı.
Brifing odasında Erzurum'un haritası masanın üzerine yansıtılmıştı.
Komutan konuşmaya başladı.
"Bugün tarihi bölgelerde ve okul çevresinde güvenlik devriyesi yapılacak. Bölgede yoğun bir sivil hareketliliği var. Özellikle öğrenvilerin bulunduğu alanlarda dikkatli olucaksınız. Halkın güvenliği birinci önceliğiniz."
Haritaya dikkatlice baktım.
Görev güzergahı tek tek anlatılıyordu.
Tomris notlarını aldı.
Asena keskin nilancı noktaları inceledi.
Karan olası risk bölgelerini ezberliyordu.
Poyraz ise sonunda ziddi görünüyordu.
Brifing bittiğinde ayağı kalktım.
"Herkes hazır mı?"
"Hazır komutanım!"
Sesleri aynı anda yankılandı.
Avluya çıktığımızda Erzurum'un ayazı yüzümü keser gibi vurdu.
Motorlar çalıştı.
Zırhlı araçların sesi karagahın duvarlarında yankılandı.
Araca binmeden önce timime son lez baltım.
Asena...
Tomris...
Karan...
Volkan...
Poyraz...
Ve kardeşim Selim...
Hepsi benim ailemdi.
İçimden sessizce bir dua ettim.
"Allahım... Bu görevi de kazasız belasız tamamlamayı nasip et."
Araç hareket etti.
Biz Erzurum'un sokaklarına doğru ilerlerken. Bir kaç kilometre ötede bir okul otobüsüde tarihi gezi için yola çıkıyordu.
Henüz hiç birimiz bilmiyorduk...
Bugün yollarımız kesişecekti.
Ve o karşılaşma, sadece bir karşılaşma olmayacaktı.
...
"Bazı insanlar, hayatınıza adını bile bilmeden girer."
Erzurum'un tarihi sokakları sabahın ilerleyen saatlerinde kalabalıklaşmaya başlamıştı. Taş binaların arasında dolaşan insanlar, dükkanların önünde sohbet eden esnaf ve uzaktan yükselen ezan sesi şehre bambaşka bir hava katıyordu.
Bahar, öğrencilerini iki sıra halinde yürütüyordu.
"Çocuklar,birbirinizden ayrılmıyorsunuz. Karşıdan karşıya geçerken mutlaka beni bekliyorsunuz, tamam mı?"
"Tamam öğretmenim!" Diye hep bir ağızdan cevap verdiler.
Bahar gülümsedi.
"Onlar bana emanet... Aileleri, en değerli varlıklarını bana güvenerek gönderiyor. Bir an bile gözümü ayırmamalıyım."
Küçük efe elini kaldırdı.
"Öğretmenim, acıktım."
Arkasında zeynep güldü.
"Daha yeni kahvaltı yaprın."
"Gezerken acıktım."
Bahar gülümseyerek efenin saçını okşadı.
"Birazdan mola vereceğiz."
Tam o sırada sokakta siren sesi duyuldu.
Çocuklar merakla sesin geldiği yöne döndüler.
Köşeden iki askerî araç yavaşca ilerliyordu.
Araçlar durunca kapılar açıldı.
İlk olarak Alperen indi.
Arkasından Selim, Asena, Tomris,Karan,Volkan Ve Poyraz.
Çocukların gözleri büyümüştü.
"Öğretmenim!"
"Hepsi asker!"
"Gerçek askerler!"
Bahar çocukların heyecanına gülümsedi.
"Evet çocuklar."
"Onlar bizim güvenliğimiz için görev yapan kahramanlar."
Alperen, öğrencilerin bulunduğu alanı dikkatlice süzdü.
"Kalabalık fazla... Önce çevreyi kontrol edelim."
Elini hafifce kaldırdı.
"Asena, kuzey tarafını kontrol et."
"Emredersiniz komutanım."
"Tomris, telsiz itibaratını açık tut."
"Anlaşıldı."
"Karan, ara sokakları kontrol et."
"Tamam komutanım."
Volkan ve poyraz çevre güvenlik çemberi oluşturmaya başladı.
Selim ise çocukların kendisine merakla baktığını görünce gülümsedi.
Yavaşça yanlarına yaklaştı.
"Merhaba bakalım."
Çocuklar utangaç bir şekilde karşılık verdi.
"Merhaba."
Selüm diz çökerek onların göz hizasına indi.
"Geziye mi çıktınız?"
Efe heycanla salladı.
"Evet! Erzurum'u geziyoruz."
"Öyle mi? Peki en çok nereyi beyendiniz?"
Zeynep hemen atıldı.
"Çifte minareli medrese."
"Ben de."
"Ben de."
Selim kahkaha attı.
"Demek hepiniz tarihcisiniz."
Bahar uzaktan bu manzarayı izliyordu.
"Ne kadar doğal davranıyor... Çocuklar da hiç çekinmedi."
Tam o sırada poyraz geldi.
"Küçükler..."
Çocuklar ona döndü.
"Aranızda asker olmak isteyen varmı?"
Bir anda neredeyse tüm eller havaya kalktı.
Poyraz şaşkınlıkla Selim'e döndü.
"Komutanım... rekabet çoğalmış."
Selim güldü.
"Komutan ben değilim."
"Alışkanlık."
Çocuklar kahkaha atınca Poyraz cebinden küçük Türk bayrakları çıkardı.
"Bunlar size benden."
Çocuklar sevinç çığlıkları attı.
"Taşakkür ederiz."
Poyraz göz kırptı.
"Ama bir şartla."
"Neymiş?"
"Derslerinizi ihmal etmek yok."
"Tamam!"
Volkan uzaktan bu tabloyu izlerken gülümsedi.
"Oğlum burda olsaydı kesin Selim'in yanından ayrılmazdı."
Telefonundaki oğlunun gotoğrafı aklına geldi.
İçini sıcavık bir özlem kapladı.
"Biraz daha sabret oğlum... Baban söz verdiği gibi eve dönecek."
O sırada Bahar çocukların yanına geldi.
"Çocuklar asker ağabeylerinizi daha fazla oyalamayalım."
Selim ayağı kalktı.
"Estağfurullah öğretmenim."
İşte o an.
Alperen ilk kez Bahar'ı dikkatlice gördü.
Siyah saçları omuzlarına dökülüyordu.
Mavi gözleri çocuklara bakarken bambaşka bir huzur taşıyordu.
Bahar da Alperene baktı.
Üzerindeki üniforma, omuzlarındaki rütbe ve yüzündeki ciddi ifade ilk dikkatini çeken şey oldu.
İkisinin bakışları bir saneliğine buluştu.
Ne biri konuştu...
Ne diğeri...
Ama ikiside aynı anda düşündü.
"İlginç biri."
Sessizliği Bahar bozdu.
"Çocuklar..."
"Hep birlikte teşekkür ediyoruz."
Öğrenciler hep bir ağızdan seslendi.
"Teşekkür ederiz!"
Poyraz el salladı.
"Biz teşekkür ederiz."
Selim gülümsedi.
"Derslerinizi iyi çalışın."
Efe hemen bağırdı.
"Ben büyüyünce asker olacağım!"
Poyraz gülerek Alperene güldü.
"Komutanım. Yeni personelimiz hazır."
Alperen istemsizce gülümsedi.
"Önce okulu bitirsin."
Herkes kısa bir kahkaha attı.
Bahar öğrencilerini yeniden sıraya dizdi.
"Haydi çocuklar, geziye devam ediyoruz."
Pençe Timi de görev güzergahına doğru yürümeye başladı.
Alperen bir kez arkasına baktı.
Bahar tam o sırada öğrencilerinden birinin atkısını düzeltiyordu.
"Çocuklara karşı ne kadar özenli..." diye geçirdi içinden.
Bahar ise askerler gözden kaybolurken düşünmeden edemedi.
"Komutanın bakışlarında büyük bir yük vardı... İnşallah bütün görevleri sağ sağlim biter."
İkiside yollarına devam etti.
Henüz isimlerini bilmiyorlardı.
Ama kader, onları aynı şehirde iki kez karşılaştırmak için sessizce hazırlığını yapoyordu.
...
"Bazen bir insanla sadece birkaç dakika aynı yolda yürürsün. Ama o birkaç dakika, zihninde günlerce yaşamaya devam eder."
Pençe Timi, öğrencilerin bulunduğu alandan ayrıldıktan sonra tarihin çarşının dar sokaklarına doğru ilerliyordu. Esnaf dükkanlarını yeni yeni açıyor, sıçak çayın buharı soğuk havaya karışıyordu. Erzurum'un keskin ayazı yüzlerini üşütse de hiç biri bunu önensemiyordu onların dikkati çevredeydi.
Alperen en önde yürüyordu. Her birkaç adımda etrafı kontrol ediyor, insanların hareketlerini dikkatle izliyordu.
"Tomris."
"Komtanım."
Doğu tarafında bir hareketlilik varmı?"
Tomris kulaklığını düzeltti.
"Şuan için olumsuz komutanım. Tüm ekipler şuan normal akışta."
"Tamam. Telsizi açık tut."
"Emredersiniz."
Aralarındaki konuşmalar kısa ama netti.görev sırasında gereksiz tek kelime kullanılmazdı.
Poyraz, sessizliği bozmak istercesine Selim'in omzuna hafifce vurdu.
"Çocuklar seni bayağı sevdi."
Selim güldü.
"Çocuklarla anlaşmak zor değil."
"Nasıl başarıyorsun."
"Onlara yüksekten bakmıyorum."
Poyraz başını salladı.
"Ben de deneyeyim."
Selim kıkırdadı.
"Önce şakaların seviyesini düzelt."
"Şakalarım gayet kaliteli."
Volkan araya girdi.
"Kaliteli olsa biz niye gülmüyoruz."
Poyraz dramatik bir şekilde iç çekti.
"Bu tim beni hiç anlamıyor."
Asena hafifce gülümsedi.
"Anlıyoruz da sabrediyoruz."
Karan ilk kez konuştu.
"Sabır da görevdir."
Bir an sessizliğin ardından herkes güldü.
Alperen, arkadaşlarının sesini dinlerken yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
"İşte bu yüzden güçlüyüz... Çünkü en zor günlerde bile gülmeyi unutmuyoruz."
...
Diğer tarafta Bahar, öğrencileri ile birlikte Erzurum kalesi'in bulunduğu alana doğru yürüyordu.
Çocukların heyecanı hala dinmemişti.
"Öğretmenim, asker ağabeyler çok iyiydi."
"Bayrak verdiler."
"Büyüyünce bende asker olacağım."
Bahar gülümseyerek onları dinledi.
"Ülkemize hizmet etmenin birçok yolu var çocuklar. Önemli llan işinizi severek ve en iyi şekilde yapmanız."
Küçük elif elini kaldırdı.
"Öğretmenim, siz neden öğretmen oldunuz?"
Bahar bir an durdu.
Gökyüzüne baktı.
Sonra çocukların gözlerinin içine bakarak cevap verdi.
"Çünkü bir çocuğun hayatına dokunmanın dünyadaki en güzel şey olduğuna inandım."
Çocuklar sessizce onu dinledi.
Bahar'ın içini sıcak bir duygu kapladı.
"Belki yıllar sonra beni hatırlamayacaklar... Ama onlara öğrettiğim bu cümleyi, verdiğim bir cesareti hatırlarsa bu bana yeter."
...
Öğle saatlerine doğru Pençe Timi devriyesini tamamladı.
Araçlara binmeden önce Alperen son kez görev bölgesine göz gezdirdi.
Herşey sakindi.
Sivil halk günlük hayatına devam ediyordu.
Esnaf dükkanlarının önünde müşterilerini bekliyor, çocuklar meydanda koşuşturuyordu.
İçinden derin bir nefes aldı.
"İnsanlar huzur içinde yaşayabiliyorsa, bütün yorgunluğa değer."
Tam okula bineceği sırada uzakta okul gurubunu yeniden gördü.
Bahar, küçük bir öğrencisinin atkısını dikkatle bağlıyordu. Sonra elini uzatıp çocuğun montunun fermuarını çekti.
Alperen'in aklına annesi geldi.
"İnsan bazen küçük bir hareketle bile karşısındaki insanın nasıl biri olduğunu anlaya biliyor."
Daha fazla bakmadı.
Görev, duygularından önce gelirdi.
Araca bindi.
...
Bahar da tam o sırada askerî araçların hareket ettiğini gördü.
İstemsizce gözleri komutanı aradı.
Onu aracın yanında görünce kısa bir an durdu.
"İsimlerini bile bilmiyorum..."diye düşündü.
"Ama Allah hepsini korusun."
Çünkü o, her haber bülteninde şehit haberlerini sadece bir asker değil, bir annenin evladı, bir kardeş, bir baba gittiğini düşünürdü.
Araç yavaşca hareket etti.
Poyraz camdan çocuklara el salladı.
Çocuklarda coşkuyla el salladı.
Selim gülümseyerek küçük Türk bayrağını sallayan efe'yi görünce elini kaldırıp selam verdi.
Efe heyecanla bağırdı.
"Yine gelin!"
Selim'in cevabı kısa oldu.
"İnşallah."
Araçlar gözden kaybolurken Erzurum'un taş sokakları yeniden eski sessizliğine büründü.
Bahar öğrencilerini otobüse bindirdi.
Otobüs hareket ederken başını cama yasladı.
Dışarıda yavaş yavaş yağan karı izledi.
"Hayat ne garip..."diye geçirdi içinden.
"Aynı şehirde, aynı gökyüzünün altında yaşayan insanlar... Belki bir daha karşılaşmayacaklar."
Ama kaderin onlar için bambaşka bir planı vardı.
Henüz hiç birinin haberi yoktu.
Bu, sadece ilk karşılaşmaydı.
Asıl hikaye şimdi başlıyordu.
"Bazı yollar tesadüfen kesişir. Ama kader, tesadüfleri boşa harcamaz."
Evet bu bölümünde sonona geldik! Nasıl buldunuz pençe timinin çocuklara davranışı, baharı düşüncelerinizi merak ediyorum yorum yapıp beğenin şimdiden teşekkürler.
