5. bölüm / 6
Soğuk SafhaHerkes Kendinden Sorumludur
Bölümler 6Şu an: Herkes Kendinden Sorumludur
Kristen rezidans asansör holüne yürüdü, çantasından şifreli anahtarlığı çıkarıp panele sertçe okuttu. Akıllı sistem asansörü doğrudan kendi katına ayarlarken, daracık kabindeki hava adeta buz tutmuştu. Kristen eldivenli parmaklarını hırsla birbirine sürterken, Jackson’ın bakışları bir anlığına kadının omzuna kaydı. Yaşadığı şok ve saklamaya çalıştığı o hafif titreme, gözünden kaçmamıştı.
"Pekala..." dedi Jackson, sesindeki o yılışık tonu ilk kez bir tık düşürerek. "Madem bu 'şey' tek dokunuşla bulaşıyor... İnsanlarla hiç tokalaşmıyor musun sen? Yıllardır millete dirsek mi atıyorsun, ne yapıyorsun?"
"Eldiven takıyorum, Holmes," dedi Kristen, gözlerini adama dikerek. "İnsanlarla teması kesiyorum. Senin gibi patavatsızca el uzatan adamlardan uzak duruyorum."
"Vay be," dedi Jackson, hafifçe ıslık çalarak. "Bayağı dramatik bir yaşam," diye ekledi, başını küçümsercesine iki yana sallarken.
"Başına çok büyük bir bela aldın ve hâlâ dalga geçiyorsun. Biraz olsun ciddi ol en azından."
Jackson sırtını asansörün aynalı duvarına yaslayıp kollarını göğsünde birleştirdi. Yüzündeki o alaycı tebessüm yerini mesafeli bir ciddiyete bıraksa da gözlerindeki kışkırtıcı ışık zerre sönmemişti.
"Ciddi olayım, öyle mi?" dedi Jackson, başını hafifçe yana yatırıp Kristen’ın gergin çehresini süzerek. "Kusura bakma Bordo, panik butonuna basıp çığlık atmak benim tarzım değil. Ayrıca ortada bir felaket varsa, onu cebine koyup yanında getiren sensin. Ben sadece uzatılan eli tuttum."
"Sana el uzat diyen olmadı" dedi Kristen, hırsla adama doğru bir adım atarak. Eldivenli elleri birer yumruğa dönüşmüş, tırnakları deri kumaşı zorluyordu. "Her şeye burnunu sokmak, her olayın ortasına atlamak zorunda mısın sen?"
"Çünkü ellerin buz tutmuştu!" diye karşılık verdi Jackson. Sesi metalik kabinde patlarcasına yükseldiğinde, çene kasları bir anlığına seğirdi. O pişkince tavrı ilk kez kırılmış, göz bebeklerinde gerçek bir öfkenin kıvılcımı çakmıştı. "Karşımda titreyen bir kadın gördüm ve insani bir refleks gösterdim. Suçum yardım etmek mi yani?"
Asansörün üst panelindeki kat numaraları dijital bir hızla tırmanıyordu: 42... 43... 44...
"Benim senin 'insanlığına' ihtiyacım yok, Holmes," dedi Kristen. Sol köprücük kemiğinin üzerindeki damar öfkeyle atıyor, sesi buz gibi bir fısıltıyla titriyordu. "Benim ihtiyacım olan tek şey, insanların sınırlarını bilmesi. Sana açıkça tavrımı belirttim ama..." Sözünü sinirden yarım bıraktı; dudaklarını birbirine bastırarak başını hışımla yana çevirdi.
Jackson gözlerini tavana dikti, ademelması huzursuzca aşağı yukarı kaydı. Parmaklarının ucuyla kirli sakalını sertçe ovaladıktan sonra bakışlarını yeniden Kristen'ın gergin profiline sabitledi. Sesi bu kez alçak, pürüzlü ve ürpertici derecede durgundu:
"Tamam. Ne yapacağız peki? Yukarı çıkınca beni bir odaya kilitleyip üzerime buz kalıpları mı dökeceksin? Yoksa o meşhur kriz masalarından birini kurup 'Lanet Yönetimi 101' dersi mi vereceksin?"
"Bunu yukarı çıkınca göreceksin," dedi Kristen. Gözlerinde beliren o tehlikeli parıltıyla adama dönüp parmağını onun göğsüne doğru dikti. "Ama önce o çeneni kapalı tutacaksın."
Jackson, göğsüne doğrulup kalan o deri eldivenli parmağa baktı. Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrılsa da bu kez karşılık vermedi; yalnızca omuz silkip bakışlarını çelik kapıya çevirdi.
Ping.
Asansör 48. katta tok bir sesle durdu. Aynalı kapılar pürüzsüzce iki yana kayarken, dairenin alacakaranlık, minimalist antresi ve arkasındaki büyüleyici şehir manzarası ikilinin önüne serildi. Gri ve antrasit tonların hâkim olduğu salon; Kristen'ın o mesafeli, kusursuz ve pürüzsüz ruh halinin adeta mimariye bürünmüş haliydi.
Asansörden iner inmez Kristen, topuklularının mermer zeminde çıkardığı sert ve ritmik seslerle salonun ortasına kadar yürüdü. Eldivenini çıkarıp zigon sehpanın üzerine bıraktı. Jackson ise elleri ceplerinde, uzun adımlarla geniş salonu şöyle bir turladı. Tavandaki gizli aydınlatmaların ışığında modern tabloları ve pahalı tasarım koltukları incelerken yüzündeki o her zamanki küstah tebessümü koruyordu.
"Şık mekân," dedi Jackson, sesi salonun akustiğinde yankılanırken.
Kristen, adamın lafını duymazdan gelmeye çalışarak mutfak adasına yöneldi. Minibarın gizli kapaklarını açıp cam bardaklara uzandı; ancak ellerinin hafifçe titremesine engel olamıyordu. Şişeyi tutan parmakları bir anlığına kaysa da son anda kavramayı başardı.
Jackson gözlerini kadının ellerinden ayırmadan sordu: "İyi misin?"
"Ah... Şey, evet, iyiyim," dedi Kristen, sesindeki bocalama kırıntılarını gizlemeye çalışarak.
Jackson aralarındaki mesafeyi birkaç adımla kapatıp Kristen’ın tam karşısında durdu. Bakışları kadının yüzünde gezindi:
"İyi olan birinin elleri böyle buz gibi titremez. Benden nefret ettiğini biliyorum ama şu an bana numara yapacak durumda değilsin. Gerçekten iyiysen bu bardağı bana uzat... Yüzüme fırlatmadan tabii."
Kristen derin bir nefes alarak çenesini yukarı kaldırdı. Titremesini bastırmak için parmaklarını bardağın etrafında iyice sıktı; dondurucu bir soğuk kristal camın yüzeyinde anında buğulu bir iz bıraktı. Bardağı Jackson’ın tam göğsüne doğru uzatırken gözlerini adamın tehlikeli bakışlarına çiviledi:
"Bardağı yüzüne fırlatmak harika bir fikir Holmes, ama içindeki pahalı viskiye yazık olur." Bardağı adama sertçe teslim edip bir adım geri çekildi. "Ayrıca benden nefret ettiğini düşünerek kendini çok önemseme. Sana karşı hissettiğim tek şey, her adımında işleri biraz daha berbat eden bir adama karşı duyulan katıksız bir katlanma çabası."
Jackson bardağı alıp tezgâha koydu, viskiden tek bir yudum bile almadı. Ellerini ceplerine geçirip hafifçe geriye yaslandı. Yüzündeki o serseri ve kendinden emin tebessüm iyice belirginleşti:
"Harika bir tirat. Gerçekten, evde aynanın karşısında çalışsan bu kadar akıcı olmazdı." Başını yana yatırıp gözlerini kadının maviliklerine dikti.
Kristen şuh bir tavırla kollarını göğsünde birleştirdi, tek kaşını hafifçe kaldırdı:
"Sırıtmana bakılırsa başına gelen şeyin büyüklüğünü hâlâ kavrayamamışsın. Ama ne dersin, istersen biraz daha bekle de o 'harika tiratlarımı' kanın donmaya başladığında dinle." Anlık bir refleksle Jackson'ın elini kavradı. "Hâlâ sıcak... Benimki anında soğumuştu ve sızlıyordu. Sende de ağrı var mıydı?"
Kristen dokunduğu an, Jackson’ın sağ elindeki deri altında mavi-beyaz damar izleri adeta şimşek gibi çaktı. Jackson hafif bir nefes verip gözlerini kısarak eline baktı. Çene kasları bir saniyeliğine seğirdi.
"Şu an tam olarak..." dedi Jackson, sesi ilk kez o pişkince rahatlığından sıyrılıp derin bir ciddiyete bürünürken. "...parmak uçlarımdan iğneler batırılıyor gibi."
Kristen dudaklarını birbirine bastırırken, Jackson'ın eline masaj yaparcasına kritik noktalarda gezindi. "Şimdi?" diye sordu.
Jackson, kadının narin ama dondurucu parmaklarının elindeki baskı noktalarında gezinmesiyle derin, pürüzlü bir nefes verdi. Sızlayan damarlarındaki o iğneleyici acı garip bir şekilde yerini uyuşuk bir rahatlamaya bırakıyordu.
Yüzündeki o şaşkın ifadeyi hızla toparlayıp dudaklarının kenarına yine o meşhur, arsız sırıtışını yerleştirdi. Başını hafifçe Kristen'a doğru eğdi:
"Şimdi..." dedi sesi alçak, davetkâr ve pürüzlü bir fısıltıya dönüşürken. "...acım geçti desem beni daha çok ovmaya devam eder misin, yoksa dürüst olup büyüyü bozayım mı?"
Kristen ciddi bir şekilde adamın yüzüne baktı. "Acıyor mu, acımıyor mu?"
Jackson, kadının yanaklarında beliren o hafif pembeleşmeyi görünce sırıtışı daha da derinleşti. Kristen'ın elini çekmesine fırsat vermeden parmaklarını hafifçe onun avucuna doğru kaydırdı. Yüzündeki ifade, kadının utangaçlığını fark ettiği an daha da muzip bir hal almıştı.
"Şaka yapmıyorum, gerçekten geçti," dedi Jackson, sesi ilk kez bir parça hayret barındırarak.
Kristen, uzun zamandır omuzlarına çöken ağır stresi geride bırakırcasına derin bir nefes alıp gevşedi. "En azından sende işe yaradı... Ama geçer bu, merak etme. Yani ben öyle umuyorum; en azından ne yapacağını bilecek birini tanıyorum."
"Sen iyisin, değil mi?" dedi Jackson, kaşlarını hafifçe çatarak.
"Dedim ya, iyiyim." Kristen arkasını dönüp kendine içki koymaya başladı; ancak birkaç saniyeliğine ellerini tezgâha dayayarak güç almaya çalıştı.
Jackson bıyık altından hafifçe gülümsedi. Kristen’ın arkası dönükken tezgâha yüklenişini ve titreyen eli yüzünden hafifçe yalpalayan viski kadehini süzdü. Sakin adımlarla yanına varıp kendi sırtını tezgâha dayadı, yüzünü Kristen’a döndü.
"'İyiyim' diyen bir kadının gerçekten iyi olduğuna inansaydım, bugün bu koltukta oturuyor olmazdım," dedi Jackson, dudaklarında sıcak ve samimi bir tebessüm belirirken.
Kristen tek kaşını kaldırdı: "İçkini iç."
Jackson hiç ikiletmeden kadehi dudaklarına götürdü ve viskiyi tek dikişte bitirdi. Bardağı tezgâha koyarken çıkan tok ses salonun sessizliğinde çınladı.
"Dediğin gibi olsun," dedi Jackson. Sesi bu kez takılmaktan uzak, şaşırtıcı derecede pürüzsüz ve sıcaktı.
Bölüm etkileşimi
