Soğuk Safha kitap kapağı

3. bölüm / 6

Soğuk Safha

Buzun Altındaki Yangın

Vaveyla Yazarı: saisu tunch

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Buzun Altındaki Yangın

"Efendim, biraz ileride Bay Strong ile konuşan, yanında esmer hanımefendiyle duran koyu lacivert smokinli beyefendi Laurent de Montmirail," dedi Gideon, Kristen’ın mesafeli duruşundan çekinerek bir adım geride dururken. "Bordo’daki tarihi şarap bağlarının ve Cenevre merkezli aile fonunun veliahtı." Gideon duraksadığında, Olivia alçak ve temkinli bir sesle söze girdi: "Yanındaki İspanyol aktris Esmeralda Ortega ile de geçen haftadan beri gündemdelermiş. Tavsiyem; özel hayatına hiç değinmeyip doğrudan Cenevre fonuna odaklanmanız."

Kristen kadehinden bir yudum alıp duruşunu dikleştirdi ve gruba doğru adımladı. Esmeralda ve Laurent el ele tutuşarak Bay Strong’un yanından ayrıldılar. Kendilerine doğru gelen Kristen’ı gördüklerinde ikisi de gülümsedi; Esmeralda’nın gülümsemesiyle belirginleşen gamzeleri yüzüne ayrı bir cazibe katıyordu.

Kristen hafifçe başıyla selam vererek kusursuz bir tonla söze girdi:
"İyi akşamlar, Bayan Ortega ve Bay de Montmirail...Sizinle nihayet tanışmak büyük bir zevk..." Aslında Kristen, kulaktan dolma birkaç parça bilgi dışında onlar hakkında pek bir şey bilmiyordu ve pek de tanışmak istermiş gibi bir hâli yoktu. Konuşma faslı sona erer ermez kalabalığın arasından sıyrılmaya çalıştı; bunu kimseye dokunmadan başarmak epey zordu. Terlemediğine dair Tanrı'ya şükretmekle yetindi.

Garsonun taşıdığı tepsideki kadehlerden birini kapan Jackson, garsona bakıp sırıttıktan sonra önüne gelen her elit konukla sanki kırk yıllık dostuymuş gibi selamlaşmaya başladı."Çok mütevazısınız, Bay Holmes," demişti yanından geçen yaşlı bir iş adamı, Jackson onun ismini hatırlamıyordu. Kadehini adama doğru kaldırıp sırıttı. Bu övgü, mevcut egosunu arşa çıkarmak için fazlasıyla yeterli bir sebepti; ama bu gece yaramazlık yapmamalıydı.

Kristen, salonda kimseye dokunmadan süzülürken sağ elindeki o tanıdık ve dondurucu karıncalanma hissi aniden şiddetlendi. Deri eldiveninin içinde parmaklarını sıkıp nefesini kontrol etmeye çalıştı. Bu his, kontrolünü kaybetmek üzere olduğunun açık bir işaretiydi ve davetin ortasında bir kriz geçirmeye hiç niyeti yoktu.

Tam geniş bir sütunun arkasından geçip daha sakin bir alana yönelmek üzereyken, elinde şampanya kadehi tutan bir adama çarpmasıyla adımları duraksadı.
"Dikkatli olun!"
Kadehteki içki dökülmemiş olsa da Kristen’ın aniden geriye çekilmesiyle ikisi de bocaladı. Yüz yüze geldiklerinde, kim olduklarını ancak o an fark ettiler. "Vay vay vay..." dedi Jackson; sesini biraz düşürüp aralarındaki mesafeyi tek bir adıma indirerek. Sesi resmi bir patronun değil, bir davette eski bir dostunu yakalamış bir adamın rahatlığındaydı. "Bana çarpmak için bütün gece bu sütunun arkasında saklandığını söylesen inanırım, biliyor musun?"

"Size temin ederim ki bu salonda saklanacak birini arıyor olsaydım, bu en son siz olurdunuz. Çarpmaktan bahsedeceksek... Görünüşe göre kurumsal dünyadaki acemiliğiniz, yürüme yeteneğinize de yansımış Bay Holmes."

"Doğruya doğru, düz yolda yürümekte biraz zorlanırım..." dedi Jackson, sesindeki o baştan çıkarıcı ve hafif alaycı tonla. Dudaklarının kenarındaki o arsız kıvrımı hiç bozmadan ekledi: "Ama bence buna 'çekim gücü' demek daha doğru olur Bayan Moore. Sonuçta koca salonda yörüngeme giren tek kişi siz oldunuz."

Kristen, adamın yüzsüzlüğü karşısında kaşlarını hafifçe kaldırırken içten içe dudak bükmemek için kendini zor tuttu. Sağ elindeki dondurucu karıncalanma deri eldiveninin sınırlarını zorluyor, parmak uçlarından koluna doğru soğuk bir sızı gibi yayılıyordu. Fakat yüzündeki o kusursuz, heykelsi mesafeden milim taviz vermedi. "Bu ne cüret?" dedi alçak ama son derece tehlikeli bir fısıltıyla. "Birkaç gündür basında iki laf edip manşet oldunuz diye benimle bu tonda konuşma hakkını size kim veriyor?"

"Bana bu hakkı kimse vermiyor Bayan Moore... Ben alıyorum," dedi Jackson. Kristen’ın elini tutup bir öpücük kondurmak niyetiyle uzandı; fakat Kristen’ın hızla geri çekilmesiyle eli havada kaldı.

"Ne yapıyorsunuz?" dedi Kristen. Hafif bir paniğe kapılsa da bunu çaktırmamaya çalıştı.

Jackson, Kristen’ın gözlerindeki o anlık panik parıltısını yakalamıştı. Sol elindeki şampanya kadehini hafifçe sallarken başını yana yatırdı. "Merak etme, ısırmam. Sadece centilmenlik ediyordum."

Kristen, Jackson'ın yüzündeki alaycı gülümsemeye karşılık vermemek için kendini zor tuttu. "Centilmenliğinizi kendinize saklayabilirsiniz... İzninizle—"

Jackson’ın çenesi kasıldı, ardından arkasına dönen Kristen'ın peşinden seslendi: "Bu kadar çabuk pes edeceğinizi düşünmemiştim."

Kristen göz devirdi. "Ben sizinle bir rekabet içinde değilim; zaten böyle bir çabam da hiç olmadı. Çünkü rekabet, yalnızca eşit şartlardaki insanlar arasında olur, Bay Holmes."

"Vay canına... Bu 'ben senin seviyede değilim' nutkuna evde aynanın karşısında bayağı çalışmış gibi duruyorsunuz," dedi Jackson, kadehini adeta Kristen’ın şerefine kaldırır gibi tutarak. "Sahi, şaka bir yana... Elinizde bir sıkıntı mı var? Sanki birisi size dokunursa o kişi ölecekmiş gibi davranıyorsunuz."

"Dokunulduğunda kimin öleceğini merak ediyorsanız, şansınızı fazla zorlamayın derim,"

Jackson arkasından sesli bir kahkaha atarken Kristen çoktan kadınlar tuvaletinin yolunu tutmuştu. Dişlerini o kadar sıkıyordu ki her an kırılacakmış gibi hissediyordu. Fazlasıyla gergindi; ama olmaması gerekiyordu, asıl sorun da buydu zaten.

Tuvalete girer girmez kabinlerden birine atılıp kapıyı kilitledi. Klozetin üzerine otururken buz gibi olan ellerini, adeta bir kütleden kurtarırcasına eldivenlerinin içinden çıkardı. Ellerini boğazına götürürken parmaklarında hissettiği dondurucu acıyla kangren olmamak için içinden dualar ediyor, ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Makyajı aksaydı ve bunu Olivia görseydi, kendisi hakkında saçma sapan fikirlere kapılacaktı; durduk yere kimsenin zihninde şüphe tohumlarının filizlenmesine izin veremezdi.

Eli içgüdüsel olarak tuvaletin soğuk duvarına gitti. Yüreğinde derin bir ürperti hissetti; duaların yerini dudaklarından dökülen anlamsız mırıltılar aldı. Nefes egzersizlerini uygulamaya çalışsa da hiçbiri işe yaramıyordu. Bir daha şu motivasyon saçmalıklarını denemeyeceğine dair kendi kendine söz verdi- gerçi her kriz anında aynı sözü veriyor ama her seferinde unutuyordu.

Kafasını çevirip duvarın vaziyetini görür görmez kısık sesle bir küfür savurdu. Duvar resmen ince bir buz tabakasıyla kaplanmıştı. Bu ilk seferi değildi elbette ama kontrolü sağlamak her geçen gün daha meşakkatli bir hal alıyordu.

Kapının çalınma sesini duyduğunda hafifçe inledi. Olivia'ydı bu.
"Efendim, iyi misiniz?" diye sordu dışarıdan.

"Bir şeyim yok... İyiyim," diye cevap verdi Kristen sesini toparlamaya çalışarak. İnsanların çoğu kendileri için endişelenen birileri olduğu için sevinirdi ama Kristen'ın kitabında hakkında endişelenilecek birinin varlığı, fazladan kriz ve ekstra stres demekti.
Olivia’nın hâlâ ikna olmadığını kapıdaki kıpırtıdan anlayabiliyordu.
"Regl ağrısı... Çıkarım birazdan, sen içeri dön, iyiyim ben."
Dışarı çıkmak için Olivia’nın uzaklaşan topuk seslerini dinledi. Umduğu an gelir gelmez derin bir nefes alıp kabinin kapısını açtı. Orléans Grup'un bizzat düzenlediği geleneksel yardım davetinde uslu duracağına söz vermişti ama güçleri ve hisleri ona ihanet ediyordu. Gitmesi gerektiğini biliyordu. Eldivenlerini ellerine dikkatle geçirirken, parmak uçlarındaki o sinsi sızının tamamen dinmediğini de biliyordu. Burada, bu kalabalığın ve kameraların merkezinde bir dakika daha kalırsa kontrolü tamamen kaybedecekti.

Davet salonuna geri döndüğünde gözleri, kalabalığın arasında sırıta sırıta insanlarla konuşan Jackson'ı ve hemen ilerideki masada stratejik hamleler planlayan asistanlarını buldu. Hiçbirine veda etme gereği duymadı.
Gideon, patronunun ani bir kararla çıkış kapısına doğru yöneldiğini fark ettiğinde adımlarını hızlandırdı:
"Efendim? Ayrılıyor musunuz? Henüz ana açık artırma ve protokol fotoğrafları..."
Kristen duraksadı ama arkasına dönmedi. Sesi, Four Seasons’ın kristal avizeleri kadar soğuk ve keskin çıktı:
"Gecenin geri kalanını sen ve Olivia yöneteceksiniz, Gideon. Burada ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. Beni aramayın."
"Ama efendim, dışarıda basın..."

Gideon’ın cümlesi yarım kaldı çünkü Kristen, bordo elbisesinin eteklerini savurarak çoktan döner kapıya doğru süzülmüştü. Onu takip etmeye cesaret edemeyen Gideon, olduğu yerde kalakalırken Olivia sessizce patronunun arkasından baktı; içerideki bu ani firar, yaklaşan büyük bir fırtınanın habercisiydi.
Four Seasons’ın devasa cam kapılarından dışarı adım attığı an, Yorkville'ın keskin ve dondurucu ayazı yüzüne bir bıçak gibi çarptı. Gökyüzü mordan siyaha çalan o ağır, puslu rengiyle semti sarıyordu. Kristen, otele ait valelerin getirdiği siyah lüks aracını bekleyecek sabra sahip olmadığını fark etti. Taksilere veya kalabalığa karışmak yerine, sakin ve karanlık bir sokağa doğru yürümeye başladı.
Adımları karlı kaldırımda yankılanırken, deri eldivenli parmakları istemsizce titriyordu. İçerideki o boğucu sıcaklık, yerini gece ayazına bırakmış olsa bile damarlarındaki buzdan hisler hâlâ dinmemişti.

Jackson, tuvaletten çıktıktan sonra salondan adeta kaçar gibi uzaklaşan Kristen’ın arkasından baktı. Kadının adımlarındaki o tuhaf hırsın ve kasıntı halin altında saklamaya çalıştığı stresi hissetmişti. Bordo elbisesinin eteklerini savurup döner kapıdan çıkışını izlerken, elindeki boş kadehi garsonun tepsisine bıraktı.
Salondaki yapmacık kahkahalar ve birbirinin sırtını sıvazlayan takım elbiseli adamlar anında içini baymıştı. Zaten bu takımların içinde uzun süre durmak ona göre değildi; sırtı kaşınmaya başlamıştı bile.
Yanından geçen yaşlı iş adamına hafifçe gülümsedi. "Bana müsaade beyefendi, hava biraz fazla ısındı; bir nefes alayım," dedi oldukça düz ve samimi bir sesle. Adamın cevabını beklemeden kapıya doğru yürüdü.

Vestiyerden paltosunu alırken görevli genç kızı uğraştırmamak için kendisi uzanıp aldı. Döner kapıdan çıktığı an, Yorkville’in dondurucu ve keskin rüzgarı yüzüne sertçe çarptı. Derin bir nefes çekti içine; garip bir şekilde bu ayaz, içerideki o yüz bin dolarlık havalandırmadan çok daha iyi gelmişti.
Paltosunun yakasını kaldırdı, elini cebine atıp hafifçe ezilmiş sigara paketini çıkardı. Bir dal yakıp dumanını gecenin karanlığına üflerken gözleri sokağın ilerisine kaydı.
Valelerin getirdiği arabayı beklemeyip karlı kaldırımda tek başına, hızlı adımlarla yürüyen o bordo pelerinli silueti gördü. Kristen, sanki arkasından biri kovalıyormuş gibi yalnız başına karanlığa doğru ilerliyordu.

Aynı anlarda Kristen, zihninin dehlizlerinde tuhaf bir hareketlilik seziyor, kulakları belirgin bir şekilde uğulduyordu. Görüş alanına giren bütün güvenlik kameralarını dondurarak adımlarını hızlandırdı. Sokağın başındaki lambanın cılız ışığı altında, karlı kaldırımda ilerleyen Kristen’ın nefesi havada buğulanıyordu. İçindeki o dondurucu karıncalanma hâlâ tamamen dinmemişti.
Tam o sırada, dik caddeden aşağı hızla inen bir kamyonetin fren sesleri gecenin sessizliğini bir bıçak gibi kesti. Buzlanmış asfaltta kontrolünü kaybeden devasa araç; kayarak doğrudan karşıdan karşıya geçmeye çalışan yaşlı bir adama ve hemen arkasındaki dükkanın vitrinine doğru savruluyordu.
Kristen içgüdüsel bir refleksle duraksadı. Düşünmeye tek bir saniyesi bile yoktu.

Eldivenli sağ elini aniden öne fırlattı. Avucunun içinden fırlayan o görünmez fakat dondurucu baskı, caddenin ortasındaki havayı bir anlığına vakumladı. Asfaltta, bir salise içinde şimşek hızında yayılan devasa buz kristalleri belirdi. Islak yol anında cam gibi bir buz kütlesine dönüşürken, aracın kilitlenen tekerlekleri bu yapay buz bariyerine çarparak devasa bir gürültüyle durdu. Metalin buza çarpma sesi sokağı inletti; araç adama milim kala durmuştu.

"Hassiktir..."

Arkasından gelen o tanıdık, şaşkın sesle Kristen’ın kanı dondu. Hızla arkasına döndüğünde; caddenin köşesinde paltosunun yakası kalkık, dudaklarının arasından düşen sigarayla kalakalmış Jackson’ı gördü. Jackson’ın yüzündeki o serseri ve kendinden emin tavır gitmiş, yerini tam bir şoka ve inanamayan gözlere bırakmıştı. Aşkın ateşi derlerdi ama Jackson’ın payına düşen, doğrudan kutup dairesi olmuştu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

33okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.