Bölümler 9Şu an: Giriş
- 1 Giriş1.640 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 1. Bölüm: Cesaret1.507 kelime
- 3 2. Bölüm: Kötü günün kârı1.550 kelime
- 4 3. Bölüm: Gerçekler1.916 kelime
- 5 4. Bölüm: Acı Geçmişler947 kelime
- 6 5. Bölüm: Bilinmeyen hisler1.127 kelime
- 7 6. Bölüm: İntikam695 kelime
- 8 7. Bölüm: Kabul edilmeyen hisler914 kelime
- 9 8. Bölüm: Kıskançlık912 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yatağın içinde bi sağa bi sola doğru kıvranıyordum yediğim dayaklar artı regl ağrısı olunca insanın uykusunuda kaçırıyordu. Bu eve geldiğimden beri yemedigim dayak kalmamıştı, dünde dedem yaşında olan adamdan dayak yemiştim.
Dedem yaşında dememe bakmayın bu hayatta hiç dedem olmamıştı olsa bile ben bilmiyordum. Kendi kendime düşünürken alarmımın sesini duydum.
Hızla ayaklandım, onlara kahvaltı kurmalıydım eğer kurmazsam yada bir dakika bile gecikirsem beni mahvederlerdi yani yine dayak yerdim. sessizce merdivenlerden inmeye başladım fakat tahta evin içinde ses çıkmaması çok zordu.
Mutfağa girip her şeyi hazırlamaya başladım özellikle büyük hanımın yani annemin, Bana büyük hanım diceksin dediği için büyük hanım diyordum, istediği gözlemlerden yapmaya başladım.
Tam bitiricekken arkama birinin geçip nefesini boynuma vermesi korkmamı sağladı. Bu oydu benim üvey babam, beni yetimhaneden alan babam, baba demeyi bile hak etmeyen adamdı ama beni dövmesin diye zorla baba diyordum. İlk başta bişi demek istedi ama sustu ne diyeceğini düşündü, kelimelerini toparladı.
"Seni istemeye geliyolar bilgin olsun bugün hazırlan çeşit çeşit yemekler yap seni sevsinler ve defolup git bu evden" dedi. Ne? beni istmeye mi geliceklerdi? Normalde olsa takmazdım ama bunu babam söyleyince korkmaya başlamıştım. Hem ben daha çok küçüktüm.
18 yaşındaydım hiç bişi bilmiyordum kim benim gibi küçük bi kızı ister ki? Hem ben beceriksiz biriyim, üvey annem öyle diyo. Tüm bunları düşünürken elimin sıcak tavaya değip yanması tüm düşüncelerimi alt üst etmişti.
Hemen elimi çeşmeye tutmaya yeltendim ki üvey babamın saçımı tutup beni kendine yakınlaştirmasi bir oldu."Acı çekmek için bu dünyaya geldin yerdinde olsam çoktan göçüp gitmiştim ama sen küçük bi aptalsın." Diyip beni yere fırlatması ani olmuştu.
Kelimeleri gözümü doldururken artık elimin yanmasını hissetmiyordum. Haklıydı aslında bu dünyaya acı çekmek için gelmiştim. Annemin gelip beni bulması için hep hayatta kalmaya çalıştım, bana öldüğünü söylemişlerdi ama yine de bi umut beklemiştim. Oturdugum yerden Gözlerimden dökülen yaşları umursamayarak babama baktım.
"Benim yanımda ağlamicaksin anladın mı!" Derken karinma sert tekme vurması regl ağrımı daha da kötüleştirmisti. Ağlamamaya çalıştım ama elimde değildi canım çok yanıyordu her yerim morarıklarla dolmuştu.
Ayak sesleriyle üvey babamın gittiğini anladım, karnımı tutarak gözlemeleri bitirdim. Masaya her şeyi koyup odama gittim çünkü onlarla yemek yasaktı ayrıca sadece günlük 1 öğün tek yiyebiliyordum. Bu kurala rağmen hiç yemek yemiyordum.
Odaya girip kapıyı örttüğümde sessizce içimden ağlamaya başladım, artık çok yorulmuştum. Benim bu yaşta yaşıtlarım gibi hayaller kurmam gerekirken ben acaba yarın dayak yicek miyim? Diye düşünüyordum.
Bu haksızlıktı artık dayanmam zordu. Vücudumda morluklar, yanıklar ve yaralar vardı. Sadece tek bi yerimde yoktu oda yüzümdü onu da görücüler gelince beğensin diye yapıyolardı.
Gözlerim artık ağlamaktan kızarmıştı. Hemen kendimi susturup makyaj malzemelerimin olduğu yere geçip oturdum. yüzüme fondöten sürdüm eğer yüzümü kızarmış şişmiş olarak görselerdi aynısını vücuduma yaparlardı.
Karnımın ağrısı hala devam ederken kendi kendime aynadaki halime bakıyordum üvey babamın dediği gibi 'aptaldım' bana, yetimhanede bu senin baban olacak dediğinde hayır diyemediğim için aptaldım.
13 yıl önce
Küçük alev tek başına yatakta oturmuş bebeğiyle konuşuyordu. Çünkü onun düşüncesine göre bebeğine dediği şeyleri anneside duyabiliyordu. Tek umudu annesinin onu gerçekten gelip evlerine götürmesiydi fakat bu imkansızdı.
Babası hırs içinde koşan iş adamıydı, annesi ise Alev doğarken ölmüştü, en azından aleve böyle demişlerdi. Ama alev ısrarla annesinin hayatta olduğunu söylüyordu.
Yetimhane müdürü odaya girip gözleriyle küçük alevi aramaya başladı. Onu görünce yüzüne bi gülümseme belirdi, yetimhanede küçük alevi çok severlerdi.
"Alev gel bak anne baba geldi" demesi küçük alevin yataktan fırlayıp müdürenin yanına koşmasını sağlamıştı. Yetimhane müdürü alevi çok seviyordu eğer durumu olsaydı onu kendi çocuğu yapardı ama durumu yoktu.
Onun için gelen adaylara dikkatlice bakıyordu. "Koşarak anneye gidelim" derken küçük alevin yüzüne büyük bi gülümseme yerleşti. Oysaki gelecekte onlar yüzünden acı çekeceğini bilseydi bu gülümseme yerine yüzünü nefret kaplardı.
Müdürenin dediğini dinlememiş uslu uslu giderken gelecekteki belaları olan anne babasına baktı. Yavaşça onlara doğru yürüdü ilk annesine ardından babasına baktı ve gülümsedi.
İçini bi heyecan kaplamıştı ancak o uslu bi kız gibi heyecanını içinde yaşamaya karar verdi. Annesi elini alevin yüzüne koyarken sahte bi gülümseme ile ona baktı. Yanağıyla biraz oynadıktan sonra adama bakıp kafasını salladı tabikide alev bunu anlamadı.
"Siz benim annem ve babam mısınız?" Dedi. Adamda tıpkı o kadın gibi yüzüne o sahte gülümsemeyi yerleştirip "evet minik, seni çok iyi yetiştiriceğim" dedi.
Alev o gün, gün boyu babasının ona 'minik' demesine sevinmiş ona alev diyenlere kızıp 'bana minik diyin' diyordu. Şimdi ona minik deseler kusmaya başlardı o kadar büyük bi travması vardı. Her gün camdan ailesinin gelemesini bekliyordu, onlarla yaşayıp mutlu olacağını düşünüyordu ama nafileydi, ölümünü habersiz çağırıyordu.
Bi gün ailesi gelip alevi artık almak istediklerini söyleyince alev havalara uçup elindeki harçlıklarıyla tüm çocuklara çikolata almıştı.
Harçlığın çoğunu onu almak isteyen koruyucu aileler veriyordu alev ise cimrilik yapıp kimseye dokundurmuyordu ancak ilk defa onlar için cocuklara çikolata almıştı. Tüm prosedürleri tamlanmasıyla alevi alıp eve doğru yola çıktılar. Yolda kimse konuşmadı.
Alev çok şey merak ediyordu oysaki, acaba odası var mıydı? Bisikleti olucak mıydı? Yada odası pembe renk mi olucaktı? Bunları sormak istedi ama soramadı.
Eve girdiklerinde alev babasına bakıp "üçümüz tek mi yaşıyacağız babacım?" Derken babası yüzüne sert bi tokat yapıştırdı. Bu tokadın devamının geleceğini bilmeyerek yüzünü tutup ağlamaya başladı küçük alev.
Günümüz
Hikayemin başladığı yeri hatırlamam beni üzmüştü o sebepsiz yere yediğim ilk tokat hafızamdan silinmiyordu. Aynadan kendime bakmaya devam ederken kapı açıldı. İçeri dedem girdi. O girerken saygı için ayaklandım ve elini öpmek için eğildim fakat elini hemen çekti.
Ardından "bugün istemen var babanda bahsetmiştr çok uslu durucaksın tamammı? He bide annelerinle anlaşmaya çalış kayın baban çapkın biri" dedi. Annenler lafını duyunca kafamı kaldırıp dedeme baktım.
Annenler mi? Kayın babam çapkın biri miydi? Bana böyle kolay bi şekilde anlatıp odamdan çıktı. Artık ayaklarım beni taşımak istemediği için yere düştüm istemzsizce. Bu kadarı da fazlaydı ben gelin olarak gitmek istemiyordum oraya.
Hele ki birinin oyuncağı için asla gidemezdim, direnip yalvarmak istedim ama izin vermeyip döverlerdi. Onun için susmak zorunda kaldım.
Yerde oturmuş yan tarafımda olan kırık aynaya bakarken tüm anılarımı tek tek hatırlamaya başladım.
12 yıl önce
Alevin yediği dayaklar artık ona çok koyuyordu. Ailesinin onu neden sevmediğini geceler boyu düşündürdü ama bi cevap bulamazdı hiç. Yine her zamanki gibi ayaklanıp annesinin ve babasının odasına gitti.
Babasının çıplak olduğunu umursamadan içeri girdi. Çocuksu düşünceyle girmişti o odaya. Babası alevi görünce onun üstüne doğru yürümeye başladı alev ise hala olduğu yerde durmuş babasına bakıyordu.
Babası dizinin üstüne çöküp aleve bakmaya başladı. "Noldu?" Dedi normal sesiyle. Alev babasının vücuduna bakıp gülümsedi çünkü kendi vücudu gibi morarıklarla dolu değildi ve bu alevi mutlu etmişti.
Ancak babası bu gülmsemeyi çok yanlış anlamıştı. "Baba ben güzel miyim?" Diye bi soru sordu masumca. Babası alevi süzdü ilk başta ardından gözleri alevin dudağına kaydı."ağzımı sulandıracak kadar güzelsin minik" dedi.
Bu demesi alevi güldürüp mutlu ederken babası hala alevin dudaklarına bakıyordu.
Aniden alevi tutup dudaklarını öpmeye başladı. Böyle yapmasi alevi mutlu etmişti çünkü babası onu öpüyordu. Ancak bilseydi babasının niyetini o zaman kaçıp giderdi.
Babası bi müddet öptükten sonra alevin gitmesine izin vermişti. Alev utanarak odasına doğru gitti. Hızlıca odasına girip çekmeceleri karıştırmaya başladı ve aradığı şeyi buldu.
Ruju eline alıp aynanın karşısına geçip dudağına sürmeye başladı, rujuda babası onun dudağını beğenip öptüğü için sürüyordu. Dudağına sürerken babası görüp onun odasına girmişti.
Babasının begenecegini düşünüp dudağını babasına yakınlaştırmış öylece öpmesini bekliyordu. Bir süre odanın içinde sessizlik hakim oldu.
Aniden Babası sert bir tokat yapıştırdı aleve.
Alev yediği tokattan dolayı kafasını aynaya vurmuş ve camı paramparça etmişti. Bu durum babasının umrunda bile değildi, hemen odadan çıkıp giderken alev kırık aynaya bakıp ağlamaya başlamıştı.
Alev ağlarken başından kanlar akıyordu ve o kırmızı rujun yerini kan kaplamıştı.
Günümüz
Aynaya baktıkça midem daha da bulanıyordu, ayaklanıp dolaba doğru yürüdüm. Ne giyeceğime karar veremem gerekiyordu fakat hiç doğru düzgün bi elbisem yoktu, genelde de yırtık yada hizmetçi elbiseleri giyerdim.
Yatağa oturmuş kendi kendime duvara bakıyordum. Kapı açıldı ve içeriye annem girdi. Bana bordo dar bi elbise verdi, giymem için. Ama bu çok dardı ben bunu nasıl giyicektim.
Her yerim belli oldurdu o zaman. Elbiseyi yatağa koydum tatlıyı bitirince gelip bi çaresine bakacaktım.
Yavaşça alt kata doğru indim. İnerken sessiz olmaya çalıştım, ses çıkarıp başıma toplansınlar istemezdim. Mutfağa doğru gittim. Baklavayla ilgili tüm malzemeleri çıkarıp yapmaya başladım.
hamarat biriydim, hep evde olduğum için çok şey öğrenmiştim onun için beni okula yazdırmayı hiç düşünmediler. Evet birşeyler öğrenmem güzel şey ama okula gitmek herkes gibi benimde hakkımdı.
Baklavayı bitirince saatin de çok geç olduğunu fark ettim. Babamın mutfağa girdiğini gördüm ama hiç onunla konuşmadım. Konuşmak dahi istemiyordum.
Baklavayı masanın üstüne koyup kapıya doğru ilerledim. "Misafirler 20 dakikaya gelicekler hazırlan hadi" demesi durmamı sağladı.
Öylece kaldım orda birşeyler demek istedim ama sonra vazgeçip mutfaktan çıktım. Merdivenlerden yukarı doğru çıkmaya başladım.
Odama varınca kapıyı örtüp kitledim. Yatağın üstündeki elbiseye baktım, çok güzeldi aslında ama bunu giyersem ayağımdaki yaralar belli olucaktı.
Çekmeceleri karıştırıp siyah ince çorabımı aramaya başladım, bulunca onunda yatağa attım. Elbiseyi elime alıp giymeye başladım fermuar olmaması iyiydi, olsaydı cekmezdim.
Elimi arkama atıp düğmesini kapattım. Sırtımın kapalı olması iyiydi ama ön tarafım açıktı. Gerçi babam hiç o tarafa vurmadığı için rahattım şimdilik.
Aynada kendime bakmaya başladım çok güzel olmuştum ama böyle bi zamanda mutlu olmamalıydım. Bi anda kapı sert bi şekilde açıldı ve içeri annem girdi. Kapıyı örtüp yanıma geldi.
Hiç yapmadığı bişi yapıp bana sarıldı. Şok olmuştum ne yapacağımı bilmiyordum niye bana sarılmıştı şimdi bu? Acaba yanlış bişi mi yaptım? Yada özür mü dilicekti yaptıkları için? Diye düşünüyordum.
"Kızım sana bişi dicem?" Derken takıldığım tek detay annemin bana ilk defa 'kızım' demesiydi. Bu beni mutlu etsede annemin tedirgin bi şekilde bana bakmasi beni de korkutuyordu.
Sakince onu dinlemeye başladım ama o korkuyordu, gözleri yaşlarla dolmuştu yoksa bana bişi olmasından mı korkuyordu? Bana bakıp "Alaz Williams'ı biliyosun değilmi?" Dedi.
Evet biliyordum o tüm dünyanın korkulu rüyası İtalyan mafya babasıydı ve Amerikada yaşıyordu yani dünyanın en tehlikeli şehrindeydi. Türkiyeye hiç gelmemişti. Ama annem niye bana bunu sormuştu? Ben napiyim o egoist Alazı? Diye düşündüm.
"Evet tanıyorum niye noldu?" Derken anneme bakmaya devam ettim. Gözlerinde anlatamıyacağım kadar büyük bi korku vardı ama susmaya devam ettim.
"Seni istemeye gelen onun ailesi ve seni Alaz Williamsa istiyecekler"
Umarım bölümü beğenirsiniz 😊
Seviliyosunuzz 💙
Bölüm etkileşimi
