>BÖLÜM 8 - Kaç, Saklan Yada Yakalan- Part 2 <

Vaveyla Yazarı: Melda Alkış

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: >BÖLÜM 8 - Kaç, Saklan Yada Yakalan- Part 2 <

Keyifli okumalar :)

-SEKİZİNCİ BÖLÜM-
"Kaç, Saklan Yada Yakalan - Part 2"
'

-

"Treni mi kaçırıyorsun öğrenci?" dedi sinir bozucu bir gülümsemeyle. "Bu ne acele böyle?"

Başımı iki yana sallayarak hemen reddettim ve elimdeki telefonu görebileceği şekilde kaldırıp salladım. "Sizi duymadım hocam telefonla konuşuyordum."

Çocuksu bir tutkuyla parlayan gözleri kısa biran üzerimden çekilip gösterdiğim telefona kaysada tekrar yüzümü bulması uzun sürmedi. Başını hızlıca sallayıp bir adım daha yaklaştı.

"Ah bunu duyduğuma sevindim, bende iyiden iyiye benden kaçtığını düşünmeye başlamıştım. Derslerime de girmiyorsun, hiç senin gibi bir öğrenciye yakıştıramadım doğrusu."

Sahte bir kızgınlıkla kaşlarını çattığında sakin kalmaya çalışıp onun bir öğretmen, benimse sadece bir öğrenci olduğum gerçeğini aklımdan çıkarmamaya çalıştım. Aksi taktirde o görevininin başına dönerken ben aldığım uzaklaştırma yüzünden ilk fırsatta İstanbul'a döneceğimden emindim. Uslu durmak buraya geliş şartlarımı ilk sıralarındaydı.

"Size özel bir durum değil efendim, sadece hastaydım."

Lütfen uzatma, lütfen uzatma, lütfen uzatma ve çekip git...

Bu kez gerçek bir şaşkınlıkla çatıldı kaşları, yüzümü inceleyip ağır ağır başını salladı.

"Belli oluyor, yüzün sapsarı olmuş. Tam iyileşmedin mi sen?" sahici bir öfkeyle gözlerini gözlerime çıkarttı.

"Yoksa amacın bizi de mi hasta etmek?"

Hafifçe güldüm. O esprisine güldüğümü sandı ama ben içten içe söylediği şeye güldüm. Tenimin sarılığı ona hasta olduğumu düşünürmüş olmalıydı ama hayır, benim tenim oldum olası solgun bir sarılığa sahipti. Bu yüzden yılın her günü hastaymış gibi gezerdim. Yine de bunu ona söylemek gibi bir niyetim yoktu.

"Ben iyiyim hocam, tamamen iyileştim."

"Güzel, o zaman artık asistanlığa başlayabilirsin herhalde?"

İstemsizce yutkundum, "Asistanlık mı? Ne yapacağım ki?"

"Zor şeyler değil o ka-"

Nefesim boğazımda takılı kaldı.

Kanımı donduracak türden bir çığlık tüm okulu inletti. Kalbimin korkuyla kasıldığını hissettim. Hava sanki biranda yoğunlaşmış gibiydi. Herkes gibi bende kitlenmiştim, neler olduğunu anlamaya çalışıyorduk ama yapabildiğimiz tek şey dinlemekti. Öyle ki dışarıdan gelen sesler haricinde nefes sesi bile duyulmuyordu, koridor adeta ölüm sessizliğine bürünmüştü.

Çok geçmeden çığlığın ardından bağrışlar ve acı dolu feryatlar yükselmeye başladı. İkimiz birden diğer öğrencilere katılıp pencerelere koştuk, sesler bahçeden geliyordu.

Bahçede büyük bir kargaşa kol geziyordu, çok kalabalık değillerdi ancak hepside belli bir noktaya doğru koştururken dehşete kapılmış gibi görünüyordu. Neyin başında toplandıklarını bilmiyordum, olduğum yerden hiçbir şey görünmüyordu. Belki de biri bayılmıştı yada yüzüne top falan gelmişti? Bilmiyordum. Beynim o an için düşünmeyi tamamen kesmişti. Sadece bir filmi izler gibi olayların tamamen dışında kalmıştım. Kendimi kötü bir şeyin olmadığına inandırmaya çalışıyordum ancak böylesine bir kargaşanın basit bir olay yüzünden çıkmayacağını bilen yanım bana korkudan başka bir şey vermiyordu.

Yanımda hissettiğim hareketlenmeyle başımı çevirip bir anlık Çınar Hoca'ya döndüm. Çoktan merdivenlere yönelmişti, ben de hemen peşine takıldım. Panikten birkaç kez ayağım dolanıp düşecek gibi olduysamda kendimi sağ salim bahçeye atmayı başardım.

Bahçe şimdi daha kalabalıktı, az sonra tüm okulun bahçeye döküleceğine emindim. Ağlama sesleri duyuyordum, birileri bağırıp duruyor başka birileriyse ne yapacağını bilemeyerek etrafına bakınıyordu. Hızlıca kalabalığa doğru yürüdük. Bir öğretmenin varlığını gören öğrenciler iki yana dağılıp ona yol açarken ben de bu boşluktan faydalanıp en öne geçmeyi başardım.

Gördüğüm şey karşısında gözlerim kocaman açılırken ağzımdan küçük bir hayret nidası koptu, hemen iki elimi de ağzıma götürerek kapattım ve birkaç adım geri kaçtım. Gördüklerim karşısında sakin kalabilmek çok zordu.

Gözlerimi yerde yatan kızdan çekmek istedim ama bu pek mümkün olmadı. Top çarpması değildi, bedeni de normal bir bayılma olamayacak kadar orantısız bir şekilde yere serilmişti. Boynu garip bir açıda duruyordu, bedeni ve bacakları birbirinden zıt yönlere dönük haldeydi. Ağzından, burnundan ve başından akan kanların oluşturduğu küçük gölcüğün içinde yüzünün yarası kana bulanmış halde yatıyordu.

Gözleri açıktı, ürkütücü bir donuklukla bakıyorlardı. Birinden hesap sorar gibi görünüyordu ama kimseye bakmıyordu.

"Ölmüş mü?" kulağımın dibinde birinin bağırdığını duyduğumda başımı yavaşça kaldırıp etrafıma bakındım. O an fark ettim ki az önce etrafımdaki tüm sesleri bir şekilde duymamıştım. Sesler tekrar yavaş yavaş kulağıma dolduğunda bağıran başkalarının da olduğunu fark ettim.

"Müdüre haber verin çabuk!"

"Ambulansı aradınız mı?!"

"Nasıl olmuş bu?"

"Bilmiyorum, sanırım intihar etmiş..."

"Çocuklar geri çekilin, kimse yaklaşmasın. Geri dursun herkes boşaltsın burayı!" birinin omzumda tuttuğunu fark ettiğimde önce sağ omzumdaki kemikli ele sonraysa sahibine çıkarttım gözlerimi.

Çınar Hoca panik dolu gözlerle bana bakıyor ve bedenimi sarsıyordu. "Sakura, Sakura kendine gel burada duramazsın geri çekilmen gerek. Duyuyorsun değil mi beni?!" zor bela başımı salladığımda beni geri iten kollarına izin vererek birkaç adım daha geri çıktım.

"Geride dur," dedi tekrar ve diğerlerine döndü. "geri durun çocuklar, herkes geri çekilsin!"

Biran durup tekrar etrafıma bakındım. Şimdi Çınar Hoca'nın dışında başka öğretmenler de gelmişti. İlk şoklarını çabuk atlatmış, öğrencileri geri tutmaya çalışıyorlardı. Birkaç öğretmen de kapıya yığılan öğrencileri zapt etmeye çalışıyordu, kimsenin bahçeye çıkmasına izin vermiyorlardı. Ama çoktan okulun yarısı pencerelere yığılmıştı.

Aralarından müdürün zor bela kendini dışarı atıp hızlıca bu tarafa doğru yürüdüğünü fark ettim.

Tekrar başımı yerde yatan kıza çevirdiğimde hala daha gözlerindeki ürkütücü bakışı koruyordu. Gözü çok az titriyordu ancak bunun neden olduğunu bile bilmiyordum. Çınar Hoca, kızın başında diz çöküp parmaklarını boynuna götürdüğünde tüm okul büyük bir sessizliğine büründü yada belki de sadece ben kendimi tekrar tüm seslere kapattım, bilmiyorum.

Uzun gelen bir sürenin sonunda parmaklarını çektiğinde şok olmuş gibi etrafına bakındı.

"Yaşıyor..."

Daha şimdi buraya ulaşmış olan hemşire, öne çıktı. "Ambulansı aradınız mı?"

"Çocuklar aramış."

"Çok temas etmeyin hocam."

Bir kız bedenime çarpıp beni savurarak kendini öne attı. Yerde yatan bedenin tam yanına kendini bıraktığında dudaklarından büyük bir hıçkırık koptu.

"Aysu, hayır!" diye bağırdı boğazını yırtmak istercesine. "Hayır hayır hayır! Bunu yapamazsın, duydun mu beni?! Söz vermiştin!" ne ara gelmişti bilmiyordum ama müdür kızın kolundan nazikçe tutup kaldırmaya çalıştığında, hiddetle kolunu çekip yerde yatan kızın eline uzandı ve parmaklarını kenetledi.

Yemin ederim, gözlerinden yaş yerine acı süzülüyordu. "Gidemezsin, ölemezsin... Sen yalan söylemezdin! Uyan, kalk hadi! Sakın ölme..!"

***
"Sesimi duyan yok mu? Yardım edin lütfen... Hayal uyan, aç gözlerini ölme sakın! Abla, abla uyan..!"

***

"Gel buraya." biri elimden tutup çekiştirmeye başladığında sesinden Selim olduğunu anladım ve beni sürüklemesine izin verdim. Karşı koyacak halim kalmamıştı.

Kalabalıktan çıkmadan önce son kez arkamı dönüp baktığımda, kızı geri çekmeye çalıştıklarını gördüm.

Sonrası yoktu. Her şey çok hızlı gelişmişti. Benim neler olduğunu kavrayamayacağım bir hızdı bu. Önce ambulans gelmiş onun peşini polisler takip etmişti, müdür ve müdür yardımcısı hızlıca bizi toplayıp okula sokmuş ve her sınıfın başına birer öğretmen dikmişti. Konuşmak ve soru sormak yasaktı. Sadece susup öylece boş boş oturuyorduk.

"Korkma," diye fısıldadı Selim kulağımın dibinde. Başımı çevirip bana güven veren bakışlarına bakarak başımı salladım ve elimi tutan elini sıktım. Bu sınıftan değildi ama kimsenin bunu önemsediği de yoktu, Gökhan Selim'i gördüğünde sessizce Demet'in yanına geçmişti.

Onlar hiçbir şey görmemişti bu yüzden bizim kadar panik halinde değillerdi ancak bilinmezliğin onların da içini yiyip bitirdiği çok belliydi.

"İyisin?"

"İyim, merak etme." diye mırıldandım. Pek inanmış gibi durmuyordu yine de hafifçe gülümsediğimde karşılık verip tekrar önüne döndü. Benim için endişelendiğini biliyordum, tekrar günlerce şoka girmemden korkuyor olmalıydı. Ama hayır, o günlerin üzerinden çok zaman geçmişti ve ben tekrar eskisi gibi olup onlara bu çaresizliği yaşatmayacaktım. Buna hakkım olmadığını çok iyi biliyordum.

Tüm bu olaylara rağmen öğleden sonraki dersler bir nevi dolu geçmişti. Teneffüse çıkmadan, hiç bir ders işlemeden bir kısmımızı konferans salonuna bir kısmımızı da spor salonuna almışlardı. Ben konferans salonuna alınan kısımdaydım. Bizi camlardan uzak tutmak için böyle bir şey yaptıklarını düşündüm.

Öğretmenlere sorduğumuz sorular cevapsız kalıyordu her defasında, onlar da bizim kadar şoktaydı. Profesyonelliği ellerinden bırakmamak için kendilerini zorladıkları belliydi ama bir kaçının gizlice ağladığını görmüştüm.

Seslerden anlayabildiğimiz kadarıyla polisler ve ambulans gelmişti. Endişe etmememizi, yakından buradan çıkacağımızı söylüyorlardı bize ama bu merak etmemizin önüne geçmiyordu. Sanki hiçbir şey olmamış gibi, bir kız gözlerimizin önünde intihar etmemiş gibi, kolayca kabullenmemizi beklemişlerdi bizden. Hiçbir açıklama yapılmadan burada tutuluyorduk sadece. Hepimizin tek avuntusu ölmemiş olmasıydı ancak öldüğüne dair dedikodularda hızla yayılıyordu.

Okula bir hafta ara verildiği anonsunun ardından normal çıkış saatinden bir saat daha geç bıraktılar bizi. Bu kez her zamankinin aksine sessizce boşalttık okulu. Tek kelime etmeden ortakça almıştık yas tutma kararını.

Bahçeye ilk adımımı attığımda herkes gibi gözüm biran oraya kaydı, az önce kanla kaplı alan yıkanmış geriye betonun ıslaklığı kalmıştı. Çantamın kulplarını sıkarak gözlerimi kaçırdım ve yürümeye devam ettim. Yanımda sessiz bir hareketlenme yaşandı.

"Şey, merhaba..."

Başımı hafifçe kaldırıp yanımda yürümeye başlayan Gökhan'a baktım. O da herkes gibi neşesi sömürülmüş bir haldeydi. Raskele bir taşı tekmeleyerek hızıma ayak uyduruyordu.

"Merhaba." diye mırıldandım sessizce. İkimizde bu olanlardan sonra nasıl konuşacağımızı şaşırmıştık. "Olanları gördün mü?"

Başını iki yana salladı. "Hayır, sınıftaydım ama görenlerden duyduğum kadarıyla iyiki görmemişim diyorum."

"Ben gördüm.."

"Ciddi misin?"

Başımı sallayıp sessiz kaldım.

"Bu gün çok sessizdin."diye mırıldandı usulca, konuyu değiştirmeye çalıştığı belliydi. Ekleme gereği duymuş gibi devam etti hemen, "Tüm gün çok sessizdin. İyi misin, diye soracaktım ama gün boyu bizden kaçıyor gibiydin. Senin için endişelendik."

Üzgünce başımı kaldırıp ona baktım, "Sizi endişelendirdiğim için özür dilerim, ben iyiyim sadece bu aralar kafam biraz fazla meşgul."

Hafifçe tebessüm etti. "Ne oluyorsa olsun kendini bu kadar hırpalama, hiçbir şey sağlığınla oynamana değmez."

"Haklısın." deyip ben de gülümsedim. "Okul kapandığına göre bu hafta yurtta mı kalacaksın?" diye sordum.

Başını iki yana salladı. "Eve gideceğim. Belki yurdu bile boşaltırlar. Burası daha çok karışacak gibi duruyor, herkes çoktan ailesini aramış, polisler yolları kapatmış."

"Nasıl gideceksin o zaman?"

"Okul servis kaldıracakmış sanırım. Siz n'apacaksınız?"

"Bilmiyorum, Selim'le konuşuruz önce."

Başımı çevirip arkama bakındım. Sahiden neredeydi bu çocuk. Tuvalete diye gitmişti şimdi de ortalarda görünmüyordu. Sonra onu ileride Demet'le yürüken gördüm. Kaşlarım çatıldı, bu aralar o ikisi fazla mı birlikte takılır olmuştu?

"Selim!" diye seslendim önde atılıp. Kendimi yola attığımda Gökhan'ın sesi çok arkadan duyuldu.

"Sakura dur!" ne olduğunu anlayamadan ona baktım, elini arkamdan uzatmış fakat beni tutamamıştı. Sanki her şey ağır çekime alınmış gibi an be an olanları izliyordum.

Önce kulaklarımda korkunç bir lastik sesi yankılandı sonraysa uzaktan siyah bir araç göründü. Araba son sürat üzerime doğru geliyordu ama sanki ben o an olduğum yerde donakalmış gibi hareket edemiyordum. Araba hızla dibime kadar gelip bacaklarımın bir karış ötesinde fren yaptığında, korkudan bacaklarım zangır zangır titriyordu. Ağzım kupkuru olmuştu. "Sakura, Sakura iyi misin?"

Başımı arabadan zorla çekip ne ara yanımda bittiğini anlayamadığım Gökhan'a çevirdim. Korku dolu gözlerle bana bakıyordu, dilimle dudaklarımı ıslatıp başımı salladım.

"İ-iyiyim."

Gözlerimi arabaya çevirip sürücü koltuğunda oturan kişiyle göz göze gelmemizi sağladım. Buradan bile öfkeden deliye dönmüş bakışlarını fark edebiliyordum. Hızlıca arabadan inip yanıma kadar geldiğinde kaçacak zamanım bile olmadı. O kadar öfkeliydiki sadece bakışlarıyla bile beni koca bir alev topuna dönüştürebilirdi. iki kolumdan tutup beni sarsmaya başladı.

"Kızım senin derdin ne? Kendini bana öldürtmeye mi çalışıyorsun?! "

Bir şeyler söylüyordu ancak ben acıdan söylediklerinin hiçbirini bile anlayamıyordum, kolumu daha çok sıkmasıyla canım öyle bir yandı ki büyük bir çığlık koparttım.

Ellerini hızlıca üzerimden çektiğinde afallamış gözlerle bir koluma bir de bana bakıyordu. Bense acıdan yere çökmüş tek elimle hafifçe kolumu tutup dişlerimi sıkarak acımın dinmesini diliyordum. Göz yaşlarım benden izinsiz yanaklarımda yol ediniyordu.

Bana doğru bir adım attı ancak tam o an da yüzüne yediği yumrukla birkaç adım geriye yalpaladı.

Bu beklenmedik yumruk beni de şaşırtmıştı. Gözlerimi onun afallamış yüzündan ne ara geldiğini anlayamadığım Selim'e çevirdim. Öfkeden yüzü kıpkırmızı kesilmiş burnundan solur bir haldeydi.

Durmadı. Birkaç adımda Volkan'ın üstüne yürüyüp onu sertçe itti.

"Orospu çocuğu seni!"

Volkan aldığı darbeyle çarptığı araba kaputundan doğrulup biran Selim'e baktı ama hemen sonra tekrar gözleri yerdeki beni buldu.

"Sen-" bir adım bana doğru geldiğinde Selim anında önüne geçip onu durdurdu. "Nereye gidiyorsun lan sen."

Volkan onu duymamış gibi bir adım daha attığında bu kez Selim daha sert ittirdi. "Arama oğlum belanı!"

Bu kez darbesi karşılıksız kalmadı, aynı şekilde Volkan'da onu sertçe itti.

"Çek git önümden." yönü tekrar bana döndüğünde korkudan ne yapacağımı bilemez haldeydim.

Burası çok fena karışacaktı!

Beklenen son oldu ve Selim, Volkan'ın gömleğinin yakanlarından tutarak burnuna kafasını geçirdi.

"Eceline mi susadın lan sen?!" yüzüne tekrar bir yumruk geçirdiğinde aynı şiddette çenesine bir yumruk yedi.

"Derdim seninle değil bilader, çek git!"

"Ne derdin olabilir senin onunla oğlum, ha ne derdin olabilir?!"

İkisi de birbirlerinin yakasından tutmuş birbirlerine ölümcül bakışlar atıyordu. Gökhan öne atılıp ikisini ayırmaya çalıştı.

"Abi tamam ayrılın yeter!" Gökhan çabalıyordu ancak nafile, ikiside birbirinden beterdi. Kırmızı görmüş boğalardan farkları yoktu.

Selim kavgacı biri değildi, onu ilk kez böyle görüyordum. Tek korkum benim yüzümden başına kötü bir şey gelmesiydi. Çömeldiğim yerden zor bela kalkıp yanlarına koştum. Kolum fena halde sızlıyordu ancak şu durumda bu en son düşüneceğim şeydi.

Yanlarına varıp Selim'in koluna elimi koyduğumda ikisininde bakışları bana döndü, Selim Volkan'ın bana olan bakışlarından rahatsız olmuş olacak ki tuttuğu yakalarından sarsarak tekrar göz göze gelmelerini sağladı.

"Sakura, geri çekil güzelim."

Bana çok nadir güzelim derdi. Amacının Volkan'ın bizi sevgili sanıp geri adım atmasını sağlamak olduğunu biliyorudum ama açıkıcası pek işe yaramış gibi durmuyordu.

Kalabalığın arasından Emre koşarak yanımıza geldi. Gözleri önce ikiliye sonraysa sorar gibi bana kaydı.

"Başları derde girecek..." diye mırıldandım sessizce. Bu kargaşada beni duyması imkansızdı ama o anlamış olacak ki başını sallayıp Volkan'ın kollarından geri çekmeye başladı. Gökhan'ın da yardımıyla birbirlerinden ayrıldıklarında hala daha kendilerini tutan kollardan kurtulma çabasındaydılar.

"Bozkurt, bırak beni!" sabır diler gibi burnundan hızlı hızlı nefesler alıyordu. Emre daha sıkı tuttuğunda bu kez daha yüksek sesle bağırdı, "Çek lan üstümden ellerini!"

"Sakin ol!"

"Başlarım böyle işe!" kendini tutan kollardan hızlıca kurtulup bana doğru geldiğinde Selim'in kükreyişi duyuldu, delirmiş olmalıydı ama sesi bana gelmiyordu.

Düşündüğüm tek şey kaçacak bir delikti. Ama bunun içinde vaktim yoktu, Volkan iki büyük adımda yanıma gelmiş iki bileğimden de tutarak yüzüme eğilmişti. Gerçekten derdi neydi bu çocuğun? Sadece arabanın önüne atladım diye miydi bunca kargaşanın sebebi?

"Kaç, saklan yada yakalan?" diye mırıldandı sessizce öyle ki ben bile zar zor duyabilmiştim. Gözleri her bir mimiğimi ölçmek ister gibi tüm yüzümü tavaf ediyordu. Bu soru bana ikinci kez soruluyordu ancak değil ikinci bininci kez sorsalar yine de anlamaz ne diyeceğimi bilemezdim.

"Kaç, saklan yada yakalan?" diye sordu tekrar sabırsızca. Yine anlamaz gözlerle baktım yeşillerine.

Gözlerinde büyük bir çaresizlik ve panik görüyordum, neydi bu çaresizliğin gerçek sebebi? Sanki söylemek istiyor oncak biri kafasına silah dayamış gibi sadece gözleriyle anlatmaya çalışıyordu. Bileklerimi saran parmakları tenimi yakıyordu, sıkmıyordu ama iyi de gelmiyordu. Bıraksın istiyordum yoksa daha kötü şeyler olacaktı.

Bileklerimdeki elleri sertçe çekildiğinde Selim'in de kendini tutan kollardan kurtulmuş olduğunu anladım. Ama bu kez Volkan ondan önce davrandı ve Selim'in yalpalamasını sağlayacak kadar kuvvetli bir şekilde itti. "Başlıycam lan sana da!"

"O elini kırdırtma bana, duydun mu? O elini kırdırtma."

İkisi de birbirine nefret dolu bakışlar fırlatırken duyulan tanıdık sesle hepimiz sus pus kesildik.

"Beyler kendinize gelin ne yapıyorsunuz siz?" diye seslendi henüz bizden bir kaç adım daha uzaktayken.

"Önemli bir şey olduğu yok hocam."

"Aramızda halledebiliriz." ikisininde birbirinden kalır yanı yoktu. İnatçı ve fazla gururluydular.

Cezalandırılacak hatta belki de uzaklaştırma alacaklardı ancak burunlarının dikine gitmekten gram vazgeçmiyorladı. Boşuna denmiyordu, ne gelirse başına insanın inadından gelir, diye.

"Öyle mi? Hiç ikna olamadım nedense?" Çınar Hoca olası bir kavgayı daha engellemek ister gibi aralarına geçti ve bir süre sessizce ikisini izledi. "N'apıyorsunuz siz? Burada böyle davranılmayacağının farkındasınız değil mi? Onu geçtim arka tarafta polisler var. "

"Farkındayız hocam, sadece arkadaş fazla kendini bilmez."

"Sen uğra bir ara uğra yanıma, bak ben sana kendimi nasıl bir güzel tanıtıyorum." Selim öfkeyle solduğunda Çınar Hoca'dan uyarı dolu bir bakış daha yedi.

Sessizlik uzadıkça uzuyordu, geçen süre zarfında kimse konuşmaya cesaret edemiyordu ancak Selim ve Volkan gözleriyle birbirlerini ezmekten biran olsun geri durmuyordu.

"Derdiniz ne sizin," diye konuştu en sonunda, susmanın ikisi üzerinde bir işe yaramayacağını anlamış olmalıydı. "Neyi alıp veremiyorsunuz?"

"Benim bir sorunum yok hocam. Baba parasıyla hava atacağım dediği yerde kendini pistlerde sandı herhalde."

"Düzgün konuş, acelem vardı!"

"Yarışa mı yetişecektin, hayırdır? Etrafına bakmıyor musun sen? Burada hız mı yapılır, kızı ezecektin az daha?!"

"Önüme kendi atladı, ben bir şey yapmadım!"

"Abaza gibi davranan ben miydim lan?"

"Ne diyorsun oğlum sen?!"

"Yeter, kesin sesinizi!" elini tamamen belinden çözüp kısa biran burun kemerini sıkarak sakinleşmeye çalıştı, işe yaramamış olacak ki öfkeyle okulu işaret etmesi uzun sürmedi. "Düşün önüme, derdiniz neyse disiplin kuruluna anlatırsınız artık."

Panikle bir adım öne atıldığımda Selim hemen gözleriyle beni durdurdu. Sorun yok, der gibi gülümsüyordu ancak bu hiçte rahatlamamı sağlamıyor aksine kendimi daha fazla suçlu hissettiriyordu.

Öfkeyle gözlerimi Volkan denen çocuğa diktim, eğer ona karşı olan bu saçma aptallığım olmasa Selim henüz araya girmeden ona haddini bildirebilirdim. İznim olmadığı halde hem bana dokunmuş hem de canımı acıtmıştımıştı. Eğer şimdi bu yüzden Selim disiplin cezası yerse onu hiç istemeyeceği bir yanımla tanıştırırdım.

Omzumda hissettiğim elle gittikçe uzaklaşan bedenlerini izlemeye bir son verip Demet'e döndüm. Gülümseyip güven verircesine sırtımı sıvazladı. "Endişelenme, hemen ceza almazlar."

Gökhan da başını sallayarak onu destekledi "En fazla uyarı alırlar, daha ilk vukuatları sonuçta. Hemen kötü düşünmeye gerek yok."

Mecburen başımı sallayıp önüme döndüm ve ikisine ayak uydurmaya çalıştım. Yurda varana dek kötü düşünmemem hakkında bir şeyler söyleyip durdular ancak odama girip kapımı kapattığımda duygularımı tam anlamıyla yaşama fırsatı bulabildim.

İlk iş olarak duvara öfkeli bir tekme geçirdim, sarsılan bedenim yanık kolumu daha fazla acıtınca bu kez bunun için öfkelenip diğer ayağımla bir tekme daha attım. Canımı yakıyordu ancak rahatlamak için birebir olduğunu inkar edemezdim.

"Bari eski yaranın iyileşmesini bekleseydin keşke." şaşkınlıkla odaya döndüğümde yatağıma oturmuş Öykü'yle karşılaştım. Öyle sakin bir halde oturmuş beni izliyordu ki, sanki odama izinsizce giren o değildi. Biran yanlışlıkla onun odasına girmiş olabileceğimden bile şüphelendim, ama hayır burası benim odamdı. Öyleyse odama nasıl girmişti bu kız?

Elimi duvardan çekip odanın içine doğru birkaç adım atarak onu muhatabım haline getirdim. "Burada ne yapıyorsun? Aynı katı paylaşıyoruz, aynı odaları değil. "

Rahatça omuz silkip komodinin üzerinde duran sargı bezlerinin işaret etti. "Seni tedavi etmek için geldim." kaşlarım kendiliğinden havalandığında beni umursamayıp kremlerden birine uzandı. "Tabi bu, kendine başka yaralar daha açarsan onlar için de aynı şevkati göstereceğim anlamına gelmiyor."

Bu hallerine alışık olmadığım için biraz temkinli davranarak yanına gidip eliyle gösterdiği yere oturdum. Hırkamı üzerimden çıkarırken sessizdi, onu ölçmek için hafifçe inledim. Özür dileyip işine devam etti.

Pekala, sanırım gerçektende korkmaya başlamalıydım.

"Sen iyi misin?"

Gözlerini yaptığı işten ayırmadan başını salladı. "Evet iyiyim, neden sordun?"

"Seni bu halde görmeye pek alışık değilim doğrusu." tepkisini ölçmek için bir süre sessiz kaldım. Sanki benim bitirmemi bekler gibi bir şey demiyordu. "Hele ki sabah ki tavrından sonra..."

Derince iç çekip başını salladı ve, "Haklısın." dedi. "Sabah sana karşı biraz ön yargılıydım, kabul ediyorum."

"Peki şimdi değişen ne? Biran da bana öylece güvenmeye mi başladın?"

"Hayır öyle değil." bir süre sessiz kalıp sadece işine odaklandı kafasında bir şeyleri yerlerine koymaya çalışır gibi düşünceli görünüyordu. Ne düşündüğü hakkında en ufak bir fikrim yoktu ancak o böyle yaptıkça merakım daha çok artıyor ve gittikçe sabırsız bir hale geliyordum.

İnatla sorgular bakışlarımı yüzünden çekmediğimde mecburen bana dönmek zorunda kaldı. "Aslında sana karşı hala daha şüphelerim var." diye bir itirafta bulundu gamsızca. "Bakma bana öyle, senin de bana bayıldığın söylenemez."

"Birbirimize karşı olan duygularımızı da itiraf ettiğimize göre asıl konuya gelecek misin artık?"

"Sorularını cevaplamaya karar verdim," deyiverdi birden bire. Bunu isteyen ben olmama rağmen hazırlıksız yakalandım.

"Ciddi misin?" Anın heycanıyla ne yapacağımı bilmeyerek tüm bedenimi ona çevirdim.

"Ah..."

"Evet ciddiyim ama yavaş ol, ani hareketlerde bulunma. Anlatacağım. " azarlanmış bir çocuk edasıyla dediğini yapıp işini bitirinceye dek kıpırdanmamak için büyük bir gayret gösterdim.

Başından beri benden bir şeyler gizlediği apaçık bir gerçekti ama tüm çabalarıma rağmen tek bir soruma bile cevap vermemişti, şimdi ne olmuştu da sabahtan akşama fikri değişmişti merak ediyordum.

"Arkadaşın, kavgacı biri sanırım," gözlerimi kısarak bakışlarımı yüzünde gezdirdim, laf mı karıştırmaya çalışıyordu o?

"Selim'den mi bahsediyorsun?" başını salladı. "Alakası yok, herkesin sinirleri bozuk sadece. "

Sanki soran o değilmiş gibi fütursuzca omuz silkti, " Bu meseleye gerçekten takılmış görünüyordu, kendi kendine konuşur gibi mırıldanmaya devam etti. "Neden sorun yaşadılar ki, aynı takımda oynuyorlar araları iyidir sanıyordum?"

"Sana ne?" diye çıkıştım kendimi tutmayarak, "Burada oturup dedikodu mu yapacağız, sorularımı cevaplayacağını söylemiştin. Verdiğin sözleri tutmalısın."

"Sözümü tutmamazlık yapacağım falan yok."

Elindeki bezle yaramın etrafını hızlıca sildi ve bezi komodinin üzerine bırakarak tekrar yatağa oturdu.

"Kolumu sarmayacak mısın?"

"Hayır, biraz açık kalsın daha kolay iyileşir."

Tekrar ağzımı açıp başka bir soru daha yönelteceğim sırada hiç beklemediğim bir şey yaptı ve üzerindeki tişörtü sıyırıp yatağa attı.

Öyle hazırlıksız yakalandığım bir hareketti ki bu, o karşımda siyah askılı atletiyle kalmışken yapabildiğim tek şey az önce fark ettiğim sargılı omzuna bakakalmak oldu.

"Sen..."

"Buraya gel,"

Ne diyeceğimi bilemediğim için dediğini yaparak yanına gittim. Kolundaki sargıyı yavaşça çıkarıp neredeyse iyileşmiş yarasını görebileyim diye boynunu yana eğerek bana iyice yer açtı. Gördükletim karşısında elimi kaldırıp dokunmamak için kendimi zor tuttum.

Bu da neydi böyle?!

"Beni layık gördükleri gurubun damgası." diye mırıldandı sanki düşüncelerimi okuyabiliyormuş gibi.

"Bu ne zaman oldu?" biranlık yüzüne bakıp tekrar gözlerimi koluna indirdim. Tıpkı benimki gibi omzunun hemen biraz arkasında kalan bir yanık izi vardı. Aslında buna bir iz demektense damga demek daha doğru olurdu.

Garip bir şekle sahipti; ters bir üçgen şeklindeydi ama üçgenin yere bakan sivri kısmından iki ok çarpı şeklinde dışa fırlamıştı.

"Birkaç hafta önce, hatta önümüzdeki çarşamba tam bir ay olacak."

"Nasıl oldu?"

Ne diyeceğimi gerçekten bilemiyordum yapabildiğim tek şeyi yapıp aklıma gelen ilk şeyi soruyordum sadece.

"Kendi evimde odamdaydım, bir sabah ansızın uyandığımda omzum bu haldeydi."

"Kimseye söylemedin mi peki? Evinize kadar girmişler polise gitmediniz mi?"

Bakışlarını benden kaçırıdı, uzanıp tişörtünü alıp hızlıca üstüne geçirdi.

"Kimseye haber vermedim. Oyuncu olmayan kimseye olanlardan bahsedemeyiz. Davetiye kartın gelmiş olsaydı bunu sen de bilirdin."

"Layık gördükleri grubun damgası derken neyi kast ettin?" diye sordum. Az çok duyacaklarımı tahmin edebiliyordum aslında ama kaldırabileceğime olan inancım beni korkutuyordu.

"Dur, sakin ol."diye uyardı beni. "Önce kendi damganı gör, sonra hepsini anlatacağım... "

Korkudan gözlerim büyüdü ve istemeden bir adım geri gittim. "Hayır, bu-"

Lafımı böldü, "Artık bir şeyler öğrenmek istiyorsun değil mi?" başımı salladım. "O zaman gel buraya."

Biran kapıya bakıp aradaki mesafeyi ölçmeyi denedim, sonra bunu çok çocukça bir fikir olduğunu fark edip vazgeçtim. Cesur olmalıydım, cevaplara ilk kez bu kadar yaklaşmışken saçma bir korkunun beni durdurmasına izin veremezdim.

Sonunda pes edip yatağa gittim ve yanına oturdum. Çantasından küçük bir ayna çıkarttığını görebiliyordum. Son kez bana dönüp hazır olup olmadığımı sorgulayan bir bakış attı. Sadece gözlerimi kırpıp aynaya uzandım. "Cesur ol."

Söylediği pek mümkün değildi, ama yine de öyleymiş gibi yapabileceğimi biliyordum. Bunun verdiği inançla başımı salladım ve derin bir nefes alarak aynaya döndüm....

.

.
.
.
.
.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

57okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.