2. bölüm / 6
Siyah Renkli ÇiçeklerUnutulanların Gölgesi
Bölümler 6Şu an: Unutulanların Gölgesi
Nihân birkaç saniye boyunca yerde duran deftere baktı.Sonra eğilip aldı.Parmakları titremiyordu.Ama kalbi, sanki göğsünün içinde kendine ait olmayan bir ritimle atıyordu.Defterin kapağını kapattı.
Ebrâ hâlâ karşısındaydı.İlk kez yüzündeki o sakin ifade kaybolmuştu.
“Sen…” dedi Nihân.
Sesi düşündüğünden daha kısık çıkmıştı.Ebrâ cevap vermedi.
“Bu defterde senin adın yazıyor.”
“Biliyorum.”
“Nasıl biliyorsun?”
Ebrâ gözlerini kaçırdı.
“Çünkü o defteri daha önce gördüm.”
Nihân'ın kaşları çatıldı.
“Ne zaman?”
Ebrâ cevap vermedi.
“Nerede gördün?”
Sessizlik.
Nihân bir adım yaklaştı.
“Ebrâ.”
Kız başını kaldırdı.
“Bilmiyorum.”
Nihân kısa bir kahkaha attı.Ama bu gülmek değildi.
“Bilmiyorum mu?”
“Hatırlamıyorum.”
Bu kez Nihân sustu.
Az önce duyduğu kelime, kendi içinde yıllardır taşıdığı bir şeye dokunmuştu.
Hatırlamıyorum.
İnsan bazı kelimeleri başkasından duyduğunda bile kendine ait hissedebilirdi.Nihân'ınki de öyleydi.
Masaya oturdu.Defteri tekrar açtı.
16 Ocak.Ebrâ bugün yine ağladı.
Altındaki sayfaya geçti.Başka bir tarih.
18 Ocak.
“Ona gerçeği söylemeyeceğim.”
Nihân'ın gözleri satırda kaldı.
“Gerçek ne?” diye sordu.Ebrâ cevap vermedi.
Nihân başını kaldırdı.
“Bunu sen mi yazdın?”
“Hayır.”
“Peki kim yazdı?”
Ebrâ'nın yüzündeki renk değişti.
“Sen.”
Nihân deftere baktı.
“Ben yazmadım.”
Ebrâ bu kez çok sakin konuştu.
“Yazdın.”
“Hatırlamıyorum.”
“Biliyorum.”
Bu cevap Nihân'ı susturdu.
Kafedeki insanların konuşmaları, fincanların çıkardığı sesler, dışarıdan geçen arabaların uğultusu…Hepsi bir anda çok uzaktan geliyormuş gibi hissettirdi.
Nihân defteri kapattı.
“Beni daha önce nerede gördün?”
Ebrâ uzun süre cevap vermedi.
Sonunda:
“Bir hastanenin koridorunda.”
Nihân'ın yüzündeki ifade değişti.
“Hangi hastane?”
Ebrâ gözlerini onun gözlerine dikti.
“Senin hatırlamadığın yerde.”
Nihân'ın içinden soğuk bir şey geçti.
“Ben hastaneye yatmadım.”
Ebrâ hafifçe başını eğdi.
“Bu hayattaki Nihân için değil.”
Nihân'ın nefesi kesildi.
“Ne demek o?”
Ebrâ ayağa kalktı.
Kitabını çantasına koydu.
“Gitmem gerekiyor.”
Nihân onun koluna uzanacak gibi oldu ama durdu.
“Bir dakika.”
Ebrâ durdu.
“Beni gerçekten tanıyor musun?”
Kız arkasını dönmeden cevap verdi.
“Keşke tanımasaydım.”
Sonra kapıya doğru yürüdü.
Nihân onu izledi.
Kapının üzerindeki zil bir kez daha çaldı.Ebrâ dışarı çıktı.Nihân birkaç saniye yerinden kıpırdayamadı.Sonra masanın üzerinde bir şey fark etti.Ebrâ'nın oturduğu yerde küçük, kurumuş bir çiçek vardı.Siyah renkteydi.Nihân çiçeği eline aldı.Yapraklarının arasında küçük bir kâğıt parçası vardı.Açtı.
Tek bir cümle yazıyordu:
“Beni ilk kez gördüğün gün, ben seni son kez göreceğimi biliyordum.”
Nihân'ın gözleri kapıya çevrildi.
Ebrâ gitmişti.
Ama ilk defa korktuğu şey Ebrâ'nın gitmesi değildi.Asıl korkutucu olan şuydu:
Bu cümleyi okuduğunda içinde bir şey kıpırdamıştı.Bir görüntü.Çok kısa.Beyaz bir koridor.Yağmur sesi.Bir çift göz.Ve ağlayan bir kız.
Sonra her şey yeniden karardı.Nihân gözlerini açtı.Kafedeydi.Elinde hâlâ siyah çiçek vardı.Telefonu çaldı.Ekranda yine aynı numara vardı.Bu kez mesaj beklemiyordu.Telefonu açtı.
Karşıdan hiçbir ses gelmedi.
Nihân:
“Sen kimsin?” dedi.
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra telefondan bir erkek sesi geldi.
“Defteri bulduysan…”
Ses bir an durdu.
“Ebrâ'yı da bulmuşsun demektir.”
Nihân'ın yüzü gerildi.
“Sen Ebrâ'yı nereden tanıyorsun?”
Karşıdaki adam cevap vermeden önce derin bir nefes aldı.
“Çünkü Nihân…”
“Onu senden önce kaybeden bendim.”
Telefon kapandı.
Nihân uzun süre ekrana baktı.
Sonra siyah çiçeğe.
Ve ilk defa aklından tek bir düşünce geçti:
Belki de Ebrâ'nın hatırladığı geçmiş, onun unuttuğu geçmişti.
