Son Bekleyiş

Vaveyla Yazarı: Kemal Erdem Albayındır

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Son Bekleyiş

Saat beşi kırk yedi geçiyordu.
Nihân, hastanenin karşısındaki kaldırımda durmuş, binaya bakıyordu.Burası üç yıl önce kapanmıştı.En azından ona söylenen buydu.Fakat binanın giriş kapısında hâlâ eski tabelası duruyordu.Harflerin bazıları sökülmüş, bazıları paslanmıştı.
ŞEHİR HASTANESİ — B BLOK
Nihân'ın gözleri tabeladan ayrılmadı.İçinde tuhaf bir his vardı.Sanki buraya ilk kez gelmiyordu.Sanki ayakları ondan önce burayı biliyordu.Saat altıya iki dakika vardı.Cebindeki mektubu yokladı.Yanındaydı.Siyah defter de çantasındaydı.Fakat Ebrâ yoktu.
Nihân telefonunu çıkardı.
Mesaj yazdı.
Ben geldim.
Gönderdi.
Uzun süre bekledi.
Cevap gelmedi.
Tam telefonunu cebine koyacakken ekran aydınlandı.
Ebrâ:
Tek başına mısın?
Nihân:
Evet.
Üç nokta belirdi.Sonra kayboldu.Tekrar belirdi.
Ebrâ:
İçeri girme.
Nihân başını kaldırdı.Hastanenin kapısına baktı.Sonra tekrar telefona.
Nihân:
Bana buraya gelmemi söylediler.
Cevap gecikmedi.
Ebrâ:
Kim?
Nihân birkaç saniye düşündü.
Nihân:
Beni senden önce kaybettiğini söyleyen adam.
Bu kez Ebrâ uzun süre cevap vermedi.Sonunda tek bir cümle yazdı.
Ebrâ:
O adamdan uzak dur.
Nihân telefonu kapattı.
Başını kaldırdı.
Kapının önündeydi.Ve kapı açıktı.
İçerisi karanlıktı.Bir süre olduğu yerde kaldı.Sonra içeri girdi.
Koridorlar beklediğinden daha sessizdi.Duvarlardaki boyalar dökülmüş, bazı kapıların üzerinde eski numaralar kalmıştı.Ayak sesleri koridorda yankılanıyordu.Nihân yürüdükçe içindeki huzursuzluk büyüyordu.Bir kapının önünden geçerken aniden durdu.
Kapının üzerinde:
216
yazıyordu.
Nihân'ın kalbi hızlandı.
Bir görüntü geldi.Beyaz bir oda.Bir sandalye.Pencereden süzülen kış güneşi.
Ebrâ.
Elinde siyah bir çiçek.
Nihân gözlerini kırptı.Görüntü kayboldu.
Kapıya baktı.
216.
“Ben buraya geldim…”
Sesi koridorda yankılandı.
Ama ne zaman?
Cevap yoktu.
Kapının koluna uzandı.Tam açacakken arkasından bir ses geldi.
"Geç kaldın.”
Nihân hızla döndü.Koridorun sonunda bir adam duruyordu.
Yüzünü tam seçemiyordu.Uzun, koyu renk bir palto giymişti.Nihân onu daha önce görmemişti.
Ama sesi tanıdı.
Telefondaki adam.
"Sen.”
Adam birkaç adım yaklaştı.
"Evet.”
“Adın ne?”
Adam sustu.
Nihân öfkeyle:
“Bunca zamandır benimle konuşuyorsun. Beni takip ediyorsun. Ebrâ'yı tanıyorsun. En azından adını söyle.”
Adam başını hafifçe eğdi.
“Benim adımın bir önemi yok.”
“Benim için var.”
“Hayır, Nihân.”
Adamın sesi değişti.
“Senin için önemli olan benim kim olduğum değil.”
“Ne o zaman?”
“Neden hâlâ hayatta olduğun.”
Nihân'ın yüzü gerildi.
“Ne demek istiyorsun?”
Adam 216 numaralı kapıya baktı.
“Bunu hatırlıyor musun?”
Nihân cevap vermedi.
“Hatırlamıyorsun.”
Adam kapının önüne geldi.
“Çünkü hatırlaman gereken şeylerin çoğu senden alındı.”
Nihân'ın sesi titredi.
“Kim aldı?”
Adam ona baktı.
“Sen.”
Nihân birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
“Ben mi?”
“Evet.”
“Ben neden kendi anılarımı silmek isteyeyim?”
Adam cevap vermedi.
Nihân öne çıktı.
“Ebrâ bununla ilgili bir şey biliyor.”
Adamın yüzü ilk kez değişti.
“Ebrâ…”
İsmi söylerken sanki yıllardır taşımaktan yorulduğu bir yükü hatırlamış gibiydi.
“Ebrâ seni hatırlamayı seçti.”
Nihân kaşlarını çattı.
“Ben neden hatırlamamayı seçtim?”
Adam:
“Çünkü birinizin hatırlaması gerekiyordu.”
“Ne?”
Adam kapıyı açtı.Odanın içi boştu.
Yalnızca eski bir masa ve iki sandalye vardı.Masanın üzerinde küçük bir kutu duruyordu.Nihân kutuya baktı.
Adam:
“Bunu al.”
Nihân yaklaşmadı.
“İçinde ne var?”
“Senin geçmişin.”
“Bana neden veriyorsun?”
“Çünkü artık saklamanın bir anlamı kalmadı.”
Nihân kutuyu aldı.
Kapağını kaldırdı.
İçinde onlarca fotoğraf vardı.
Hepsinde Ebrâ.
Ama her fotoğrafta Nihân farklı görünüyordu.Birinde gülüyordu.Birinde Ebrâ'ya bakıyordu.Birinde başını onun omzuna yaslamıştı.Birinde ikisi yağmur altında yürüyordu.
Nihân fotoğrafları çevirdikçe nefesi ağırlaştı.Sonra bir fotoğrafta durdu.
Fotoğrafın arkasında tek bir cümle vardı.
“Bunu hatırlarsan, onu bir daha sevemezsin.”
Nihân fotoğrafı çevirdi.
Ebrâ'ya baktı.
Bu fotoğrafta yüzünde hüzün vardı.Nihân'ın yüzünde ise korku.Sanki fotoğraf çekildiği anda ikisi de bir şeyin sonuna yaklaşmıştı.
Nihân fotoğrafı adama gösterdi.
“Ne oldu?”
Adam cevap vermedi.
“Ne oldu o gün?”
“Sen Ebrâ'ya bir söz verdin.”
“Ne sözü?”
Adam:
“Onu koruyacağına dair.”
Nihân'ın gözleri doldu.
“Koruyamadım mı?”
Adam uzun süre sustu.
Sonra:
“Hayır.”
Nihân'ın eli fotoğrafın üzerinde kaldı.
“Ne oldu?”
Adam bu kez doğrudan gözlerinin içine baktı.
“Ebrâ seni kaybetmedi, Nihân.”
Nihân'ın kalbi duracak gibi oldu.
“Sen…”
Adam cümlesini tamamladı.
“Ebrâ, seni unutmak zorunda kaldı.”
Nihân'ın yüzündeki ifade değişti.
“Hayır.”
“Evet.”
“Bana bunu daha önce söylemedi.”
“Çünkü senden korkuyordu.”
“Neden?”
Adam cevap vermedi.
Tam o sırada koridorun diğer ucundan ayak sesleri geldi.
Adam başını çevirdi.Nihân da baktı.
Ebrâ.Koşarak geliyordu.Saçları dağılmıştı.Nefes nefeseydi.Nihân'ın karşısında durdu.Bir süre konuşamadı.Sonra gözleri kutuya indi.
“Onu buldun.”
Nihân başını salladı.
“Bana neden söylemedin?”
Ebrâ gözlerini kapattı.
“Çünkü söylemeye hakkım yoktu.”
“Benden sakladığın şey ne?”
Ebrâ ona baktı.
Gözlerinde korkudan çok hüzün vardı.
"Sen beni unutmadın, Nihân.”
Nihân'ın kaşları çatıldı.
“Ne?”
Ebrâ bir adım yaklaştı.
“Sen…”
Sesi titredi.
“…beni hatırlamamayı seçtin.”
Nihân'ın gözleri doldu.
“Niye?”
Ebrâ cevap vermeden önce uzun süre ona baktı.
Sonra çok sakin bir şekilde söyledi:
“Çünkü o gece bana şunu söyledin.”
“Ne söyledim?”
Ebrâ'nın gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
“Eğer beni hatırlarsan…”
Sustu.Nihân bekledi.
Ebrâ devam etti:
“Beni bir daha kaybetmek zorunda kalacaksın.”
Nihân'ın nefesi kesildi.
“Ebrâ…”
“Sen unutmayı seçtin.”
“Peki sen?”
Ebrâ gözlerini ondan kaçırdı.
“Ben unutamadım.”
Koridorda sessizlik oldu.
Nihân elindeki fotoğrafa baktı.Sonra Ebrâ'ya.
“Bunca yıl…”
Ebrâ başını kaldırdı.
“Üç yıl.”
“Üç yıl boyunca beni bekledin mi?”
Ebrâ cevap vermedi.
Bu sessizlik cevaptan daha ağırdı.
Nihân ona yaklaşmadı.
Sadece baktı.Çünkü ilk defa Ebrâ'nın gözlerinde kendisinin bilmediği bir geçmişi değil…kendisinin kaybettiği bir hayatı görüyordu.
Adam birkaç adım geri çekildi.
“Artık gitmem gerek.”
Nihân ona döndü.
“Dur.”
Adam durdu.
“Bana son bir şey söyle.”
Adam bekledi.
Nihân:
“16 Ocak'ta ne oldu?”
Adamın yüzü ciddileşti.
“Bunu Ebrâ anlatmalı.”
Nihân Ebrâ'ya baktı.
Ebrâ'nın yüzü bembeyaz olmuştu.
Adam koridorun karanlığına doğru yürümeye başladı.
Nihân arkasından bağırdı:
“Sen kimsin?”
Adam durdu.
Arkasını dönmeden cevap verdi:
“Ben…”
Bir an sustu.
“…senden önceki Nihân'ın kardeşiyim.”
Ve yürüyüp karanlığın içinde kayboldu.Nihân olduğu yerde kaldı.
Ebrâ ise hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu.Nihân'ın elindeki fotoğraf yere düştü.Fotoğrafın arkasındaki yazı yukarı döndü.Nihân eğilip tekrar aldı.Daha önce fark etmediği küçük bir tarih vardı.
16 Ocak.
Altında ise bir cümle:
“Bugün birbirimizi son kez sevdiğimizi sandık.”
Nihân başını kaldırdı.Ebrâ'ya baktı.
“Bana o günü anlat.”
Ebrâ gözlerini kapattı.
“Anlatacağım.”
Sonra gözlerini açtı.
“Ama önce sana bir şey söylemem gerekiyor.”
Nihân bekledi.
Ebrâ'nın sesi neredeyse fısıltıydı.
“16 Ocak'ta…”
Bir an durdu.
“…sen ölmedin.”
Nihân'ın kalbi hızlandı.
Ebrâ devam etti:
“Ama herkes senin öldüğünü sandı.”