4. bölüm / 6
Siyah Renkli ÇiçeklerUnutmanın Bedeli
Bölümler 6Şu an: Unutmanın Bedeli
“Eğer bunu okuyorsan, Ebrâ’yı yeniden sevmişsin demektir.”
Nihân mektubun son cümlesinde takılı kaldı.Bir süre daha kâğıda baktı.Sanki cümleyi tekrar tekrar okudukça anlamı değişecekmiş gibi.Ama değişmedi.Kâğıt hâlâ aynı şeyi söylüyordu.
Ebrâ’yı yeniden sevmişsin.
Nihân'ın boğazı düğümlendi.
“Yeniden…”
Kelimeyi yüksek sesle söyledi.Odanın sessizliği kelimeyi geri verdi.
“Yeniden.”
Ayağa kalktı.Mektubu masanın üzerine bıraktı ve pencerenin önüne yürüdü. Dışarıda gece vardı. Sokak lambalarının altında ince bir yağmur yağıyordu. Camın üzerinde birbirine karışan damlalar, şehrin ışıklarını bulanıklaştırıyordu.Nihân alnını cama yasladı.
Üç yıl.
Üç yıl önce Ebrâ'yı tanımıştı.
Üç yıl önce onunla bir fotoğraf çektirmişti.
Üç yıl önce bir deftere onun adını yazmıştı.
Ve üç yıl önce…
Onu sevmişti.
Ama Nihân'ın hatırladığı hayatta Ebrâ diye biri yoktu.Bu düşünce artık korkutucu olmaktan çıkmıştı.Daha kötü bir şeye dönüşmüştü.İnandırıcı gelmeye başlamıştı.Çünkü elindeki her şey ona karşıydı.
Fotoğraflar.
Defter.
Mektup.
Ebrâ'nın anlattıkları.
Ve en kötüsü…
Kendi el yazısı.
Nihân tekrar masaya döndü.Mektubu eline aldı.Kâğıdın arkasında hiçbir şey olmadığını düşünüyordu.Fakat ışığa doğru tuttuğunda kâğıdın üzerinde belli belirsiz bir iz gördü.Kalem bastırılmıştı.Sanki yazı silinmişti.
Nihân masanın lambasını açtı.Kâğıdı ters çevirdi.Kalemin baskıları daha belirgin hâle geldi.
Bir cümle.
Tam okunmuyordu.Nihân parmağıyla harflerin üzerinden geçti.
“…hatırlarsan…”
Sonrası silikti.
Kâğıdı biraz daha ışığa yaklaştırdı.
“...bedelini…”
Nihân'ın eli durdu.
Hatırlarsan bedelini…
Cümlenin devamı yoktu.
Mektubun ön yüzüne tekrar baktı.Sonra ilk kez mektubun tarihini fark etti.Sağ alt köşede küçücük bir yazı vardı.
16 Ocak.
Nihân'ın gözleri büyüdü.Fotoğrafın tarihi de 16 Ocak'tı.
“Bu mümkün değil…”
Fotoğraf üç yıl öncesine aitti.
Mektup da aynı tarihte yazılmıştı.
Demek ki o gün…
Bir şey olmuştu.Telefonunu aldı.
Ebrâ'nın konuşmasını beklemeden mesaj yazdı.
Nihân:
16 Ocak'ta ne oldu?
Mesaj gönderildi.
Okundu.
Ama cevap gelmedi.
Bir dakika.İki dakika.Beş dakika.
Nihân telefonu masaya bıraktı.
Tam uzaklaşacakken ekran yeniden aydınlandı.
Ebrâ:
Bunu nereden biliyorsun?
Nihân hemen yazdı.
Nihân:
Bir mektup buldum.
Karşı taraf uzun süre yazıyor göründü.
Sonra kayboldu.
Tekrar yazıyor göründü.
Sonunda mesaj geldi.
Ebrâ:
O mektubu bulmaman gerekiyordu.
Nihân'ın kalbi hızlandı.
Nihân:
Kim yazdı?
Cevap birkaç saniye içinde geldi.
Ebrâ:
Sen.
Nihân gözlerini kapattı.Zaten biliyordu.Ama Ebrâ'nın bunu söylemesi başka bir şeydi.
Nihân:
Bana her şeyi anlat.Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra:
Ebrâ:
Her şeyi anlatırsam, beni yine kaybedersin.
Nihân'ın kaşları çatıldı.
Nihân:
Ben seni zaten kaybetmişim.
Ebrâ cevap vermedi.Nihân tekrar yazdı.
Nihân:
Ama nedenini bilmiyorum.Bu kez cevap daha uzun sürdü.
Ebrâ:
Çünkü bazı şeyleri hatırlamak, yaşamak kadar kolay değildir.Nihân telefonu sıkıca tuttu.
Nihân:
Benden ne saklıyorlar?
Uzun süre cevap gelmedi.Sonra tek bir mesaj düştü.
Ebrâ:
Benden önceki Nihân'ı.
Nihân'ın içi ürperdi.O ifade…
Daha önce de karşısına çıkmıştı.
Benden önceki Nihân.
Sanki Ebrâ, onun geçmişteki hâlinden bahsetmiyordu.Başka birinden söz ediyordu.
Aynı yüz.
Aynı isim.
Aynı el yazısı.
Ama başka bir hayat.
Nihân yazmaya başladı.Fakat göndermeden önce durdu.Aklına bir soru geldi.
Nihân:
O Nihân beni seviyor muydu?
Mesaj gönderildi.Ebrâ çevrimiçi oldu.Sonra tekrar çıktı.Cevap gelmedi.
Nihân telefonu masaya bıraktı.Tam o sırada kapı çaldı.
Üç kez.
Tok.
Tok.
Tok.
Nihân olduğu yerde kaldı.Saat gece yarısını geçmişti.Evde kimsenin olmaması gerekiyordu.Bir süre kapıya baktı.Sonra yavaşça koridora çıktı.Kapıyı açmadan önce durdu.
“Kim?”
Cevap yoktu.Nihân kapıyı araladı.Koridor boştu.Ama kapının önünde bir şey vardı.Küçük, siyah bir çiçek.Yanında da beyaz bir zarf.Nihân eğildi.Zarfın üzerinde tek bir kelime yazıyordu.
Ebrâ.
Zarfı açmadı.
Bir süre sadece baktı.Sonra telefonu titredi.Ebrâ'dan yeni mesaj vardı.
Ebrâ:
Kapının önündekini alma.Nihân'ın eli havada kaldı.Ekrana tekrar baktı.
Nihân:
Sen nereden biliyorsun?
Cevap gelmedi.Nihân koridora baktı.Kimse yoktu.Sadece yağmurun sesi vardı.Ve kapının önündeki siyah çiçek.
Nihân eğildi.Zarfı aldı.O anda telefon tekrar titredi.Bu kez Ebrâ arıyordu.
Nihân telefonu açtı.
“Ebrâ?”
Karşıdan birkaç saniye boyunca hiçbir şey gelmedi.Sonra Ebrâ'nın sesi duyuldu.
Alçak.
Titrek.
“Onu açma.”
Nihân zarfı elinde çevirdi.
“Neden?”
“Çünkü…”
Ebrâ sustu.
Nihân bekledi.
“Çünkü o mektubu ben yazmadım.”
Nihân'ın yüzü gerildi.
“Üzerinde senin adın var.”
“Biliyorum.”
“Ebrâ, bu ne demek?”
Karşı tarafta derin bir nefes duyuldu.
Sonra Ebrâ şöyle dedi:
“Ben o zarfı üç yıl önce sana verdim.”
Nihân'ın gözleri büyüdü.
“Ne?”
“16 Ocak'ta.”
Sessizlik.Nihân'ın eli titremeye başladı.
“Peki neden şimdi kapımda?”
Ebrâ cevap vermedi.Nihân'ın sesi yükseldi.
“Ebrâ!”
Karşı taraftan yalnızca fısıltı geldi.
“Çünkü o gün yarım kalan şey…”
Bir an sustu.
“…bugün yeniden başladı.”
Telefon kapandı.
Nihân uzun süre ekrana baktı.
Sonra zarfı çevirdi.Arkasında küçük bir mühür vardı.Siyah bir çiçek.Aynı çiçek.Defterdeki.Fotoğrafın yanındaki.
Ve Ebrâ'nın ona bıraktığı çiçek.
Nihân zarfı açmak üzereyken içeriden bir ses geldi.
Bu kez fısıltı değildi.
Kendi sesi gibiydi.
“Henüz değil.”
Nihân dondu.Odanın içine baktı.Kimse yoktu.Fakat masanın üzerindeki siyah defterin sayfaları kendi kendine çevrilmeye başlamıştı.Bir sayfa.İki sayfa.Üç sayfa.
Sonra durdu.
Nihân yaklaşınca açık sayfada yeni bir cümle gördü.Daha önce orada olduğuna emin değildi.Belki de vardı.Belki de sadece şimdi görebiliyordu.Cümle kısaydı.
“Ebrâ seni ilk kez 16 Ocak'ta sevmedi.”
Nihân'ın nefesi kesildi.Cümlenin altında ikinci satır vardı.
“Seni daha önce sevmişti.”
Ve üçüncü satır…
“Ama sen bunu hatırlamamalısın.”
Nihân sayfaya dokundu.Mürekkep hâlâ ıslaktı.Bu imkânsızdı.Çünkü defter yıllardır kapalıydı.
Ya da…
Nihân artık hiçbir şeyden emin değildi.Masanın üzerindeki telefon yeniden çaldı.Bu kez bilinmeyen bir numaraydı.Nihân aramayı açtı.Karşıdaki adamın sesi geldi.Aynı adam.Daha önce konuştuğu adam.
“Sonunda mektubu buldun.”
Nihân dişlerini sıktı.
“Sen kimsin?”
Adam cevap vermedi.
Nihân tekrar sordu.
“Ebrâ'yı nereden tanıyorsun?”
Sessizlik.
Sonra adam:
“Bunu yanlış soruyorsun.”
“Neyi?”
“Ebrâ'yı nereden tanıdığımı değil…”
Adamın sesi alçaldı.
,“…senin onu neden unuttuğunu sormalısın.”
Nihân'ın gözleri kapandı.
“Bana gerçeği söyle.”
Adam kısa bir süre sustu.
Sonra:
“Gerçeği öğrenmek istiyorsan, yarın saat altıda eski hastaneye git.”
Nihân'ın kalbi hızlandı.
“Hangi hastane?”
Adam cevap vermeden önce son bir cümle söyledi:
“Ebrâ'nın seni son kez beklediği yere.”
Telefon kapandı.Nihân pencereye döndü.Yağmur hâlâ yağıyordu.Masada siyah çiçek duruyordu.Elinde ise üç yıl önce yazılmış olması gereken bir mektup vardı.Ve zihninde tek bir tarih dönüp duruyordu:
16 Ocak.
Nihân artık geçmişini aramıyordu.Geçmişi onu bulmuştu.Ve belki de en korkunç olan buydu.Çünkü bazı geçmişler hatırlanmak için geri dönmezdi.
Bazıları…
hesap sormak için geri dönerdi.
