5. bölüm / 6
SIRRIN GÖLGESİ5. Bölüm
Bölümler 6Şu an: 5. Bölüm
- 1 1.Bölüm607 kelime
- 2 2.Bölüm589 kelime
- 3 3.Bölüm312 kelime
- 4 4.Bölüm283 kelime
- 5 5. Bölüm709 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6.Bölüm709 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
YİĞİT KAT
Işık’ın imzaladığı kâğıtları Tolga’ya doğru uzattım. "Gerekeni yap. Yarın için de tüm hazırlıklar eksiksiz tamamlanmış olsun," dedim sesimdeki buz gibi kararlılıkla.
"Işık’ın annesi de o düğüne gelecek. Onu tuttuğunuz yerden çıkarıp buraya getirin."
"Tamam abi," dedi Tolga çekingen bir sesle. "Ama... bir sorunumuz var."
Sert bir ses tonuyla sordum: "Nedir?"
"Abi, Akif Yel kapıda. Seninle görüşmeden gitmeyeceğini söylüyor."
"Derdi neymiş? Ben ona ayak altında dolaşmamasını söylemedim mi?"
"Abi, ne yaptıysak, ne dediysek gitmedi. Nuh diyor peygamber demiyor."
"İyi, tamam. Gidip bakalım şuna."
Hızlı adımlarla kapıya doğru yürümeye başladım. Sinirden sağ elimi sıkarak yumruk yapmıştım; bir yandan da diğer elimle kravatımı gevşetip düzeltiyordum. Dış kapıya vardığımda adamlarıma seslendim:
"Açın kapıyı!"
Kapının hemen yanındaki duvarın dibine çökmüş, üstü başı toz toprak içinde kalmış Akif Yel’e diktim gözlerimi. İçimden acı bir alay geçti: Vay be, koca Akif Yel... Nereden nereye.
Beni görür görmez doğrulup hızla ayağa kalktı. "Yiğit, bak yapma..." dedi sesi titreyerek. "Elimden her şeyimi aldın, bari kızımı kendine tutsak etme. İstersen bu şehri tamamen terk ederim ama ne olur karımdan ve kızımdan uzak dur."
Gözlerimi kısıp üzerine doğru bir adım attım. Öfkem sesime yansıdı: "Sen benim babama acıdın mı lan? Onu gözümün önünde, bir çocuğun gözleri önünde öldürürken benim tek bir damla gözyaşıma acıdın mı?!"
Akif Yel başını öne eğdi, çaresizce fısıldadı: "Haklısın... Bana ne yapıyorsan yap ama onlara dokunma. Kızımı bana düşman etme."
"Artık çok geç, Akif Yel," dedim yüzüne tükürürcesine. "Yarından itibaren resmen damadın oluyorum. Ve sana yemin ederim ki kızını da, karını da sana düşman edeceğim! Şimdi defol git buradan!"
Karşılık vermesine fırsat tanımadan adamlarıma döndüm: "Alın şunu gözümün önünden!"
Adamlarım onu yaka paça tutup uzaklaştırırken, arkasından çaresizce haykıran sesi sokağı inletiyordu: "Bunu senin yanına bırakmayacağım Yiğit Kat! Duydun mu beni, yanına kalmayacak!"
Dışarıdaki o kaostan sıyrılıp hızla eve girdim ve kendimi odama attım. Kafamı boşaltmak ve biraz olsun gevşemek adına hızla duşa girip çıktım.
Yatmadan önce Işık’ı kontrol etmem gerekiyordu; herhangi bir hata yapmasından, kendine zarar verecek bir şeye kalkışmasından korkuyordum.
Giyinmek için gardırobun kapağını açtığımda, üst raftaki kutulardan biri sarsıntıyla yere düştü. Eğilip kutuyu aldım ve kapağını açtım. İçindekileri gördüğüm an göğsüme bir ağırlık çöktü.
Kutunun içinde, Işık’la küçüklükten kalan eski bir fotoğrafımız ve bana yıllar önce hediye ettiği o küçük oyuncak ayı duruyordu.
Daha sekiz yaşındaydım o zamanlar... Işık şimdi beni hiç hatırlamıyor, geçmişe dair hiçbir şey hissetmiyor olabilirdi ama benim o çocukça duygularım o kadar gerçekti ki... Hâlâ, şu an bile içimde bir yerlerde o gerçeklik duruyordu.
Kutuyu hızla kapatıp eski yerine, en arkaya fırlattım. Üzerime siyah bir tişört ve şort geçirip adımlarımı Işık’ın odasına doğru yönlendirdim.
Kapısını yavaşça aralayıp içeri süzüldüm. Ağlamaktan yorgun düşmüş olacak ki yatağın üzerinde sızıp kalmıştı.
Yanına usulca yaklaşıp yatağın kenarına oturdum. Parmaklarımı saçlarının arasında gezdirdim.
"Özür dilerim," diye fısıldadım karanlığa doğru. "Ama bunu yapmak zorundaydım."
Alnına tüy gibi hafif, buruk bir öpücük kondurup sessizce odadan çıktım.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte evde güzel bir düğün hazırlığı başlamıştı. Merdivenlerden aşağıya doğru bir gölge gibi inen Işık’ı gördüm. Öfkeli adımlarla doğrudan yanıma yaklaştı.
"Annem gelmeden seninle asla evlenmeyeceğimi biliyorsun, değil mi?" dedi gözlerimin içine dik dik bakarak.
"Sözünü tut, yoksa bu düğün falan olmayacak!"
Onu daha fazla hırpalamamak ve üzerindeki o gerginliği biraz olsun hafifletmek için kapıdaki adamlarıma doğru hafifçe başımı salladım; bu, annesini getirmeleri için verdiğim işaretti.
Tekrar Işık’a döndüm:
"Sakin ol. Birazdan annene kavuşacaksın. Ve akşama..." dedim sesimi biraz daha alçaltarak, "...benim karım olacaksın. Bunu sakın unutma."
IŞIK YEL
Yiğit’in o kendinden emin, tehditkâr cümlesi üzerimde soğuk bir duş etkisi yaratmıştı. İçim ürperdi ama annemle buluşacak olma fikri kalbimin deli gibi çarpmasına yetiyordu. Her şeye katlanabilirdim, yeter ki annem iyi olsun.
Çok geçmeden arka bahçenin kapısı açıldı. İki korumanın eşliğinde annemin içeri girdiğini gördüm. Annemin o tanıdık, canımın içi sesi bahçede yankılandı: "Kızım..."
O an arkamı döndüm ve annemi görmemle birlikte gözyaşlarım sel oldu. Üzerinde benim ona doğum gününde hediye ettiğim o mavi bluz ve siyah pantolon vardı. Ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüştü, yüzü solgundu.
"Anne!" diye hıçkırarak kollarına doğru koştum.
Annem beni sımsıkı, sanki bir daha hiç bırakmayacakmış gibi kollarına aldı. Kokusunu içime çekerken hıçkırıklarımın arasından, "Neden yaptınız anne bunu?" diye fısıldadım acıyla. "Neden beni Yiğit’e sattınız?"
O sırada annemin gözleri benim omzumun üzerinden, arkamızda dikilen Yiğit’e kaydı. Yiğit’in gözlerinde ise tek bir kelime dahi etmemesini söyleyen, buz gibi, tehditkar bir bakış vardı...
